Rose ile konuşurken Yang Chen ofisindeki birkaç basit işi halletti ve bilgisayarının saatine baktı. Henüz öğle yemeği vakti gelmemişti. Ayağa kalkarak, "Hadi gidelim, biraz yürüyüş yapalım. Bugün ofiste oturmayacağım, günümü kadınım Rose'a ayıracağım," dedi.
Şaşıran Rose, "Tüm günü mü? Emin misin?" diye sordu.
Yang Chen gülümseyerek, "Ne o? Erkeğinin bütün gün seninle vakit geçirecek olmasına sevinmedin mi yoksa?" dedi.
"Onu demek istemedim, sadece bana ayıracak koca bir günün olmasına şaşırdım." Rose’un mutluluğu yüzünden okunuyordu.
Yang Chen içten içe kendini berbat hissetti. Onların beni bir canavar olarak görmesi neyse de onlara karşı sanırım çok borçluyum...
Rose’u şirketten çıkarıp arabasına götürdü. Rose korumalarını geri gönderdi; Yang Chen’in yanındayken kendini düşmanlarına karşı savunmasına hiç gerek yoktu. Heyecanla emniyet kemerini bağlayan Rose, "Nereye gidiyoruz?" diye sordu.
Yang Chen bir süre düşündü. "Kışın bu soğuğunda bir alışveriş merkezine gitmeye ne dersin? Gerçi kıyafet eksiğin olmadığını biliyorum ama alışveriş, siz kadınların asla hayır diyemeyeceği bir şeydir sanırım."
Tahmin edildiği gibi Rose’un gözleri parladı. Yeraltı dünyasının lideri olsa bile, alışverişin cazibesine karşı koyamıyordu.
Pazartesi sabahı olduğu için alışveriş merkezinde pek kimse yoktu. Yang Chen, Rose’u Zhonghai’nin en ünlü yerlerinden biri olan Golden Palm Tower’a (Altın Palmiye Kulesi) götürdü. Buradaki mağazaların çoğu lüks markalardı. Sıradan vatandaşlar buradan alışveriş yapmadığı için ikisinin rahatça gezebileceği kadar tenhaydı.
Birbirlerini neredeyse bir yıldır tanımalarına ve aralarında uzun süredir bir yakınlık olmasına rağmen; sevgilisiyle ilk kez alışverişe çıkmak Rose’u inanılmaz heyecanlandırmıştı. Keyifle Yang Chen’in koluna girdi ve asansörle binanın birinci katına çıktılar. Etraftaki göz alıcı moda ürünleri Rose için ikinci plandaydı; o sadece Yang Chen ile baş başa geçirdiği vaktin tadını çıkarıyordu.
Beklendiği gibi merkez sessizdi. Sadece birkaç müşteri vardı ve tezgahtarlar sabırla bekleyerek Yang Chen ile Rose’u gülümseyerek karşılıyorlardı.
Yang Chen, adeta gençlik yıllarına dönmüş gibi görünen Rose’a bakıp gülümsemeden edemedi: "Adamların seni şu halinle görse, sanırım sana karşı saygıları sarsılırdı."
"Öyle olsa ne yazar? Zaten sonsuza kadar başkan olarak kalmayacağım. Yakında yasal bir eğlence şirketinin patronu olacağım. İnsanlar saygısını Rongrong’a saklamalılar" dedi Rose.
Yang Chen şaşkınlıkla, "Makamını bu kadar çabuk mu Rongrong’a devretmeyi planlıyorsun?" diye sordu.
Zhonghai’ye tesadüfen getirdiği Chen Rong’un bir gün Kızıl Dikenler Cemiyeti’nin başına geçeceğini hiç düşünmemişti. Chen Rong’un zeki olduğunu ve çabuk öğrendiğini bilse de, Rose’un çetesinin zirvesindeyken bu kadar kararlı bir şekilde emekli olmayı düşüneceğini tahmin etmemişti.
"Aslında hep bir fikrim vardı; o da yasal ve yasa dışı tüm fonları birleştirip şirketi borsaya sokmadan önce tamamen yasal bir işletme haline getirmek. Bu durumda Kızıl Dikenler Cemiyeti’nin başkanlık koltuğu zaten çete liderleri için uygun olmayacaktır," dedi Rose.
Yang Chen durumu hemen kavradı. Rose’un yanağını hafifçe okşayarak, "Demek her zaman halka açık bir şirketin yönetim kurulu başkanı olmak istiyordun. Ben de Rongrong’un cemiyeti yönetecek yeteneği olsa bile, sen gittikten sonra altındakilerin onu dinleyip dinlemeyeceğini düşünüyordum," dedi.
Rose dudak bükerek, "Bunu sadece bir gün bu çevreden tamamen kurtulabilmek için istiyorum... En azından şu anki gibi seninle toplum içinde yan yana durabilir ve herkesin bakışlarıyla doğrudan yüzleşebilirim," dedi.
Yang Chen kaşlarını çattı. "Çete geçmişini umursamadığımı söylemiştim. Kendini küçümsemeyi bırak, yoksa gerçekten kızacağım."
"Senin umursamadığını biliyorum ama ben umursuyorum..." Rose naz yaptı. "Neyse, her halükarda bu şekilde yapacağım. Zaten bu durumun bana ya da cemiyete bir zararı olmaz. Erkeğim, senin karışmana gerek yok."
Yang Chen çaresiz hissetti ve konuyu daha fazla uzatmadı. Rose’u en yakın Prada mağazasına götürdü.
Prada ürünleri ilk kez 1913’te piyasaya sürülmüştü ve kısa sürede Avrupalıların, özellikle de İtalyan üst sınıfının ve kraliyet ailelerinin favorisi olmuştu. Bugün bile geleneksel kalite anlayışlarını koruyor, bunu avangart tasarımlarla birleştiriyorlardı. Elbette bu yüksek kalite, beş haneli rakamlardan başlayan dudak uçuklatıcı fiyatlarla geliyordu.
Yang Chen’in yanında çok nakit olmasa da, banka hesabında bir milyon yuan civarında bir birikimi vardı; bu yüzden Rose’u böyle bir yere getirdiği için ödemeyi ona yaptırmak zorunda kalıp mahcup olmayacaktı. Para sorunu olmayan Rose da beş haneli başlangıç fiyatlarını gördüğünde istifini bozmadı.
Rose kadın ayakkabı reyonuna doğru yürüyüp yeni Prada O Serisi'ne baktığında; gözü fiyonklu, sivri burunlu ve ince yüksek topuklu koyu kırmızı bir ayakkabıya takıldı.
Arkalarından sessizce ve saygıyla yürüyen tezgahtar hemen öne çıktı: "Bayan, bu Prada O çifti zarif ve asil karakterinize gerçekten çok uygun. Bu yıl çıkan yeni bir seri; timsah derisinden yapılmış ve klasik nakışlara sahip, ellili yılların sokak modasını yansıtıyor. Siyah çoraplar ve diz altı bir elbiseyle kombinlerseniz olağanüstü şık duracaktır. Tüm ülkede yirmiden az var, dünya çapında sınırlı sayıda üretildi. Mağazamıza sadece bir çift geldi. Eğer beğendiyseniz bu fırsatı kaçırmamalısınız."
"Fiyatı ne kadar?" diye sordu Rose sakince. Ayakkabının üzerinde etiket yoktu.
Tezgahtar bilgisayardan kontrol edip gülümseyerek yanıtladı: "Bayan, güncel piyasa fiyatı 110 bin Çin yuanı."
"110 bin" rakamını duyunca, maddi durumu çok iyi olan Rose bile hızla arkasına döndü. Kaşlarını çatarak, "Doğru baktığınıza emin misiniz? Normal bir O Serisi 10 bin civarı değil mi?" diye sordu.
Tezgahtar alçakgönüllü bir tavırla, "Yanlış görmedim hanımefendi. Bu ayakkabıyı geçenlerde İngiltere prensesi doğum günü partisinde giydi ve çok övüldü. Bu yüzden üst sınıf arasında çok talep görüyor," dedi.
Rose bir an tereddüt etti. Şu an giydiği ayakkabılarla tarz olarak çok uyuşan bu koyu kırmızı topukluları gerçekten beğenmiş olsa da ve almaya gücü yetse de, bir çift ayakkabıya 110 bin yuan harcamak ona bile fazla gelmişti.
Yang Chen gülümseyerek, "Beğendin mi?" diye sordu.
Rose dudak bükerek, "Evet, rengi ve deseni harika ama 110 bin çok pahalı. Benim en pahalı ayakkabım 20 bin bile değil," dedi.
"O zaman senin için ben alıyorum," dedi Yang Chen.
Rose şaşırıp hemen başını salladı: "Boşver canım, bir ayakkabı için bu kadar harcamaya değmez."
"Bu ayakkabı için değil, senin için." Yang Chen gülümseyerek gümüş kartını çıkarıp tezgahtara uzattı. "Bunu alıyorum."
Rose, Yang Chen’in bu sözlerini duyunca kalbinin eridiğini hissetti. Kendini tutamayıp parmak uçlarında yükseldi ve Yang Chen’in yanağına bir öpücük kondurdu.
Yang Chen, Rose’un o tatmin olmuş halini görünce hafifçe iç çekti. "Sana vakit ayırabildiğim nadir anlardan biri. Bugün beraberiz, bu hediyemi kabul et ki ben de kendimi iyi hissedeyim."
Tezgahtar, bu sıradan görünümlü adamın mağazadaki en pahalı ayakkabıyı tereddüt etmeden alabileceğini düşünmemişti. Kıskançlıkla, "Bayan, gerçekten çok şanslısınız," diyerek hemen ödeme işlemlerine geçti.
Ödemeden sonra Yang Chen fiyonklu, koyu kırmızı topuklu ayakkabıları teslim aldı. İçinden acı acı gülümsemeden edemedi. Kadınların parasını kazanmak gerçekten çok kolay. Bunların ne kadar özel olduğunu anlamıyorum bile ama bir anda 110 bin gitti. Neyse ki parayı dert etmiyorum. Erkeklerin kadınlarla alışverişe çıkmaktan neden nefret ettiğine şaşmamalı; kadınlar sadece ayaklarını değil, bizim cüzdanlarımızı da düşünüyorlar.
Rose’un ayakkabılara hayran hayran bakmasını beklemeden Yang Chen, "Gel, kanepeye otur," dedi. Onu mağaza girişindeki müşteri kanepesine götürüp oturttu.
Rose şaşkınlıkla sordu: "Kocacığım, ne yapıyorsun?"
Yang Chen diz çöküp Rose’un ince bacaklarından birini kavradı. Başını kaldırarak, "Eğer aldığımız gibi bunları senin üzerinde görmezsem, içim rahat etmeyecek," dedi.
Rose’un yanakları kızardı; Yang Chen’in eski ayakkabılarını çıkarıp yenilerini bizzat giydirmek istediğini nihayet anlamıştı. Yang Chen, Rose’un ayakkabısını çıkardı. Bacağını tutarken o yumuşak ama diri tenini hissetmek için birkaç kez hafifçe sıktı ve bundan büyük keyif aldı. "Rose bebeğim, bir dahaki sefere bana ellerinle masaj yapma, ayakların çok daha sevimli."
Yatakta beraber oldukları anlarda bile Rose’un hassas bacakları hiç bu şekilde kavranmamıştı. Birkaç tezgahtarın önünde ayakkabısının çıkarılması ve ayaklarının ovulması onu hem mutlu etmiş hem de utandırmıştı. Tarifi zor, karmaşık bir duygu içindeydi.
Rose alt dudağını ısırarak fısıldadı: "Kocacığım, yapma böyle, herkes bize bakıyor..."
Yang Chen yaramaz bir gülümsemeyle karşılık verdi: "Neden korkuyorsun ki? Sanki bizi tanıyorlar mı?"
Konuşmasını bitirince yeni ayakkabıyı yavaşça Rose’un ayağına geçirdi. Tam oturmuştu. Siyah dantel çoraplarıyla kombinlenen koyu kırmızı fiyonk, inanılmaz canlı ve zarif duruyordu.
"110 bin yuan her kuruşuna değdi. Bu ayakkabılar sanki senin için üretilmeyi beklemiş gibi," diyerek övdü onu Yang Chen.
Rose, önünde diz çökmüş adamın ayakkabısını özenle giydirmesini izlerken kalbinin eridiğini hissetti. Bu romantik sahne rüyalarında bile girmemişti ama şimdi gerçeğe dönüşüyordu. Yang Chen diğer teki de giydirmek için eline aldı.
Ancak tam Rose’un diğer botunu çıkarırken, mağazanın köşesinden ofis kıyafetleri içinde birkaç kadın belirdi. En önde siyah, sade bir takım elbise giymiş, saçlarını topuz yapmış, asil ve rafine bir genç kadın yürüyordu. Arkasındaki meslektaşları ona bir şeyler açıklıyor gibiydi.
Yang Chen o kadını gördüğü an kaskatı kesildi. Elleri havada asılı kaldı.
Meraklanan Rose başını çevirip gelenlere baktı. En öndeki büyüleyici kadını görünce şok içinde ağzı hafifçe açık kaldı. Rose onu ilk kez görse de, kimliğini araştırdığı günden beri yüzü hafızasına kazınmıştı.
Karşısındaki kadın tam olarak Lin Ruoxi idi!
Calosa not: Büyük sıçış :D
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
