Cilt 7 Bölüm 8 [ İsim ] (2/4)

avatar
308 16

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 8 [ İsim ] (2/4)


Çevirmen : Clumsy



Jamal: [Ne cüretle böyle bir şey söyleyebilirsin! Doğru düzgün bir bahane uydur bari.]

 

Diye homurdanan Jamal, kolunu sallayarak Louis’i yere ırlattı. Yere düşen Louis ise öncesinde kavranmış olan saçlarını çekiştirip kafasını tuttu ve yaşlı gözlerini Jamal’a dikerek bir “Uuuh” sesi çıkarttı.

 

Tamamen dürüst olmak gerekirse, Jamal’ın uyguladığı şiddetin Louis’i eski haline döndürecek bir tetikleyici olma ihtimali her daim mevcuttu. Subaru’nun ağzından dökülen şeyler tamamen bu amaca yönelik çaresizce kelimeler değildi.

 

Ama neyse ki Louis’in acısı ve öfkesi, orijinal karakterini yeniden uyandırmaya hizmet edecekmiş gibi görünmüyordu. Gerçi bunun kimin için iyi olduğuna hükmetmek zordu.

 

Jamal: [Ne kadar terbiyesiz bir velet. Yo, sadece lanet olasıca velet değil. Senden de hoşlanmıyorum, o diğer kızdan da hoşlanmıyorum, hiçbirinizden hoşlanmıyorum!]

 

Subaru: [Guhooa!]

 

Jamal, bu sözleri söylerken öfkeye kapılarak Subaru’nun yanağını tekmeledi. Bu beklenmedik hamle yüzünden Subaru’nun ağzı açılırken sağlam darbe, bir dişinin çatlamasına yol açtı. Ve ağzından kanlar damlamaya başladı. Kan kokusu alır ve diline kan tadı yayılırken de bakışlarını Jamal’a çevirdi.

 

Subaru: [Ngghh… Sanırım Todd-san’ın kimliğimi doğruladığını ya da burada vakit geçirme izni aldığını söyleyebiliriz…]

 

Jamal: [Hmph, “Todd-san”, ha. Sana epey düşkün, değil mi? Son umut ışığın bu mu yani?]

 

Subaru: […]

 

Jamal: [Üzgünüm ama benim rütbem o heriften daha yüksek. Talebini iyilik olsun diye dinledim ama ona itaat etmem için hiçbir sebep yok.]

 

Kaba bir sesle böyle söyleyen Jamal, bir kez daha Subaru’nun üzerine bastı. Subaru kafasını korumak için kıvrılsa da bu defa tekmeyi karnına yedi. Jamal’ın botunun ucu yüzünden karnı çalkalansa ve darbe karşısında sızlansa da tekmelerin sonu gelmedi.

 

Jamal: [Öncelikle, senin o orospun iki adamımı yaraladı. Burada iş göremez hale gelenlerin geri gönderilmesi gerekir. Talihsizliğe bakın. Ve o Todd piçi de bunu telafi etmek yerine… daha fazlasını yaptı.]

 

Subaru: […tch.]

 

Jamal: [O bıçağı taşıyor olmasaydın şuracıkta tüm uzuvlarını kopartırdım. Asker olmak zor iş, öyle değil mi?]

 

Israrlı tekmeleri de sözleri de sinir bozucuydu. Tek gözüyle göz göze gelmeden de amacı açıkça anlaşılıyordu.

 

Jamal’ın amacı, Subaru’yu yaralamak değildi. Bundan öteydi.

 

Başlıca amacı, Subaru’yu kızdırıp karşı saldırıya geçmesi için kışkırtmaktı ve muhtemelen bu amaç uğruna kaba davranıyordu.

 

Jamal, Todd’un söylediklerini dinlemek zorunda olmadığını söylemişti ama ilk tekmesinde verdiği tepkiye bakılınca o sözleri tamamen göz ardı edemeyeceği anlaşılıyordu. Bu yüzden bir sebebe ihtiyaç duyuyordu. Yani Subaru’yu öldürmesini haklı çıkaracak bir sebebe.

 

Sadece bu da değil, Rem’e misilleme yapmak için de bir sebebi olsun istiyordu. İşte bu yüzden Subaru, onun kendisini kışkırtmasına izin vermeyecekti. Jamal bu acınası kininin hedefini Rem’e çevirmediği sürece sol elinin kırık parmakları iyice parçalansa ya da geri kalan parmakları da kırılsa bile galibiyet Subaru’nun olacaktı. İşte bu nedenle direnecek direnecek direnecek, direnecek――

 

???: […Oi, orada ne yapıyorsun sen?]

 

Jamal: [Tch.]

 

İşte tam da Subaru’nun direnme mücadelesinin ortasında Jamal’a hitap eden bir ses yükseldi. Jamal o saniyede dilini şaklatıp ayağını kaldırarak ağır ağır geri çekildi. Ve gürültülü adımlarla birlikte turuncu saçlı bir genç göründü.

 

Todd: [Kimsenin burada işi olmamasına rağmen gelen sesleri duyunca karşımda seni bulacağımı düşünmüştüm zaten.]

 

Jamal: [Oo, Todd teşrif etmiş. Aşırı korumacılıkta fazla ileri gitmiyor musun? O imparatorluk hançeri o kadar mı hoşuna gitti? Demek bu korkak sana satana dek ona yaltaklanacaksın, ha.]

 

Todd: […Jamal.]

 

Gözünü kısan Jamal, Todd’u bu şekilde azarladı. İkisi arasında tehlikeli bir hava esse de gerginlik, Jamal’ın “Susuyorum” deyişiyle sona erdi.

 

Ve Jamal, havayı tek başına dağıttıktan sonra daha az önceye dek tekmeliyor olduğu Subaru’ya bakarak,

 

Jamal: [Dersini aldıysan seni görebileceğim yerlerde ayaklarımın altına dolanmamaya çalış. Yeniden az önceki gibi düşecek olursan neler olur kim bilir? Hahahahaha!]

 

İşte böylece, Subaru’ya sergilediği olağanüstü şiddet gösterisini hiç umursamadan Todd’un yanından geçip gitti. Subaru da onu durdurmak için herhangi bir şey söylemedi. Şu anda dikkati yaralarına çekerse bunun tek etkisi Jamal’ı aynı şekilde kışkırtmak olurdu.

 

Jamal’ın sırtı görüş alanından silindiği andaysa bedenini yerden kaldırdı.

 

Subaru: [Ahh, kahretsin… of… O piçin, o kız tipli herifin bu kadar inatçı olmaya hiç hakkı yok. Yaptığı şey düpedüz şeytanlık…]

 

Rem’e kinlenmiş gibi görünse de özünde kötü bir kişiliğe sahipti, hepsi buydu. Her şeyden önce ilk saldırıya geçenin Rem olduğunu söylüyordu ama bunun nedeni halihazırda fazlasıyla stres altındayken Rem’i kışkırtması değil miydi?

 

Rem’in hiçbir hatırası yokken kendisine uzatılan bir el konusunda yanlış bir sonuca varması gayet de mümkündü.

 

Subaru: [Ehh, Rem hiçbir şey bilmiyor, o yüzden elden bir şey gelmez.]

 

Rem konusunda nazik bir hükme varan Subaru, kanla karışık salyasını tükürerek yavaşça ayağa kalktı.

 

Todd: [Sen iyi misin? Jamal’a bulaşmak bahtsızlık tabii.]

 

Todd, durumu sallantıda olan Subaru’yu kaşları çatık halde selamladı. O yetişmemiş olsaydı Jamal’ın saldırısı hala devam ediyor olacaktı.

 

Subaru, onun bu müdahalesine minnettardı. Ama bu bir kenara bırakılırsa――

 

Subaru: [Ben iyiyim. Asıl önemlisi, Rem…]

 

Todd: [O genç kızdan bahsediyorsan yemek yapımına yardımcı oluyor. Oturarak yapılabilecek bir iş. Ayrıca Jamal göz önünde bir şey yapmayacaktır… herhalde.]

 

Todd’un sözleri kesin bir kanıttan yoksun olduğu için Subaru’nun içi rahat edememişti. Ağzından kanlar sızarken bakışlarını sol eline kaydırdı. Desteği kaymış, bandajları çözülmüştü. Bir süreliğine iyileşmeye bırakılmış olması gereken parmaklarıysa yeniden nahoş bir renk almaya başlamıştı.

 

Todd: [Ahh… Hal böyleyse yeniden ilgilenmem gerekecek sanırım. Cidden ama, şu Jamal yok mu!]

 

Subaru: […O herif, nasıl biri?]

 

Todd: [Jamal mı? Benimle aynı zamanda asker oldu ve ondan başarılısı yok. Nispeten asil bir aileden geldiği için Üçüncü Sınıf Generalliğe terfi etmesi bir düşten ibaret değil… Ah, Üçüncü Sınıf Generalin ne demek olduğunu biliyor musun?]

 

Subaru: [Hayır, bilmiyorum tabii ki. Bir rütbe mi?]

 

Subaru kafasını sallarken Todd, başıyla onay verip “Anlıyorum” diyerek parmaklarını kaldırdı.

 

Açıkladığı kadarıyla Vollachia İmparatorluk Ordusunda “General” kelimesi, rütbe sıralamasının bir parçasıydı. Asker, Birinci Sınıf Asker, Üçüncü Sınıf General, İkinci Sınıf General ve onun da ötesinde――

 

Todd: [Söz konusu Birinci Sınıf Generaller olduğunda bu imparatorlukta o denli olağanüstü yalnızca dokuz kişi bulunuyor. İmparatora doğrudan hizmet eden askeri personele Dokuz İlahı General deniliyor. Ehh, o kadar ileri gidince işler bir soy veya başarı meselesi olmaktan çıkıyor.]

 

Subaru: [Yetenek meselesi mi oluyor?]

 

Todd: [Aynen, durum bu. İşte bu yüzden Üçüncü Sınıf General, bizim gibi sıradan insanların hedefleyebileceği en yüksek rütbe.]

 

Hiç de acınası olmayan Todd’un hikayesini dinleyen Subaru, Jamal’ın az önceki tavırlarını düşündü.

 

“Generalin”, askeriyede subaylıkla aynı fonksiyonu sağlayan bir pozisyon olduğu anlaşılırken Jamal, pek de bu kapasiteye sahipmiş gibi görünmüyordu. Benmerkezci biriydi ve mizacı gereği empatiden yoksundu. Yetersiz bir üst düzey yetkili olacağını anlamak kolaydı.

 

Subaru: [Savaş alanında pek çok askerin arkalarından gelen bir okla vurulup öldüğünü söylerler. O herife bunu kendi ağzınla söylesen ya?]

 

Todd: [Bu abartı olur. Her neyse, artık tedavini yapalım mı?]

 

Subaru: [Bir iyilik isteyebilir miyim? …Tedaviden önce Rem’in yüzünü görmek isterim.]

 

Todd: [Amanın da amanın, kör kütük aşıksın anlaşılan… Zavallı kızcağız.]

 

Parmaklarındaki acıya rağmen önceliği, Rem’in güvende olduğunu teyit etmekti. Todd ise Subaru’nun bu tavrı karşısında omuz silkerek çadırın önünde top gibi kıvrılmış olan Louis’e dikkat kesildi. 

 

Jamal’ın çekiştirdiği saçlarını parmaklarına sarıyor ve bir canavar gibi hırlıyordu.

 

Todd: [Aldatıcı yüzün mizacına hiç uymuyor. Mücadele ruhu olan güçlü çocukları severim.]

 

Louis: [Aahー! Ooh, aahー!]

 

Todd’un kahkaha sesine dönen Louis, karşılık verircesine uludu.

 

Ve Subaru’nun aklına “ondan hoşlandıysan senin olabilir” demek gelse de Rem’in kulağına ulaşmasını ve öfkelenmesini istemediği için çenesini kapalı tuttu. 

 

△▼△▼△▼△

 

Rem: [――O koku da ne, yine mi yaralandın sen?]

 

Subaru: [Oh… haberin var mıydı?]

 

Rem: [Evet. Çocuk izlediği için hakkında konuştuğumuz davranışları aklında tut lütfen.]

 

Rem, böyle söyleyerek öğle yemeğinde aynı masada buluşmuş olduğu Subaru’yu uyardı.

 

Subaru’ysa bu konunun bir kısmına katılamayacağını söylemek istese de ona karşı çıkmasının hiçbir anlamı olmayacağı için başını sallayıp onay verdi. Subaru’nun yanındaki Louis de onu taklit ederek aynısını yaptı.

 

Subaru, Jamal’ın acımasızca zorbalığı ve Todd’un nazik yardım teklifiyle karşılaşmıştı. Rem’in güvende olduğunu teyit ettikten sonraysa ilkyardım çadırında tedavi görmüştü.

 

――Çadırda görevli kişiler yeniden Subaru’yu gördüklerine şok olsalar da bu meselenin icabına bakılmasının ardından Subaru, yeni bir çadırı temizlemeyi bitirmiş ve öğle yemeğinde Rem’le buluşmuştu.

 

Kamptaki öğle yemeği karne usulü olduğu için dağıtım istasyonunda bulunanların yaptıklarından belirli bir miktar toplanmış ve sırayla temizleme şeklinde bir sistem atanmıştı.

 

Ancak Rem yemeğin hazırlığı ve servisine yardımcı olsa da birer yabancı olarak görülmeleri nedeniyle Subaru’nun grubu en sona kalmıştı ve yedikleri yemekler büyük oranda artık görünümlüydü.

 

Subaru: [Ehh, buna lüks bir yaşam diyemeyiz. En tatmin edicisi olabildiğince çok yemek olurdu.]

 

Kendisinin ve Rem’in tabaklarını alıp ufak masaya yerleştiren Subaru böyle söyledi. Louis de arsızca kendi payını getirdi.

 

Böylece her biri gecikmeli bir öğle yemeği için istemeye istemeye masaya oturdu.

 

Subaru: [Şu ana dek ne alemdeydin? Herhangi bir sorunla karşılaşmadın, değil mi?]

 

Rem: [Kayda değer bir şey olmadı. Bacaklarıma dikkat etmem gerekiyordu, o yüzden… Sadece yemeğe birazcık katkıda bulunabildim. Ayrıca, ders alırken yardımcı da oldum.]

 

Subaru: [Demek öyle…  Bedenin böyle şeyleri nasıl yapacağını anımsadı mı yani?]

 

Rem: […]

 

Subaru’nun çabucak sorduğu bu soru karşısında Rem’in açık mavi gözleri kısıldı ve dudakları büzüldü.

 

Ve tam da Subaru tepkimde çok mu ileri gittim diye paniklerken ansızın iç çekerek,

 

Rem: […Bunu umut etmedim deseydim yalan söylemiş olurdum.]

 

Subaru: [Rem…]

 

Rem: [Bir şeyler yapmayı denersem belki ellerimin aşina olduğu şeylere denk gelirim diye düşündüm. Ama bu biraz fazla elverişli olurdu, öyle değil mi?]

 

Sessizce kendi ellerine bakan Rem, kendi aptallığından utanmışçasına bu sözcükleri mırıldandı.

 

Ama kim Rem’in umutlarına aptallık gözüyle bakıp onları alaya alabilirdi ki? Onu o yapan parçaları anımsayamayan Rem’in bir çözüme tutunma çabasına kim böyle bir karşılık verebilirdi?

 

Rem: […Neden bu denli acılı bir ifadeye büründün?]

 

Subaru: [Neden mi, şey…]

 

Rem: [―― Beni önceden tanıyordun. Bunu anlıyorum. Bundan şüphe duymam için hiçbir sebep yok.]

 

Gözlerini önüne eğmiş olan Subaru’ya attığı bakışları değiştiren Rem, bu sözcüklerle onu şaşırttı.  

 

Rem o ana dek Subaru hakkında yalnızca negatif duygular sergilerken ilk defa bir nevi taviz vermişti.

 

Ve bunu anlamak, Subaru’nun göğsünde bir umut yeşermesini sağladı.

 

Bununla birlikte――

 

Rem: [Ama bana kaç kez Rem dersen de bunun benim ismim olduğunu kabul edemiyorum. Bunun ne anlama geldiğini bile anlayamıyorum.]

 

Louis: [Aaah…]

 

Rem: [Eğer, şans eseri, bu çocuk benimle konuşsaydı, belki işler değişebilirdi ama…]

 

Diyen Rem, mutlu bir görünümle Louis’in saçlarını okşadı. Kibarca sevilen Louis ise kendisini burnunun ucundaki yemeğini bitirmeye kaptırdı.

 

Maalesef ki kayıtsız tavrına rağmen ufacık bir öz bilince sahip olsa bile kendi ağzıyla Rem hakkında konuşamazdı. Konuşabileceği varsayımı altında bile Subaru, ona müsaade etmezdi. Bitmek bilmez düşmanlığı, ne olursa olsun ona bunu yaptırırdı.

 

Todd: [Bu ne ya, neden somurtuyorsunuz? Yemek masasında bu kadar kederli olmamalısınız.]

 

Üçlü grubun yemek masasına yerleşen Todd, dostane bir ses tonuyla araya girdi.

 

Ve onun araya girmesiyle rahatsız edici bir sessizlik çöktü. Atmosferdeki ani değişimle rahatlayan Subaru’ysa yanında oturan adama bakıp “Todd-san, ha” dedi. Jamal’la yaşadığı bahsi geçen olay sonrası kendisini kurtardığı için onun iyi bir adam olduğunu düşünüyordu.

 

Subaru: [Bugün beni kolladığın için teşekkürler, ama arkadaşlarınla birlikte yemen gerekmez miydi?]

 

Todd: [Hmm? Şey, aynı tiplerle uzun bir süre sosyalleştikten sonra birkaç gün birlikte yememek ilişkimizi pek etkilemiyor. Bundansa seni etkilemeyi yeğlerim.」

 

Subaru: [Ama bunu yapsan bile sana sunabileceğim pek bir şey yok.]

 

Todd: [Başarı sonrası geri ödenecek bir borç veya bir getiri düşüncesi işte. Bunu önceden yapılan bir yatırım olarak düşün.]

 

Todd bunu basitçe söylemiş olmasına rağmen -niyeti bu olsa da olmasa da- atmosferi değiştirmişti. Sonra da “Her neyse” deyip kolunu ansızın Subaru’nun omzuna doladı.

 

Subaru şaşkınlıkla geri çekilirken de eğilip kulağına doğru yaklaşarak,

 

Todd: [Düne kıyasla doğru düzgün konuşabiliyor gibi görünüyorsunuz. Aranızı düzeltebildiniz mi?]

 

Subaru: [Düzelttik mi… Bilemiyorum. İçtenliğimin ona biraz olsun ulaşabildiğini düşünmek istiyorum ama…]

 

Rem: [―― Sizi duyabiliyorum. Çekinmeden özgürce konuşabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.]

 

Louis: [Oooh!]

 

Rem, sert bir bakış eşliğinde iki adamın sohbetinden duyduğu hoşnutsuzluğu ifade etti. Masumu oynayan Louis de ona ayak uyduruyor gibi görünüyordu, belki de Rem’i müttefiki yapmaya çalışıyordu. Rem’in soğuk yanıtının etkisi ve Louis’i kabullenmiş olmasıysa Subaru’nun göğsünü ağırlaştırıyordu.

 

Aynı şey kolunu Subaru’ya dolamış olan Todd’a da ulaşmış olacaktı ki “Hey, baksana” deyip doladığı koluyla Subaru’nun omzuna hafifçe vurdu.

 

Todd: [Bu can sıkıcı. Ama hiç değilse siz ikiniz konuşabileceğiniz bir ortamda ve yakınlıktasınız. Başlı başına bu bile senin durumunu benimkinden çok daha iyi kılıyor.]

 

Subaru: [Ah, düşününce nişanlından ayrı olduğundan bahsetmiştin, doğru.]

 

Todd: [Evet, nişanlım başkentte yaşıyor. Bu görevi tamamlamak zorunda olduğum doğru ama ayrı kaldığımız süre fazla uzun. Aaah ah, neden böyle yalnız olmak ve acı çekmek zorundayım ki? Anlıyor musun?]

 

Subaru: [Bize eşlik etmene sebep olan şey de bu yalnızlık mı?]

 

Todd: [Aynen öyle. O yüzden mümkün olduğunca yardımcı olmama izin ver. Bu zahmete değer.]

 

İşlerin çığırından çıkmasını istemediği için de böyle yapıyor olabilirdi ama Subaru, içten içe Todd’un endişeleri için minnettardı. Yine de ona doğrudan teşekkür etmek kabalık olurdu. O da bu durumdan istifade ediyordu. İşte bu şekilde dörtlü grup yemeğe devam ediyordu, ama――

 

Subaru: [Sahi ya, bizim grubumuzun tedarik takımının aracına binebileceği söylendi ama Todd’un grubunun bu görevde kalması tahminen ne kadar sürecek?]

 

Todd: [Sana söylememiş miydim? Ormanda gizlenen Shudraq halkını bulana dek devam edecek… Onları bulamazsak yıllarca buraya tıkılıp kalabiliriz. Saraya hizmet etmek kolay değil.]

 

Subaru: [Shudraq halkı…]

 

Acı bir ifadeyle tahta kaşığını tutan Todd, Subaru’nun sorusunu yanıtladı.

 

Shudraq halkı―― Todd’un kampta bunun bahsini açtığı ilk seferde Subaru, ormanda tanıştığı maskeli adamı kastettiklerini düşünmüştü. O adamın bıçağını vermesi nedeniyle Subaru’nun ona bir minnet borcu vardı. Bu yüzden Todd’a onun varlığından bahsetmemişti ama şimdi nankörlük etmiş gibi geliyordu.

 

Todd da Subaru’ya en az maskeli adam kadar minnet duyulası yardımda bulunmuştu.

 

Öyleyse, Subaru’nun Todd’dansa maskeli adama olan borcunu onurlandırma sebebi neydi? 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr