Cilt 7 Bölüm 55 [ İblis Şehri Kakofonisi ] (3/3)

avatar
571 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 55 [ İblis Şehri Kakofonisi ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Kırmızı Lapis Kalenin yarısını yutmuş ve alt katlar ile kale duvarlarını karanlığa gömmek üzere olan gölgenin kuleyi kontrol eden kısmı kıvrılıyor, “elleri” havadan Yorna ve Louis’e uzanıyordu.

 

Yorna: [――――]

 

Bu uzanışı gerçekten de başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak “ellerle” gerçekleştiriyordu.

 

Kara eller, Yorna’ya ve kollarının arasına aldığı Louis’e uzanıyordu. Daha da şaşırtıcısı, aynı anda uzanan o ellerin sayısı bir veya ikiyle sınırlı değildi, on, yirmi, hatta belki de daha fazlaydı.

 

Uzanan gölgelerin, gün ışığında uzadıkça uzayan siluetlerin pastoral dinginliğine sahip olmama sebebiyse ifadesiz olmaları gerekirken bir duyguyla dolup taşmalarıydı.

 

O muazzam çoklukta gölge ve kara el, ona tek bir duyguyla, “açlıkla” çekiliyordu.

 

Ve bu, yalnızca karnın acıkmasından ibaret bir “açlık” değildi.

 

Mümkün olan her ama her şeyi ele geçirme arzusundan doğan, sırrına erişilemez bir “açlıktı”.

 

Yorna: [Evlat, savrulmak üzereyiz. Dilini ısırmamaya dikkat et!]

 

Louis: [Uh, au―― Hk.]

 

Büyüyen gölgelerden kaçınmak isteyen Yorna, bu sözlerle birlikte havada olağanüstü bir manevra gerçekleştirdi.

 

Gölgelerin doğasından bihaberdi ve Olbart’a zarar verdiklerini görmüşken onlara dokunmanın ölümcül olabileceği bilincine erişmişti, haliyle onlardan kaçınmaktan başka çaresi yoktu.

 

İşte bu sebeple gözlerini açtı ve az önceki sıçrayışıyla yerlerinden fırlamış olan kiremitleri kendisine yaklaştırıp basamak olarak kullanarak İblis Şehri göğünde bir kaçış rotası yarattı.

 

Ve uçan kiremitlerin oluşturduğu gök merdiveninde, hışırtılar eşliğinde yükselmeye başladı.

 

Bu sırada kontrol altında tutmak için gölgenin koluna doğru bir kiremit parçası fırlatmayı denedi. Fakat kiremit gölgeyi parçalamayı başaramadı ve hedef alındığı kısma gömülerek boşluğun içerisinde yitip gitti.

 

Gölgeye dokunulmaması gerektiğinden emin olan Yorna da daha yüksek bir irtifayı hedeflemeye devam etti.

 

Gölgenin uzanan kolları Yorna’nın kiremitlerinin daimi yükselişine ayak uyduramasa iyi olurdu. Gölgenin menzilini belirleyebildiği takdirde o noktadan karşılık verebilirdi.

 

Bununla birlikte――

 

Yorna: [Sürekli savunan tarafta olmak aşırı sinir bozucu.]

 

Mevzu kaçıp duruşu değildi.

 

Elbette ki bu da aşağılayıcı bir şeydi ama en çok hasarı alanın Kırmızı Lapis Kale olduğunu belirtmeye dahi lüzum yoktu.

 

Kırmızı lapis, güzelliğinden de öte nadir, kıymetli bir taştı.

 

O taşı temel alarak bir kale inşa etme düşüncesi bile saçmalığın daniskasıydı. Bu kulenin inşa edilme sebebiyse ne Yorna’nın zenginliği ne de gücüydü.

 

Her şeyden önce Kırmızı Lapis Kaleyi inşa etme fikri Yorna’dan çıkmamıştı.

 

Kırmızı ve mavinin hareketlerinden oluşan bu kuleyi inşa edenler, İblis Şehri vatandaşlarıydı.

 

İblis Şehri hükümdarı Yorna’nın pejmürde gözükmemesi gerektiğinde karar kılmışlardı ve neticesinde her biri kıymetli taşlardan toplamış, bu güzel kale inşa edilmişti.

 

Evet, kırmızı lapis nadir ve kıymetli bir taştı. Ve tek bir tanesini bile idare etmek zorken o kaleyi inşa etmenin beraberinde getirdiği zorluklar hayal dahi edilemezdi. Aynı şey Yorna için de geçerliydi; o da bu kadar zor olmasını hiç beklememişti.

 

Tabii ki kalenin inşaatına başından sonuna dek tanık olmuştu.

 

Dolayısıyla――

 

Yorna: [Benim kıymetlimi yuttun, seni hödük――!!]

 

Diyen Yorna, uzun, ince parmaklarını kaleyi yutan gölgeye doğru uzattı.

 

O parmaklardan hiçbir şey yayılmadı, buna gerek de yoktu. Yalnızca o gölgeyle yüzleşmek, ona bunun öfkesinin bir tezahürü olduğunu hatırlatmak istemişti.

 

――Bir an sonraysa Kırmızı Lapis Kaleyi yutan devasa gölgenin içerisinde vahşice bir saldırı gerçekleşti.

 

Yorna: [――――]

 

Yorna’nın bırakın gölgenin maksadını, bir özü olup olmadığını bilmesi bile mümkün değildi.

 

Bununla birlikte bunun sağlam, sert bir darbe olduğuna ikna olmuştu.

 

Gölge, Kırmızı Lapis Kaleyi yutmuştu―― yani duvarlarını oluşturan taşların her birine varıncaya dek her şeyiyle, sakinlerinin Yorna’ya duyduğu sevginin eserini.

 

Onu neden yalnızca bir kale olarak görmeliydi ki?

 

Onu neden sevmemeliydi?

 

Derken zifiri karanlığın içerisinde patlayan kalenin şok dalgaları, momentumunu büyük ölçüde azalttı.

 

Bunun kanıtı olarak Yorna’nın peşine takılmış olan tüm kollar dağıldı ve hiçbiri ona yetişme imkanı bulamazken Yorna kaçmayı başardı.

 

Bu sırada kollarında olan Louis’in bile Yorna’nın sevgi patlamasının şiddeti karşısında gözleri faltaşı gibi açıldı.

 

Fakat Yorna, kızın hayranlık olarak da tarif edilebilecek bu tepkisinden hoşnut olmadı.

 

Yorna: [Neticede bir kale yalnızca bir kaledir ve yeniden inşa edilebilir diyebilirsin. Ama…]

 

Louis: [Uu?]

 

Yorna: [Yeni bir kale inşa etmeye kalksam da günden güne sevgi beslediğim tek kale burası oldu… Un ufak olan kıymetlime, duygularım yetersizdi diye lanetlenmiş gözüyle mi bakmalıyım?]

 

Yarıdan fazlası gölgeler tarafından yutulmuş ve orijinal formundan eser kalmamış olan Kırmızı Lapis Kaleye bakan Yorna’nın kalbinde derin bir sızı vardı.

 

Fakat duygusallığa ayıracak vakti yoktu.

 

Peşine takılan gölgeden kollar ortadan kaybolmuş olsa da karanlığın muazzamlığında bir değişiklik olmamıştı.

 

Üstelik――

 

Yorna: [Tenim bana tehdidin henüz geçmediğini söylüyor.]

 

Kırmızı Lapis Kalenin patlayışının etkisi öylesine güçlüydü ki tüm kale yıkılmış olabilirdi. Ancak bu etkiyle momentum azalmış olsa da zifiri karanlığın yaydığı baskıcı hissiyatta en ufak bir azalma olmamıştı.

 

E gölge hayatta ve iyiyse tehdit de öyle olsa gerekti.

 

Başka bir deyişle Yorna, ne pahasına olursa olsun o kapkara şeyi yok etmenin bir yolunu bulmak durumundaydı ki ona dokunamayacağı gerçeği hala değişmemişti.

 

???: [――Yorna-samaaa!]

 

Yorna’nın duyuları keskinleşirken uzaklardan, zeminden yükselen bir ses kulak zarlarına ulaştı.

 

Göz ucuyla aşağı bakan Yorna’ysa kendisine seslenenlerin yıkılan Kalede toplanmaya çalışan İblis Şehri vatandaşları olduğunu gördü. Kaledeki askerlerin kurtulmasına yardım etmeye çabalarken yıkımın bir parçası olmuş şekilde molozların arasından yollarını bulmaya çalışıyorlardı.

 

Ve muhtemelen, karanlık gölgenin gözünde gıptayla bakılacak avlara benziyorlardı.

 

Yorna: [Hey, hepiniz kaçın――!]

 

Yaklaşan tehlike sinyaliyle uyarılan Yorna, aşağıdaki vatandaşlara orayı boşaltmalarını söyledi.

 

Fakat onların yanına inemeyecek kadar yukarıdaydı. Mesafe çok fazla, vatandaşlar çok uzaktı. Ve hepsinin Yorna’yla aynı tehlike bilincine sahip olmasını beklemek de imkansızdı.

 

――Nihayetinde Yorna, İblis Şehrinin Lordu için, yani kendisi için Kalede toplanmış olan vatandaşların üzerine çullanan gölgeleri çaresizce izlemekten başka bir şey yapamazdı.

 

Lakin――

 

???: [――Bu işi senin için zahmetsiz hale getireceğimi sanma!!]

 

Vatandaşlar kendilerine uzanan karanlık, gölgeden kollar karşısında donakalıyor ve tam ebedi bir boşluk tarafından yutulacaklarken bedenleri kenara çekiliyordu.

 

Koyu yeşil, dikenli sarmaşıklar, bu iş için uzaklardan gelerek vatandaşlara uzanıyordu.

 

Yorna’nın daha önce de tanık olduğu o sarmaşıklar, gölgelerden daha büyük bir hızla, öfkeli bir enerjiyle ilerliyordu. Ve vücutları karıncalanan vatandaşları yakalayarak kaçmalarına imkan tanıyordu.

 

Yorna, egzotik fizyolojilere sahip varlıkların toplandığı İblis Şehrinde bile bu işin altından kalkabilecek tek bir isim olduğunu biliyordu.

 

???: [Kafma Irulux, İmparator Hazretlerinin emriyle hizmetinizdeyim――!]

 

Böylece kollarında dikenli sarmaşıklar büyüyen ve sırtındaki transparan kanatları çırpan adam―― yani Kafma Irulux, olayın tam ortasında belirerek Yorna’nın şaşkınlık duymasına yol açtı.

 

Şaşırtıcı olan yalnızca özgün görünümü değildi, Yorna’nın vatandaşlarını koruyor olması da bir o kadar şaşırtıcıydı.

 

İmparator Vincent, zamanında Yorna’nın isyanını bastırmak ve Kaos Alevinde mutlak kontrol sağlamak amacıyla oraya birliklerini göndermişti.

 

Kafma da o birliklerin bir parçası ve Kaos Alevinde kol gezenlerden biriydi.

 

Haliyle şu anda Yorna’nın vatandaşlarını korumak için harekete geçmesi――

 

Kafma: [Kime hizmet ediyor olursanız olun, siz de bu İmparatorluğun tebaasısınız.]

 

Yorna: [――――]

 

Kafma: [Birinci Sınıf General Yorna! Sizinle farklı görüşlere sahip olduğumuzun farkındayım. Ama bu böyle devam edemez! Sizinle iş birliği yapacağım!]

 

Yorna’nın dikkatli bakışlarına bu şekilde karşılık veren Kafma, kanatlarını çırparak bir hışımla göğe yükseldi.

 

Havada özgürce dans ederek Kırmızı Lapis Kaleyi esir alan gölgelerin dikkatini üzerine çeken Kafma, hareket özgürlüğü ve kontrol becerisinden tam anlamıyla faydalanarak zaman kazanma niyetindeymiş gibi görünüyordu.

 

Ancak ortaya şöyle bir soru çıkıyordu: kazandığı bu zaman nasıl değerlendirilmeliydi?

 

Louis: [Uh! Aauu!]

 

Yorna: [Evlat?]

 

Louis: [Uh!]

 

Yorna bir sonraki hamlesi üzerine düşünürken kollarında tutmakta olduğu Louis bir kez daha deliye dönmüştü. Fakat bu seferki bir önceki gibi şiddetli ve fevri bir delilik hali değildi.

 

Yorna’nın kollarında dönüp inleyerek bir yeri işaret ediyordu.

 

Onun işaret ettiği noktaya bakan Yorna, anlatmaya çalıştığı şeyi tahmin etti.

 

Ve――

 

Yorna: [İkinci Sınıf General Kafma, burası bir müddet sana emanet.]

 

Kafma: [İhtiyacınız olan şey buysa, tamamdır!]

 

Yorna: [Ve…]

 

Kafma: [Evet?!]

 

Etrafta daireler çizerek genişleyen gölgelerden kaçmak ve güçlü düşmanla yüzleşmeye konsantre olmak isteyen Kafma, Yorna'nın sözleri üzerine hafiften sesini yükseltti.

 

Yorna’ysa ona engel olmak istemese de bu iletişimi kurmamanın hata olacağını düşünerek,

 

Yorna: [Az önce evlatlarımı koruduğun için, teşekkür ederim.]

 

Kafma: [―― Bir General olarak yapmam gerekeni yaptım!]

 

Kafma, Yorna’nın minnettarlığı karşısında bir miktar kafası karışsa da bu yanıtı verdi.

 

Yorna’ysa rolünün hakkını veren ve kendisine gerekli zamanı kazandıran adam hakkındaki izlenimini değiştirdi.

 

Evet, dik kafalı ve inatçı biri olduğu izlenimi hala değişmemişti ama niyetlendiği şeyi yerine getirdiği sürece gerçekten erdemli bir adamdı. Şartlar elverirse sevebileceği kişilerden biri olabilirdi.

 

Yine de Yorna’nın bir numarası ilelebet değişmeyecekti――

 

Yorna: [Alçalacağız. Sıkı tutun.]

 

Cevap olarak Louis tarafından daha da sıkı kavranan Yorna, binanın enkazını, yerle bir olmuş zemini ve hatta toz kütlelerini havada süzülen birer basamak olarak kullanarak hedefine doğru ilerlemeye başladı.

 

Ve yol boyunca daha fazla bilgi talep eden vatandaşlara talimatlarını vererek, onlara Kırmızı Lapis Kaleden―― ya da daha doğrusu bir zamanlar Kalenin bulunduğu bölgeden uzaklaşmalarını söyleyerek Kaleden uzaklarda bir evin çatısına yöneldi.

 

O çatıda sakince Yorna’nın varışını bekleyen kişiyse――

 

Yorna: [İmparator Hazretlerinin geleceğini düşünmüştüm elbette.]

 

???: [Hmm.]

 

Evet, kollarını önünde kavuşturmuş şekilde görkemli bir edayla orada bekleyen kişi, yüzü oni maskesiyle örtülmüş, koyu renk saçlı bir adamdı.

 

Ve Louis, Yorna’nın adamın karşısına iniş yaptığı saniyede kollarını kaldırarak onu bekliyormuşçasına o adama doğru koşmaya başladı.

 

Sonra da onu kolundan tuttuğu gibi, uzun sarı saçları etrafa saçıla saçıla Kaleyi işaret ederek,

 

Louis: [Uau!]

 

Abel: [Herkese duyurmana gerek olmadan da anlayabiliyorum. Neticede sana nasıl yaklaşacağımız konusunda bir anlaşmazlık yaşamıştık. Karşıma dikilebildiğine göre epey cesur olmalısın.]

 

Louis: [Uu! Uh!]

 

Abel: [Bana itaat etmeye niyetin var mı? Eğer öyleyse seni de safımıza katacağım.]

 

Genç adam, kolunu çekiştiren Louis’in sitemine bu şekilde, kayıtsızca karşılık verdi. Louis ise bu yanıt karşısında canı sıkılsa da başka bir yol olmadığı için en nihayetinde kolunu bıraktı.

 

Yine de büyük ihtimalle aceleyle harekete geçmemesinin sebebi, tıpkı küçük bir kız gibi düşünüyor olmasıydı.

 

――Ne pahasına olursa olsun o kara gölgelerin yuttuğu oğlanı kurtarmak zorundaydı.

 

Abel: [Yorna Mishigure, şartların farkındasın. Bu Büyük Felakete kayıtsız kalamayız.]

 

Yorna: [Katılıyorum. İblis Şehrinin hükümdarı olarak tek bir dokunuşuyla her şeyi yok eden o zifiri karanlıktan uzaklaşmaktan başka çarem yoktu. Kalemi yok etmiş olduğundansa bahsetmiyorum bile. ――Böyle bir şeyin yaşanacağını biliyor muydun?]

 

Abel: [Bir şeyler döndüğünü düşünüyordum. Ama bu yaşananlar tahmin sınırlarım dahilinde değildi.]

 

Yorna: [――――]

 

Gözlerini kısan Yorna, karşısındaki adamın samimiyetini sorguluyordu.

 

Ama adamın yüreğinden geçenler oni maskesinin ardında gizleniyor ve ne kadar isterse istesin içini okuyamıyordu. Gerçi maskenin yokluğunda da adamın yüreğine sızmak mümkün olmazdı.

 

Kimsenin düşüncelerini, yüreğinden geçenleri ve niyetini bilmesine müsaade etmeyen ıssız bir varlık olmak―― İşte Kutsal Vollachia İmparatorluğunun Yetmiş Yedinci İmparatorunun izlediği yol buydu.

 

Yani――

 

Yorna: [――Ekselansları.]

 

Abel: [Bana böyle pervasızca seslenme. Mektubun içindeki umutlarını sonlandırmamı istemiyorsan tabii.]

 

Yorna: [Kabalığımı mazur gör… Peki benim ne umduğumu nereden bildin?]

 

Abel: [Emin değildim. Ta ki ulaklarımı sağ salim bana geri gönderinceye dek.]

 

Abel’in yanıtını işiten Yorna, karşısındaki adamın düşünceleri karşısında hem etkilenmiş hem de dehşete düşmüştü.

 

Düşüncelerinin doğru olup olmadığını belirlemek için Yorna’nın önceki gün gönderdiği ulaklarla yaptığı görüşmeden faydalanmış, ulakların sağ salim geri dönüp dönmediğine bakarak karar vermişti.

 

Yorna, onun avcunda oynatılmaktan acı duyuyordu.

 

Ama bundan da öte――

 

Yorna: [O çocuk ulaklar Ekselanslarını bir kez olsun azarlamalı.]

 

Abel: [O iş sorunların çözülmesinden sonraya kalıyor. Yorna Mishigure, direktiflerime uy.]

 

Yorna: [―― Senin için en iyisi buysa, itaat etmekten başka şansım yok.]

 

Adamın baskıcı konuşma şekli anlık bir tereddüt ve dirence yol açmıştı.

 

Yorna’nın koruyacak bir şeyleri vardı. Yani Kaos Alevi İblis Şehri ile vatandaşları. Ve onları korumak için gereken tek şey, bu meseleyle layıkıyla ilgilenecek beceriye sahip biriydi.  

 

Savaşma becerisine değil, savaşı idare etme becerisine sahip biri.

 

Yorna da bu anlamda kendi gücüyle gurur duyardı. Ama o adamı bir kıyas konusu olarak görmekle hata ederdi.

 

Neticede en büyük kara kütlesine sahip ulusun oluşturduğu yüce imparatorluğa hükmeden ve onu kontrolü altında tutan bir adamla kim rekabet edebilirdi ki?

 

Yorna: [Ee, ne yapacaksın peki?]

 

Diyen Yorna, İblis Şehrini korumak için her türlü önlemi almaya hazırdı.

 

Farkına bile varmadan yanında hizaya girmiş olan Louis de Yorna’yla hemfikirmiş gibi görünüyordu.

 

Böylece Yorna ve Louis ikilisinin bakışlarının hedefi olan adam―― yo, İmparatorluğun Hükümdarı, onaylarcasına başını salladı.

 

Ve sonra da şöyle dedi――

 

Abel: [――Şehri terk edecek ve geri çekileceğiz. İblis Şehrinin o gölgeler tarafından yutulmasına müsaade etmekten başka şansımız yok.]

 

#Tekrar merhaba arkadaşlar. İki haftalık bir aradan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sizi daha fazla bekletmemek için bu bölümü çevirir çevirmez atıyorum. Sonrasında birkaç günde bir tek bölüm ya da ara ara toplu bölümler atarak ilerlemeye devam ederim. İlk fırsatta yeni bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 35374 Üye Sayısı
  • 363 Seri Sayısı
  • 43883 Bölüm Sayısı


creator
manga tr