Cilt 7 Bölüm 7 [ Erkek Olmak Zordu ] (3/3)

avatar
287 16

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 7 [ Erkek Olmak Zordu ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Tereddütlü bir şekilde konuşmaya başlayan Rem’in sözleri karşısında Subaru’nun nefesi kesildi. Sonra da ağır ağır, çekine çekine elini yanağına götürerek parmaklarının ucuna değen ılık gözyaşı damlası yüzünden şaşkına döndü.

 

Bu Rem’in uydurduğu saçma sapan bir yalan değil, gerçeğin ta kendisiydi.

 

Subaru: [Ha? Ben… ağlıyor muyum?]

 

Rem: [E… evet, ağlıyorsun. Mesele nedir? Parmağındaki yaralar mı……?]

 

Yanaklarından süzülen yaşları silmek için elini kullanan Subaru, içinde çalkalanan duygu tufanı karşısında afallamış durumdaydı. Ancak gözyaşlarının sebebi, kırık parmaklarının acısı değildi.

 

Daha farklı bir şeydi. Belki de Rem’le birlikte geçirdiği sakin, sessiz an yüzündendi.

 

Subaru: [――――]

 

Durumları çözüme kavuşmaktan çok uzaktı.

 

Emilia ve diğerlerinden ayrı düşmüştü, onlarla nasıl irtibata geçeceğini bilmiyordu, kimliği açığa çıktığı takdirde korkunç bir tecrübe yaşayabileceği bir bölgedeydi ve hafızasını kaybetmiş olan Rem’le herhangi bir ilişki kuramıyordu. Üstüne üstlük yanında bu dünyadaki tüm kötülüklerin vücut bulmuş hali olan bir Günah Başpiskoposu vardı ve onlara liderlik eden kişi, tüm cahilliği, yetersizliği, acizliği ve dikkatsizliğiyle Natsuki Subaru’ydu.

 

İyimser olmak için tek bir sebebi dahi yoktu. Tek bir sebep dahi yoktu, ama――

 

Subaru: [……Bu şekilde, birlikte yemek yiyor ve sohbet ediyoruz. Bu da… beni mutlu ediyor.]

 

Rem: [――――]

 

Subaru: [Ü-üzgünüm, neden bahsettiğimi anlamıyorsun, değil mi? Yine saçmalayıp duruyorum. Mide bulandırıcı olduğumu düşünmen çok normal…… Ama, yalnızca dürüst oluyorum.]

 

Deyip gözlerini kapatarak yaşları geri itse de onlar süzülmeye devam ederken Subaru, burnunu çekerek gözlerini yeniden Rem’e dikti.

 

Subaru: [Seninle böyle, huzurlu bir vakit geçirmeyi öyle uzun zamandır istiyordum ki.]

 

Yarısını yediği şişi kucağına yerleştiren Subaru, bu sözleri boğazından zar zor çıkarttı.

 

Ve dökülen gözyaşlarını koluyla silerken akan burnunu çekme sesi, sessiz çadırın içerisinde yankılandı.

 

Bir müddet o tuhaf ses dışında çıt çıkmazken――

 

Rem: [……Ne demek istediğini anlamıyorum.]

 

Rem, durduk yere kısa bir iç çekişi andıran bir sesle böyle söyledi.

 

Gözlerini ovuşturup yaşlarını uzaklaştıran Subaru’ysa nefesini tuttu. Ayrıca Rem’in katı, soğuk ses tonunun yerinde bir tepki olduğunu düşünerek kendinden utandı.

 

Etrafına nahoş bir koku yayan, yabancı bir adam, gözlerinin önünde gözyaşlarına boğuluyordu. Bu durumda Subaru’ya bakıp da ondan şüphelenmeyecek hiç kimse olamazdı.

 

Bir kez daha Rem’in güvenini yaralamıştı. Ve bu defa ölümcül, onarılamaz şekilde…

 

Rem: [Ama sen ağlarken sana gülebileceğimi sanmıyorum. Bunun…… ürpertici olduğunu düşünüyorum, ama mide bulandırıcı bulacak kadar değil.]

 

Subaru: [――Eh?]

 

İşte bu beklenmedik sözler karşısında kafasını kaldıran Subaru’nun gözleri irileşti.

 

Bu esnada Rem, kucağındaki Louis’in saçlarını okşuyor ve gözlerini Subaru’dan kaçırmaya devam ederken kelimelerini dikkatlice seçermişçesine dudakları titriyordu.

 

Rem: [……Hepsi bu. Yemeğini çabucak bitir. Bugünlük… yoruldum.]

 

Subaru: [――ah]

 

Rem, gözleri kapalı şekilde hızlıca böyle söylerken Subaru, bir an için onun ne kastettiğini anlayamaması nedeniyle tepki vermekte gecikti. Kucağındaki yarısı yenmiş şişten bahsettiğini fark ettiği andaysa telaşla mideye indirmeye başladı.

 

Subaru: [Do-doğru. Hı hı, lezzetliymiş. Tuzlu ve lezzetli.]

 

Rem: [Gözyaşların yüzünden tuzludur…… Ama senin vücut kokun sağ olsun benim yemeğim bana hiç lezzetli gelmedi. Bu haksızlık.]

 

Subaru: [Bu…… ahh, buna çözüm olacak bir plan düşüneceğim, evet.]

 

Rem’in konuşma şekli soğuk ve iğneleyiciydi.

 

Fakat Subaru’ya oradan uzaklaşmasını veya onunla birlikte yemek istemediğini söylememişti. Öyleyse geriye kalan tek şey, Subaru’nun farklı bir planla gelmesiydi.

 

Aksi takdirde bu sakin vakitlerin devamını getiremeyecekti.

 

Subaru: […Ama, “haksızlıktan” bahsedeceksek benim de söylemek istediğim bir şey var.]

 

Rem: [Söylemek istediğin bir şey mi? Neymiş o? Mesele parmaklarınsa…]

 

Subaru: [――Mesele o kız. Kucağında mutlu mesut uyuyan o kız.]

 

Subaru, Rem’in kucak yastığının tadını çıkartan Louis’e parmağını sallayarak kaşlarını çattı. Bunu gören Rem ise “İşte yine başlıyoruz” dercesine gözlerini kıstı.

 

Bununla birlikte Subaru’nun değinmek istediği nokta, o ana dek tekrarladıklarından farklıydı.

 

Subaru: [Rem, benim kokumdan bahsedip duruyorsun… Bunu hatırlatmaktan hoşlanmıyorum ama o da benim gibi kokuyor olmalı. Buna rağmen onu görmezden mi geliyorsun?]

 

Cadının kalıcı kokusu, Ölümden Döndüğü her seferde daha da kuvvetleniyordu.

 

Fakat bu, Cadıyla yakınlığa sahip olmakla gelen bir şeyse ― yani Cadı Faktörleriyle ilişkiliyse ― Günah Başpiskoposu Louis de onun kokusunu yayıyor olmalıydı.

 

Evet, geriye dönüp de Rem’in Cadı Tarikatı fertlerine verdiği öfke dolu tepkileri düşününce bu kadarı kesin olmalıydı…

 

Rem: […? Neden bahsediyorsun sen? Bu kızı kendinle aynı kefeye koyma.]

 

Subaru: […Ha?]

 

Rem: [Anlarsın ya, o hiç de senin gibi kokmuyor. Lütfen bu kadar çaresizce davranıp böyle saçma sapan şeyler söyleme.]

 

Gelin görün ki Rem’in Subaru’nun önceki sözlerine yanıtı son derece beklenmedik oldu.

 

Subaru refleks olarak Rem’e baksa da ifadesinde bir tuhaflık göremedi. Yalan söylüyor veya Subaru’yu kandırmaya çalışıyormuş gibi durmuyordu.

 

Demek ki gerçekten de Louis’ten bir Cadı kokusu, yani miasma sezmiyordu.

 

Subaru: [Miasmasını gizleyebiliyor olamaz, değil mi? Yok artık, ne amaçla yapsın ki?]

 

O ana kadarki tecrübeleri arasında Cadının kokusu olarak da bilinen miasmayı sezebilen çok az kişiye denk gelmişti. Buna en ağır tepkiyi veren Rem haricindekilerse Beatrice ve Lewes gibi birkaç kişiden ibaretti.

 

Ve ayrıca Subaru, Cadı Tarikatı üyelerinin o kokuyu gizlemeyi düşüneceğini sanmıyordu.

 

O kişiler, lanet olasıca mekanın sahibiymişçesine dünyayı ihlal eden Hain Havarilerdi. Ama buna rağmen…

 

Rem: [Artık yetmedi mi? Yemeğini bitirdiysen bir an önce uyumaya hazırlanmak isterim, bu kız da yatağa gitmek istiyor gibi görünüyor çünkü…]

 

Subaru: [Oh, umm… Şey, az önce söylediklerin konusunda emin misin?]

 

Rem: [Amma küstahsın.]

 

Diyen Rem, Subaru’nun sorusunu kesin olarak susturdu.

 

Ancak tavrı, hissettiklerinin yalan olmadığını kanıtlar nitelikteydi.

 

Subaru: […Louis’ten hiç miasma sezemiyorsun yani?]

 

Subaru, bunun ne kadar önemli olduğunu pek bilemiyordu.

 

Yine de başına çok kötü bir şey gelecekmiş, çok ürkütücü bir şeyler dönüyormuş gibi korkunç bir his duyuyordu.

 

Rem: [Affedersin ama kaseni kaldırabilir misin? Ben yatakları yapacağım.]

 

Subaru: [Oh, tabii, ne demek. Şey, bir haltlar karıştıracak değilim, yani endişe etmene gerek yok.]

 

Rem: [―― Bu cümlen beni daha da endişelendirdi.]

 

Rem büyük bir sertlikle böyle söylerken Subaru, yemeyi yeni bitirdiği şişin bulunduğu kaseyi kaldırmak için hüzünlü bir şekilde çadırdan çıktı.

 

Gecenin ilerleyen saatlerinde kamp alanının çeşitli noktalarına dağılmış kamp ateşi ışıkları görünüyordu. Subaru’nun grubundan hiç kimseye böyle bir emir verilmese de muhtemelen gece nöbet tutan birileri olacaktı.

 

Subaru bunu yalnızca mangalar ve oyunlardan biliyor olsa da savaşa hazırlanmak zor işti.

 

Subaru: […Buradan bir an önce uzaklaşmak istiyorum.]

 

Todd iyi biriydi ama buna rağmen Subaru, savaş alanındaki atmosfere alışacakmış gibi görünmüyordu.

 

Bir an önce buradan uzaklaşması ve Emilia ile diğerlerine kavuşmanın bir yolunu bulması gerekiyordu.

 

Subaru’nun kararı buydu. Ve tam da kasesini sımsıkı tutarken bir şey fark etti.

 

Subaru: […Hah, parmaklarım acımıyor. Yok artık, ilaç şimdiden yapacağını yaptı mı?]

 

Farkında bile olmadan kaseyi sol eliyle sıkıca kavramıştı. Ve ilacın etkinliği karşısında şok olmuş şekilde parmaklarına bakıyordu.

 

Hala bir rahatsızlık hissi taşıyordu. Ama oradan yayıldığını hissettiği uyuşturucu sıcaklık, sol elinin doğru düzgün çalışmaya başladığını kanıtlıyordu.

 

Subaru: [Şifa Büyüsüyle ilgili o kadar atıp tuttu ama bu ilaç da hileden fazlasıymış…]

 

Diyen Subaru, yoluna devam ederken Todd’un daha önce söylemiş olduğu şeyleri düşünerek elini hafifçe salladı.

 

Düşünmesi gereken çok fazla şey vardı. Rem, Louis ve kendisiyle ilgili.

 

Ama sayıları ne kadar fazla olursa olsun her birini halledecekti; hem de tek tek.

 

△▼△▼△▼△

 

???: […]

 

Yalnız bir siluet, çadırdan ayrılıp ağır ağır yürüyen Subaru’yu izliyordu.

 

Bir gözü göz bandıyla örtülü o adam, sağlam gözünü kıstı ve dalgınlıkla uzaklaşan figürün ardından bir ‘tch’ sesi çıkarttı.

 

Ve sonra da…

 

???: [Etrafta böylece dolaşacak cesarete sahip. Saçmalığın daniskası.]

 

Bu sözcükleri mırıldandı.

 

#Louis neden kokmuyor sahiden? Zaten Yeşil Odada uyandığı andan beri bir tuhaf. Şu olayın gizemini ne zaman çözeceğimizi çok merak ediyorum doğrusu. Ve de diğer ciltler boyunca gördüğümüz karakterlerimize kavuşmayı iple çekiyorum. Bakalım buralarda daha ne kadar takılacak ve neler yaşayacağız! Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32643 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr