İşte Bir Tane Var
Yang Chen, Rose ile yatırım projesini gözden geçirdikten sonra Rose, Wang Jie ile mümkün olan en kısa sürede iletişime geçmeye karar verdi. Ancak Rose'un yatırımı resmen gerçekleştirebilmesi için önce küçük ölçekli bir eğlence projesi satın alması gerekiyordu.
Bu tür konularda Yang Chen sadece ipleri elinde tutuyordu; projenin özelde nasıl işlediğini anlamakla uğraşamazdı.
Kış mevsiminde gündüzler iyice kısalmıştı. Kararan gökyüzüne bakan Yang Chen, Ejderha Bahçesi'ndeki (Dragon Garden) müstakil eve dönmeye karar verdi.
Eve adımını attığında Yang Chen oldukça şaşırdı. Çeşit çeşit dumanı tüten yemeklerle dolu bir masa görmeyi bekliyordu ancak şu anda salonda in cin top oynuyordu.
Kapıyı kapatan Yang Chen, üst kata çıktı ve Wang Ma'nın odasının kapısını çaldı.
Kapı açıldı ve karşısına kalın bir palto giymiş Wang Ma çıktı. Yüzü hasta gibi solgundu. "Genç Efendi, dönmüşsünüz. Saat kaç oldu?" dedi.
Wang Ma'nın sersemlemiş haline bakan Yang Chen, onun hastalandığını anladı. Endişeyle sordu: "Wang Ma, iyi misin? Neden bu kadar çok terliyorsun?"
"Ah, yaşım gereği bu tür sorunlar ne olursa olsun ortaya çıkıyor. Sanırım dün gece soğuk aldım. Bu öğleden sonra başım çok döndü, ben de antibiyotik içip yattım. Ateşim biraz düştü ama yine de uyuyakalmışım," dedi Wang Ma. "Genç Efendi, neden Hanımefendi ile dışarıda yemek yemiyorsunuz? Gerçekten yemek yapacak enerjim kalmadı."
"Ruoxi nerede?" diye sordu Yang Chen.
"Hanımefendi şu an çalışma odasında çalışıyor olmalı. Ah, biri hatırlatmazsa yemek yemeyi asla akıl etmez," diye yakındı Wang Ma. "Genç Efendi, gidip Hanımefendi'yi dışarı çağırın. Ben gidip uyumaya devam edeceğim."
"Wang Ma, döndüğümde sana da yiyecek bir şeyler getiririm," dedi Yang Chen.
"Gerek yok, zaten yiyemem. Bir gece uyursam iyileşirim. Gerçekten üzgünüm." Wang Ma kapıyı kapatmadan önce kendini gülümsemeye zorladı.
Yang Chen iç çekti. Wang Ma vücuduna iyi baksa da sonuçta 50 yaşın üzerindeydi. Gerçekten şifayı kaptıysa bu küçük bir mesele sayılamazdı.
Çalışma odasının önüne geldiğinde Yang Chen, kapının eşiğinden sızan ışığı görebiliyordu.
Tık! Tık!
Yang Chen kapıyı çaldı. Epey bir süre sonra kapı nihayet açıldı.
Lin Ruoxi, beline kabarık bir kuşak bağlı, bornoza benzeyen pembe bir pijama giyiyordu. Dağınık saçları biraz karışıktı. Çalışma odasında uzun süre kaldığı için oksijensizlikten yanakları kızarmıştı. Yansımalı ve baygın gözleri oldukça sevimli görünüyordu.
"Yemek vakti geldi mi?" diye sordu Lin Ruoxi.
"Evet, yemek vakti geldi ama yiyecek bir şey yok," diye yanıtladı Yang Chen.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Lin Ruoxi kaşlarını çatarak.
Yang Chen, Wang Ma'nın soğuk algınlığına yakalanmasıyla ilgili durumu açıkladı. Lin Ruoxi'nin gözlerinde bir endişe belirdi. Hemen Wang Ma'nın kapısını çalmak için yürümek istedi.
Yang Chen onun kolunu tuttu. "Bence Wang Ma'yı rahatsız etmemek daha iyi. Dışarıda yemek yiyeceğiz."
"Yemek yemek istiyorsan kendin git. Ben aç değilim." Lin Ruoxi, Yang Chen'den kurtulmaya çalışarak talebini doğrudan reddetti.
Yang Chen acı bir şekilde gülümsedi. O zamanlar bu kadını öpmekten kendini alamadığından beri, Lin Ruoxi ona karşı iyi bir tavır sergilemiyordu. "Bana kin beslemek istesen bile midene acı çektirmemelisin. Eve geldiğinden beri çalışıyorsun, şu an çok aç olmalısın," dedi.
// Aç ayı oynamaz.
"Aç olmadığımı söyledim," dedi Lin Ruoxi soğukça.
"Wang Ma'nın şu an ilaca ihtiyacı var. Yemek yemeye çıktığımızda ona da biraz alırız. Daha fazla acı çekmesini istemezsin, değil mi?" Yang Chen onu ikna etmek için yöntem değiştirdi.
Lin Ruoxi bir karar vermeye çalışıyor gibiydi ama sonunda taviz verdi. "Bana beş dakika ver. Üstümü değiştirmem lazım."
Yang Chen sonunda rahatladı. Bu küçük kız bir kez inat etmeye başladı mı geri adım atmazdı. Onunla kafa kafaya gelemezdi, dolaylı yoldan halletmeliydi.
Beş dakikadan kısa bir süre sonra Lin Ruoxi, odasından kışlık günlük kıyafetleriyle çıktı ve aşağı yürüdü. Açık mor dar bir kazak ve eşarp benzeri püsküllü bir dış giyim ile açık renkli dar kesim pantolon giymişti. Uçuşan saçları ve kar beyazı teni özellikle büyüleyici görünüyordu.
Gülümseyen Yang Chen sordu: "Bu kadar ince giyinerek üşümeyecek misin?"
"Açık havada mı yemek yiyoruz?" diye sordu Lin Ruoxi.
"Yok, öyle bir şey olmayacak," diye yanıtladı Yang Chen.
Sessizliğini koruyan Lin Ruoxi kapıya yürüdü ve bir çift kadın Nike ayakkabısı giydi. 1.70 boyunda olduğu için sadece spor ayakkabı giymesine rağmen duruşu çekiciydi.
Garaja yürürken Lin Ruoxi sordu: "Nerede yemek yiyeceğiz?"
"Sen ne istersin?" Yang Chen onun kararına uyacaktı.
Lin Ruoxi belli belirsiz başını salladı. "Aklımda bir şey yok. Her şeye uyarım," dedi.
"O zaman ben süreyim, seni götüreyim," dedi Yang Chen.
Lin Ruoxi bir an tereddüt etti ama sonunda başını salladı. "Çok hızlı sürme."
Yang Chen çok hızlı sürmeye cesaret edemezdi. Şu anda aralarında soğuk savaş olduğu için, Lin Ruoxi'yi daha fazla kızdırırsa kesinlikle bir kavgaya tutuşurlardı.
Beyaz BMW bir gece pazarı caddesine doğru ilerledi. Yang Chen üst düzey bir restoranda yemek yemeyi planlamıyordu. Bu Lin Ruoxi'yi sıradan yemekler yemeye zorlamak istediği için değil, sadece lüks restoranlardaki ortamı sevmediği içindi.
Lin Ruoxi pencereden dışarıya, insanlarla kaynayan gece pazarına baktı ve sahneyi süzdü. Onun için sokaklarda geçimini sağlayan bu insanlar tamamen farklı bir dünyada yaşıyordu.
Bu kibirli ya da küçümseyici bir davranış değildi. Lin Ruoxi için bu sadece içgüdüsel bir histi.
Yang Chen, arabasını çeşitli küçük restoranlarla çevrili oldukça geniş bir halka açık park alanına park etti. Havayı baharatlı yemeklerin iştah açıcı kokusu sarmıştı.
Lin Ruoxi gerçekten de acıkmıştı. "Ne yiyoruz?" diye sordu.
Yang Chen, üzerinde 'Küçük Istakoz' (Little Lobster) tabelası olan bir dükkanı işaret etti. "Bunu daha önce denedin mi?"
"Küçük ıstakoz mu? O da ne?" Lin Ruoxi bunun ne olduğunu gerçekten bilmiyordu.
"O zaman bugün orada yiyeceğiz," diyen Yang Chen, Lin Ruoxi'nin elini tuttu ve restorana doğru yürüdü.
Lin Ruoxi elini Yang Chen'in avucundan zorla çekmeye çalıştı. "Yürürken neden elimi tutuyorsun?"
"Kötü adamlar tarafından kaçırılmandan korkuyorum. Bak, etrafta yürüyen çok fazla insan var. Senin gibi güzel bir hanımefendi için buralar gerçekten tehlikeli," dedi Yang Chen.
"Ne saçmalıyorsun? Artık üç yaşında değilim," diyen Lin Ruoxi, Yang Chen'den kurtulmaya çalışmaya devam etti ama gücü yetmedi. Sonunda onunla birlikte restorana girdi.
Restoranda üç küçük masa vardı. Yang Chen pencere kenarında bir yer buldu ve Lin Ruoxi'nin karşısına oturdu. Siparişleri almakla görevli genç bir kız yanlarına geldi. Yabancı bir aksanla Mandarin konuşarak ikisinin ne istediğini sordu.
Menüye göz attıktan sonra Yang Chen, iki porsiyon küçük ıstakoz ve karışık sebze çorbası da dahil olmak üzere birkaç yemek daha sipariş etti. Ayrıca garson kızdan yemekleri çabuk getirmesini istedi.
Lin Ruoxi, Yang Chen'in sipariş ettiklerini duyunca şaşırdı. Li Jingjing'den gizlice yemek pişirmeyi öğreniyordu ama onun sipariş ettiği yemeklerin hiçbirini duymamıştı. Merakla sordu: "Bu yemekler lezzetli mi?"
"Lezzetli olmasalar neden sipariş edeyim?" diye sordu Yang Chen gülümseyerek.
Lin Ruoxi sessiz kaldı ve restoranın etrafına bakmaya başladı. Eski masalar ve sandalyeler, çöplerle dolu seramik karo zemin ve kirli sular ona itici geliyordu. Bu adamın neden düzgün bir restoran seçmeyip buraya geldiğini anlamıyordu.
Kısa bir süre sonra, dumanı tüten iki büyük tabak acılı ıstakoz servis edildi.
Keskin kokuyu içine çeken Lin Ruoxi, ne yapacağını bilemez halde yemeğe baktı. Küçük ıstakozlar farklı soslarla harmanlanmıştı ve parlak kırmızı görünüyorlardı; tuhaf şekillerinden bahsetmeye gerek bile yoktu. Genellikle et parçaları halinde kesilmiş devasa Avrupa ıstakozları yediği için, doğal olarak daha önce böyle bütün bir ıstakoz görmemişti.
Yang Chen, elleriyle ıstakozun kabuğunu soyup içindeki eti çıkarmakla meşguldü. Etin tadını çıkarırken, yemek yemekte tereddüt eden Lin Ruoxi'ye baktı. Kız sadece kaşlarını çatarak ona bakıyordu. "Ne oldu? Yoksa ıstakoz sevmiyor musun?" diye sordu.
"Bu... Ben bunu nasıl yiyeceğim?"
// İzle işte :D
Yang Chen şaşırdı. "Nasıl yediğime bak ve beni takip et. Basit değil mi?"
"Ellerinle doğrudan yemek yemek sana kirli gelmiyor mu?" Lin Ruoxi onun yeme tarzını kabul edemiyordu.
"O zaman bana nasıl yemem gerektiğini söyle. Eğer ellerimle soymamam gerekiyorsa, ayaklarımı mı kullanmam daha iyi?" diye sordu Yang Chen çaresizce gülümseyerek.
"En azından steril eldiven kullanmalısın," dedi Lin Ruoxi.
"Burası yıldızlı bir restoran değil. Nasıl istersen öyle ye ve çok seçici olma. Bizim dişli Patron Lin'imiz, herhalde bir ıstakozu nasıl soyacağını biliyordur?"
Lin Ruoxi son derece sinirlendi. Eğer onu buraya getiren bu adam olmasaydı, yemeğine bakıp hiçbir şey yapmadan durmak zorunda kalmayacaktı.
Kendine meydan okunmuş gibi hisseden Lin Ruoxi, elleriyle bir ıstakoz aldı ve Yang Chen'in hareketlerini taklit etmeye başladı.
Ancak kabuk düz ve pürüzsüz değildi. Kabuğun nispeten keskin bir kısmı, yumuşak parmağına bir iğne gibi delik açtı.
Lin Ruoxi, parmağına bakmak için ıstakozu hızla bıraktı. Kanamaya başlamıştı!
Yarasında acı sos da olduğu için, yoğun acı neredeyse onu ağlatacaktı.
Durumu gören Yang Chen hemen birkaç kağıt mendil aldı. "Neye acele ediyorsun? Yavaş yap," dedi.
Lin Ruoxi kendini haksızlığa uğramış hissetti. Geçmiş hayatlarımda bu adamla tanışmak için ne kötülük yapmış olabilirim? Düzgün bir restoranda normal bir akşam yemeği yemek bu kadar zor mu? Neden böyle bir yerde işkence çekiyorum? diye düşündü.
Düşünürken gözleri kızardı ve yaşlar damlamak üzereydi.
Yang Chen ona acıdı ama aynı zamanda durum ona komik geldi. Şu anda Lin Ruoxi, öfkeli ve sessiz haliyle gerçekten sevimli görünüyordu.
"Tamam, tamam. Soymayı bırak. Tuvalette yaranı yıka ve yağı sil," dedi Yang Chen.
Lin Ruoxi parmağını kağıt mendille sararak sessizce köşedeki tuvalete doğru yürüdü.
Yaklaşık üç dakika sonra Lin Ruoxi yarasını temizlemeyi bitirdi. Küçük bir yaralanma olduğu için parmağının kanaması durmuştu.
Yerine geri dönen keyifsiz Lin Ruoxi şaşırıp kaldı. Daha önce boş olan tabağının küçük bir yığın soyulmuş ıstakoz etiyle dolu olduğunu gördü.
Beyaz ve kabuksuz görünen, soslara bulanmış ıstakoz etleri ışığın altında parlıyor, özellikle iştah açıcı görünüyordu.
Yang Chen onun döndüğünü gördü ve Lin Ruoxi'nin tabağına soyulmuş bir ıstakoz eti daha koydu. Gülümseyerek, "Soyarken etlere dokunmamaya çalıştım. Oldukça temiz sayılırlar. Biraz yemeyi dene, tadını beğenmezsen bana verebilirsin. Diğer yemekler servis edildiğinde onlardan yersin," dedi.
Lin Ruoxi ıstakoz etiyle dolu tabağına ve Yang Chen'in önündeki büyük kabuk yığınına baktı. Az önceki memnuniyetsizliği ve hatta bunca zamandır hissettiği yabancılaşma aniden havada yok olup gitti.
Durumdaki en ufak değişikliği fark etmeyen Yang Chen'in kafası karışmıştı. Sordu: "Neden hala yemiyorsun? Gerçekten sevmedin mi? Aslında tadı bayağı iyidir."
"Yang Chen," dedi Lin Ruoxi, gözlerinde karmaşık bir ifadeyle ona bakarak. "Sana hiç aptal olduğun söylendi mi?"
Şaşıran Yang Chen başını salladı. "Hayır," dedi.
"Peki, işte bir tane var; aptalsın..."
Lin Ruoxi bunu söyledikten sonra oturdu. Yang Chen'in şaşkın bakışları altında, tabağındaki ıstakoz etlerini hızla mideye indirdi.
Yang Chen ona büyülenmiş gibi bakmaya devam etti. Sonra gülümseyerek başını salladı.
// Bizim kelle paça > Istakozdan diye düşünüyorum :D
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
