Cilt 6 Bölüm 42 [ Ölüm Kulesi ] (1/3)

avatar
1186 12

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 42 [ Ölüm Kulesi ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



Natsuki Subaru yavaşça merdivenlerden çıkıyor, kararlı adımlarla yola devam ediyordu. Gözlerini dolduran delilik, göğsünde hiddetlenen öfke ve elinde bir bıçakla yürümeyi sürdürüyordu.

 

[Subaru: Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, sizi öldüreceğim. Sizi kesinlikle öldüreceğim…]

 

Bu fısıltıdan, daha ziyade kulak tırmalayıcı sesten dökülenler sonu gelmez bir lanetin sözcükleriydi. Eğer kuvvet sözlerin kudretinde yatıyorsa Subaru’nun sıraladığı lanetlerin sayısı sahiden de eylemini desteklemeye yeterdi.

 

“Öldürmek”, bu kelimeyi dile getirdiği her seferde bıçağında yatan gücün arttığını hissediyordu.

 

[Subaru: Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim…]

 

Bu şekilde mırıldandıkça ara ara görüşü bulanıklaşıyordu.

 

Sebep çölün altındaki bölgede emekleyerek geçirdiği saatlerin verdiği bitkinliğin ve korkularının birleşimi olabilirdi. Öyle ya da böyle Subaru’nun kafası tuhaf bir şekilde ağırlaşıyor, arada bir sallamak zorunda kalıyordu.

 

Böyle bir yerde yığılıp kalınacak zaman değildi, sonuçta içerisinde bulunduğu bölge kendisine tehdit teşkil eden insanlarla doluydu. Dostu düşmanı ayırt edemeyeceği bir atmosferdi. Şimdiden düşman inine dönmüştü.

 

Ve Subaru, kendisini kurtarmak adına onları öldürmek zorundaydı. Aksi takdirde onlar Subaru’yu öldürecekti.

 

[Subaru: Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim…]

 

Onları öldürmek istemiyordu… öldürmek zorundaydı.

 

Doğru kelime seçimi koşulu olarak ‘ruhun dili’ ele alınırsa Subaru’nun ağzından dökülen “Öldürmek” kelimesi tam anlamıyla doğru olmayabilirdi.

 

Kalbinden geçenleri gerçek anlamıyla yansıtacak olursa kullanması gereken doğru kelime “Öldürmek” olmazdı.

 

―― “Ölmek istememek” daha doğru olurdu.

 

Bu yüzden yapacağı ilk şeyin önüne çıkan herkesi öldürmek olacağında karar kılmıştı.

 

Natsuki Subaru, bu kararla kulenin 4. katına ulaştı.

 

Ve gözleri ona değdi.

 

[Subaru: Hha]

 

Kısaca bir nefes verdi.

 

Bıçağı tiz bir ses eşliğinde sert zemine düştü. Bedeni titriyordu. Parmakları kayalar gibi kaskatı kesilmiş, kımıldamıyordu. Subaru, yalnızca ağır ağır kafasını sallayabilir halde büzüşüp kalmıştı.

 

Havayı kan kokusu ve Subaru’yu bile ürperten korkunç bir savaşın izleri doldurmuştu.

 

Taş duvarlar ve zemin kırılıp paramparça olmuştu; ve Subaru, böylesi bir yıkımın kalıntılarına ev sahipliği yapan bölgede dikiliyordu.

 

Donakalmış halde, o şeye bakıyordu.

 

――Yani tamamen göz acıtan bir vücutla, kafası ezilmiş halde yerde sere serpe yatan Shaula’ya.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Shaula’nın cesedi öyle korkunç bir durumdaydı ki Subaru’da gözlerini kapatma isteği doğuruyordu.

 

Öncesinde bağlı olan uzun kahverengi saçları şimdi dağınık bir şekilde zemine yayılmıştı. Uzuvları enerjisizce yanlara düşüvermişti ve dahası, bir kolu dirseğinden, diğeriyse bileğinden kesilmişti ve kesik parçalar ortalıkta görünmüyordu.

 

Pasparlak soluk teninde sayısız kesik açılmış ve yakınlara çokça kan saçılmıştı. Kan izleri koridorun gerisine dek uzanıyor ve mücadelenin uzun sürdüğü, defalarca pozisyon değişildiğini kanıtlayacak şekilde Shaula’nın sonuyla yüzleştiği noktada sonlanıyordu.

 

Büyük ihtimalle mücadelenin sonunu getiren ve Shaula’yı öldüren şey, kafasındaki yaraydı―― Gerçi yara demek fazla hafif kaçardı; çünkü canını alan şey ölümcül bir delikti.

 

Belki de birilerinin kafasına koca bir çekiç indirdiği söylenebilirdi.

 

Subaru’nun aklına Shaula’nın kafasını bu şekilde parçalayıp etrafa dağıtacak, içeriğini dört bir yana saçacak başka bir barbarca yöntem gelmiyordu. Bir şeyden inen muazzam güçte bir darbe, beynini dağıtmıştı.

 

Shaula’nın kafası parçalanmış ve tamamen yok olmuştu. Subaru, yalnızca kısa bir süreliğine olsa da o kızın kendisine hiç tereddütsüz yaklaşışını ve kendisine samimi, apaçık bir şekilde gülümseyişini anımsadı.

 

[Subaru: … Bh]

 

Dehşet, şok ve hayret içerisinde kıza bakmayı sürdürürken olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü. Kusma dürtüsü dayanılmazdı ve kendisini durduramayan Subaru, midesinde ne var ne yoksa dışarı çıkarttı. Mide suyuyla birleşip balçığa dönmüş mide içeriği keskin bir kokuyla birlikte bedeninden fışkırdı. Ve hatta böylesine korkunç bir ölüm tadışının ardından onu daha da aşağılarcasına Shaula’dan kalanlara bile bulaştı.

 

[Subaru: Uu! Ghhh, Ghuuuu, böööhh...]

 

Buna rağmen bir ölüyü nasıl da kirlettiğine dikkat edecek kadar kendinde olmayan Subaru, öne eğilmiş halde kusmaya devam etti.

 

Midesinin sıkışması şeklinde bir acı duyar ve kusma arzusunun ardı arkası kesilmezken boğazını olabildiğince açık tutup içine yayılan yanma hissiyatını dışa vurmaktan başka bir şey yapamıyordu.

 

Nihayet içinde ne var ne yoksa kusmayı tamamladıktan sonraysa kendisini yere fırlattı. Kollarını ve bacaklarını çaprazlama açıp uzandı ve ellerini yüzüne yerleştirerek gözlerini tavana dikti.

 

Birinin ölümüne tanık olduğu ilk seferdi.

 

[“—“]

 

Birinin cesediyle karşı karşıya geldiği ilk seferdi.

 

Çoğu kişinin tanık olduğu ilk ölüm, yaşlı bir akrabasının vefatı olurdu. Fakat Subaru daha önce hiçbir cenazeye katılmamıştı ve iki taraftaki dede ve nineleri de hala gayet sağlıklıydı.

 

Başka bir şekilde herhangi birinin ölümüne de denk gelmemişti.

 

Dolayısıyla ilk defa birinin ölümüne tanık olmak Subaru için gerçek bir şoktu. Hele de ölüm şekli böyle korkunç olunca…

 

Hayatları ellerinden böylesine acımasızca alınabilecek olanlar var, diye düşünmüştü.

 

[Subaru: Ben de öyleyim, ha.]

 

Diye kendi kendine mırıldanan Subaru, olduğu yerde doğruldu. Ağzının kenarında birikmiş kusmukları kıyafetinin koluyla sildi ve kulakları fena halde çınladığı için kafasını salladı; sonra da duvarı kullanıp ağır ağır ayağa kalktı.

 

Subaru, sırtından itilmiş ve merdivenlerden düşürülmüştü.

 

Cesedi kül rengi bir lapaya dönmüş olmalıydı ki bunun kimselerin ikinci defa bakmaya dayanamayacağı bir manzara olduğu kesindi. Neyse ki Subaru da kendi cesedini görememiş ve bu durum onu birazcık rahatlatmıştı.

 

Kendi ölümüne kendi gözleriyle tanık olsa veya o tarz bir şey yaşasa akıl sağlığını koruması mümkün olmazdı herhalde.

 

Yalnızca ölümünün farkında olmak bile kalbi bin bir minik parçaya ayrılacakmışçasına şok olmasına yetmişti.

 

[Subaru: Her…neyse…]

 

Bu düşüncelere bir son veren Subaru, Shaula’nın yanı başına saçılmış kalıntılarından uzak durmak için elinden geleni yaparken onun öldüğü gerçeğini kabullendi.

 

Mesele şu ki kulenin içerisinde hala korkunç bir anlaşmazlık söz konusuydu. Ve aynı zamanda Subaru, bu anlaşmazlığın yalnızca kendisini konu almadığını, kuledeki başka üyeleri de ilgilendirdiğini anlıyordu.

 

[“—“]

 

Ölen Shaula adına üzülse de bunun kendisi için iyi bir haber olduğunu söyleyebilirdi.

 

Kendisini öldürenin kim olduğunu bilmediği için kuledeki tüm şüphelileri eleyene dek içi rahat edemeyecekti. Ama Shaula’nın ölümü, Subaru’nun aklındaki yedi şüpheliden birini elemesini sağlamıştı.

 

Ama aynı zamanda kendisini öldüren kişi, kendisinden başka birine de düşman çıkmıştı – Tam olarak böyle olmasa da hiç değilse kuledeki herkesi öldürmeye çalışan tehlikeli biri olduğundan emin olabilirdi.

 

Başka bir deyişle, kendisinden başka birinin de kendisini öldüren katili öldürme ihtimali vardı.

 

Öyleyse Subaru’nun yapması gereken tek şey, geri kalan herkesi öldürmekti; sonrasında birazcık huzur bulabilirdi.

 

[Subaru: Bu durumda… Yoluma çıkanlar Ram ve Echidna olacak, ha. Şu lanet olasıca Julius da ölmüş olsaydı işim kolaylaşırdı…]

 

Meili ve Beatrice çocuk olduğu için onlardan kurtulmak epey kolay olurdu, dolayısıyla Subaru’nun onlara pek kafa yorması gerekmiyordu.

 

Emilia ve çoktan ölmüş olmasına rağmen Shaula’yıysa gafil avlamak kolaydı, sonuçta Subaru’nun yanında asla temkinli davranmıyorlardı.

 

Fakat daima Subaru’ya aykırı davranan Ram ve kurnaz Echidna daha bir bela kokuyordu. Subaru o ikisini gafil avlayıp öldürebilse bile en çok onlar yüzünden zorlanacaktı; aldığı izlenim bu şekildeydi.  

 

Julius hakkında konuşmaksa zordu ama kendisi dışındaki tek erkek olduğu hesaba katılınca olabildiğince temkinli yaklaşmakta fayda vardı. Ne kadar dandik bir durum olursa olsun belinde bir kılıç taşıyor olması sahici bir problemdi.

 

Ama diğer tarafından bakacak olursanız o kılıcı alarak Julius’u köşeye sıkıştırma ihtimali de vardı. Sonuçta Subaru Kendo yapmıştı, yani kılıcı eline geçirebilirse avantajlı hale gelebilirdi.

 

Ayrıca…

 

[Subaru: Bir de yukarıdaki… o lanet olasıca piç var.]

 

Subaru, sınav görevlisi adı altında kulenin üst katında oturan kırmızı saçlı adamı da ihtimaller arasından çıkartmayı düşünür düşünmez kafasını salladı.

 

Onu elemek imkansızdı. O şey, tüm mantık sınırlarının dışında yaşayan dokunulmaz, insanüstü bir varlıktı.

 

Natsuki Subaru’nun sağduyusuna göre onu yenmek kesinlikle imkansızdı.

 

Burada da öylece öldürülemeyecek kişiler vardı.

 

Tanrıya şükür ki Subaru’yu iten kişinin o olduğuna inanmak zordu. Katil o olsaydı Subaru’yu böyle sıkıcı bir yolla öldürmeye kalkmazdı; işte böyle kötümser bir inanç taşıyordu.

 

[“—“]

 

Subaru tüm bu düşüncelerle yere düşmüş olan bıçağını aldı, Shaula’nın kalıntılarının üzerinden geçerek arkasını döndü.

 

Bir an için herhangi bir ipucu bulmak adına Shaula’nın bedenini incelesem mi diye düşünse de iki parça kıyafetinin içerisinde işe yarar bir şey bulabileceğinden şüpheliydi. Aynı zamanda vicdanı, ölüyü daha fazla kirletmemesi için ona çığlıklar atıyordu.

 

Shaula ölmüştü. Ölüler Subaru’nun düşmanı olamazdı. Yalnızca şansı yaver gitmemişti. –Hepsi buydu.

 

Subaru, onun için bir dua etmek adına ellerini kavuşturmak gibi takdir edilesi bir şey yapma zahmetine bile girmedi.

 

Kızı öylece geride bırakıp adım seslerini gizleyerek yavaş yavaş yürümeye, yıkımın izlerini takip ederek Dördüncü Katın derinliklerine ilerlemeye başladı.

 

Kuleye tek bir sesin dahi duyulmadığı derin bir sessizlik çökmüştü; lakin Subaru, bu dinginliği son derece gürültülü buluyordu.

 

Tiz bir ses zihnine işkence ediyor ve kanının bedeninden akışının sesini duyabiliyor gibi hissediyordu. Ama tuhaftır ki o ilk heyecanı sahteymişçesine kalp atışları gayet düzenliydi.

 

4. kata doğru yükseldikçe içinde kaynayan karanlık nefret, hiç çıkmayacak koyu bir leke gibi göğsündeki yerini koruyordu.

 

Hayatta kalabilmek adına herkesi öldürmeye olan gönüllülüğü hala sarsılmamıştı.

 

Gördüğü ilk kişiye bıçağını saplayacak, o kişinin etini oyacak ve canını alacaktı. Bunu yapmaya hazırdı. Ancak…

 

…Köşeyi dönüşünün hemen ardından bedeninde çapraz bir kesik taşıyan Echidna’nın cesediyle karşılaştı; artık bu cehennemin içerisinde kararlılığı ne işe yarayacak hiç bilemiyordu.

 

#Her şeyden önce Subaru’yla ilgili ‘ilk defa bir ölü görüyordu’, ‘kendi ölümünü görseydi kafayı yerdi’, ‘Beatrice ve Meili çocuk olduğu için onları öldürmek kolay olacaktı’ gibi cümlelere gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Devam edersek, bölümün adı nasıl bir manzarayla karşılaşacağımıza dair bir ipucu veriyordu ama Shaula’yı böyle vahşi bir şekilde ölmüş olarak bulacağımızı düşünmemiştim. Shaula kuralları ihlal ettikleri için diğerlerini öldürmüş olabilir mi diye düşünüyordum. Fazla konuşmadan diğer bölüme geçeceğim, çünkü geri kalanlar da ölmüş mü, başka bir sürpriz var mı diye çok merak ediyorum. Orada görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr