Cilt 7 Bölüm 4 [ Cesurca Bir Seçim ] (2/3)

avatar
228 17

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 4 [ Cesurca Bir Seçim ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



Koskoca ağaç, kafalarının üzerinde ikiye bölünmüş, sonucundaki şok dalgasıysa Subaru’nun tüm bedenini sarsmıştı. Sırtı bu şekilde hırpalanan Subaru, ağzında birikmiş olan tozla karışık kanları tükürdü.

 

Subaru: […]

 

Rem’in yumuşacık, sıcacık bedeni kollarının arasındaydı.

 

Kendi elleri ve bacakları da oracıktaydı ve oktan kaçınmayı başarmış gibi görünüyordu. Bunun farkına vardığı anda geçer notu verdi.

 

Rem: [Bi-bir anda ne yapıyorsun sen öyle…]

 

Subaru: [Kapa çeneni! Yoksa sonunda dilini ısırmak zorunda kalacaksın!]

 

Rem olayların aniliğinden ötürü tepki vermekte ağır kalsa da Subaru, onun şikayetlerine aldırış etmemişti. Rem’in bedenini kaldırmak için önce kendisini öne bırakmış, sonra da arkaya doğru bir takla atıp Rem’i yakınında tutar halde elinden geldiğince yuvarlanmaya başlamıştı.

 

Kollarıyla sarmaladığı Rem’in çığlık atma dürtüsünü bastırdığını hissedebiliyordu; ancak o dürtüye müdahale eden çok daha kuvvetli bir ses mevcuttu― O da kırılarak devrilmekte olan koca ağacın gürültüsüydü.

 

Subaru ve Rem’in saliseler öncesinde yatmakta olduğu nokta dümdüz olmuştu ve ilk ağacın düşüşüne yakalanan diğer ağaçlar da etrafa bir yok oluş yayıyordu.

 

Doğayla büyük bir uyum içerisinde yaşayan biri olarak bu durum Subaru’nun kalbini epeyce acıtsa da…

 

Subaru: […Şu anda biz daha önemliyiz!]

 

Devrilen ağaçların yaydığı tozları bir dikkat dağıtma aracı olarak kullanan Subaru, yuvarlanmaya son vermiyordu. Rem bir miktar dirense de adrenalinin devreye girmesine izin veriyor ve onu tüm gücüyle kendine çekiyordu.

 

İşte ikili bu şekilde yuvarlandıkça yuvarlandı, yuvarlandıkça yuvarlandı ve en sonunda da ansızın gözden kayboldu.

 

Subaru: [Gvooaa!]

 

Rem: [Kyaa!?]

 

Bir anlık bir süzülme hissinin hemen ardındansa düşüşleri zemin tarafından durduruldu.

 

Devrilmiş bir sürü ağaç ile toprak ve kum yığınlarıyla dolu büyük bir çukur ― Yani Rem’in Subaru için hazırlamış olduğu tuzak çukuru. Subaru işte o çukura doğru yuvarlanmayı kendine görev edinerek rakibinin görüş alanından çıkmıştı.

 

Yine de bunun karşılığında hiçbir bedel ödememiş değildi.

 

Subaru: [Gh, gkh… Kahretsin, Oh yo, bunu yapmış olamazsın…!]

 

Sol kolu çılgınca Rem’e sarılmış ve Rem tarafından tutulan o koldaki parmakların bir kısmı kırılmıştı. Orta parmağı, yüzük parmağı ve serçe parmağı; yani başparmak ve işaret parmağı hariç hepsinin işi bitmişti. 

 

Subaru’yla aynı koca çukura düşmüş olan Rem, emekleyerek ondan uzaklaşıyordu. Subaru’ysa her biri tuhaf yönlere dönmüş olan parmaklarına bakmamak için elinden geleni yapıyor ve büyük bir acı çekiyordu.

 

Rem: [Ne bekliyordun ki! Ansızın yaptığın şeye bak… Ne haltlar dönüyor!?]

 

Subaru: […Bahsetmeyi atlamışım ama bil diye söylüyorum ki bu ormanda tehlikeli bir avcı geziniyor. Bu durum, bir avlanma oyunu oynarken hedefi ıskalama ihtimallerini aşağı yukarı eledi gibi gerçi… Dzaah!]

 

Alnından soğuk terler dökülen Subaru, üç kırık parmağının pozisyonlarını düzeltti. Ve geçici süreliğine destek olarak kullandığı bir dalın etrafına havlu sararak sabitledi.

 

Kırılan parmaklarının sol elinde olması küçük bir merhamet göstergesiydi. Sağ elinde, yani kırbacını kullandığı dominant elinde olsaydı harekete geçme kabiliyeti bir ilkokul çocuğu seviyesine inebilirdi.

 

Rem: [Tehlikeli bir avcı mı… Senin müttefikin değil mi yani?]

 

Subaru: [Bir müttefik bu tarz bir güçle koruma ateşi sağlar mıydı sence? Ve genel olarak, ne diye koruma ateşi sağlasın ki zaten… Uvoa!?]

 

Derken dışarıdaki duruma bir göz atmak için dikkatlice kafasını delikten dışarı çıkarttığı saniyede gözlerinin önünde bir ağaç patladı.

 

Görünen o ki avcı, Subaru ve Rem’i vurabilmek için ilk iş olarak görüş alanını temizlemeye öncelik vermişti. O ikilinin uzaktan saldıracak herhangi bir araca sahip olmadığını anlamış olmalıydı.

 

Subaru: [Teoriler genellikle keskin nişancıların varlıkları ifşa olduğunda pozisyon değiştirdiği şeklindedir… Ama kahretsin ki bu bizi hafife alıyor. Söyleyebileceğim bir şey yok gerçi.]

 

Rem: [―― Bu güç bir ok ve yaydan mı geliyor? İnanamıyorum. Normal değil bu.]

 

Subaru: [Mhm, ben de aynı fikirdeyim! O ok tarafından vurulursan göğsünde koca bir hava deliği açılacağı kesinmiş gibi!]

 

Açıkçası Subaru geçen sefer tam da o oklardan biri tarafından vurulmuş ve hapsedilmiş bir böcek misali bir ağaca mıhlanmış şekilde ölmüştü. ――Ve geçen sefer, ormanın öbür tarafına gitmişti.

 

Subaru: [Ne bok yemeye buraya geldi ki…?]

 

Kırık parmaklarından doğan acı, zihnini fena halde zorluyordu. Bu acıyla arka dişlerini neredeyse kırılacakları bir yoğunlukla sıkarak kendisini çılgınca düşüncelere kaptırdı.  

 

Bu avcı ve Subaru’yu öldüren avcının iki farklı kişi olduğuna inanmak zordu. İkisi de Subaru’ya saldırmıştı, ayrıca silah seçimleri de aynı güçlü yaydı. Bu durumda geriye bu saldırıların tesadüfi olup olmadığı sorusu kalıyordu.

 

Hangisi olursa olsun, Subaru’nun şu anda hedef alınma sebebine yönelik sonsuz soru yöneltilebilirdi. Subaru ve Rem yüzleşmişti ve Subaru’nun onun tepkisi karşısında donakaldığı doğru olsa da bunun kendisine nişan alınmasını öncekinden daha kolay kıldığı anlamına geldiğini pek sanmıyordu.

 

Ayrıca avcı aktif olarak Subaru’yu hedefliyorsa onu takip ediyor olma olasılığı daha da artardı.

 

Başlarına gelen şey son derece belirsizdi ama esas kavranamayan şey, Pleiades Gözcü Kulesinden buraya nasıl fırlatıldıklarıydı. Kayan bir yıldız misali buraya uçurulma ve bu çayırlığa çakılma ihtimalleri de her daim var olabilirdi.

 

Gerçi -doğal olarak- mevzu bu olsaydı Rem bir yana Subaru’nun güçsüz bedeninin parçalara ayrılmamasının hiçbir açıklaması olamazdı; dolayısıyla başlarına gelenin başka bir şey olması daha makul bir varsayımdı.

 

Subaru: [Buraya çakılan tehlikeli tipleri falan hedefliyor olabilir…]

 

Belki de burası özel mülktü ve avcı, ekstrem bir şekilde izinsiz giriş yapanları kovalamaya çalışıyordu. Atışlarının isabetliliğine karşın başkalarının huyuna gitmekte berbat bir avcı olabilir miydi?

 

Subaru: [Bu durumda onunla konuşup halledemez miyim ki! Hey! Kötü bir niyetimiz yok! Bu ormanda bulunmamız yalnızca bir tesadüften ibaret, yani…]

 

Rem: [Dur bir saniye! “Biz” derken ben ve o kızı da mı dahil ediyorsun? Ben seninle aynı kefeye koyulmak istemiyorum!]

 

Subaru: [Şimdi böyle şeyleri konuşmanın sırası değil―― Dvhaa!?]

 

Derken Subaru’nun ateşkes çağrısına yere saplanan tek bir okla karşılık geldi. Muhtemelen, Rem’le tartışmalarını yarıda kesmeye bile yeten bu üstün güç pek yakında görüş alanlarındaki tüm engelleri ortadan kaldıracak ve dişlerini, büyük bir deliğe tıkılıp kalmış olan Subaru ve Rem’e geçirecekti.

 

Rem: [İletişim kurabileceğin cinsten biriymiş gibi görünmüyor…]

 

Subaru: [Karşında ok olunca yay çizerek yapılacak bir atışla vurulabileceğini varsaymak gerekiyor… Eğer bir keskin nişancı gibi pozisyonunu saatlerce koruyabilirse işimiz iş… Yo, burada bir yay ve oktan bahsettiğimiz düşünülünce kapsamı kesinlikle farklı demektir. Öyleyse… bu, bu işi o kadar uzun süre sürdürmesini imkansız mı kılıyor?]

 

Film, manga gibi şeylerde bir keskin nişancının tüfeğinin deliğine gözlerini dayamış şekilde saatlerce avını gözlediği sahnelere sıklıkla rastlanırdı. Ama bir yay ve okla ortadaki çıkmaz kesinlikle bambaşka olurdu.

 

Yalnızca bir tetikle ateşlenen tüfeklerin aksine yaya ok yerleştirmek, sonra da kirişi çekmek gerekirdi. Bu farklı dünyanın doğaüstü güce sahip bireylerinin bile limitleri vardı.

 

Öyleyse kendilerini hedef alan bir düşmen varken bu…

 

Subaru: […Kısa süreli bir savaş olacak.]

 

Rakiplerinin çok yakında bir hamle yapacağını tahmin eden Subaru, uzun süre düşünmeyi göze alamayacağı için kendisine bir zaman sınırı koydu.

 

Düşmanları oturup konuşmaya yeltenmediği sürece savaşmaktan kaçamayacaklardı. Ve kaçamayacak olmalarına rağmen ellerindeki kozlar çok azdı.

 

Subaru: [Tam da akıl hocamın öğrettiği gibi, tek çare kaçmak.]

 

Neyse ki düşmanları bu koca deliğe atlamaları sayesinde Subaru ve Rem’i gözüne kestiremiyordu. Yani aksi yöne sıçrayıp yere yakın şekilde koşmaya başladıkları takdirde sık ağaçlıklara doğru kaçabilirlerdi.

 

Ya da belki de…

 

Subaru: […]

 

Rem: […? Birden çeneni kapatmak da nerden çıktı? Daha şimdi bir kaçış planı yapmıyor muydun?]

 

Subaru: […Gerçekten büyük bir çıkmazın içerisindeyiz ve dahası, nihayet söyleyeceklerimi dinlemeye yanaşıyorsun, ha.]

 

Rem: [Ağhh.]

 

Rem, hoşnutsuz bir surat ifadesiyle, şekilli kaşlarını çatarak yere oturdu. Bununla birlikte bir anda saldırıya geçmeyeceği sürece Subaru’yla tartışmayı göze alamayacağını anlamış gibi görünüyordu.

 

Şimdilik düşmanlığını dizginleyebilip geçici bir ateşkes ilan edebilirse onlara epey zaman kazandırmış olurdu.

 

Subaru: [Dinle beni, Rem. Ben zıplayıp dikkatleri üzerime çekeceğim. Bu esnada sen de deliğin diğer tarafına tırmanıp saklanacak bir yer bulmak için kaçacaksın.]

 

Rem: [Ne…?]

 

Subaru: [O okların ardındaki güç ödümü kopartsa da sen, doğa ananın yeşillikleri arasında sığınacak bir yer bulma şansıyla şımartılacaksın. Yani ben sana vakit kazandırmak için varımı yoğumu vereceğim, bu sayede de sen kaçabileceksin.]

 

Ya Rem’i de yanına alıp kaçacaktı ya da Rem’in kendisinden önce kaçmasına izin verecekti.

 

Subaru, başarılı olma şansı en yüksek seçeneğin ikincisi olduğunu düşünüyordu. Düşmanları yay konusunda ne kadar uzman olursa olsun ağaçlarla dolu bir ormandaydılar. Bu nedenle Subaru, okların üzerlerine uçma olasılığını hesaba katarak kartlarını oynuyordu. Muhtemelen onca şeyi delip geçmeleri o kadar kolay olmayacaktı.

 

Subaru: [Sana yeterince vakit kazandırdıktan sonra ben de kaçacağım. Ama senden ayrı kalmak istemiyorum, o yüzden kaçtıktan sonra yapabilirsen bana birkaç iz bırak lütfen. Bunu anlaman zor olsa da benim memleketimde ok dediğimiz bir sembol var ve karşı tarafa ilerlediğin yolla ilgili genel bir izlenim vermeni sağlıyor…]

 

Rem: […Aklından geçen her şeyi söylemeye bir son verebilir misin lütfen!]

 

Subaru: [Rem?]

 

Subaru kaçış planını hızlıca anlatırken Rem, son derece keskin bir bakışla birlikte bu açıklamayı yarıda kesti.

 

Onun bu sertliği karşısında nefesi kesilen Subaru neler döndüğünü bilemez halde kalakalırken Rem, onun bu şaşkınlığından iyice rahatsız olmuşa benziyordu.

 

Rem: [Her şeye ama heeeer şeye kendi başına karar veriyorsun… Ve onca şeyden sonra bana kaçmamı mı söylüyorsun? Bana, bir çocuğu terk edip gittiğin için sana öfkeli olan bana?]

 

Rem, Subaru’nun teklifini, onu ilk başta reddetmesiyle aynı sebepten reddediyordu.

 

Bu da gayet makuldü. Bunun iyi bir insan olmaktan kaynaklanan bir yanıt olduğu söylenebilirdi. Fakat Subaru, Rem’in bu durumda da kendisinin o kızı bir başına bırakmasına izin vermemekte kararlı olacağını düşünmemişti.

 

Subaru: [Ama… şey, ben…]

 

Rem: [Bahanelerini es geçeceğim. Buna vaktimiz yok. Bana ve yalnızca bana verdiğin talimatlara gelince, o kaçma talimatını reddedeceğim. Her şeyden önce o çocuğu arkamda bırakıp gidemem.]

 

#Yine mi Louis yaaa, ben bile bıktım vallahi şu manyaktan. Ama Subaru’nun Rem’i kaybetmek istemiyorsa Louis’i de peşlerinde sürüklemesi gerekiyor. Peki Louis nerde? Ve her nerdeyse onlara ok yağdıran bir avcı varken onu alıp kaçmaları mümkün olacak mı? Cevaplar için okumaya devam!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43292 Bölüm Sayısı


creator
manga tr