Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Angoria - Angoria Bölüm 20: Mirza Bo  


 

 

 

Kung Lao gözlerini açtığı anda kendisini bir kulübenin tavanına bakar iken bulmuştu. Daha ne olduğunu bile anlayamadan yaşlı ve idrarın çıkarken çıkarmış olduğu sese benzer bir ses ‘’Oh sonunda uyanmışsın’’ diyerek araya girmişti.

Kung Lao neler olduğunu anlayamadığı için sadece kafa sallamak ile yetinmişti. En son kendisini ormanda göğsünde bir ok girmiş bir halde hatırlıyordu ve orada öleceğinden de adım gibi emindi. Ancak şimdi bir kulübenin tavanına bakar iken bulmuştu, onun şaşkınlığını kim görmüş olsa musama gösterirdi değil mi?

‘’Ner…’’ diye ağzını açmıştı ki kuru olan boğazının yanması ile kelimeleri yarıda kesilmiş ve susmuştu. Bir iki kez ağzını şapırdatmış ve kafasını böylesine kötü bir sesin olduğu yöne doğru döndürmüştü. El işaretleri ile su ihtiyacını dile getirmeye çalışmış ve karşısındaki saçında ve sakalında yer yer gri lekelerin bulunduğu adamın anlamasını temenni etti.

Kung Lao el işaretlerini bir iki kez tekrarlamak sonucunda kalsa da en sonunda ihtiyar ‘’Haaa… Su istiyorsun sen!’’ diyerek bir koşu dışarıya çıkmış ve sonrasında ise elinde metal bir bardak ile geri gelerek Kung Lao’ya bardağı uzatmıştı.

Kung Lao aldığı bardağın içinde bulunan suyu girdap gibi içine çekmiş ve sonrasında ise derin bir oh çekmişti. İçmiş olduğu suyun çok güzel ve dinlendirici olduğunu düşünmüştü. Dilini tekrar şaklatarak zımpara gibi olmadığını anlamış ve sonrasında ise, ‘’Efendim verdiğiniz su için teşekkür ederim. Acaba neredeyiz? ‘’ diye soru sormuştu.

İhtiyar o berbat sesi ve neredeyse pürüzsüze teni ile kısa süreli kıkırdamış ve ‘’Benim evimdesin ya neresi olduğunun ne önemi var değil mi? ‘’ diye seslenmişti. Kung Lao bu kelimeleri duyduğunda ufak bir afallama yaşamış ve ‘’Ama… Efendim eviniz nerede bulunuyor? ‘’ diye sorusunu yinelemişti.

İhtiyar sorulan soru ile birlikte elinde bulunan cezveyi bir kenara bıraktı ve bakışlarını Kung Lao’ya doğru döndürdü suratındaki bakışlar buz gibiydi. İnsanların bu surat ile birlikte tek seferde ölebileceği kesindi, ağzını açtı ve ‘’Çok soru soruyorsun ancak anlamsız soru soruyorsun… Böyle giderse soru haklarını bitireceksin çocuk.’’ demiş ve tekrar masada bırakmış olduğu cezveyi geri alarak arkasını dönmüştü.

Bu sırada ise Kung Lao kendisini yataktan kalkmak zorunda hissetmiş ve hızlıca doğrulmuştu. Tam bu sırada ise beynine doğru gelen bir yıldırım, anında düşmesine sebep olmuştu. ‘’Ahhh!” diye bağıran Kung Lao’nun vermiş olduğu tepkiye gülen ihtiyar ‘’Salak mısın sen? Kim görmüş göğsüne ok yiyerek bir günde kalktığını? Tanrıya şükür ki şanlısın, nereden buldun bilmiyorum ama taş bitkilerine şükretmen gerekli onlar olmasa şimdi çoktan ölmüştün!’’ diye tepki göstermişti.

Kung Lao son söyledikleri karşısında şoke olmuştu. Kendisinin içmiş olduğu taş bitkisi sıvısını nasıl oluyorda bilebiliyordu ki? Kung Lao tam ağzını açmış ve ‘’Efend…’’ diyebilmişti ki; ‘’Ah!... Taş bitkisi kullandığını nereden anladığımı soracaksın değil mi? Açıkçası ben bir kahin değilim yediğin hemen belli oluyor. Görmüyor musun? Suratın, derin, dudakların, saçının rengi… Bunların hepsi senin taş bitkisi yediğini çığlıklar atarak belli ediyor çocuk’’ demiş ve Kung Lao’nun bütün sorularını tek seferde cevapladığı için Kung Lao’nun sadece ağzının açık kalmasına neden olmuştu. En sonunda ise aklında tek bir sorunun kaldığını fark eden Kung Lao ‘’Peki ya efendim ben buraya nasıl geldim? Chi Bzec? O nasıl iyi mi? Ona kötü bir şey olmadı değil mi? ‘’ diye peş peşe sorular yöneltmişti.

İhtiyar ise elindeki dumanı tüten cezveyi masanın üstüne altında bir örtü olacak şekilde bırakmış ve ‘’Rahatla çocuk, ismini bilmiyorum ama seni buraya getiren kız çok iyi olmasa da iyi sayılır. Sen dinlenmene bak!’’ diye bağırmış ve sonrasında ise sesinin çok çıktığını fark ederek, masanın üstünde bulunan cezveyi eline alıp içinde bulunan sıvıyı bir bardağa döken ihtiyar ‘’Al şunu, iç bakalım. O göğsündeki ok ucuna karşı iyi gelecektir…’’ diye mırıldanarak konuşmuştu.

Kung Lao karşısında bulunan yarı-deli ihtiyarın söylediği sözler karşısında ağzının bir karış açık kalmasına engel olamamış ve sonrasında ise dehşet verici bir çığlık ile “Ne!!!!... Göğsümde bir ok ucumu var!! ‘’ diye bağırmıştı. Bu sırada ise ciğerlerini çok zorladığı için göğsünün acımasına engel olamamıştı.

‘’Al ve iç şunu.’’ diye monoton bir ses tonu ile uzatmış olduğu bardağı eline alan Kung Lao bardağın içinde bulunan sarı renkli sıvıya bakmış ve ‘’Efendim, özür dilerim ama… Bu sıvı…’’ diyerek kekelemişti ihtiyar ise hiç vakit kaybetmeden, ‘’Ahh!! Merak etme işemedim içine…’’ diye elini sallayarak direkt olarak cevap vermişti.

Kung Lao karşısında ki ihtiyarın zihnini okuyabildiği konusunda bir fikre kapılmıştı ancak bunu suratında belli etmedi ve elinde bulunan bardağı yavaşça kafasına dikmeye koyuldu. Tam bu sırada ise ‘’Merak etme zihnini okumuyorum.’’ diye gelen bir cevap ile birlikte ağzındakileri püskürtmüş ve üstünde bulunan pamuktan yapılmış örtünün üstünü sarıya boyamıştı. İhtiyar arkasını döndüğü anda ‘’Ne yaptığını sanıyorsun lan velet!!!’’ diyerek bağırmış ve doğruca Kung Lao’nun üstünde bulunan örtüyü alarak uzaklaşmıştı. Gitmeden önce ise ‘’Sakın salakça bir şey yapma diye ‘’ onu uyarmıştı.

Kung Lao kendisine neden bu tür laflar edinildiğini bilmiyordu. Ancak sadece kafasını salladı ve içeceğin boğazında bıraktığı iğrenç etki ile birlikte sonuna kadar içmeye koyuldu…

İçecek her ne kadar kötü bir tada bir tada sahip olsa da vücudunun rahatladığını ve göğsünde bulunan ve her nefes alışı ile ufak bir acı yaşatan ok ucunun bile hissedilmeyecek seviyeye geldiğini hissetmişti. Kung Lao ‘’Madem ki yataktan dışarıya çıkamıyorum. O zaman bende yatakta eğitimimi sağlarım.’’ diyerek bacaklarını meditasyon duruşuna getirmiş ve gözlerini kapatarak derin nefesler eşliğinde zihnini boşaltmaya koyulmuştu.

Her nefesi ile birlikte zihninde biriken düşüncelerden arındığını hisseden Kung Lao içinde bulunan Qi’yi doğaya tek bir noktadan salarak etraftan Qi emmeye başlamıştı.

Her yirmi nefeste bir Phialamına doğru dışarıdan bir su damlası kadar doğal Qi’nin girdiğini hisseden Kung Lao içten içe çok sevinmiş ve ‘’Su damlası diyerek geçmemek gereklidir. Gün gelir bir kovayı doldurarak su isteyenlere deva olur…’’ diye mırıldanmıştı. Devam edebileceği son raddeye kadar ilerlemek isteyen Kung Lao bildiği sayılı teknikleri de en üst düzeye çıkarması gerektiğini çok iyi biliyordu.

Yaklaşık olarak iki yemek süresi bittiğinde Kung Lao’da kendisini bitmiş hissetmişti. Gözlerini açarak derin bir nefes almış ve elde ettiği başarı ile kendisini sevinç çığlıkları ile ödüllendirmişti. Şuan Başlangıç Kaynak Aleminin beşinci seviyesinin yarılarına gelen Kung Lao biliyordu ki bu tempoda devam ederek sadece bir haftada, Başlangıç Kaynak Aleminin altıncı seviyesine merdiven dayayacak ve sonrasında ise iki hafta içerisinde altıncı seviyeye geçmiş olacaktı.

Her Kaynak Aleminin bir baraj bölümü vardı, bunlar seviyeye göre değişiklik gösterir ve insanlar için dönüm noktaları olarak nitelendirilirdi. Dönüm noktasından sonra insan o Kaynak Aleminde daha hızlı seviye atlar ve bir üst Aleme geçişini sağlardı. Ancak, bu dönüm noktalarını her insan kolay bir şekilde geçemez ve çoğu zaman bütün hayatını vererek dönüm noktasını geçmeyi amaçlardı…

Kung Lao biliyordu ki Başlangıç Kaynak Aleminin altıncı seviyesine geçiş yaptığında phialamında ufak çaplı bir değişiklik yaşanacak ve kendisini daha güçlü yapacaktı. Bu olayı yaşamayı öyle çok istiyordu ki, gözlerinin parıldamasına ağzının suyunun akmasına engel olamıyordu.

Tam meditasyonun u bitirmiş ve bacaklarını tekrar uzatmış olan Kung Lao kapının açılması ile birlikte elinde ağzına kadar dolu olan file ile ihtiyar içeriye gelmişti. ‘’Tamamdır..:’’ gibi bir kaç şey mırıldanan ihtiyar Kung Lao’yu fark etmemiş ve daha öncesinde olduğunu bile bilmediği bir başka bir kapıdan içeriye kaybolmuştu.

Kung Lao önemsememiş ve kendisini yatağın yumuşak olmayan yastığına boğmuş ve yorgun gözlerini bir kez daha kapatmıştı.

Günler kendisini bu şekilde devam etmiş ve Kung Lao nasıl olduğunu bile anlayamadığı bir şekilde bir haftanın sonuna gelmişti. Bu sırada ise artık, ihtiyarın yardımı olmadan yürüyebiliyordu ve kişisel ihtiyaçlarını gideriyordu.

Ara ara yapmış olduğu meditasyonlar sayesinde artık Başlangıç Kaynak Aleminin beşinci seviyesinin sonundaydı ve en önemli nokta olan altıncı seviyeye merdiven dayamıştı. Son derece mutlu ve eğlenceli günleri geride bırakıyordu. Göğsünde bulunan yara neredeyse kapanmak üzereydi. kimi zaman acıyordu ancak bu acı fazla sürmüyor ve etkisini hemen kaybediyordu.

Bu sırada ise Kung Lao yer yer Chi Bzec’in durumunu ismini sonradan öğrenmiş olduğu Mirza Bo’ya soruyor ve genelde ise ‘’Ufak tefek sıyrıklar var önemsiz yakında iyileşecek…’’ diye kısa ve hararetli cevaplar alıyordu.

Kung Lao bu cevaplar karşısında içinin bir kurcuk tarafından kemirilmesine engel olamıyor ve gün geçtikçe daha meraklı oluyordu. Bir haftanın sonunda her gün en az üç veyahut dört saat ortadan kaybolan ve her geldiğinde ağzına kadar bitki ile dolu bir file ile gelen ihtiyarı izlemeye başlamış ve ne yaptığını kestirmeye koyulmuştu.

Yokmuş gibi duran ve sadece açıldığında varlığını belli eden kapıdan içeriye giren Mirza Bo’nun ardından bir tütsü süresi boyunca hareketsiz kalmış, ardından ise neler olduğunu anlayabilmek için Kung Lao’da gizemli kapıyı açarak içeriye girmişti.

Dışarısı nasıl fakirlikten ağzı kokutacak cinstense içerisi de tam tersi ağzın ferah bir şekilde kokmasını sağlayacak kadar zengindi. İçeride bulunan ve aşağıya merdiven ile inilen bu mekanda merdivenler bile çeşitli portrelere ve hayvan kafalarına sahipti. Kung Lao eğer azizin sarayını görmemiş olsa emindi ki sadece bu merdivenlere bile büyülenerek bağlanabilir ve saatlerce burada vakit geçirebilirdi.

Ancak azizin sarayından sonra pek bir ilgisini çekmeyen bu holden hızlıca geçen Kung Lao karşısında tek bir kapının bulunduğunu görmüştü. Kapının tokmağı işlemeli ancak lüks sayılabilecek kadar da iyi değildi. Kapıyı açan Kung Lao ise karşısında bir yatak ve onun hemen yakınında bulunan ve sürekli cezve ile bir şeyleri ezmekte olan Mirza Bo’yu görmüştü.

Yatağın üstünde duran ve beyaz bir örtünün göğüs hizasına çekilmiş olduğunu, derin nefesler alarak uyuyan Sİyah Tavşanı görmüştü.

 

Kung Lao Siyah Tavşanın bu şekilde uyuduğunu gördüğü anda korkmuş ve bu hale gelmesinin sebebini direkt olarak Mirza Bo’nun üstüne atmıştı. Tüm gücü ile ‘’SEN!!! SEN ONA NE YAPTIN!!!’’ diye bağırmış ve göğsünün acısını dinlemeden, Mirza Bo’nun üstüne doğru koşmaya başlamıştı…

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1147

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 841

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 623

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 617

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 530

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 310

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13248 Üye Sayısı
  • 392 Seri Sayısı
  • 18107 Bölüm Sayısı


creator
manga tr