Sabahın soğuk ışıkları, Demir Dağları'nın zirvelerini griye boyarken, “Üç Yol” Birliği geçidin ötesindeki vadide kamplarını topluyordu. Dün geceki devin sınavı, herkeste derin yorgunluk bırakmıştı. Ama aynı zamanda, yeni bir güven de vardı. Dağlar onları kabul etmişti.
Leon, vadinin kuzey ucunda durmuş, aşağıdaki ovayı izliyordu. Bulutların arasından, uzakta bir şehir görünüyordu. Ama sıradan bir şehir değildi. Dumanlar yükseliyor, yer yer alevler parlıyor, ve her şeyin üzerinde kalın bir toz tabakası vardı.
“Maden Şehri,” dedi Mia yanına gelerek. “Haritada adı yok. Ama demircilerin efsanelerinde geçer. Yerin altında kurulmuş, demirle yaşayan bir halk.”
Kael, silahlarını kontrol ediyordu. “Yeraltı şehri mi? İçeri nasıl gireceğiz?”
“Kapıları var,” dedi Leon. “Dağların eteklerinde. Ama onları bulmak kolay değil. Dağlar, şehirlerini saklar.”
Gözlerini kapadı. Dağların sesini dinledi. Artık ormanın sesi değildi bu. Derin, ağır, sabırlı. Taşın içinden, metalin içinden gelen bir ses. Ve o sesin içinde, bir melodi vardı. Çekiç sesleri. Binlerce çekiç, aynı ritimde vuruyordu.
“Kuzeydoğu,” dedi gözlerini açarak. “Üç büyük kaya arasında. Orada bir kapı var.”
---
Kuzeydoğuya doğru ilerledikçe, zemin giderek daha da sertleşiyor, bitki örtüsü tamamen kayboluyordu. Taşlar, demir damarlarıyla bezenmiş, yer yer paslı kızıllıklar parlıyordu. Hava, metalik bir kokuyla doluydu.
Üç büyük kaya, gerçekten de oradaydı. Her biri, on metreyi aşan devasa kütlelerdi. Aralarında, ancak bir kişinin geçebileceği kadar dar bir boşluk vardı.
Leon, boşluğa yaklaştı. Avucundaki Üç Yol mührü, hafifçe titriyordu. Ellerini kayaların üzerine koydu. Taş, soğuktu. Ama içinde, bir titreşim vardı. Sanki kaya, yaşıyormuş gibi.
“Açıl,” dedi Leon.
Kaya, aniden hareket etti. Üç dev kütle, aynı anda geriye çekildi. Ardında, yere açılan dev bir çukur belirdi. Çukurun kenarları, taş merdivenlerle örülmüştü. Işık, aşağıdan geliyordu. Zayıf, titrek, ama sıcak bir ışık.
“Maden Şehri,” diye fısıldadı Mia.
Birlik, merdivenlerden inmeye başladı.
---
Merdivenler, o kadar derine iniyordu ki, Leon sayıyı unuttu. Her adımda, hava biraz daha ısınıyor, çekiç sesleri biraz daha yükseliyordu. Sonunda, merdivenler bitti. Ve önlerinde, dev bir mağara açıldı.
Mağara o kadar büyüktü ki, içine küçük bir şehir sığabilirdi. Tavanı, yüzlerce metre yukarıda kayboluyordu. Duvarlar, demir damarlarıyla bezenmiş, ışıltılı bir ağ gibi parlıyordu. Yerde, düzenli sokaklar, evler, atölyeler vardı. Her yerde, ocaklar yanıyor, çekiçler vuruyor, dumanlar yükseliyordu.
Ama en dikkat çekici olan, insanlardı.
Kısa boylu, geniş omuzlu, kaslı insanlar. Elleri nasırlı, yüzleri isli. Ama gözleri, parlak ve canlıydı. Her biri, elinde bir çekiç ya da bir madenci lambası taşıyordu. Bazıları, sırtlarında devasa demir külçeleriyle yürüyor, bazıları ise körüklerin başında ateşi körüklüyordu.
“Demirciler,” dedi Kael. “Gerçek demirciler.”
Bir demirci, onları fark etti. Çekicini bıraktı, yanlarına geldi. Yaşlı bir adamdı. Sakalı, kıvırcık ve kızıldı. Gözleri, yılların bilgeliğiyle parlıyordu.
“Yabancılar,” dedi. Sesi, çekiç gibi gürdü. “Uzun zamandır buraya yabancı gelmiyordu. Dağlar sizi kabul etti mi?”
Leon, avucundaki mührü gösterdi. “Dağ Devi bizi sınadı. Geçtik.”
Yaşlı demircinin gözleri, mührü görünce büyüdü. “Üç Yol... Demek beklenen sensin.”
Leon şaşırdı. “Siz de mi bekliyordunuz?”
Yaşlı demirci güldü. “Herkes bekliyordu. Orman, dağlar, ovalar, denizler... Herkes, üç yolda yürüyenin gelmesini bekliyordu. Ama kimse, bu kadar kısa sürede geleceğini tahmin etmemişti.”
Elini uzattı. “Ben Demirci Ustası Torin. Maden Şehri'nin yaşlısı. Hoş geldiniz.”
---
Torin, onları şehrin merkezine götürdü. Burası, dev bir meydandı. Meydanın ortasında, gökyüzüne uzanan dev bir örs vardı. Örs o kadar büyüktü ki, üzerinde on kişi aynı anda çalışabilirdi. Etrafında, yüzlerce demirci, çekiçlerini vuruyordu. Her vuruş, aynı ritimdeydi. Binlerce çekiç, tek bir melodi oluşturuyordu.
“Bu,” dedi Torin, “Demir Kalp. Şehrimizin kalbi. Binlerce yıldır, bu örsün üzerinde demir dövülür. Her vuruş, dağların derinliklerine işler. Dağlar, bu ritimle yaşar.”
Leon, örsün önünde durdu. Gözlerini kapadı. Çekiçlerin sesini dinledi. Binlerce ses, aynı ritimde. Ama içlerinde, bir ses eksikti. Derin, güçlü, kadim bir ses.
“Eskiden,” dedi gözlerini açarak, “burada daha büyük bir çekiç vururdu. Daha derin bir ses. Ama o ses, şimdi susmuş.”
Torin'in yüzü gerildi. “Doğru. Binlerce yıl önce, bu şehirde bir Demir Ustası yaşardı. Dağların dilini duyabilen, demirin ruhunu anlayabilen bir usta. Onun çekici, dağların kalbine vururdu. Ama o gitti. Ve onunla birlikte, dağların en derin sesi de gitti.”
“Nerede o?” diye sordu Leon.
“Dağların en derin çukurunda,” dedi Torin. “Yeraltı dünyasının en karanlık noktasında. Orada, karanlık bir güç tarafından hapsedilmiş. Binlerce yıldır, çekici susmuş. Ve onun susmasıyla, dağların kalbi zayıflamış. Demir damarları kurumaya başlamış. Şehrimiz, yavaş yavaş ölüyor.”
Leon, birliğine baktı. Sonra, Torin'e döndü. “Onu kurtarmaya geldim.”
---
Torin, onları şehrin en büyük atölyesine götürdü. Duvarlar, her türlü silah ve zırhla doluydu. Kılıçlar, mızraklar, kalkanlar, zırhlar... Ama hepsi, toz içindeydi. Uzun zamandır kullanılmamışlardı.
“Bu atölye,” dedi Torin, “son Demir Ustası'na aitti. O gittikten sonra, kimse buraya giremedi. Kapılar, onun mührüyle kapatıldı. Ama sen, o mührü açabilirsin.”
Leon, atölyenin kapısına gitti. Kapı, saf demirdendi. Üzerinde, bir mühür vardı. Üç daire, iç içe. Aynı onun avucundaki gibi.
Avucundaki mührü, kapıdaki mührün üzerine koydu. Işık, parladı. Kapı, gıcırdayarak açıldı.
İçeride, dev bir çekiç vardı. Çekicin sapı, siyah demirdendi. Başı ise, parlak gümüş gibiydi. Ama içinde, koyu damarlar vardı. Karanlığın izleri.
“Bu,” dedi Torin, “Demir Ustası'nın çekici. Onun gücü, bu çekiçte saklı. Ama çekiç, karanlıkla kirlenmiş. Temizlenmeden kullanılamaz.”
Leon, çekici aldı. Beklediğinden çok daha ağırdı. Sanki tüm dağları tutuyor gibiydi. Ama avucundaki mühür, parladı. Çekicin ağırlığı, hafifledi.
“Onu temizleyeceğim,” dedi Leon. “Dağların derinliklerine inip, Demir Ustası'nı kurtaracağım.”
Torin, başını salladı. “Oraya inmek kolay değil. Yeraltı dünyası, tehlikelerle dolu. Karanlık yaratıklar, zehirli gazlar, çöken tüneller... Ama...”
Gözleri, Leon'un avucundaki mührü gördü. “...belki de sen, başarabilirsin.”
---
Akşam, Maden Şehri'nde bir ziyafet düzenlendi. Demirciler, en iyi yiyeceklerini, en iyi içeceklerini çıkardılar. Ama asıl hediye, silahlardı.
Torin, Kael'e yeni bir mızrak verdi. “Demir Dağları'nın en saf demirinden dövüldü. İçinde, binlerce yıllık demircilerin iradesi var. Savaş İradeni, on katına çıkarır.”
Kael, mızrağı aldı. Ağırlığını hissetti. Dengeli, keskin, güçlü. “Teşekkür ederim.”
Lily'ye, hafif bir zırh verdi. “Ruhsal Enerjiyi yansıtır. Ama aynı zamanda, kendi enerjini de güçlendirir. Sana yaklaşan düşman, enerjisini kaybeder.”
Mia'ya, küçük bir demir küre verdi. “İçinde, kadim bir dizi var. Yeraltı dünyasında yolunu bulmana yardım eder. Işık olmadığında, bu küre yolunu aydınlatır.”
Ve Leon'a, Torin kendi çekicini verdi. “Bu,” dedi, “benim çekicim. Elli yıldır kullanırım. Dağların dilini öğrenmeme yardım etti. Şimdi, sana yardım edecek.”
Leon, çekici aldı. Ağır, ama dengeliydi. İçinde, Torin'in binlerce vuruşunun izi vardı. Dağların ritmi, hâlâ çekicin içinde titreşiyordu.
“Teşekkür ederim, Usta Torin,” dedi Leon. “Yarın, yeraltına iniyorum.”
---
Gece, Leon şehrin en yüksek noktasına çıktı. Burası, mağaranın tavanına yakın bir kaya çıkıntısıydı. Aşağıda, Maden Şehri'nin ışıkları parlıyor, çekiç sesleri hâlâ duyuluyordu. Ama artık o sesler, ona bir şarkı gibi geliyordu. Dağların şarkısı.
Yanına Mia geldi. “Uyuyamadın mı?”
Leon başını salladı. “Yarın, yeraltına ineceğiz. Dağların en derin noktasına. Orada ne olduğunu bilmiyoruz.”
Mia, gözlüklerini düzeltti. “Kitaplarda okumuştum. Yeraltı dünyası, karanlıkla kaplıdır. Işık, orada nadir bulunur. Ama senin mührün, ışık saçıyor.”
Leon, avucundaki mührü gösterdi. “Bu mühür, ormanın sesiyle doğdu. Dağların sınavıyla güçlendi. Belki de yeraltının karanlığında, daha da güçlenecek.”
Mia, küçük demir küreyi çıkardı. “Torin'in hediyesi. İçindeki dizi, yeraltının haritasını çıkarabiliyormuş. Yolumuzu bulmamıza yardım edecek.”
Leon, küreye baktı. İçinde, zayıf bir ışık dönüyordu. Kadim bir dizi. Binlerce yıllık bilgelik.
“Yarın,” dedi Leon, “yeni bir yolculuk başlıyor. Ormanın sesini duyduk. Dağların sınavını geçtik. Şimdi, yeraltının karanlığına ineceğiz. Orada, Demir Ustası'nı kurtaracağız.”
Mia, Leon'un elini tuttu. “Birlikte.”
Leon gülümsedi. “Birlikte.”
Yeşim taşını çıkardı. Gözlerini kapadı. Taşın üzerinde, yüz otuz Mühür parlıyordu.
Gözlerini açtı. “Yüz otuz Mühür. Yeraltından döndüğümde, yüz elli Mühür'ü geçmiş olacağım.”
Taşı sıkıca tuttu. “Ve Üç Yol Dizisi, yeni bir seviyeye ulaşacak.”
---
Sabah olduğunda, birlik yeraltına iniş için hazırdı. Torin, onları şehrin en derin noktasına götürdü. Burası, dev bir kuyuydu. Kuyunun ağzı, yüzlerce metre genişliğindeydi. İçinden, soğuk bir rüzgâr yükseliyordu. Ve derinlerden, bir ses geliyordu. Zayıf, ama düzenli.
Tak. Tak. Tak.
“Demir Ustası'nın çekici,” dedi Torin. “Binlerce yıldır susmuştu. Ama sen geldiğinden beri, yeniden vurmaya başladı. Seni duyuyor. Seni bekliyor.”
Leon, kuyuya baktı. Karanlık, derin, sonsuz.
“İneceğim,” dedi. “Kael, Lily, Mia... Siz benimle gelin. Diğerleri, burada beklesin. Yeraltı, kalabalık için güvenli değil.”
Kael, yeni mızrağını sıktı. “Hazırım.”
Lily, zırhını giydi. “Hazırım.”
Mia, demir küreyi eline aldı. “Hazırım.”
Leon, son kez birliğine baktı. Yirmi bir kişi, onları uğurluyordu. Gözlerinde, korku ve umut vardı.
“Döneceğiz,” dedi Leon. “Demir Ustası'nı kurtarıp, döneceğiz.”
Arkasını döndü. Kuyuya atladı.
---
Kuyu, o kadar derindi ki, düşerken zaman durmuş gibiydi. Rüzgâr, kulaklarında uğulduyordu. Ama Leon, avucundaki mührün ışığında, duvarları görüyordu. Demir damarları, koyu kırmızı, turuncu, sarı... Her renkte parlıyordu.
Ve her damarda, bir ses vardı. Dağların sesi. Ama artık tek bir ses değildi. Binlerce ses, binlerce damar. Her biri, farklı bir şarkı söylüyordu.
Leon, gözlerini kapadı. O şarkıların içinde, tek bir melodi aradı. Demir Ustası'nın çekicinin sesini.
Tak. Tak. Tak.
Ses, giderek yaklaşıyordu. Kuyunun dibi, görünüyordu.
Leon, gözlerini açtı. “Hazır olun. İniyoruz.”
Ve karanlığa düştüler.
---
Bölüm Sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
