Cilt 7 Bölüm 5 [ Erkek Olmak Zor ] (2/3)

avatar
225 17

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 5 [ Erkek Olmak Zor ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



―― Subaru, kafasının üzerinden dökülen ve serpiştirilen koyu renkli kanlarla sırılsıklam olmuş ve hayatının bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçişi ansızın sona ermişti.

 

Hatıralarında oynayan sahneyle gerçekte olanlar arasındaki tek ortak nokta kafasından aşağı bir sıvının dökülmesiydi ama Petra’ya tam da şu anda, şu durumun ortasında o anıyı anımsadığını söyleyecek olursa tepesi fena halde atarmış gibi geliyordu.

 

Ancak bu şekilde azar yiyebilmek istiyorsa şu anda hareketi kesmeyi göze alamazdı.

 

Subaru: [Avcının oku neden yılanı vurdu ki……!?]

 

Gönülsüzce kollarında taşıdığı Louis’le birlikte gerçekleştireceği büyük kaçışa engel olan şey, kendisini ormanda gizleyen koca bir yılandı.

 

Ancak tam da o yılan ağzını açıp Subaru’yu bütün halde yutacakken araya güçlü bir engel girmiş ve Subaru’nun şansı ölümden kıl payı kurtulacak kadar yaver gitmişti.

 

Subaru: [――――]

 

Yan yana üç Subaru kalınlığında olan yılanın bedenini delip geçen şeyse o ana dek Subaru ve Rem’e işkence eden ve zor anlar yaşatan avcının attığı bir oktu.

 

Aklından avcının beklenmedik bir şekilde hedefi ıskalamış olabileceği geçse de ok yılanın tam ortasına saplandığı için bu olasılığın fena halde düşük olduğunu hissediyordu.

 

Bu da demek oluyordu ki――

 

Subaru: [Beni kurtardı mı……!?]

 

Hiç anlam veremese de aklına başka bir yanıt gelmiyordu.

 

Avcının bir hevesle hareket etmediğinden emindi ve durumun bir shounen mangası gibi ansızın “Seni öldüren kişi ben olacağım!” tarzında bir gelişmeyle ilerleyeceğini hayal etmekte de zorlanıyordu.

 

Bununla birlikte, yalnızca yaşananları düşündüğü durumda avcı tarafından kurtarılmış oluyordu. Ve bunun yanı sıra, o tek ok saldırısının etkisi, koca yılanın kendisine yaklaşan dişlerini duraksatmakla sınırlı da kalmamıştı.

 

Cadı Yaratığı Yılan: [――――ϡϡ!!]

 

Vücudu ok tarafından delinip geçilen ve kanlar akıtan yılanın ağzından, kulak tırmalayıcı bir ses yaratmak için iki nesnenin birbirine sürtülüşünü andıran ve göğü titreten tiz bir çığlık yükseldi.

 

Ve sonra da kendisinden uzaklaşmaya çalışan Subaru’nun peşine düşmek yerine okun geldiği yöne döndü ― gözlerini bedenini delip geçen okçuya dikerek yol üzerinde kaç bitkiye zarar verdiğini umursamaksızın kaya kaya ilerlemeye başladı.

 

On metre uzunlukta bir yılanın orman zemininde sürünerek avına yaklaşışı, akıllara zarar bir manzaraydı.

 

Devasa bedenine rağmen hantal bir izlenim vermeden kayarcasına ilerleyişini izlemek, bizzat ormanı destekleyen zemin hareket ediyormuş gibi hissettiriyordu.

 

Bu sırada avcı, yılanın yaklaşışına bir okla karşılık verse de ok hedefine ulaşmadı.

 

Cadı Yaratığı Yılan: [――――ϡϡ!!]

 

Dişlerini sergileyen ve salyalar akıtan koca yılan, avcıyı hedef alarak üzerine çullandı.

 

Sıçrayarak yolundan çekilen avcıysa bu saldırıdan kaçındı ve öldürme amacı güderek yakın mesafeden bir ok gönderdi.

 

Ağaçların ötesinde, bir insan ve bir Cadı Yaratığının birbirini öldürmeye çalıştığı şiddetli bir savaş gerçekleşiyordu.

 

İşte dört bir yana yayılan çarpışma ve patlama seslerinin ortasında, avcının da yılanın da bir milim dahi kımıldamadan sürdürdüğü mücadeleyi fırsat bilen Subaru, kollarında sımsıkı tuttuğu Louis’le birlikte Rem’in bulunduğu büyük çukura doğru koşturdu.

 

Ve sonra da――

 

Subaru: [Rem, bana elini ver! Kaçmak için bu fırsatı kullanacağız!]

 

Rem: [――hk, kız güvende mi?]

 

Subaru: [Evet, öyle derin uyuyor ki sinirime dokunuyor! Hadi, acele et!]

 

Diyerek çukurun içerisindeki duvara yaslanmış olan Rem’e elini uzattı. Fakat Rem, o ele bakıp bir “Hayır” eşliğinde kafasını salladıktan sonra ellerini kendi başına çukurun köşesine yerleştirdi.

 

Subaru’nun kendisine uzattığı eli tutmayacağını anlatan inatçı bir hareketti. Madem öyle, sıkıntı yoktu. Subaru bu düşünceyle elini geri çekti ve bunun yerine kırbacını çıkartarak Louis’i sırtına bağlamak için kullandı.

 

Onu düşürecek olursa Rem’le arasında yeni bir atışma başlardı. Ve böyle bir şeyden kaçınmak istiyordu.

 

Subaru: [Bunun yanı sıra――!]

 

Rem: [Bek…]

 

Louis’i sırtına sımsıkı bağlamayı tamamlayan ve onu düşürmeyeceğinden emin olan Subaru, kendisini delikten dışarı atan Rem’i zorla kollarına aldı.

 

Kucaklanan Rem ise Subaru’nun bu beklenmedik hamlesi karşısında ifadesini sertleştirdi.

 

Ancak――

 

Subaru: [Bir düşün! Ben mi avcı mı yılan mı, şu anda hangimiz daha tercih edilesiyiz!?]

 

Rem: [……İletişim kurabiliyor olsaydım yılanı tercih ederdim.]

 

Subaru: [Ama kuramıyorsun, o yüzden şimdilik bana, ikinci tercihine katlan lütfen! Hadi gidelim!]

 

Subaru, önceliklerinin son derece bariz olduğuna inansa da içindeki kargaşanın yüzüne yansımasına mani olamayan Rem’den bakışlarını kaçırdı. Ve göz ucuyla yılanla avcı arasında süregelen mücadeleye baktıktan sonra tüm gücüyle koşarak savaş alanından uzaklaşmaya başladı.

 

İster yılan olsun ister avcı, galip gelenin savaş biter bitmez kendisiyle Rem’in peşine takılmasını bekliyordu. Savaşın tam olarak ne zaman biteceğini, vaktin yakın mı uzak mı olduğunu bilemiyor ama araya elinden geldiğince mesafe koyabilmek istiyordu.

 

Rem: [――Ne yapacaksın?]

 

Subaru: [İkisi de bize kıyasla ormana gerçekten aşina……! Onları peşimizden atacak bir yol bulmamız gerekiyor ama kokum yüzünden yılandan kaçmam umutsuz vaka. Yani……]

 

Avcının galip gelmesi için dua etmek istiyordu.

 

Eğer avcı, Subaru’yu çevreleyen Cadı miasmasıyla bağlantısız bir takipçiyse onu başlarından atma yöntemlerini uygulamaya değerdi.

 

Subaru: [Çok fazla ayak izi bırakmayacağım bir yol seçecek, izleri olabildiğince sileceğim ve sonra da ……]

 

Rem: [Ayrı bir yönde iz bırakacaksın, öyle değil mi?]

 

Diyen Rem, neredeyse bedenine temas edecek olan bir dalı kopartıp uzaklara fırlattı ve kaçış rotalarından farklı bir doğrultuda olan ağaçları çizmesine izin verdi.

 

İzler iki noktaya dağılır ve biri kırık bir dal, biri de ağaçta kalan bir iz olursa rakiplerinin kafası karışır mıydı?

 

Subaru: [――――]

 

Kollarında Rem’le koşmaya devam eden Subaru’nun zihninden, duruma uygun olmayan, nostalji hissi veren bir şeyler geçiyordu. Uzun bir zaman önce, yine benzer bir durumda, Cadı Yaratıkları tarafından kovalanarak ormanda koşturmuştu.

 

Fakat o zaman taşıdığı kişi Rem değil Ram’dı.

 

Subaru: [Nee-sama da unuttu, yani hatırlayan… ha… yalnızca, benim, ama……]

 

Rem: [Nefesin kesiliyor. Böyle devam ederse bize yetişecekler.]

 

Subaru: [Biliyorum! Kahretsin, iki kardeşte de… ha… merhametten eser yok……!]

 

Kollarındaki kişi Ram olmasa da sözlerinin sertliği kardeşiyle hemen hemen aynıydı.

 

Aralarındaki benzerliği fark eden Subaru’nun bedenine güçlü bir duygu yayıldı ve bu da ona devam edecek cesareti verdi. Kendisini nefesi kesilse de koşmaya devam etmeye zorlayan Subaru, arkada olup bitenleri gözlemleme rolünü Rem’e emanet ederek ormanda çaresizce koşturmayı sürdürdü.

 

Zaten bugünün başından beri koşturuyordu.

 

Bitkin düşmüş, fiziksel ve zihinsel olarak yıpranmıştı ve mümkün olsaydı yere serilip yatmak isterdi. Aslına bakarsanız takipçisini peşinden attığı anda tam da bunu yapacaktı. Aralıksız sekiz saat uyuyacaktı.

 

Subaru: [O yüzden, ben bu işi başarana dek dayan lütfen, sevgili bedenim――!!]

 

Rem: [――hk, bekle!]

 

Subaru: [Ofofofofof!? Ne bok yemeye yaptın bunu!?]

 

Subaru, bedenine kımıldasın diye bağırıp kendisini hareket etmeye zorlarken kollarında taşımakta olduğu Rem, kulağını sert bir şekilde büktü. Subaru’nun acıdan kaşları çatılırken de Rem, gittikleri doğrultudan sapan bir yönü işaret ederek,

 

Rem: [Su sesi duyuyorum. Akan bir…… nehir mi? Belki de izlerini silebileceğin bir şeydir? Ayrıca, suya ihtiyacın olduğunu da söylüyordun.]

 

Subaru: [Demek hayatta kalma bilgilerimden bahsederken beni gerçekten dinliyormuşsun….… Etkilendim, ama bu iş bekleyebilir. Haklısın, orada bir nehir varsa harika olur! Eğer o nehri geçebilecek olursak bizi kolayca takip edemeyecekleri kesinleşir……!]

 

Maalesef Subaru, hızla çarpan kalbi ve kesilen nefesi yüzünden su sesini işitemiyordu ama o anda, orada, Rem’in işittiklerinden şüphe duyması için hiçbir sebep yoktu.

 

Bu yüzden “O tarafta” diyerek parmağıyla bir yeri işaret eden Rem’e itaat ederek yönünü değiştirdi ve nehri arayarak koşmaya başladı.

 

Ağaç kümelerinin yanından geçip çimenlerin üzerinden atlayıp önünde yeni bir yol bulduktan sonra da――

 

Subaru: [――Bir nehir! ……A~m~a~?]

 

Ormanın temizlenip önlerinin açıldığı saniyede Subaru, nihayet muazzam bir yoğunlukla ― evet, muazzam bir yoğunlukla akan suların sesini işitebilir hale geldi.

 

Tabii ki kulaklarına böyle bir ses ulaşırdı, sonuçta kaynağı koca bir nehirdi. Subaru ve Rem’in görebildiği kadarıyla sular, yaklaşık on metre uzunlukta bir uçurumdan aşağı dökülüyordu.

 

Rem: [Neresinden bakarsan bak, bu……]

 

Kollarının arasındaki Rem, altlarında akan devasa nehre bakarak nefessiz kalmıştı.

 

Suların hiddeti ve uçurumun yüksekliği hesaba katılınca manzara karşısında dehşete düşmesi çok normaldi. Muhtemelen içgüdülerine güvenip buraya yönlenmelerine neden olduğu için suçluluk da duyuyordu.

 

Ancak halihazırda pişmanlık duyduğu şey için onu suçlamaya da ona karşı çıkmaya veya teselli etmeye de ayıracak vakitleri yoktu.

 

Subaru: [――Kahretsin, savaş bitti mi!?]

 

Arkalarındaki ormandan göğe, mesafeli ve şiddetli bir kükreme sesi yayılıyordu.

 

Ve o ses, koca yılanın duygu dolu çığlığına benziyordu. Galibiyete mi mağlubiyete mi işaret ettiği belirsizdi ama her halükarda kazanan taraf, Subaru ve Rem’in peşine düşecekti.

 

Subaru: [Bu gerçekleşmeden önce buradan……]

 

Rem: [――Beni bırak.]

 

Subaru bölgeden ayrılmaları gerektiğini düşünürken hala göğüs bölgesine yakın tutmakta olduğu Rem, böyle söyledi.

 

Onun gergin sesini işiten Subaru ise kısa bir nefes sesi sonrası,

 

Subaru: [N…e?]

 

Rem: [Beni bırak. Seni gereksiz yere yolundan saptırmak benim hatamdı. Kaybedecek tek bir saniye bile yok. Ben düşmanı bir şekilde oyalamaya çalışacağım, yani……]

 

Subaru: [Sa-saçmalama! Seni bırakmak gibi bir şey yapamam……]

 

Rem: [Öyleyse ne halt yiyeceksin!? Bir çocuk ve bacaklarını kımıldatamayan bir kadını taşıyan, nefesi kesilen ve dizleri titreyen sen, bundan daha fazlasını nasıl yapabilirsin ki!?]

 

Subaru: [――――]

 

Rem, öfkeden yüzü kızarmış halde yakın mesafeden Subaru’yu paylıyordu. Subaru’ysa bu sözlerin yoğunluğu karşısında ezilmiyor değildi ama bir karşılık veremiyordu.

 

Sorulduğu saniyede alternatif bir plan önerecek kadar zeki değildi.

 

Ama zeki olmadığı için, zeka gerektirmeyen bir yanıt bulabilirdi.

 

Subaru: [――Hayır, olmaz. Seni burada bırakmayacağım.]

 

Rem: [――Uf, senin şu inatçılığın……]

 

Subaru: [Hangimiz daha inatçıyız, ha!? Kendini sorumlu hissetmeni anlıyorum! Ama bilesin ki sorumluluk hissini yanlış zamanda ve yanlış yerde sergiliyorsun! Seni arkamda bırakıp gidemem!”

 

Rem: [Ne……]

 

Subaru: [Sen yanımda olmazsan hiçbir anlamı olmaz ki! Sen öleceksen, senin yerine ben öleyim daha iyi. Bunu anlaman için ne yapabilirim, ha!?]

 

Subaru, Rem’in fikrini masadan kaldırma çabasıyla içten düşüncelerini dile getiriyordu.

 

Sözleri gerçekten kalbinden geliyordu. Elbette ki Subaru da ölmek istemiyordu. Kendisine “Ölümden Dönüş” gibi bir fırsat bahşedilmiş olsa bile bunu istemiyordu. Bu yüzden yalnızca bir ikilem içerisinde sıkışıp kalmıştı ve en kötü seçenekle en istenmeyen seçenek arasındaki en iyi seçimi yapmaya çalışıyordu.

 

Buna rağmen――

 

Subaru: [İkimizi de öldürmeyecek yöntemi seçeceğim.]

 

Rem: [……Peki ya sırtındaki kız konusunda ne yapacaksın?]

 

Subaru: [İznim olsaydı onu yem olarak kullanmak isterdim ama bunu yaptığım için bana yöneltilecek şikayetler başıma dert olacaktır. Bu yüzden, şimdilik, onu da beraberimde götürerek kaçacağım.]

 

Louis’in her daim Rem’le arasındaki sorunların bir parçası olması canını sıkıyordu.

 

Bununla birlikte şu anda Louis’i fırlatıp atacak olursa Rem’le ilişkisi onarılamayacak bir hasar alırdı. Yani bu seçenek masadan kalkıyordu. Dolayısıyla Subaru, ne kadar mide bulandırıcı biri olursa olsun onu terk edemezdi.

 

Rem: [――――]

 

Subaru’nun sağlam iradesinden doğan sözcüklerini işiten Rem, gözleri irileşerek sessizleşti.

 

Subaru, şu anda bile kötü kokusunu içine çekmeye katlanamadığı adam konusunda nasıl bir hüküm vereceğini bilemeyen Rem’in içsel çatışmasını anlayabiliyordu.  

 

Onun kararsız ifadesini göz ucuyla izleyen Subaru, bir yandan da etrafı inceleyerek bir kaçış rotası arıyordu.

 

Fakat hayatta kalmalarını sağlayacak bir yol bulmak öyle çocuk oyuncağı değildi. Durumun Rem’e, kendisini yem olarak kullanmayı önereceği kadar sebep sunduğunu görebiliyordu.

 

Eğer öyleyse, geriye kalan tek seçenek――

 

Subaru: [――Uçmak.]

 

Rem: [Ne…… Be-bekle! Pervasızlık diye buna denir! İçerisinde bulunduğumuz durumun farkında mısın!?]

 

Subaru: [Evet, sırtına bağlanan ağırlık yüzünden bitkin düşen, bacaklarını kımıldatamayan Rem’i taşıyan, üç parmağı kırılan ve göğüs kafesinin durumu birazcık şüpheli olan bir ben varım……]

 

Rem: [Parmaklarına gelince…… Neyse! Bu haldeyken böyle bir şey denemen çok saçma olur! Bu yükseklikten…… atladığın anda bilincini kaybeder ve boğulursun!]

 

Aşağılarında akan devasa nehri işaret eden Rem, Subaru’nun planına katılmamasının gerçekçi sebeplerini dile getirdi.

 

Yükseklik on metreydi ve yaralı birinin doğru düzgün hareket dahi edemeyen iki kişiyi kollamasını gerektiren bir durum söz konusuydu. Hiddetli suları cesurca aşarak bir şekilde karşı kıyıya ulaşmaları gerekiyorsa, bunun intihardan farksız olduğunu düşünmek çok doğaldı.

 

Subaru: [Ama, bu intihar değil. Ve öyle olsa bile, öldüğümüzde, birlikte ölmüş olacağız.]

 

Rem: [Katiyen olmaz!]

 

Subaru: [Yeoov!]

 

Rem, ışıl ışıl dişlerini gösteren Subaru’nun ağzının ortasına muntazam bir tokat indirdi. Darbenin gücüyle suratı yana savrulur ve tokat atılan nokta kızarmaya başlarken “Of of” diyen Subaru’ysa,

 

Subaru: [Tamam, anladım. Sen öyle diyorsan ölmem.]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Sonuçta ben senin dileğini gerçekleştirecek olan kişiyim. ――Çünkü ben, senin kahramanınım.]

 

#Ay Subaru, hala kahraman diyorsun ya, vallahi bu çocuk pataklanmayı hak ediyor. Ama Rem de sinir dozunu birazcık azaltabilir. Bu gereksiz yorumların ardından galip gelenin yılan mı avcı mı olduğunu ve Subaru’nun gerçekten de sırtında Louis, kucağında Rem’le on metreden nehre atlayıp atlamayacağını merak ederek sıradaki bölüme geçiyorum. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr