Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, tüm akademi hareketlenmişti. Bugün, her yıl düzenlenen Birlik Sınavı'nın ilk günüydü. Akademideki tüm birlikler, bu sınavda yeteneklerini göstermek için yarışıyordu. Kazanan birlik, bir sonraki ay boyunca akademinin en iyi eğitim kaynaklarına erişim hakkı kazanıyordu.
Leon, “Üç Yol” Birliği'nin önünde duruyordu. On beş kişi, arkalarında dalgalanan altın sancakla, savaş meydanının kenarında bekliyordu. Meydanın etrafında yüzlerce öğrenci toplanmıştı. Bu, “Üç Yol” Birliği'nin kurulduğundan beri katılacağı ilk resmi sınavdı.
“Bugün,” dedi Leon, “herkese kim olduğumuzu göstereceğiz. Üç farklı yoldan geldik. Ama tek bir yüreğiz.”
Gruptan bir ses yükseldi: “Tek yürek!”
Meydanın diğer ucunda, Drake ve birliği de hazırlanıyordu. Drake'in birliği artık yirmi kişiydi. Dünkü yenilginin ardından, birliğini güçlendirmiş, yeni savaşçılar katmıştı. Gözlerinde hâlâ o yenilginin utancı vardı, ama bu sefer daha dikkatli, daha hazırlıklı görünüyordu.
“Gördüm, birliğini kurmuşsun,” dedi Drake, Leon'un yanına gelerek. “Üç Yol mu? İddialı bir isim.”
“İddialı olmak zorundayız,” dedi Leon sakince.
Drake, Leon'un arkasındaki birliğe baktı. Lily, Mia, Kael ve diğerleri... Hepsi kararlılıkla bakıyordu. Ama Drake, onların tecrübesiz olduğunu biliyordu.
“Bugün sınavda karşılaşırsak,” dedi Drake, “merhamet beklemeyin.”
“Beklemiyorum,” dedi Leon. “Ama siz de bizden merhamet beklemeyin.”
Drake'in gözleri kısıldı. Arkasını döndü, birliğinin yanına gitti.
---
Sınavın kuralları basitti. Tüm birlikler, akademinin kuzeyindeki Kadim Orman'a gönderilecekti. Her birliğin görevi, ormanda saklanan beş Ruhsal Taş'ı bulup getirmekti. Taşları ilk toplayan üç birlik finale kalacaktı.
Sınav boyunca, birlikler birbirleriyle çatışabilirdi. Taşları birbirinden çalabilirdi. Tek kural: ölümcül güç kullanmak yasaktı.
Usta Thorne, meydanın ortasında duruyordu. Elindeki sancağı kaldırdı.
“Başlasın!”
On beş birlik, aynı anda ormana doğru hareket etti. Leon, birliğini hemen ormanın derinliklerine yönlendirdi. Kalabalıktan uzak durmak, kendi planlarını uygulamak için alan yaratmak istiyordu.
“Planımız ne?” diye sordu Kael koşarken.
“Önce bir taş bulalım,” dedi Leon. “Sonrası gelir.”
---
Kadim Orman, dev ağaçlarıyla güneş ışığını engelliyordu. Zemin, kalın yaprak tabakasıyla kaplıydı. Her adımda, dallar çıtırdıyor, kuşlar havalanıyordu.
Mia, elindeki küçük diziyle yön tayin ediyordu. “Ruhsal Taşlar, belirli bir enerji yayar. Bu dizi, o enerjiyi algılayabilir. Kuzeybatıda bir sinyal var.”
“Kuzeybatıya,” dedi Leon.
Birlik, sessizce ilerledi. Yirmi dakika sonra, küçük bir açıklığa geldiler. Açıklığın ortasında, hafifçe parlayan bir taş duruyordu. İlk Ruhsal Taş.
“Çok kolaydı,” dedi Lily şüpheyle.
Leon da aynı şeyi düşünüyordu. “Tuzak olabilir. Mia, açıklığı tara.”
Mia, parmaklarında küçük bir dizi oluşturdu. Diziyi havaya saldı. Dizi, açıklığın üzerinde dönmeye başladı, sonra aniden titredi.
“Tuzak var,” dedi Mia. “Yerin altında bir Ruhsal Dizi gizlenmiş. Taşı alan kişiyi yakalamak için kurulmuş.”
“Kim kurdu?” diye sordu Kael.
“Kim olduğu önemli değil,” dedi Leon. “Önemli olan, tuzağı nasıl aşacağımız. Mia, diziyi bozabilir misin?”
Mia başını salladı. “Dizi, Üçüncü Sıra. Onu bozmak için en az yirmi bir Mühür gerekiyor. Ben sadece on beş Mühür yapabiliyorum.”
Leon, ellerini kaldırdı. “Birlikte yapalım. Dizinin sesini duyuyorum. Sen bana Mühür'leri göster, ben onları yönlendireyim.”
Mia, Leon'un yanına geldi. İkisi birlikte, ellerinde Mühür'leri oluşturmaya başladı. Mia'nın Mühür'leri, Leon'unkilerle birleşti. Yirmi bir Mühür, havada bir dizi oluşturdu. Dizi, toprağın altına nüfuz etti, tuzağın merkezine ulaştı.
“Şimdi,” dedi Leon.
İkisi aynı anda ellerini indirdi. Toprağın altından bir patlama sesi geldi. Tuzak dağılmıştı.
Lily, açıklığa girip taşı aldı. “Başardık!”
Ama sevinci kısa sürdü. Ağaçların arkasından, on beş kişilik bir birlik çıktı. Başlarında, uzun boylu, kaslı bir kız vardı. Üzerinde Savaş Oluşumu cübbesi, göğsünde kırmızı bir simge parlıyordu.
“Teşekkürler,” dedi kız gülerek. “Tuzağı biz kurduk. Taşı da biz alacağız.”
Leon, kızı tanıdı. Sera. Akademinin en güçlü birliklerinden birinin lideri. Birliğinin adı “Kızıl Yumruk”tu. Geçen yılın sınav ikincisiydiler.
“Taşı biz bulduk, tuzağı biz bozduk,” dedi Leon sakince. “Sizin hakkınız yok.”
Sera güldü. “Sınavın kuralını bilmiyor musun? Taş, kimin elindeyse onundur. Sizinki de henüz elinizde değil mi?”
Arkadaki on beş savaşçı, mızraklarını kaldırdı. Savaş İradesi, havada dalgalanmaya başladı.
Leon, birliğine baktı. “Hazır olun.”
---
Savaş kaçınılmazdı. Sera'nın birliği, tecrübeli savaşçılardan oluşuyordu. Her biri en az iki yıllık eğitim almıştı. “Üç Yol” Birliği ise sadece bir haftalıktı.
“Savunma düzeni!” diye emretti Leon. “Kael, ön safha. Mia, arkadan destek. Lily, kanatları koru.”
Kael ve altı Savaş Oluşumu savaşçısı, öne çıktı. Mızraklarını kaldırdılar, Savaş İradesi'ni oluşturmaya başladılar. Ama Sera'nın birliği, çok daha hızlıydı.
“Saldır!” diye haykırdı Sera.
On beş mızrak, aynı anda havaya kalktı. Savaş İradesi, dev bir yumruk gibi “Üç Yol” Birliği'nin üzerine indi. Kael ve ekibi, o baskıyla iki adım geriledi.
“Dayan!” diye bağırdı Leon.
Ellerini havaya kaldırdı. Yirmi bir Mühür, havada bir dizi oluşturdu. Bu sefer, savunma dizisiydi. Dizi, birliğin üzerinde şeffaf bir kalkan oluşturdu. Sera'nın saldırısı, kalkana çarptı, dağıldı.
Ama kalkan da çatlamıştı.
“İkinci dalga!” diye emretti Sera.
Bu sefer, Sera'nın birliği farklı bir taktik kullandı. Savaş İradesi, tek bir noktaya yoğunlaşmadı. On beş ayrı noktaya dağıldı. Kalkan, her noktadan aynı anda saldırıya uğradı.
Leon, kalkanı ayakta tutmaya çalıştı. Ama enerjisi tükeniyordu. Yirmi bir Mühür'ü aynı anda kontrol etmek, onu çok yoruyordu.
“Leon!” diye bağırdı Lily. “Daha fazla dayanamazsın!”
Leon dişlerini sıktı. “Dayanacağım.”
Ama kalkan çatırdadı. Sonra, bin parçaya bölündü. Sera'nın Savaş İradesi, “Üç Yol” Birliği'nin üzerine çöktü. Kael ve ekibi yere serildi. Mia, arkasındaki dizilerle onları korumaya çalıştı, ama yeterli değildi.
Sera, açıklığa girdi. Lily'nin elindeki taşı aldı. “Teşekkürler. Bir dahaki sefere daha hazırlıklı olun.”
Birliğiyle birlikte ormanda kayboldu.
Leon, dizlerinin üzerine çöktü. İlk yenilgisiydi. Ama içinde bir şey değişmişti. Sera'nın birliğinin taktiğini anlamıştı. Dağılmış saldırı. Tek bir noktaya yoğunlaşmayan, her yönden gelen bir baskı.
“Kalkın,” dedi Leon ayağa kalkarak. “Daha vazgeçmedik.”
Kael, kanayan dudağını sildi. “Taşı aldılar. Ne yapacağız?”
“Geri alacağız,” dedi Leon. “Ama bu sefer, daha akıllıca.”
---
Leon, birliğini topladı. “Sera'nın birliğinin taktiğini gördünüz. Dağılmış saldırı. Tek bir noktaya odaklanmıyorlar, her yönden baskı kuruyorlar. Bu, bizim de kullanabileceğimiz bir taktik.”
“Ama bizim Savaş İrademiz, onlarınki kadar güçlü değil,” dedi Kael.
“Güçlü olmak zorunda değil,” dedi Leon. “Akıllı olmak zorunda. Mia, dizilerinle onların Savaş İradesi'ni dağıtabilir misin?”
Mia düşündü. “Eğer onların iradelerinin frekansını yakalayabilirsem, bir bozucu dizi oluşturabilirim. Ama bu çok hassas bir iş. Tek bir yanlış Mühür, dizinin geri tepmesine neden olur.”
“Sana yardım edeceğim,” dedi Leon. “Onların iradelerinin sesini duyabiliyorum. Sen Mühür'leri oluştur, ben onları yönlendireyim.”
Mia başını salladı. “Deneriz.”
“Lily,” dedi Leon. “Ruhsal Enerji ekibinle, Sera'nın birliğini ikiye böleceksiniz. Onları ayırın. Birliğin gücü, birlikte oldukları zamandır. Ayırdığımızda, her biri tek başına zayıftır.”
“Kael,” dedi Leon. “Savaş ekibinle, ayırdığımız parçalara ayrı ayrı saldıracaksınız. Ama tek bir noktaya değil, her yönden. Onların kendi taktiklerini kullanacağız.”
Kael gülümsedi. “Onları kendi silahlarıyla vuracağız, anladım.”
---
Yarım saat sonra, Leon'un birliği Sera'nın birliğini takip ediyordu. Sera, ikinci taşı bulmuş, onu da yanına almıştı. Şimdi üçüncü taşı arıyordu.
“Şimdi,” dedi Leon.
Lily ve dört Ruhsal Enerji yetiştiricisi, ağaçların arasından fırladı. Enerji toplarını Sera'nın birliğinin ortasına fırlattılar. Toplar patladı, ortalık toz duman oldu.
“Saldırı mı?” diye bağırdı Sera. “Toplanın!”
Ama Lily'nin ekibi, durmadan saldırıyordu. Her seferinde farklı bir yönden, farklı bir açıdan. Sera'nın birliği, kendini toparlamaya çalışırken dağıldı. Kimi sağa, kimi sola kaçtı.
“Şimdi, Mia!” dedi Leon.
Mia, ellerinde oluşturduğu bozucu diziyi havaya saldı. Dizi, Sera'nın birliğinin üzerinde dönmeye başladı. Savaş İradesi, aniden karıştı. On beş kişinin iradesi, birbirine girdi. Kimse kiminle senkronize olacağını bilemiyordu.
“Ne oluyor?” diye bağırdı Sera.
Kael ve ekibi, ağaçların arkasından fırladı. Ama tek bir noktadan değil. Her yönden. Mızrakları, Sera'nın dağılmış birliğine ayrı ayrı saplandı. Her biri, kendi hedefine saldırıyor, kimse kimseye yardım edemiyordu.
Leon, ellerini kaldırdı. Yirmi bir Mühür, havada bir dizi oluşturdu. Bu sefer, yakalama dizisiydi. Dizi, Sera'nın elindeki iki taşı sardı, onları havaya kaldırdı, Leon'un avucuna getirdi.
“İki taş,” dedi Leon. “Birini sizden aldık, diğerini de siz bulmuştunuz. Teşekkürler.”
Sera'nın yüzü kıpkırmızıydı. “Seni küçük...”
“Merhamet beklemeyin demiştiniz,” dedi Leon gülümseyerek. “Biz de beklemedik.”
Sera dişlerini sıktı. Ama birliği dağılmıştı, Savaş İradesi kullanılamaz haldeydi. Yapacak bir şey yoktu.
“Bir dahaki sefere,” dedi Sera, arkasını dönerek. “Kazanacağız.”
“Bekliyoruz,” dedi Leon.
---
Sınavın sonunda, “Üç Yol” Birliği beş taştan üçünü toplamıştı. Bu, finale kalmak için yeterliydi. Üstelik Sera'nın birliğini yenmiş, iki taşı onlardan geri almışlardı.
Akşam, sonuçlar açıklandığında, tüm akademi “Üç Yol” Birliği'ni konuşuyordu. Kurulalı bir hafta olan bu birlik, ilk sınavında finale kalmıştı.
Usta Thorne, Leon'un yanına geldi. “Sera'nın birliğini yenmek kolay olmadı. Onlar geçen yılın ikincisiydi.”
“Zordu,” dedi Leon. “Ama öğrendik. Dağılmış saldırı, bozucu dizi... Her savaş, yeni bir şey öğretiyor.”
Thorne başını salladı. “Final sınavı, bir hafta sonra. O zamana kadar hazır olun.”
“Hazır olacağız,” dedi Leon.
---
Gece, Leon yurduna döndüğünde, cebindeki yeşim taşını çıkardı. Avucuna koydu, gözlerini kapadı. Taşın üzerinde, yedi Mühür belirdi. Yedincisi, diğerlerinden çok daha parlaktı.
Leon gözlerini açtı. “Yedi Mühür,” dedi. “Finale kadar, on beş Mühür'ü geçmeliyim.”
Taşı sıkıca tuttu. “Başaracağım.”
Pencereden gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onları sadece Mühür olarak görmüyordu. Her yıldız, bir savaşçıydı. Her takımyıldız, bir birlikti. Ve tüm gökyüzü, onun zaferini bekliyordu.
O gece, Kadim Dağ'ın zirvesinde, rüzgâr esti. İçinde, artık sadece bir fısıltı değil, net bir ses vardı: “Üç Yol” Birliği'nin finaldeki zaferinin habercisi.
Ve o ses, giderek güçleniyordu.
---
Bölüm Sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
