Cilt 7 Bölüm 6 [ Güneyde Ücra Bir Bölge ] (2/3)

avatar
232 16

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 6 [ Güneyde Ücra Bir Bölge ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



Otoriter gencin ― Todd’un ― sorusu önemliydi fakat Subaru, Shudraq kelimesini daha önce hiç işitmemişti.

 

Bununla birlikte Todd, Subaru’nun aynı kelimeyi tekrarlayarak verdiği yanıtı duyar duymaz ellerinden birini alnına götürerek şöyle dedi:

 

Todd: [Bak, biliyordum işte. Tepkinden onlarla hiçbir ilgin olmadığını anlayabilmiştim.]

 

Subaru: [Heyhey, bekle. Henüz hiçbir yanıt vermiş değilim. Biraz fazla aceleci davranmıyor musun…]

 

Todd: [Hiç de bile. Kendi savaşçı klanı sorulan hiç kimse yalan söylemez. Daha önce onları hiç işitmemiş olanlar da. Yani bu saatten sonra kalkıp da ben bir “Shudraq’ım” desen de kimse sana inanmaz.]

 

Subaru: […]

 

Kesin konuşuyor olsa da söyledikleri blöfmüş gibi gelmiyordu.

 

Subaru bile inkar edemezdi; Todd’un tamamen emin şekilde dile getirdiği şeyler öyle ikna ediciydi ki. Ama bu durumda…

 

Subaru: [Bu Shudraq’lar neyin nesi ki?]

 

Todd: [Aradığımız insanlar. O koca ormanın içerisinde bir yerlerdeler… Buddheim Ormanında.]

 

Todd, Subaru’nun sorusunu yanıtlayarak arkasını işaret etti. Fakat Subaru’nun elleri ve ayakları bağlı olduğu için dönüp bakması kolay değildi. Böylece Todd, elini Subaru’nun omzuna koyup “Yapacak bir şey yok” diyerek onu döndürdü.

 

Subaru: […Buddheim Ormanı.]

 

Todd: [Buradan ötesi tamamen orman. Onu detaylı bir şekilde arayıp taramak yıllar alır.]

 

Todd halsizce bu sözleri mırıldansa da söylediği şey anlaşılabilirdi. Gerçekten uçsuz bucaksız bir ormandı.

 

Subaru’nun esir tutulduğu kamptan görüldüğü üzere yeşillikler soldan ve sağdan olmak üzere ufka dek devam ediyordu. Derinliği bu boyuttaysa -metaforlar bir yana- Amazonla aynı seviyede olduğu söylenebilirdi.

 

Ve de böylesine uçsuz bucaksız bir ormanın içerisinde Shudraq mı her ne ise o kişileri bulmaları gerekiyordu.

 

Subaru: […Pratikte imkansız bir şey olmayacak mı bu? Özetle yani.]

 

Todd: [Sen de mi bu fikirdesin? Şey, yo, ben de gerçekten havlu attım aslında. Eve dönmem yıllarımı alırsa nişanlım er ya da geç beni terk edecektir, anlarsın ya.]

 

Sevgilisinden ayrılan ve savaş alanına gönderilen bir askerin kederi.

 

Todd’un sözleri Subaru’da buna benzer bir his uyandırmış, birazcık sempati duymasına yol açmıştı. Ancak kendisinin de şu anda sevdiği kızdan ayrılmış olması gereği bu sempatisi uzun sürmedi. Ve bunun dışında, kendisinin başındaki problem bundan çok daha ciddiydi.

 

Subaru: [Hey, Todd-san. Senin açından dürüstçe bir yanıt verdiğimi düşünüyorum. Yani sözünü tutarsan çok memnun olurum.]

 

Todd: [Nişanlısını göremediği için canı sıkkın olan birinden bir kadını görmene izin vermesini mi istiyorsun? Amma da taş kalpliymişsin.]

 

Subaru: [Bunu yaralı bir adamın kırık parmaklarına basan bir adamın yoldaşından duymayı hiç istemem.]

 

Todd: [Haha, o da doğru.]

 

Subaru’nun yanıtı epey cüretkar olsa da Todd, öfkelenmekten ziyade kahkahalara boğuldu. Sonra da Subaru’nun yanına eğilip ayaklarını sıkıca bağlayan ipleri yürüyebileceği kadar gevşetti.

 

Todd: [Bu sayede hiç değilse küçük adımlarla yürüyebilecek olmalısın. Seni nezarethaneye götüreceğim.]

 

Diyen Todd, Subaru’yu koltukaltından tutarak tek seferde kaldırdı. Ve Subaru, ayaklandığı saniyede normal adımlarının yarısı kadar da olsa adım atıp özgürce yürüyebilir hale geldi.  

 

Bu şekilde yürüyebilirdi. Tanrıya şükür kısa bacakları vardı. Bir model gibi uzun bacaklı olsaydı dengesi epey bozulabilirdi.

 

Subaru: [Peki öyleyse, bana rehberlik et lütfen.]

 

Todd: [Şu arsızlığa bakın… Sen bir asil olmalısın, haksız mıyım?]

 

Diyerek buruk bir şekilde gülümseyen Todd’un sırtına hafifçe vuruşuyla Subaru, ufak adımlarla yürümeye başladı.

 

Etraftaki adamların, kendisinin adım adım ilerleyerek savaş esirlerine ev sahipliği yapan noktaya götürülüşünü meraklı gözlerle izlediğini hissedebiliyordu. Kimilerinin alay edermiş gibi göründüğünü de görebiliyor ama zerre kadar umursamıyordu. Öte yandan, asıl gözlem yapan kendisiydi.

 

Tam da düşündüğü gibiydi. Savaşa hazırlanan bir kamp görüyordu.

 

Kampın çevresi, doğaçlama yapılmış ahşap çitler ve benzeri şeylerle çevrilmişti. Burada yüzden fazla adam olmalıydı. Ancak yüz adamla koca ormanı aramaları resmen imkansızdı. Subaru, Todd’un yakınma sebebini anlayabiliyordu.

 

Lafı açılmışken Subaru, hem bu durum hem de nişanlısı için duyduğu sempatiyi ifade etmişti. Bununla birlikte karşılaştığı şey…

 

Todd: [Oh, asillerden bahsedince aklıma şey geldi… Eşyalarını karıştırırken rastladığımız o bıçağı nereden buldun?]

 

Subaru: […]

 

Todd’un ansızın aklına gelerek sorduğu soruyu işiten Subaru’nun kaşları çatıldı ve söz konusu bıçağı hatırladı.

 

O bıçağı ormandaki maskeli adamdan almıştı. Ve ormanın teşkil ettiği pek çok engel ile Rem’in hazırladığı tuzakları aşmakta gerçekten yardımı dokunmuştu. ――Artık bunun için çok geçti ama o maskeli adam, aradıkları Shudraq’lardan biri olabilirdi.

 

Durum böyleyse onlara o adamdan bahsetmek, yalnızca velinimetine ihanet etmek anlamına gelirdi.

 

Todd: [Ne oldu?]

 

Subaru: [Yo, yok bir şey…]

 

Todd bu sessizlikten şüphe duysa da Subaru, içten içe büyük bir ikilem içerisindeydi.

 

Bir savaş esiri olmasına rağmen Todd, ona nispeten makul davranıyordu. Ama hataya yer yoktu, Subaru her halükarda bir savaş esiri olarak görülüyordu ve Todd, Subaru’nun dostane davranıyor demekte zorlandığı biriydi.  

 

Diğer taraftan maskeli adamı bir daha asla görmeme ihtimali epey yüksekti. Yine de o adam Subaru’ya Rem’i aramasında etkili tavsiyelerin yanı sıra faydalanacağı bir bıçak da vermişti. Yani oldukça hayırsever biriydi.

 

Bu da demek oluyordu ki…

 

Todd: [Hey, ne oldu?]

 

Subaru: [―― O bıçak atalarımdan kalma. Bir aile yadigarı yani.]

 

Todd: [Demek öyle? Heyhey, öyleyse bayağı matah biri olmalısın, doğru ya.]

 

Subaru: [Ha?]

 

Subaru, üzerine düşündükten sonra velinimetini koruma kararı almıştı.

 

Subaru’nun aklında bu düşünceyle söylediği yalan sonrasındaysa Todd’un sesi birazcık şaşkın çıkmıştı. Ve Subaru sebebini bilemese de Todd,

 

Todd: [Sonuçta bıçağının üzerinde ulusal amblemimiz olan kılıç kurdu var. Duyduğum kadarıyla böyle şeyler bizzat İmparator tarafından hizmetindekilere verilirmiş. Yani onurlu bir aileden geliyor olmalısın, haksız mıyım?]

 

Subaru: […Dur bir saniye.]

 

Todd’un sesi heyecanlı bir hal alıyordu. Bu esnada duyduğu şeyler, Subaru’nun nefesini kesmişti.

 

Aldığı bıçağın arkasındaki hikaye yeterince iyiydi. Bu konuda şaşkınlığına değecek bir anekdot varmış gibi görünse de bu konuyu şimdilik bir kenara bırakacaktı.

 

Sorun bambaşka bir noktadaydı. ――Kılıç Kurdu ve İmparator.

 

Subaru: […]

 

Subaru, dudakları sımsıkı kapalı şekilde adımlarını duraksatarak bir kez daha etrafına bakındı.

 

Pek çok çadır, alaylı erkekler ve devasa bir orman görüyordu… Ve de koca bir çadırın yanı başında, rüzgarda dalgalanan mavi bir bayrak.

 

…İşte o mavi bayrağın tam ortasına, kılıçlar tarafından delinip geçilmiş kara bir kurt resmedilmişti.

 

Subaru’nun bu dünyaya gelişinin üzerinden bir yılı aşkın süre geçmişti. Bu süreçte Emilia’nın yegane şövalyesi olarak tanıtıldığı fırsatlar artmış, dolayısıyla sonsuza dek öteki dünyadan gelme biri olarak bağdaş kurup oturamayacağı için bu dünyaya dair genel geçer bilgileri öğrenmeye başlamıştı.

 

Ve çalışmalarının meyveleri ile kılıçların delip geçtiği kurdun ― Kılıç Kurdunun ― resmedildiği bayrak çakışmıştı.

 

Yani…

 

Subaru: […Kutsal Vollachia İmparatorluğu.]

 

Ejderha Krallığı Lugnica’nın güney sınırını çizen İmparatorluğun ulusal amblemi.

 

İşte Subaru’nun Krallıkla İmparatorluk arasındaki sınırı aşıp yabancı bir ülkeye fırlatıldığını fark ettiği ilk an, o andı.

 

△▼△▼△▼△

 

―― Kutsal Vollachia İmparatorluğu.

 

Arazinin ― yo, Subaru’nun esir alındığı ülkenin adı buydu.

 

Subaru'nun Isekai çalışmaları sonucunda Vollachia konusunda sahip olduğu izlenim şöyleydi: “Oyunlarda falan bu tarz İmparatorluklar genellikle bir nevi kötülük sığınağı oluyor.”

 

Tıpkı Lugnica Krallığı gibi Vollachia İmparatorluğu da dünyadaki güç dengesini koruyan dört büyük ülkeden biriydi. Dünya haritasının güney kısmının hakimiyetini ve en büyük araziyi elinde tutan da Vollachia İmparatorluğuydu.

 

Vollachia, kuzeydeki Gusteko ve batıdaki Kararagi'ye kıyasla daha zengin ve verimli toprakların yanı sıra daha sıcak bir iklimle kutsanmıştı. Ve görünen o ki gayet doğal bir şeymişçesine “Güçlü olan hayatta kalır” sisteminin şekillendiği bir ortamdı.

 

Birçok kabile ve ırk birbirine karışmış, güçlü olan her şeyi elde ederken güçsüz olanlar ellerindekilerden olmuş, güçsüzler güçlüler tarafından ezilmişti.

 

Vollachia İmparatorluğunda böylesi bir gaddarlık cezasız kalmıştı ― Başka bir deyişle burası, Natsuki Subaru’ya en uymayacak insanlarla dolu bir ülkeydi.

 

Subaru: […Kutsal Vollachia İmparatorluğu.]

 

Subaru, çadırın yanında sallanan bayrağa baktığı saniyede farkına dahi varmadan ağzından bu sözcükleri kaçırmıştı. Onun şaşkın mırıltısını işiten Todd ise hafifçe kaşlarını çatarak-

 

Todd: […Çok yaşa Vollachia!]

 

Subaru: [Vooa!?]

 

Ansızın arkasında gürleyen sesi işiten Subaru afallayıp şaşkınlıkla sıçrarken onun bu tepkisi Todd’u güldürdü.

 

Todd: [Hahaha. Bu tepki de neyin nesiydi böyle? Konuyu açan sendin.]

 

Subaru: [Çok yaşa Vollachia?]

 

Todd: [Çok yaşa Vollachia.]

 

Farkında bile olmadığı bir şeyle itham edilse de anlayabiliyordu.

 

Biri Kutsal Vollachia İmparatorluğu dediği zaman “Çok Yaşa Vollachia” yanıtını alırdı. Bu, onların alışık olduğu bir şeydi, ulusal inançlarının bir parçasıydı.

 

Ve böylece, Subaru yeni bir bilgi daha edinmişti.

 

Subaru: […Lugnica’lı olduğumu öyle pervasızca belli edemem.]

 

Bu, onun için gerçekten ağır bir darbe olmuştu.

 

Subaru’nun şu anki pozisyonu, Lugnica Krallığında gerçekleşen Kraliyet Seçiminin adaylarından biri olan Emlia’nın yegane şövalyesi şeklindeydi. Roswaal’ın himayesi altında resmi olarak şövalye ilan edilmiş ve sınırlı bir süreliğine Lugnica soyluluğunun bir parçası olmuştu.

 

Ne olursa olsun Lugnica Krallığında olup da Kraliyet Seçimi meselesinden haberdar olmayan tek bir kişi bile olmamalıydı.

 

Yani Subaru, kimliğini açıkladığı takdirde bir iyilik isteyecek pozisyonda olabilirdi. ――Hiç değilse Rem’in güvende olduğundan emin olduktan sonra Todd’a bu bahsi açabilirdi.

 

Ama şu anda Vollachia İmparatorluğunda olması gereği mesele bambaşkaydı.

 

Subaru: […]

 

Bu dünyanın tarih kitaplarını okumuş olan Subaru, Lugnica Krallığıyla Vollachia İmparatorluğu arasındaki ilişkinin kötülüğünden haberdardı.

 

Dört yüz yıldan uzun bir süre önce iki ülke, toprak meselesi yüzünden pek çok büyük savaş vermişti. Lugnica Krallığının dört yüz yıl önce Kutsal Ejderhayla anlaşma yaptığı günden bu yanaysa iki ülke, büyük bir çatışma yaşamaktan uzak durmuştu.

 

Bununla birlikte tek tük, ufak çaplı çatışmalar çıkmıştı ve iki ülkenin şu anda bile soğuk savaş halinde olduğuna hiç şüphe yoktu. Subaru, İmparatorluk bunu fırsat bilip savaş başlatmasın diye Kraliyet Seçiminin başladığının duyurulması öncesinde görüşmeler gerçekleştirildiğini duymuştu.

 

Peki onlara burada, yani Vollachia İmparatorluğu sınırları içerisindeyken, Lugnica soylularından biri olduğunu söyleyecek olursa başına ne gelirdi?

 

Belki birazcık sağduyu sahibi bir İmparatorluk soylusuyla karşı karşıya olsaydı bunu yapması mümkün olabilirdi ama bulunduğu konum, savaş alanının kıyısında bir kamptı.

 

Todd bir yana, Jamal gibi fevri insanlardan oluşan bir ulustan misafir muamelesi görmeyi umabilir miydi gerçekten?

 

Subaru: [Kesinlikle imkansız.]

 

Bu da demek oluyordu ki Subaru, dikkatsizlik ederek pozisyonunu açıklayamazdı.

 

Hal böyleyken yanındaki kişinin pozisyonunu dahi unutmuş olan Rem olması, gizli bir lütuftu ― Gerçekten de talihsizlikler denizindeki ufacık bir lütuftu.

 

Todd: [Hey, asıl mesele nedir? Parmakların gibi ayakların da mı işe yaramıyor?]

 

Subaru: [Yok ya, ondan değil. Sadece senin “Çok Yaşa Vollachia” deyişini işitince göğsümün derinliklerinden yükselen huşunun ürpertisine engel olamadım…]

 

Todd: [Oh, anlıyorum. Yapacak bir şey yok. İmparatorluğun soylularıyla bağlantılı olduğun düşünülünce İmparatorluğun bahsinin seni kalbinden vurması çok doğal. Düşüncesizlik eden benim.]

 

Subaru: [Haha, şeyy, hahaha.]

 

Elinden gelseydi kafasını kaşırdı ama tek yapabildiği, Todd’un yanıtına zoraki bir kahkaha atmak olmuştu.

 

Onun dünya görüşüne yalnızca yazılı eserlerden dahil olan bir şey olsa da burası gerçekten bir “İmparatorluktu”.

 

İmparatorluğun mantrası, Todd gibi sıradan askerlere dek nüfuz etmişti. Bunun adamın şu anki tavırlarından anlaşıldığını fark eden Subaru, dişlerini sıktı.

 

Sosyal konumunu ortaya koyması ve Mathers Mülküne dönmesini sağlayacak olan kozlarının önünün kesildiği rahatlıkla varsayılabilirdi.

 

Belki de pozisyonuna saygı duyacak mantıklı bir İmparatorluk vatandaşı bulabilirdi, ama…

 

Subaru: […Bu iki seçenek üzerine kumar oynayacak olsaydım, ihtimaller fazlasıyla aleyhime derdim.]

 

Todd: [Ne mırıldanıyorsun sen? Buyur bakalım, dört gözle beklediğin buluşma zamanı.]

 

Subaru: […ah]

 

Ayaklarını sürüyerek yürüyen Subaru, omzuna pat diye vurularak sırtından itildi.

 

Todd’un söylediklerinin hemen sonrasında da kafasını kaldırdı. Ve bunu yaptığı anda kampın köşesine yakın bir noktaya yerleştirilmiş olan demir hücrelerin yanına ulaştığını gördü. İşte düzenli ve derli toplu şekilde sıralanmış o hücrelerden birine, öylece oturup kalmış bir kız hapsedilmişti.

 

Subaru: [Rem!]

 

#Subaru nihayet nerede olduğunu ve kimliğini ifşa etmemesi gerektiğini öğrendi. Louis’in kafasının gidik olması ve Rem’in hiçbir şey hatırlayamaması bu konuda işe yarayacak gibi görünüyor. Yine de pek çok aksilik çıkabilir. Ayrıca şu bıçak için aile yadigarı falan deyip risk almasaydı, ormanda buldum deseydi daha mı iyi olurdu acaba diye düşünmeden edemiyorum. Ee, amblemli bıçağını hediye eden gizemli görünmez abimiz, avcımız, ne olduğu belirsiz Shudraqlar ve imparatorluk askerleriyle dolu bir maceranın içerisine giren esir kahramanlarımızı neler bekliyor? Öğrenmek için okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32547 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43265 Bölüm Sayısı


creator
manga tr