Bölüm 1 - Uyanış (1)

avatar
331 3

Vampir Hükümdarı - Bölüm 1 - Uyanış (1)


Karanlığın ve aydınlığın en belirgin çarpıştığı gezegen Sylas'ın en küçük kıtasında ki Noah isimli bir gencin rüyasında,


yıldızsız gecenin somutlaşmış hali kadar siyah uzun saçları, saf kan renginde kırmızı gözleri olan bir kız vardı. Fakat bu kan kırmızısı parlak gözler Noah’a bakarken yoğun bir saygı ve sevgi ile doluydu.

Kız dikkatle incelendiğinde fiziği oldukça güzeldi. Göğüsleri ne karpuz gibi ne de portakal tamamen orantılı beli ise incecikti. Bembeyaz yeşimden daha pürüzsüz teni ile birlikte adeta gökten gelen bir tanrıça gibiydi.


Bu kızı ikinci defa rüyasında görüyordu. Yine de hala içinde bir şeylerin alevlendiğini hissediyor, nostaljik hissediyordu.

Genç kız mırıldanır gibi, "Kaosun merkezi… Yaşamlar solduğunda… En güçlü... Vampir Hükümdar… tüm ihtişamı ile parlayacak… O vakit geldiğinde... Beni bul…" dedi. Sanki güçlükle konuşuyor gibiydi.


Nedendir bilinmez, Noah istemeden de olsa onayladı.


Genç kız gülümsedi ve Noah’a,


"Beni bulmanı… Bekleyeceğim… Şimdi… Lütfen... Uyan..." dedi.


Genç kız son bi kez daha gülümsedi.Bu gülümseme de keder ile karışık bir mutluluk var gibiydi. Noah daha birşey söyleyemeden uyanıverdi.

Terler içinde yataktan fırladı.


 O kız… O kız onu çağırıyordu yine!


Kimdi o? Neden onu çağırıyordu? Bilmiyordu. Fakat bildiği bir şey vardı ki o kızı bulmadan ona rahat yoktu.


Başka birisi rüya diyip geçebilirdi. Fakat Noah için bu rüyadan öte bir şeydi. Çok gerçekçi ve bir o kadar da garip bir şeydi.


Sanki geçmişte unuttuğu birisi karşısına çıkmış gibi bir nostaljik bir his ile dolmuştu ve bu ona oldukça yeni bir duyguydu.


Garipsedi. Hem de baya garipsedi.


Bir süre yataktan fırlamış boş boş bakakalmış bir halde iken…


TAK! TAK!


Bir kapı sesi işitiverdi. Hemen arkasından ise oldukça nazik bir bayanın sesini işitti.


“Oğlum! Uyan hadi! Unuttun mu!? Yanan Güneş Tarikatımızın alımları bugün başlıyor!”

Noah hemen kendine geldi. Nasılda unutmuştu? Tarikat alımları vardı, bugün, rüyasını düşünecek gram vakti yoktu!

Hemen üzerindeki pijamayı çıkarttı, aynanın karşısına geçti ve kendine baktı.


Ne çok kaslı ne de yağ tulumu denilebilecek bir vücudu vardı.


Gelişim yapabileceği vakit gelene kadar vücudunu zorlayabildiği kadar zorlamış normalde açılması gerekenden erken açılmasını sağlamıştı.


Gelişimin ilk on safhası temel oluşturma diye geçiyordu. Adındanda anlaşılacağı üzere manayı dantianına kaplayıp dantianını sağlamlaştırıyordun. Seviye atladıkça vücudun istemeden maruz kaldığın mana ile güçleniyordu.


Onuncu aşamadan sonra gerçekten Manayı Hissetmeye başlardın. Manayı öğrendiğin/öğreneceğin teknikler aracılığı ile saldırı veya savunma amaçlı yönlendirebilirdin.


Manayı Hissetme aleminden sonra ise Bilge Alemi geliyordu. Bu aleme ulaşan kişiler gerçekten bilge oluyorlardı. Mana algısı ve manipülasyonu oldukça yüksek seviyelere çıkıyordu.


Bu nedenle herkes Bilge alemindeki birine özellikle saygılı davranılırdı.


Noah ise sadece üçüncü seviye temel kurmadaydı. Fakat onun yaşındaki birisi için oldukça iyi sayılırdı.


Muhtemelen dış saha da yer almak için yeterli gereksinimi karşılıyordu.


Bunları düşünürken üzerine koyu renkli bir kıyafet altına ise siyah bir pantolon giydi.


Çıkmadan önce aynada kendine baktı ve siyah saçlarını güzel bir şekle soktu.


Sonrasında gülümsedi.


"Her zamanki gibi harikayım." derken gülmemek için kendini zor tuttu.


Yeterince iyi göründüğüne emin olduktan sonra odadan çıktı.


"Anne! Ben hazırım!”


"Tamam oğlum! Gel kahvaltıya.”


Annesinin sesini duyunca sırıtmadan edemedi. Annesinin o güzel sesi tüm karışık düşüncelerini ve heyecanını dindirdi.


“Geliyorum annelerin en güzeli!” derken kıkırdadı ve aşağı indi.

Bu ev iki katlı bir villa gibiydi. Villada oldukça sanatsal resimler vardı. Annesi gezdiği doğa harikası olan yerleri çizmeyi çok severdi. Noah her zaman annesinin çizim yeteneğine hayrandı.


Ve bu evde sadece annesi ve o vardı. Annesi tarikatın iç saha müridi idi. Bu yüzden tarikatta bulunması normaldi. Hedefi annesini de geçip bir gün gerçek mürit olabilmekti!


Tarikat dış saha, iç saha ve gerçek mürit diye 3 kola ayrılıyordu. Dış saha en iş yüklenen ve en umursanmayan bölgeydi. Arada bir iç sahadakilerin keyfine bağlı olarak kaynak alırlardı.

İç saha biraz daha önemsenir ve çeşitli kaynaklar tarafından her ay beslenirdi. Tabii bunun dışında iç ve dış saha görevler aracılığı ile de kaynak elde edebilse de çoğu iç saha müridi bununla uğraşmaktansa her ay kaynak alıp inzivaya çekilmeyi tercih ediyordu.

Gerçek müritler ise iç saha müritleri arasından seçilen Tarikatın sütunları olması için tam destek alırlar ve tarikata özgü bir gelişim tekniği elde ettiği söylenirdi.


Noah, aşağı doğru indiği sırada gözüne ilk çarpan tabloya bakarken bir kez daha hayran olmadan edemedi.

Bu bir doğa manzarasıydı. Ağaçların dalları ve kökü mavi renk, yaprakları ise dümdüz yeşil renkti. Çalılar da aynı şekilde iken küçük bir göl vardı tam ortada. Oradan iki hayvan su içiyordu.


Bu hayvanlar gazelleye benzer bir vücut yapısına sahip iken kafa yapıları daha çok bir köpeği andırıyordu. Bu canlılara Silnis deniyordu.

Silnislerden birisi su içerken diğeri kafasını kaldırmış etrafına bakıyordu. Oldukça huzurlu bir atmosferdi.

Çizim aşırı gerçekçiydi. Öyle ki bir kaç dakika istem dışı bir şekilde dalmıştı. Birazcık kendine geldiğinde kendini tokatladı ve tamamen kendine geldi.


Hemen yürüdü ve yemek odasına “Pat!” diye girdi. O sırada annesi oturmuş, onu bekliyordu.


Annesinin siyah uzun salınık saçları ve bulutsuz gökyüzü gibi gözleri vardı. Süt gibi teni ile yirmilik bir kız kadar seksiydi.


Tabii annesi hakkında böylesine pis şeyler düşünmedi Noah. Sadece her zamanki gibi çok güzel bir annesi olduğunu düşündü.


“Sonunda uyanabildin oğlum.”


Utanarak kafasını kaşıdı.

“Kusura bakma anne ya. Garip bir rüya gördüm de.”


Anne iç çekti.

“Tamam. Sadece biraz çabuk ye de gecikmeden seni test alanına götüreyim.”

Noah kafasını onaylarcasına salladı.

“Tamam anne.”


Sonrasında masada bulunan -çoğu orta kademe bir asilin bile kahvaltıda yemeye cüret edemediği kadar değerli yiyecekler ile-  güzel bir kahvaltı etti.

O sırada birden aklına gelen bir şey ile anlık durgunluk yaşadı.


"Anne…"


Anne bir anormallik olduğunu sezdi.


"Ne oldu?"


"Ya… katılamayacak kadar kötü bir potansiyelim varsa?"

Anne gülümsedi ve Noah’ın başını okşadı nazikçe.


“Merak etme. Ne olursa olsun sen benim oğlumsun.”


“Hehe.” diye beceriksizce güldü Noah. Oldukça mutlu olmuş birazda utanmıştı.

“Kahvaltını bitirdiysen hadi gidelim.” dedi Anne.


“Bitirdim anne. Hadi gidelim.” dedi gülümseyen Noah.

İkili birlikte villadan çıktı. Noah küçük bir çocuk gibi annesinin elini tutuyordu. Dışarıya daha önce çıkmadığından oldukça heyecanlı ve gergindi.


Yol boyunca herkes ona ve annesine bakıyordu ve kimi zaman kısık kimi zamansa açıkça annesinin duymasını ister gibi birbirleri ile konuşuyorlardı.

“Bu Violet’in oğlu mu? Düşündüğümden daha tatlıymış.”


“Harbiden tatlı…”


“Hey o orospudan ve oğlundan bahsetmeyi kessek?”


“Haklı. Onun da oğlu da…”


“Şşşt! O konudan bahsetmemiz bizzat tarikat efendisi tarafından yasaklandı.”

“Ama…”

“Aması yok. Seni bilmem ama ben bi fahişe ve de onun küçük piçi için tarikat efendisini kızdırma riskini alamam.”


Violet öfke ile karışık duygular içinde yüzse de ifadesi sabitti. Fakat oğlu pek öyle değildi.


İlk defa öfke ile kavruluyordu ve deli gibi böyle konuşanlara haddini bildirmek istiyordu.

Fakat o gücünün bilincindeydi. Belki de bu yüzden düşünce yapısı olarak yaşıtlarından daha olgun sayılabilirdi.

Yine de her birinin yüzünü unutmamak için aklına kazıdı. Gün gelecek hepsine annesi hakkında böyle konuşmanın bedelini ödetecekti!


“Anne, söz veriyorum. Bir gün o kadar güçleneceğim ki sana böyle sözler söylemeye cüret edemeyecekler.”


Violet gülümsedi, durdu ve oğlunu alnından öpüp,  “Sözünü tutacağına eminim Noah.” dedi.

Noah hafifçe kızardı. Fakat gözlerinde kararlılık belirmişti. Güçlenecekti. Ne olursa olsun hemde!


Yürürken sonunda bir kapı ile karşılaştılar. Violet bir madalyon çıkarıp gösterdi. Onlarda kapıyı açtı. Bu kapı dış saha ile iç sahayı bölen kapıydı.


Dışarıya çıkınca Violet rahat bir nefes aldı.


“Kaç zamandır buraya gelmemiştim. Hiç değişmemiş.” diye mırıldandı. Noah ise yeni çevreyi merakla inceliyordu.


Burası iç saha gibi şatafatlı değildi. Hatta oraya nazaran oldukça kötüydü. Neredeyse hiç bakım yoktu. Adeta dökülüyordu. Her şey oldukça sadeydi. Sadeliği seven Noah için bile fazla sadeydi.


Fakat şaşırmadı. Annesi zamanında ona dış sahanın nasıl olduğunu açıklamış ve bolca nasihat vermişti.


Anne kurdu takip eden yavru kurt misali sessiz ve uslu bir şekilde annesini takip ediyordu. Gereksiz göz temasından kaçınıp sadece önüne bakıyordu.


Annesi bunu takdir etti. Neredeyse hiç dışarı çıkmadığı halde kendini böylesine odaklaması iradesinin ne kadar iyi olduğunun göstergesiydi.


"Violet teyze. Bu senin anneme met ettiğin oğlun mu?" Diye nazik bir ses işitti anne, oğul.


İkili sesin sahibine döndü.


Güzeller güzeli fakat garip bir tatlılığı olan Noah’tan sadece üç yaş büyük gibi gözüken bir kız sesin sahibiydi.


"Sen de kimsin?" diye Noah merakla sordu.


“Hehehe Violet teyze ona anlatmadın mı?” sorarken sinir bozucu şekilde kıkırdadı. 


Violet ise o sırada şakaklarını ovuşturuyordu.


“Noah. Tanıştırayım. Beşik kertmen ve aynı zamanda yetişim partnerin Yuen.”


Noah afalladı. Neden annesi hiç bahsetmemişti?


“Beşik kertmem?”


Noah’ın gözleri büyüdü. Hafif bir heyecan ve bolca şaşkınlık ve gerginlik hissetti. Neyseki his sadece yarım saniye sürdü. Beynine akın eden garip sakinlik ile normal ifadesini geri kazandı.


“Peki anne. Yetişim partnerinden kastın ne?” diye sordu.


Violet açıklamak istedi. Fakat daha ağzını açamadan Yuen cevapladı.


"Bunu bile bilmiyor musun? Yetişim partneri işte şey… bir... birlikte güçlendiğin… Hah! Eşin. Birlikte güçlendiğin eşin gibi düşünebiliriz." Dedi kızaran yüzüyle.


Violet güldü. Oldukça zeki olan Noah’ta kast edilen şeyi fark edince kızardı.


Violet "Tamam, tamam oğlumu rahat bırak. Nasıl olsa uzun bir süre sana emanet olacak." Dedi.


"Ne?!" diyerek Noah şaşkınlıkla haykırdı. Violet iç çekti. Oğlu ona baya bağımlı büyümüştü. Onu bırakmak en iyisi olacaktı. Fakat… kalbinde hiçte bırakmak istemiyordu.


Yine de mantığı kalbine üstün geldi.


"Noah. Şu zamana kadar hep bana bağımlıydın. Biraz kendi başına gelişmeyi öğrenmelisin ve eminim ki Yuen bu konu da sana oldukça yardımcı olacaktır." Demesinin ardından Yuen, Violet'e "bana bırak" dercesine bir işaret yolladı.


Noah annesini anlayabiliyordu. Bu yüzden reddetmek yerine sadece sarıldı.


"Bana bırak annecim. Sadece bekle. En yakın zamanda senin gibi iç saha müridi olacağım."


Violet gülümsedi. Ve sarılmasına karşılık verdi. Sonrasında ise -Yuen de peşlerinden geliyordu- birlikte tarikata katılmak için başvurmaya gittiler.


Başvuru için sıra vardı. Fakat iç sahada yaşayan Violet için bu sıkıntı değildi.


Onu gören dış saha müritleri saygı ile eğiliyor ne olduğunu bilmeyip oğullarını veya kızlarını getiren ölümlüler ise bön bön bakıyor fakat yol vermemeye de cüret edemiyorlardı.


İşte bir iç saha müridinin statüsü ve baskısıydı. Hiçbir şey bilmeyen birisi bile sadece giydikleri kıyafetten ayrıcalıklı olduğu anlayabilirdi.


Noah şaşırsa da şaşkınlığı yine bir an sürdü. Nedenini bilmese de bu tip olaylar oldukça normal gelmeye başlamıştı.


[Kişiye Özel Yetenek Kilidi Açıldı: Doğaüstü Sakinlik.]


Anlık duyduğu sesle donakaldı.


“Anne, Yuen sizde bir şey duydunuz mu?”


Kızlar anlamadı. Violet sordu.


“Ne sesi Noah?”


“Bir şey bir şeyin kilidinin açıldığını söyleyen bir ses. Tam olarak anlamadım ama…”


Violet düşündü ve etrafına bakındı. Hiç kimse çıt çıkarmaya cüret edemiyordu.


Yuen tatlıca gülümsedi ve, “Teyze bence Noah’a öyle geldi.” dedi.


Noah onun adına konuşmasına bozulsa da muhtemelen haklı olabileceğinden onaylamak zorunda kaldı.


“Hmhm. Muhtemelen öyle… Her neyse hadi kayıt yaptıralım.” dedi Violet.


Noah’ın içinde bu işte bir iş olduğuna dair bir his vardı. Fakat sessiz kalmayı seçti.


Yuen, Noah’ın ifadesini görünce biraz uygunsuz davrandığını fark etti. Bu nedenle özür dilemeyi düşünse de sonra ederim diye düşünüp vazgeçti.


O sırada çoktan sıranın en önüne geçtiler.


"Hohohoho bayan hiç değişmemişsiniz. Hala eskisi gibi ne olacağını önemsemeden istediğinizi yapıyorsunuz."


Kuru bir kahkaha attı orada onları karşılayan adam.


Violet’in yüzü ifadesizdi.


"Oğlum Noah."


Oğlunu gösterdi.


"Ona elinden geldiğince yardımcı olacaksın." diye Violet soğuk bir ses tonuyla emir verdi.


"Sorun değil bayan. Fakat tarikatın neye göre seçtiğini sizde biliyorsunuz. Benim pek yardımım dokunmaz." diye mütevazı bir şekilde konuştu.


"Ne yapıp yapamayacağınızı çok iyi biliyorum Yaşlı Lua. Sadece oğluma son testte olabildiğince yardımcı olmanızı istiyorum."


Yaşlı Lua tek kaşını kaldırdı.


"Karşılığında?"


"Bin Mana Hapı."


Yaşlı Lua da dahil orada bulunan herkes afalladı. Bir tek birimlerin değerini bilmeyen Noah sakindi.


Haplar kişinin gelişimini yükseltmek gerekse yenilemek için kullanılan ve çoğunlukla simyacılar tarafından yapılan -aynı zamanda para birimi olarak kullanılan- bir eşyaydı.


En düşük kademe ve yaygın olan hap Temel Hapı diye bilinirken Mana Hapı oldukça değerliydi.


Bir Mana Hapı kişinin Manayı Hissetme Alemine sorunsuz bir atılım yapmasını sağlarken bin tanesi nerede ise son aşamaya kadar götürecek kadar mana sağlardı!


"T… Teyze bu kadarı çok fazla!" diye haykırdı Yuen.


Fakat hemen ardından Violet tarafından susturuldu.


"Pekala Yaşlı Lua ne diyorsun? Şimdi oğluma destek çıkacaksın değil mi?"


Yaşlı Lua hemen cevap verdi.


"Ta… Tabii ki de evet. Hohohoho. Gel oğlum Noah seni test alanına götüreyim. Nedense oldukça tatlı gözüktün gözüme birden."


Oldukça heyecanlı ve mutluydu. Sadece bir yardımla bin Mana Hapı alacaktı lan! Açıktan para kazanıyordu resmen!


Noah adamın tavır değişimini hayretle karşılasa da sessiz kalmayı uygun gördü. Onun yerine annesine baktı.


Violet, "Git git sana oldukça yardımcı olacaktır. Ben çıkışta bekliyorum seni." diyince Noah yavaş yavaş Yaşlı Lua'ya doğru yürümeye başladı.


O sırada durdu.


"Yuen sende teste girmeyecek misin?"


Yuen kıkırdadı.


"Şapşal. Ben çoktan girdim de dış saha müridi oldum. Hadi git sende ol."


Kızın tavırlarını hala garipsese de yine de böyle içten olduğunu hissettiren konuşması onu mutlu etti.


Noah yavaş ve sessiz adımlarla Yaşlı Lua ile birlikte yürümeye başladı. Aslında Yaşlı Lua her geleni kontrol edip teste sokmalıydı. Fakat şu an pek umrunda değildi.


Aklında sadece "Bin Mana Hapı" kelimeleri dönüp duruyordu.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr