Bölüm 19: kayıp köy

avatar
32 0

Üç yolun efendisi - Bölüm 19: kayıp köy


Sabahın sisli ışıkları, gölün yüzeyinde dans ederken, “Üç Yol” Birliği kamplarını toplamıştı. Leon, gece boyunca gölün ortasındaki kadın figürü izlemiş, ama kadın bir daha konuşmamıştı. Sadece durmuş, gözleriyle onları beklemişti. Binlerce yıllık bir sabırla.


“Hazır mıyız?” diye sordu Kael, sırtındaki ağır çantayı düzelterek.


Leon başını salladı. “Gölün kuzey kıyısından devam edeceğiz. Kadın, ormanın kalbinin kuzeybatıda olduğunu söyledi. Kayıp Köy’ü geçmeden oraya varamayız.”


Mia, haritayı açtı. Üzerinde, gölden kuzeybatıya uzanan bir patika vardı. Ama patika, haritanın en eski kısmıydı. Neredeyse silinmiş, adeta zamanla unutulmuş gibiydi.


“Bu patika,” dedi Mia, “yüzlerce yıldır kullanılmamış. Orman, onu geri almış olabilir.”


“Ger alabilir,” dedi Leon. “Ama biz yine de gideceğiz.”


---


Patika, tahmin ettiklerinden çok daha zordu. Orman, gerçekten de yolu geri almıştı. Dev ağaç kökleri, patikanın üzerinden geçmiş, yer yer yolu tamamen kapatmıştı. Sarmaşıklar, her şeyi sarmış, adım atacak yer bırakmamıştı.


Kael, önde gidiyor, mızrağıyla sarmaşıkları kesiyordu. Lily, arkadan gelenlerin yönünü bulmasına yardım ediyordu. Mia, sürekli haritayı kontrol ediyor, rotadan sapmamaya çalışıyordu.


Leon ise, gözleri kapalı yürüyordu.


“Leon, dikkat et!” diye bağırdı Lily, Leon’un önündeki dev köke çarpmak üzere olduğunu görünce.


Leon gözlerini açtı, bir adım yana kaydı. “Farkındayım. Ormanın sesini dinliyorum. Bize yol gösteriyor.”


Kael, şaşkınlıkla döndü. “Orman mı yol gösteriyor? Hangi yöne?”


Leon, elini kaldırdı. “Şu ağacın arkasından dolanacağız. Patika, oradan devam ediyor.”


Kael, ağacın arkasına gitti. Gerçekten de, sarmaşıkların altında, eski bir patika vardı. Taşlar, hâlâ duruyordu. Yüzlerce yıl önce, birileri bu taşları döşemişti.


“Nasıl bildin?” diye sordu Kael.


“Orman söyledi,” dedi Leon. “Taşların sesi var. Yüzlerce yıl önce, bu yolda yürüyen insanların ayak sesleri hâlâ duruyor. Onları duyabiliyorum.”


Grupta bir sessizlik oldu. Kimse ne diyeceğini bilemedi. Sonra Lily, “O zaman dinlemeye devam et,” dedi. “Bizi kayıp köye götür.”


---


Öğleden sonra, orman aniden açıldı. Dev ağaçlar, yerini küçük çalılara bırakmış, gökyüzü yeniden görünmüştü. Ama gökyüzü, bulutlarla kaplıydı. Güneş, bir türlü çıkamıyor, ortalık alacakaranlık gibiydi.


Ve önlerinde, bir köy vardı.


Ama köy, harabelerden ibaretti. Taş duvarlar, yıkılmıştı. Ahşap çatılar, çökmüştü. Yollar, otlarla kaplanmıştı. Her yerde, zamanın acımasızlığı vardı.


Leon, köyün girişinde durdu. Avucundaki Mühür izi, aniden parladı. O kadar parlaktı ki, tüm köyü aydınlattı.


“Kayıp Köy,” diye fısıldadı.


Birlik, sessizce köye girdi. Her adımda, ayaklarının altındaki taşlar gıcırdıyor, sanki yüzlerce yıllık uykudan uyanıyordu.


Kael, en öndeydi. Mızrağı hazırda, etrafı kolaçan ediyordu. “Kimse yok,” dedi. “Tamamen terk edilmiş.”


“Yok mu?” dedi Leon. “Emin misin?”


Kael, tekrar etrafa baktı. Hiçbir şey yoktu. Sadece harabeler.


Ama Leon, bir şey duyuyordu. Çok zayıf, çok uzak bir ses. Sanki yerin altından geliyordu. Sanki rüzgârın içinden.


“Burada bir şey var,” dedi Leon. “Ama görmekle değil, duymakla bulunacak.”


---


Köyün ortasında, büyük bir meydan vardı. Meydanın ortasında, dev bir taş yükseliyordu. Taşın üzerinde, rünler oyulmuştu. Aynı dün gördükleri gibi. Binlerce rün, binlerce ses.


Leon, taşın önüne gitti. Ellerini, rünlerin üzerine koydu. Gözlerini kapadı.


Sesler, hemen geldi. Ama bu sefer, daha netti. Daha güçlüydü. Sanki orman, ona daha fazlasını vermek istiyordu.


“Köyümüz...”


“Ateş...”


“Karanlık...”


“Kaçın...”


“Çocukları kurtarın...”


Binlerce ses, binlerce çığlık. Leon, onların acısını duydu. Korkusunu duydu. Çaresizliğini duydu.


Gözlerinden yaşlar süzüldü.


“Leon?” dedi Lily endişeyle.


Leon, gözlerini açtı. “Bu köy, bir saldırıya uğramış. Çok uzun zaman önce. Karanlık bir güç gelmiş. Her şeyi yok etmiş. İnsanlar kaçmaya çalışmış. Ama...”


Sesi kesildi.


“Ama ne?” diye sordu Kael.


“Ama kaçamamışlar. Hepsi burada. Hâlâ burada.”


Grupta bir ürperti yayıldı. Mia, etrafına korkuyla baktı. “Ne demek burada? Hayalet mi?”


Leon başını salladı. “Ruhları. Orman onları hapsetmiş. Binlerce yıldır. Beklenenin gelmesini bekliyorlar.”


---


Leon, taştan ayrıldı. Köyün içinde yürümeye başladı. Her adımda, ayaklarının altındaki taşlar farklı bir ses çıkarıyordu. Sanki ona yol gösteriyorlardı.


Meydanın kuzeyinde, yıkılmış bir ev vardı. Diğerlerinden daha büyük, daha görkemli. Ama o da yıkılmıştı. Duvarları çökmüş, çatısı yere düşmüştü.


Leon, evin önünde durdu. Avucundaki Mühür izi, aniden fırladı. Taşın üzerine yapıştı. Işık, tüm evi sardı.


Ve ev, aniden değişti.


Yıkıntılar, yerine oturdu. Duvarlar, yeniden yükseldi. Çatı, yerine kapandı. Kapılar, açıldı. Pencereler, ışıkla doldu.


Birlik, şaşkınlıkla olanları izliyordu. Ev, sanki hiç yıkılmamış gibiydi.


Ama evin içinde, kimse yoktu. Sadece eşyalar. Bir masa, iki sandalye, bir yatak. Ve masanın üzerinde, küçük bir kutu.


Leon, eve girdi. Kutuyu aldı. Açtı.


İçinde, bir mektup vardı. Kağıt, o kadar eskimişti ki, neredeyse parmaklarının arasında dağılacaktı. Ama yazılar, hâlâ okunabiliyordu.


Leon, mektubu okumaya başladı.


“Beklenen,” diye yazıyordu. “Eğer bu mektubu okuyorsan, köyümüzün son umudu sensin. Biz, Kadim Orman'ın koruyucularıydık. Ormanın sesini duyabiliyorduk. Tıpkı senin gibi. Ama bir gün, karanlık bir güç geldi. Ormanın kalbini zehirledi. Bizim sesimizi kesti. Ve bizi yok etti.


Köyümüzün ruhları, hâlâ burada. Ormanın kalbi temizlenene kadar, burada kalacaklar. Ormanın kalbi, Kadim Ağaç'ın altında. Ama oraya gitmek için, üç sınavı geçmelisin. İlk ikisini geçtin. Üçüncüsü, Kadim Ağaç'ın kendisidir.


Git. Ormanın kalbini temizle. Köyümüzün ruhlarını özgür bırak. Ve unutma: Ormanın sesi, asla yalan söylemez.”


Leon, mektubu kapattı. Gözleri doluydu.


“Ne yazıyor?” diye sordu Lily.


Leon, mektubu uzattı. “Köyün son koruyucusunun veda mektubu. Ormanın kalbini temizlememizi istiyor. Kadim Ağaç'ın altında.”


---


Mektubu herkes okuduktan sonra, Leon birliğini topladı.


“Bu köy,” dedi, “binlerce yıl önce, tıpkı bizim gibi ormanın sesini duyabilen insanlar tarafından kurulmuş. Onlar da bizim gibi üç yolda yürüyorlardı. Ama karanlık bir güç, ormanın kalbini zehirlemiş. Onların sesini kesmiş. Ve onları yok etmiş.”


Sesi sertleşti. “O karanlık güç, hâlâ burada. Ormanın kalbinde. Onu temizlemezsek, aynı kaderi paylaşabiliriz.”


Kael, mızrağını sıktı. “Ne yapmamız gerekiyor?”


“Kadim Ağaç’a gitmeliyiz,” dedi Leon. “Orada, üçüncü sınav bizi bekliyor. Onu geçersek, ormanın kalbini temizleyebiliriz. Ve bu köyün ruhlarını özgür bırakabiliriz.”


Mia, haritaya baktı. “Kadim Ağaç, buradan yarım günlük yol. Ama ormanın kalbi zehirlenmişse, yol tehlikeli olabilir.”


“Olacak,” dedi Leon. “Ama başka yolumuz yok.”


---


Birlik, köyde son bir kez dolaştı. Her ev, her sokak, her taş... Hepsi, binlerce yıllık bir hikâye anlatıyordu. Leon, her birinin sesini duyuyordu. Çocuk sesleri, kadın sesleri, yaşlı sesleri... Hepsi, aynı şeyi söylüyordu:


“Kurtar bizi.”


Leon, meydandaki dev taşın önünde durdu. Ellerini, rünlerin üzerine koydu. Gözlerini kapadı.


“Söz veriyorum,” dedi. “Ormanın kalbini temizleyeceğim. Ruhlarınızı özgür bırakacağım.”


Rünler, aniden parladı. Binlerce ses, tek bir melodi halinde birleşti. Ve o melodinin içinde, bir umut vardı. Binlerce yıllık bir umut.


Leon, gözlerini açtı. Birliğine döndü.


“Yürüyoruz,” dedi. “Kadim Ağaç’a.”


---


Köyden ayrılırken, Leon bir an durdu. Arkasına döndü. Kayıp Köy, arkalarında sessizce duruyordu. Ama artık sadece harabe değildi. İçinde, binlerce yıllık bir bekleyiş vardı.


“Döneceğim,” dedi Leon sessizce. “Ruhlarınızı özgür bırakmaya.”


Avucundaki Mühür izi, bir kez daha parladı. Sonra söndü. Ama içinde, yeni bir güç vardı. Ormanın sesi, artık daha netti. Daha güçlüydü. Sanki binlerce yıllık hikâye, onun bir parçası olmuştu.


Leon, önüne döndü. Önünde, Kadim Orman uzanıyordu. Derin, karanlık, gizemli. Ama artık korkmuyordu. Çünkü orman onunla konuşuyordu. Ve ormanın sesi, ona doğru yolu gösteriyordu.


---


Gece, Kadim Ağaç’a varmadan son kampı kurdular. Leon, yine uyumadı. Avucundaki yeşim taşını çıkardı. Gözlerini kapadı. Taşın üzerinde, yüz on sekiz Mühür parlıyordu.


Leon gözlerini açtı. “Yüz on sekiz Mühür. Üç Yol Dizisi’ni tamamlamama sadece iki Mühür kaldı.”


Taşı sıkıca tuttu. “Kadim Ağaç’a vardığımda, yüz yirmi Mühür’e ulaşacağım. Ve Üç Yol Dizisi’ni tamamlayacağım.”


Yanına Lily oturdu. “Köyde gördüklerin... Çok ağır olmalı.”


Leon başını salladı. “Binlerce yıllık acı. Binlerce yıllık bekleyiş. Ama artık sona erecek.”


Lily, Leon’un elini tuttu. “Birlikte bitireceğiz.”


Leon, arkadaşına baktı. Gülümsedi. “Birlikte.”


Gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onları farklı görüyordu. Her yıldız, bir ruhtu. Her takımyıldız, bir köydü. Ve tüm gökyüzü, onun kurtaracağı binlerce yıllık bir bekleyişti.


O gece, Kadim Orman’ın derinliklerinde, rüzgâr esti. İçinde, artık sadece bir fısıltı değil, net bir ses vardı: Kayıp Köy’ün ruhlarının umudu. Ve o umut, onları Kadim Ağaç’a doğru itiyordu.


Leon uykuya daldığında, avucundaki yeşim taşı hâlâ parlıyordu. Ve taşın üzerinde, yüz on dokuzuncu Mühür’ün ışığı belirmeye başlamıştı.


---


Bölüm Sonu






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr