"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Angoria - Angoria Bölüm 156: Long Tian'ın Tekniği


 

Yazan: Aydehan

Düzenleyen: Ichigollum


“Bunu neden yaptın?!”

Kung Lao’ya doğru bakan genç, suratında ki delici ifadeyle birlikte muazzam bir kuvvet ortaya koyuyordu. Her kelimesi bir otoriteye sahipti, dudaklarından çıkan kelimelerin içine yüklenmiş anlamlar ile Kung Lao bir iki nefes süresi boyunca nefes dahi alamamıştı.

Kung Lao suratındaki ifadesini değiştirmedi, ne korktuğu nede etkilendiği belliydi. Hatta suratında masum bir gülümseme bile ortaya çıkmıştı. Gözleri ışıklar saçıyordu, bu iki göz birbirine baktığında insanların düşüneceği tek şey bir kaplan ile anka kuşunun birbirine bakışmasıydı.

“İnsan ne olduğunu bilmelidir, kendinin ne olduğunu bilirse karşısındakinin de ne olduğunu bilir. Ancak insan kendini tanımaz ve başkası gibi görmeye başlarsa bozulur, bozulan insanlar yobazlaşır ve karşısındaki insana da bu gözle bakmaya başlar. Küçük kardeşin de daha az öncesine kadar böyleydi, karşısındaki insanın ne istediğini bile bilmeden onu istediği şeyi yapmaya zorluyordu. İşte bu yüzden Prenses Lu Lu benden yardım istediğinde onu öldürdüm. Böylesi birisinin yaşaması için bir neden yoktu…”

Bu sözlerden sonra karşısındaki genç dişlerini sıktı. Söylediği her kelimede haklıydı, küçük kardeşi Long Li, her zaman en küçük çocuk olduğu için daha çok sevildi ve şımartıldı. Bedenini güçlendirmeyi ve kaynak alemini atlamayı bile düşünmemişti, ekimini yaparken son derece tasasızdı ve kendisi ilk dar boğazına girdiğinde bile babasının sağlamış olduğu ilaçlarla bunu atlatmıştı. Long Li her ne kadar kardeşi olsa da onun gözünde bir hayal kırıklığından başkası değildi.

“Ne yazık, bu kadar zeki birisi olduğunu asla bilemezdim. Keşke başka bir hayatta ve başka bir zamanda birlikte olup uzun uzun konuşabilseydik…”

“Bana ismini söylemeni rica ediyorum senden, bu sayede en azından öldürdüğüm insanın ismini bilecek ve ömrümün sonuna kadar hatırlayacağım.”

Kung Lao bu insanın son derece mantıklı olduğunu fark etti, söylediği sözlerin hiçbirisini inkar etmemişti ve zorda olsa kabul etmişti. Bu onun gözünde derin bir saygı bıraktı, gerçekten de eğer başka bir hayatta ve başka bir zamanda olsalardı kesinlikle en iyi arkadaşlar olurlardı.

“Benim adım Kung Lao, öleceksem bile karşımdaki insanın ismini bilmek isterim. Bir sonraki hayatımda eğer hatırlarsam bu ismi iyi olur.”

Kung Lao’nun suratındaki masum gülümsemesi hala devam etmekteydi. Bu ikilinin bakışları ile sanki yer ve gök titriyordu.

“İsmim Long Tian… Tanıştığıma sevindim, seni öldürdüğüm için şimdiden beni affet ancak kardeşimin intikamını almam lazım. Yoksa asla huzura eremez, umarım anlayabiliyorsundur beni.”

Kung Lao kafasını salladı ve derin bir nefes aldı. Onu gören Prenses Lu Lu sanki ölmeyi kabullenmiş gibi davranıyordu. Bu durum onda son derece büyük bir etki bıraktı, daha demin katliam yaratan bir çocuk şimdi ölmeyi kabullenmişti.

“Eğer öldüremezsen buradan barış içinde ayrılmak isterim. Her ne kadar bu hayatta bir arkadaşlığımız olamayacak olsa da, senin gibi birisi ile düşman kalmakta beni son derece üzecektir.”

Long Tian sadece kafasını salladı, ardından da eline almış olduğu mızrağını, hafifçe döndürdü. Dönüşü ile birlikte sanki yıldırımlar ona eşlik ediyordu, her hareketi aşırı derece de acımasız görünüyordu.

“Silahını almana izin vereceğim, seni bu şekilde öldürürsem eğer onuruma leke düşürmüş olurum.”

Kung Lao kafasını salladı ve eline doğrudan Döneyan geldi. Döneyan ışıl ışıl parıldayarak, muazzam bir ihtişam ortaya koyuyordu. Kung Lao’nun yere doğru savuruşu ile birlikte ışık çarpıtılmış ve minik bir gök kuşağının ortaya çıkmasına neden olmuştu.

İkisi bundan sonra tek bir kelime daha konuşmadı, her ikisi de en üstün hızlarıyla çarpışmaya başladı.

Long Tian’ın her hareketi ölümcül bir saplayışa sahipti. Kung Lao’nun ise her hareketi, uzun kılıcı yüzünden savurmaya elverişliydi.

İkisinin de avantajları son derece yüksekti, her ikisi de kendisini savunurken asla zorlanmadı. Kung Lao’nun uzun kılıcı son derece genişti ve bu ona kolaylık sağlıyordu. Long Tian ise rakibinin her hareketi savurma olduğundan mızrağı ile kolaylıkla savunuyordu.

Her ikisinin de hareketi belli bir şeyi ifade ediyordu. İkisinin hareketleri o kadar dengeliydi ki, insanlar görebilseydi bunu bir dans olarak bile algılayabilirdi.

Kung Lao’nun her hareketi, bir balık gibiydi, suda yüzerken son derece esnek ve nazik bir duygu ortaya koyuyordu. Long Tian'nın her hareketi ise gökyüzünün kükremesi gibiydi, her hareketi ormanda avını arayan bir kaplanı temsil ediyordu. Rakibinin kanını arzuluyordu.

İkisi de belirli hareketler ile birlikte yaralanmıştı. Yaraların hiçbirisi iç organlarını etkileyecek düzeyde değildi, hepsi yüzeysel birkaç kesikten ibaretti.

Kung Lao bu kılıç dövüşünde her saldırısı ile birlikte daha da nazik ama ölümcül oluyordu. Kafasını boşaltmış ve en ufak bir Qi ortaya çıkarmamıştı. İkisi de Qi kullanamayan dövüş sanatçıları gibiydi…

Her savuruşu, Su damlasından bir savurma tekniğiydi, bunun dışında en ufak bir değişiklik göstermedi, her savuruşu ile karşısındaki rakip için daha akışkan olmaya başlamıştı. Bundan ötürü Kung Lao’nun saldırıları artık daha zor savuşturulabilir hale geliyordu.

Tüm dövüşü izlemeye devam eden Prenses Lu Lu “Ölüm kalım savaşında bile eğitimine devam mı ediyor bu çocuk! Bu nasıl bir çalışma azmi! Her hareketi ile birlikte daha fazla akışkan hale geliyor ve bu akışkanlığı neredeyse benimle eşleşecek düzeyde!”

Şaşkındı, bir o kadar da minnettardı.

“Ben barışçıl bir hayat sürmek istediğimden beridir, kimseye bir fiske dahi vurmuş değilim. Bunu istemiyorum… İnsanlara zarar vermek sadece bana daha fazla zarar verir… “ diye mırıldanıyordu. Bu sırada gözüne takılan kafasında okla birlikte duran Long Li’ye istemeden de olsa acıdı.

“Long Li belki de gerçekten beni seviyordu ancak onun duygularına karşılık verecek bir sevgiye sahip değilim. Belki de beni şuan olduğu gibi zorlamamış olsaydı ve suyu akışına bıraksaydı birlikte olabilirdik…”

Prenses Lu Lu bunları düşünürken Kung Lao ve Long Tian arasındaki savaş devam ediyordu. İkilinin demin olduğundan en ufak farkları yoktu. Aralarındaki savaş silahları her çarpıştığında daha da şiddetlendi.

“Long Tian en sonunda Qi kullanmaya başladı. Büyük ihtimalle bir sonraki saldırısı bir tekniğe ait olacak dikkatli olmalıyım!”

Kung Lao bunu söylediği gibi bedenindeki Qi’yi döndürmeye başladı. Vücudundaki her bölgeye doğru akan bu sarı Qi bedenini çepeçevre sarıyor ve onun daha güçlü olmasını sağlıyordu.

Bir anda bir şimşek ipliği Long Tian’ın silahından Kung Lao’nun silahına doğru yansıdı. Şimşek son derece zayıftı ancak Kung Lao buna hazırlıklı olmadığı için tüm vücudu aralıksız titremişti. Kısacık bir an bile olsa Long Tian için bu yeterliydi, hemen elindeki mızrağı rakibinin karnına doğru sapladı.

Kung Lao bağırsaklarına doğru giren bu mızrağın metal ucunu fark ettiğinde kendisine gelmişti ancak çok geçti, bedeni önce yanmaya ardından da üşümeye başlamıştı bile.

Hemen [Sismik Adımlar] tekniği ile geriye doğru çekilen Kung Lao bir saniye bile tereddüt etmeden yüzüğünden çıkardığı bir tane kan donduran hapı ağzına attı.

Long Tian bir kaplanın kükremesini andıran mızrağının savuruşuyla birlikte tekrar bir başka yıldırım saldırısı gerçekleştirmişti. Kung Lao’nun bedenine işleyen yıldırım ipliği bir kez daha titremesine neden olmuştu. Ancak bu etkiden kurtulabilmek için hemen dilini ısırdı ve bir kez daha kaçtı.

“Her saldırısında gücü daha da artıyor, buna bir çözüm bulmam gerekli!”

Vücudundan hafif dumanlar yükselmeye başlayan Kung Lao bedeninin bu yıldırım ipliğinden ötürü yandığını biliyordu. Şuan için başka bir şey yapamayan Kung Lao sadece geri çekilmek ve hamleleri savunmaya çalışmakla yetinmişti.

“Savunmam çok zayıf! Onu engelleyemiyorum, Gungu’yu savunması için kullanmam gerekecek!”

Gerçekten de Kung Lao bu zamana kadar sadece saldırı üstüne yoğunlaşmıştı. Kendisini savunmayı asla düşünmemişti Kung Lao. Mermer kadar beyaz teni birçok insandan daha zorlu bir deri sağlıyordu. Aziz Yordan’ın Taş Bitkisinin kemikleri güçlendirme etkisi o kadar işe yarar bir şeydi ki, kırılan kemiklerini bile dakikalar içinde tekrar eski haline getirebiliyordu.

Kung Lao bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünürken bir yandan da Gungu’yla konuşmaya başlamıştı.

“Gungu beni savunman lazım! Bu adamın tekniği çok değişik bedenim bunu kontrol edemiyor! Senin savunman benimkinden daha zorlu bana yardım et!”

Gungu bunu duyduğu anda hemen Kung Lao’nun cebinden dışarıya çıktı. Kahve tonlarındaki kürkü kanla birlikte ıslanmış ve siyaha yakın bir bordo renginin oluşmasına izin vermişti. Tüm bedenindeki kan çoktan kurumaya başlamıştı ve buda kürkünün birbirine yapışmasına neden olmuştu. Onu görecek olan herkes bir kirpiye benzetebilirdi.

Long Tian bir sonraki saldırısını gerçekleştirirken mızrağı vücudunun arkasında döndürdü. Her hareketi kudretle yükseltilmiş gibiydi. Bedeninden akan yıldırımlar silahıyla bütünleşiyor, ardından da Kung Lao’ya doğru ilerliyordu.

Bir sonraki savuruşunu yaptığı anda birden önünde beliren kırmızı bir sincap tüm saldırıyı etkisiz hale getirdi. Gözlerinde derin bir kararlılık vardı ve tüm bedeni yıldırım ipliği tarafından vurulduğunda bile en ufak bir kaçma belirtisi göstermedi.

Kung Lao, Gungu yıldırım ipliğini emdiği anda saldırması gerektiğini çok iyi biliyordu ve bundan ötürü hiç vakit kaybetmeden bedenindeki su kaynak damarından hızla Qi’yi geçirerek [Su Damlası] tekniği uygulamaya koydu.

“Bu teknik şuan için benim son şansım, rakibimin bu kadar güçlü olacağını asla tahmin edemezdim. Şuan ya kazanacağım yada öleceğim!”

Kung Lao’nun bedeninden geçen dondurucu bir aura doğrudan kılıcına doğru yansıdı. Döneyan hafifçe soğumuştu ve üstünde minik bir nemlilik vardı.

[Kaplan Köpek Balığı Savuruşu!]

Savurmasını tamamladığı anda Long Tian’ın bedenine doğru girmekte olan dehşet verici bir soğukluk onun gözünün şaşkınlıkla açılmasına yol açtı.

Soğuk o kadar muazzamdı ki, bedeni bir anda kaskatı kesilmişti. Dişleri birbirine vurmuştu, mızrağını hareket ettirmesi o kadar yavaşlamıştı ki, Kung Lao her saniyesini rahatlıkla görebilir hale gelmişti.

Teknik savurma hareketi bittiği anda Long Tian’ın bedeninden çıkıp onun arkasında devasa bir Kaplan Köpek Balığının silueti ortaya çıkmıştı.

Kung Lao hemen başka bir harekete geçti ve savuruşunu yaptı.

[“Dokuz Renkli Mavi Balina Savuruşu!]

Bu savuruş ile birlikte zaten hareketi yavaşlamış olan Long Tian’ın savunması son derece zorlaşmıştı. Zar zor bir kez daha Döneyan’ı savunan Long Tian bedenine giren bir öncekinden daha soğuk enerjiyi fark ettiğinde, önündeki çocuğun ne kadar yetenekli olduğunu anladı. Bedeninin hemen arkasında ortaya çıkan dokuz farklı renge sahipmiş gibi görünen balina figürü ile hareketleri daha fazla yavaşladı.

Long Tian buna daha fazla ne kadar dayanabileceğini merak ediyordu. Bu sırada bedeninde biriktirmiş olduğu yıldırım ipliği sayesinde bir miktar da olsa bedeni ısınan Long Tian saldırısını bir kez daha gerçekleştirdi ve daha öncesindeki saldırısından daha da güçlü bir yıldırım ipliği Kung Lao’yu hedef aldı.

Elbette ki Gungu bir saniye bile boş durmadı ve yıldırım ipliğini bedeninde soğurmak için harekete geçti.

Ancak bu normalden daha güçlü bir yıldırımdı ve Gungu her ne kadar bunu soğurmayı başarmış olsa da bu yıldırım Kung Lao’ya da ilerledi ve Kung Lao bir anda bedeninin hareket edemediği keşfetti.

“Bir tane daha bu yıldırımdan yersem öleceğim kesin! Organlarım şimdiden zarar gördü, kan dondurma hapı olmamış olsa şuan çoktan kan kusmaya başlamıştım!”

Bu sırada Prenses Lu Lu hala daha izliyordu ve Kung Lao’nun kullanmış olduğu tekniğin su temelli olduğunu fark ettiği anda merakla ve daha detaylı izlemeye koyuldu. Çok yakın zaman önce elinden kaçırmış olduğu [Su Damlası] tekniğine üzülüyordu ancak bu teknik anlayışına göre daha güçlüydü.

Tabii ki bilmiyordu ki, bu teknik aslında [Su Damlası] tekniğinden başkası değildi.

Kung Lao yaşamış olduğu şoktan kurtulabilmek için bu sefer yanağının iç kısmını ısırdı ve derince bir yara ortaya çıkardı. Bedeninin acıdan ötürü istemsiz olarak hareket etmesi, ona büyük kolaylık sağlıyordu. Bedeninden çıkan siyah dumanları hiçe sayan Kung Lao bir başka savurma tekniği hazırlamaya koyulmuştu.

[Ölümsüz Yeşim Yılan Balığı Savuruşu!]

Mızrak ile kılıç bir kez daha buluştuğunda Döneyan’ın üzerinden geçen bembeyaz bir sıvı buz tabakası Long Tian’a doğru ilerledi.

Long Tian bu soğukluğu fark ettiği anda hemen uzaklaşmaya çabaladı ancak yapabileceği çok fazla şey yoktu.

Soğuk bedenine girdiği anda bedeninin hemen arkasında bembeyaz taştan yapılmış gibi duran bir yılan balığı figürü görünmüştü. Bu figür o kadar gerçekçiydi ki, sadece bir nefes kadar durmuş olsa da Long Tian’a karşı en ölümcül bakışlarıyla bakmıştı.

Long Tian daha fazla savaşamayacağını biliyordu. Güçlükle elini kaldırdı, “Dur! Daha fazla savaşamayacağım, lütfen gitmeme izin ver. Sana söz veriyorum ki bir daha bu konu hakkında düşmanlığımız olmayacak.”

Kung Lao’nun daha hareket edecek dermanı yoktu. Sadece kafasını salladı ve dümdüz durdu, gözlerindeki ışık hemen hemen sönmüştü. Kung Lao daha fazla dayanamayacağını hissediyordu.

Long Tian arkasında bulunan boynuzlu kaplana doğru ilerledi, kollarında taşımış olduğu Long Li’yi kaplana yerleştirdi ve ardından da kendisi hızla kaplana doğru oturarak vakit kaybetmeden uzaklaştı.

O uzaklaştığında ise Kung Lao’nun yere düşmeden önceki son saniyeleriydi, Gungu’ya doğru uzandı ve “Ölenlerin madalyonlarını toplayıp sakla…” diye seslendikten sonra en sonunda dayanamadı ve bayıldı. Nefesi bile zar zor duyulur haldeydi.


Bu haftanın ikinci ücretsiz bölümü olan bu bölümle birlikte bu hafta Angoria'dan gelecek bölüm sayısı sadece 1 kaldı. Bu sayıyı arttırmak için sponsor olabilir ve bizleri destekleyerek sitemizin daha da iyi bir hale gelmesini sağlayabilirsiniz. Bayramınız Mübarek Olsun...


 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1221

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1054

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 644

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 600

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 548

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 346

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 180

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 97

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14839 Üye Sayısı
  • 457 Seri Sayısı
  • 19521 Bölüm Sayısı


creator
manga tr