Bölüm 35: Şeytan Lord’un Kalesi (2)


 

Çevirmen: Godrogen Düzenleyici: Bluishgray

 

“Hah”

 

Hansoo arkasındaki hareketler yüzünden kıkırdadı.

 

'Bunun için ne kadar hazırlandığını merak ettim.'

 

Hansoo başını salladı.

 

Öyle görünüyordu ki askerler Hansoo’nun şeytanlarla savaş metotlarını izleyerek iyi hazırlanmışlardı.

 

Eserlerle şeytanlara ölümcül bir darbe vurmak yerine hareketlerini yavaşlatıyorlar, şeytanların alan etkili güçlerine karşı direnç gösterip güçlendirme(Buff) kullanıyorlardı. Askerlerin yeterli çeşitliliği vardı.

 

Hansoo gibi hareket edip beceri kullanamasalar da eksiklerini çeşitli hareket ve becerilerle dolduruyorlardı.

 

‘Bu şekilde avlanırsak kesinlikle daha güvenli olur.’

 

Hansoo’nun yönteminin tam tersi.

 

Hansoo, direncine güvenip tüm hasarı alıyor ve ezici saldırılarıyla canavarları olabildiğince çabuk yakalıyordu, bu şekilde olabildiğince kişiyi hayatta tutmak için en güvenli yöntemdi.

 

15 özel kuvvet ise şeytanlara dönüşümlü olarak yer değiştirip zarar veriyorlardı. Çünkü şeytanların yeteneklerine bir dereceye kadar dayanabilirlerdi.

 

Hansoo gibi aldıkları zararı azaltmaya çalışmıyorlardı bunun yerine devamlı iyileştirme becerileriyle iyileştiriliyorlardı.

 

Hansoo şeytanın tam işini bitirmek üzereyken özel kuvvetler şeytanın iki kalbini de aynı anda çıkarttılar.

 

İnsanların yüzleri donup kaldı. Sadece Hansoo’nun şeytanları öldürebileceğini düşünüyorlardı ancak klanların özel kuvvetleri de bu işi başarmıştılar.

 

Özel Kuvvet şeytanları öldürünce diğer klanlarda kendi özel kuvvetlerini saldılar ve büyücüleri öldürmeye başladılar. Büyü direncine sahip olmayanlar için büyücüler büyük tehditti ancak büyü direnci olan özel kuvvetlerin iyileştirme becerileriyle hiç de zor değildi.

(Ç.N Arkadaşlar beceriye skill diyorum artık daha kolayıma gidiyor ve bence alışılmışı bu :D Beceri olarak kalsın diyen varsa yorumlara yazabilir.)

(D.N: Çaktırmayın bende düzeltişim :D)

 

Ve en çekici yanı sayılardı. Hansoo bir kişiydi. Onun ne kadar güçlü olduğu bu gerçeği değiştiremezdi. Farklı klanların Lord’larının özel kuvvetleri 100 kişinin üzerindeydi ve av çok daha verimli oluyordu.

 

‘…eğer bu olabiliyorsa, klanlara katılmak daha iyi değil mi?" birileri mırıldandı.

 

Hansoo güçlüydü, ancak bir canı vardı. Ve klanlara mensup olmayan kişiler sürekli olarak büyücülerden hasar alıyorlardı. Öte yandan klan birliği özel kuvvetlerinin kapsamlı korumasıyla güvenle ilerliyorlardı.

 

“Orospular.. madem böyle bir şeyleri vardı o zaman bizi de korumalılar.”

 

“Hiç mantıklı değilsin. Neden bizi korusunlar ki?”

 

Neden onları korusunlar ki? Klanların bir parçası değildiler.

 

Konuşmakta olan arkadaşı uzaktaki Şeytan Lordun Kalesine baktı.

 

Bu ilk gündü. Daha gidecek çok yol vardı.

 

İstenmeyen şeyler istenmezler, bu yüzden düşünmeye başladı. Seçim imkanlarını belirledikten sonra düşünmeye başladı.

 

Ya klansız kalmaya devam edeceklerdi ya da utanmazsızca klanların emirleri altına gireceklerdi.

 

‘… o kadar da kötü değil?” Bu kadar endişelenmesinin sebebi kristalden 500 kişinin geçebiliyor oluşuydu ancak artık öyle bir sorun yoktu. Klan birlikleri kesinlikle onları hoş karşılardı. Sembolleri alan maceracılar onların bir parçası olur ve birlikte yükselirlerdi.

 

‘İyi. En azından bu konuda konuşalım. Eğer kabul edilmezsem olduğum konumda kalırım.’

 

Ne olursa olsun o kadar da kötü değildi. En kötü Hansoo’yu takip edebilirlerdi.

 

Ve eğer klanların altında savaşırlarsa bunu hoş karşılayacaklardı.

 

Benzer düşüncelerle birçok kişi klanlara doğru yönelmeye başladı ve buda Guntae’yi gülümsetti.

 

‘Tam beklediğim gibi.’

 

Bu adamların ne çeşit sadakatleri vardı. Onlar tıpkı çekirgeler gibi güvenli alanlara bakınıyorlardı.(Bu nasıl benzetme ya.) Hansoo’yu takip etmelerinin tek sebebi güvenilir olmasıydı çünkü arkada kalmak tehlikeliydi.

 

‘Evet. Sizi kabul edeceğiz.’

 

Yalnız kalması çok uzun zaman almaz.

 

‘Merak ediyorum da bakalım ne kadar ilerleyebileceksin ?’

 

“İnsanlar bizi terk etmeye devam ediyor. Bu şekilde olması iyi mi ?”

 

Hyunwoo 300 kadar insana bakarken mırıldandı.

 

‘Bu olanlar çok şaşırtıcı’

 

Hayır, başka bir yönden bakarsanız açıkça başka şeyler vardı. Başka şeylere kendi hayatlarından daha çok değer veren pek insan yok. Özelliklede aile, sevgi ve inanç gibi kavramların tehlikede olduğu bir yerde. Hansoo, Hyunwoo  ile konuşurken güldü.

 

“Eğer bu daha iyi savaşmalarını sağlıyacaksa o kadar da kötü değil.”

 

Hansoo aslında klan birliklerinin daha iyi olduğunu düşünüyordu. 20 gün içinde mükemmelliğe yakın bir biçimde zor düşmanlara karşı savaşmak için bir yol bulmaları aslında övgüye değerdi. Sonuç olarak bütün bunlar yaşayacak insan sayısını arttıracak ve Şeytan Lordun kalesini olan ilerleyişi hızlandıracaktı.

 

“Gerçekten bütün kristalleri almaları, seni sinir etmiyor mu?”

 

Kafasını çevirdi. Şimdiye kadar iki şey hakkında endişeleniyordu.

 

İnsanların şeytanların elinde ölmesi:çünkü insanlar kristalleri elde etmek için çok uğraşıyorlardı ve kristalleri elde eden insanların kimseyi düşünmeden diğer adaya yükselmesiydi.

 

Ancak artık böyle bir şey olmayacaktı.

 

Eres, 1000 insandan 600’ünü kurtarabilmişti. Eğer böyle ilerlerlerse, klanların ve onların üyelerinin tehlikeye girmeyeceği anlamına gelirdi. Ama neden kristalleri kullanıp bir üst adaya yükselmiyorlardı.

 

Aslında, kazandıkları kristallerle daha iyi eserler alırlarsa onlar için daha iyi olurdu.

 

Guntae Hansoo’ya doğru yürümeye başladı. “Yakaladıklarımızın içinden düşenlerin kullanım ve mülkiyet hakları bize ait değil mi?”

 

“Tabii ki, öldürdüğünüz canavarlardan ve şeytanlardan düşen eşyaların hakları size ait.”

 

Guntae omuzlarını silkti.

 

Bir karışıklık çıkartmaktansa kristallerin dağıtımını güvenceye almıştı. Bu sebepten eğer Hansoo bu konu hakkında bir şeyler söylerse, üstünlük gösterebilecekti. Hansoo güçlüydü ancak klanlar özel kuvvetlerini kullanırlarsa kazanabilirlerdi. Ve yavaşça onun altındaki insanlar da onu terk ederlerdi.

 

O kadar da kötü değil.

 

Niyetinin hiç anlamadığı birine karşı o kadar da kötü değildi.

 

Zaman ilerledikçe daha fazla avantajı elimize alacağız.

 

Acele etmeye gerek yoktu. Kristalleri elde ettikçe Lumpal Davulu gibi eserleri elde ettikçe fark iyice açılacaktı.

 

“Hey sikikler!”

 

Hansoo ilerde küfreden Guntae’ye bakarken güldü. Daha sonra sahip olduğu, kristal sayılarını hesaplamaya başladı.

 

Eşyalarını dizerken 'Eğer bu oranda kristal toplarsam, o zaman istediğim şeyi elde edebilirim.' Diye düşündü.

 

İhtiyaç duyduğu 55 kristali de elde edebilirse, Şeytan Lordun Kalesine olan yürüyüşleri ikisi için de daha sinerjik olurdu. Eğer ikisi böyle arkadaşça kalabilirlerse o zaman Eres’den bile çok insan kurtarabilirlerdi.

 

‘Zor olacak gibi.’

 

Hansoo düşünmeyi bıraktı ve şeytanlara doğru atıldı.

 

Kudududk

 

Hansoo elindeki tırpanı kendi savaştığı şeytana doğru gelen Özel Kuvvetlere doğru savurdu. Tırpanın zeminde oluşturduğu çukuru gören Özel Kuvvetler anında durdu ve Hansoo onlara doğru bağırdı.

 

“Yardımınıza ihtiyacım yok.”

 

Özel kuvvetlerden biri olan Sunghoon dişlerini sıktı ve konuştu.

 

“Nasıl bakarsan bak, bu çok adaletsiz.”

 

“Ne yapabilirim?”

 

Sunghoon yerde yatan cesetleri gösterdi.

 

Sadece zincirini kullanarak, üçünü aynı anda yok ediyorsun.

 

Klan Lordları, Özel Kuvvetlerini kendi klanlarındaki üyeleri şeytanlardan ve büyücülerden korunsunlar diye ayırdı. 60 kişilik gruptan 12 kişiden biri bir şeytanla dövüşürken, geri kalan 40 kişide büyücülerle ilgileniyordu. (toplam 100 adam) Ancak 60 kişi 5 tane şeytanı avlarken Hansoo tek başına 3 tanesini öldürmüştü.

 

Özel kuvvetler, daha az yara almak için daha güvenli bir şekilde savaşırken Hansoo manyak gibi hepsinin üstüne atlayıp duruyordu. Bundan dolayı da avlanma hızlar arasında çok büyük fark vardı.

 

Ama öyle olsa bile 60 kişiydi. Üstelik bu 60 kişi kılanın kaynaklarını ve yeteneklerini kullanarak yaratılmış elit kimselerdi.

 

Hansoo, konuşurken gülümsedi.

 

“Bir önceki hareketimin sebebi yakalamaya çalıştığım şeytanları öldürmeye çalışmanızdı.”

 

‘…lanet piç.’

 

Son 3 gün içinde görülen şeytanların sayısı yaklaşık 50ydi.

 

Onlar 30 tanesini yenerken, Hansoo tek başına 19 tane şeytan avlamıştı.

 

Sunghoon yavaşça gerindi ve kendi Klan Lord’u olan Guntae’nin yanına doğru ilerlerdi. Guntae düşüncelere dalmıştı.

 

Burada 12 tane klan vardı. Sahne ne kadar küçülürse onlar o kadar büyüyeceklerdi. Eğer bir şeyleri düzene sokmakta gecikirlerse her şey için çok geç olacaktı.

 

‘Güçlü olduğun gerçeğini kabul ediyorum.’

 

O gerçekten güçlüydü. Bütün her şeyleriyle yarattıkları klanlardan bile güçlü. Bundan sonraki zamanlarda bireysel gücün, grup gücünden daha yararlı olabileceği günlerinin gelebileceğini düşünerek…

 

‘Onu gerçekten klanıma dahil etmek istiyorum.’

 

Ancak baktığında, daha önceden birçok kişiyi reddettiğini duymuştu. Gene de herkes onu 1 kere çağırdı.

 

‘Sanki hepsini reddetmesinin bir sebebi var ..’

 

Sakladığı birçok şey vardı. Kristallerine rağmen yükselip gitmiyordu.

 

‘Çok şükür ki (yükselmediği için) hala bir şansım var.’

 

‘Eğer ben kullanamıyorsam kimse yapamaz. O çok tehlikeli.’

 

Eğer Hansoo gitseydi her şey çok tehlikeli olurdu ancak böyle bir durumda kendisi Özel kuvvetleri ve ana üyeleriyle birlikte kristalleri kullanıp kaçabilirlerdi. Birbirleriyle ilişkileri olsa da egemen olan kişilerle altta olan kişiler(sembolü olan kişiler) çok farklılardı.

 

‘Bir şeyler olması için kendim bir şeyler yapmama gerek yok. Başkalarını kullanabilirim.”

 

Biri onu bıçaklasaydı her şey biterdi. Kendisi için bıçağın zarar görmesi daha iyiydi.

 

‘Bir bakalııım. Çok kolay bir şekilde tuzağa düşürülebilecek birisiii… Taejin.’

 

Taejin’e doğru yürürken aşağıdaki klan üyelerine mesajlar gönderdi.

 

Taejin kemiklerden yapılmış dev kapının önünde duran Hansoo'ya soğuk bir şekilde baktı. Çünkü Guntae’nin ona söylediklerini düşünüyordu. Konuşulanların diğer klanlardan gizli tutulması gerektiğini söyledi.

 

“.. şu piç. Benim teklifimi reddetti ama Guntae’nin teklifini kabul etti.”

 

Taejin dişlerini sıktı.

 

Taejin tabii ki salak değildi ve hemen inanmadı. Her zaman Hansoo’nun yanında olan adam Hyunwoo’ya sormuştu ve o da gerçekten onların olumlu görüşmeler yaptığını söylemişti.

 

“Bu olamaz. Olamaz!”

(D.N: Nayır. Nolamaz! Tamamen ortalığı karıştırmacalar bunlar :D)

 

Guntae’nin klanı 12 Klanın içinde zaten en güçlüsüydü. Klanlar gizli müttefikler kurabilirlerdi ancak yukarı çıktıklarında ne olacağını nerden bilebilirdi. Buna izin veremezdi.

 

“Şu piç. Tarafsız olduğu için onu rahat bırakmıştım.”

 

‘Bazı hazırlıklar yapmam lazım.’

 

Taejin Kemik kapının önünde diğer klan üyelerine emir veren Hansoo’ya baktı ve dişlerini sıktı.

 

Ç.N…

Evet arkadaşlar ben ‘godrogen’. Bu siteye yaptığım ilk çeviriydi bu umarım beğenmişsinizdir. Ne yazık ki diğer çevirmen arkadaşların da bahsettiği gibi İngilizceye çeviren çevirmenin azizliğine uğruyoruz hepimiz. Elimden geleni yaptım. Umarım beğenirsiniz.

 




Yorumlar


Giriş Yap

Sosyal

Duyurular


Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 345

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 307

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 244

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 239

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 214

Chaotic Sword God
Chaotic Sword God
Beğeni Sayısı: 168

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 143

Legendary Moonlight Sculptor
Legendary Moonlight Sculptor
Beğeni Sayısı: 134

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 89

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 79

Site İstatistikleri

  • 1710 Üye Sayısı
  • 38 Seri Sayısı
  • 3243 Bölüm Sayısı
  • 1 Premium Seri Sayısı


Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır.

footerlogo

visamaster

creator