Bölüm 1535: Issız ve Karanlık Kuzey Bölgesi

avatar
2368 79

Against The God - Bölüm 1535: Issız ve Karanlık Kuzey Bölgesi


Bölüm 1535: Issız ve Karanlık Kuzey Bölgesi

 

Çevirmen: Sefix

Editör: Extacy12

 

Doğu İlahi Bölgesi, Kar Şarkısı Diyarı.

 

Yun Che yüzünden bir süre öncesinde tanrılaştırılmış olan Kar Şarkısı Diyarı'ndaki atmosfer, öncekine kıyasla tam ve mutlak bir değişime uğramıştı. Bu özellikle Buz Ankası Alemi'nde, Buz Ankası Tarikat'nın bulunduğu yerde doğruydu. Düşen karın altında, tüm alanı örten boğucu bir sessizlik vardı.

 

Buz Ankası Alemi normalde yıl boyunca sessizdi ancak daha öncesinde hiç bu kadar ıssız ve soğuk hissettirmemişti.

 

Mu Xuanyin'in ölüm haberi birkaç gün önce onlara aktarılmıştı... Ay Tanrı Alemi'nden bir İlahi Ay Elçisi haberi bizzat onlara iletmişti.

 

Buz Ankası Alemi, tarikat ustasını kaybetmişti hayır, Buz Ankası Alemi, Alem Kralı'nı kaybetmişti... Bundan daha da fazlası, Orta Yıldız Alemi statüsüne rağmen Tanrı Alemi'nde Kar Şarkısı Diyarı kaynak gelişimcilerinin güvenliğini sağlayan çekirdeği kaybetmişlerdi.

 

Kimse şu anda Kar Şarkısı Diyarı'nın geleceğini tahmin edemezdi. Ancak kötümser ve kasvetli bir atmosfer, Kar Şarkısı Diyarı'nın her köşesine sessizce yayılmıştı.

 

Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü.

 

Cennetsel Cehennem Ayazı Gölünde buz damarı hala mevcuttu ancak İlahi Buz Ankası'nın varlığı gitmişti. Tüm bölge hala yüksek düzeyde buz enerjisi taşıyor olsa da tarifsiz bir ilahi aurayı kaybetmişti.

 

Şu anda çok uzun süre mühürlenmiş olan bariyer sessiz bir şekilde açıldı ve kapatıldı.

 

Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün kıyısında, bir adam ince havadan çıktı. Siyahlara bürünmüştü ve zifiri siyah saçı beline kadar geliyordu. Bazı garip nedenlerden dolayı, görünüşü Göksel Göl'ün etrafındaki tüm bölgedeki havanın son derece ağır ve baskıcı olmasına neden olmuştu.

 

Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün üstündeki havaya geldiğinde, sessizce birkaç nefes için geçmiş dönemlerden beri donmamış kalan göl suyuna baktı... Çok sıradan bir yüzü vardı, bir kişi birkaç kez daha baksa bile hatırlamayabileceği bir yüzü vardı ve vücudundan yayılan aura sağlam ve çamurluydu. Kaynak gücü İlahi Ruh Alemi'nin başlangıç aşamalarındaydı ve Kar Şarkısı Diyarı'nda çok yaygın olan buz enerjisi vücudunda dolaşıyordu.

 

Kimse onun kim olduğunu bilmiyordu ve kimsenin onu Yun Che ile ilişkilendirmesi daha zordu.

 

İlahi ışıklarla parlayan yarı saydam kristal tabut önünde parlayarak ortaya çıktı. Tabutun içinde uyuyan kadını kaldırdı, hareketleri yavaş ve nazikti. Hiçbir sevinç ya da üzüntü, öfke ya da keder ifadesi sergilemiyordu ve ona sarılmak için kendisine izin vermemişti. Aksine onu yavaşça gölün derinliklerine doğru batışını izlerken kolunu yavaşça indirdi...

 

Vücudu hayalinden tamamen kaybolana kadar, dünyasından kaybolana kadar sürdü...

 

"Xuayin." Usulca mırıldandı. "İlkel Kaos çok geniş ama beni barındıracak tek yer, o karanlık yer."

 

“Biliyorum. Orası kesinlikle en çok nefret ettiğin yer. Ne de olsa baban o yerdeki insanlar tarafından öldürüldü... O yerdeki auranın dinlenmeni bozmasına izin vermeyeceğim. Sadece burası dinlenme alanları içinden en uygun yer.”

 

Gölün yüzeyi bir kez daha tamamen hareketsiz hale geldiğinde dalgalanma durdu. Yun Che dönüp gitmeden gölün yüzeyindeki henüz batmamış kristal tabuta bakarken son kez mırıldandı. "Xuanyin, eğer bir sonraki yaşam diye bir şey varsa, benimle tekrar buluşmak ister miydin..."

 

Vücudu bulanıklaştıkça, Göksel Göl'ün kıyılarına geri dönmüştü. Kolunu uzattı ve anında uzak bir buz parçası ona doğru getirildi. Havada yuvarlandı ve yere çarptı.

 

Bu derin buzun içinde kıvrılmış bir insan mühürlüydü. İçerideki kişi, onu mühürleyen buz tabakasından yabancı bir yüz gördü. Anında o loş gözlerinde bir umut ve yalvarma ortaya çıktı.

 

Eğer bu adamı gören olursa Doğu Bölgesi'nin dört Tanrı İmparatoru'ndan biri olduğu, Tanrı Alemi'nin geri kalanında yüce bir imparator hükmü süren bir figür olduğu kesinlikle ortaya çıkmazdı.

 

Yun Che, ona tek bir bakış bile atmadan, ona bir kelime bile etmeden, Yun Che parmağını işaret ederek içerisinde bulunduğu kaynak buzu, İlkel Kaynak Arkı'na yolladı.

 

O anda, Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün dışından tuhaf bir aura geldi. Yun Che'nin gözleri yana kaymıştı ama ne gizlenmiş ne de hareket etmişti. Parmağıyla Nie Yuan taşına dokundu ve gerçek görünümünü geri getirerek yüzünü eliyle silmeden önce orijinal aurasını düzeltti.

 

Hızlı bir şekilde Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nü çevreleyen bariyer açılarak göksel bir figürün içeriye girmesine izin verdi.

 

Mu Bingyun.

 

Başlangıçta, yalnızca o(Yun Che) ve Mu Xuanyin'in Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün etrafındaki bariyeri açma izni vardı. Şimdi, Mu Bingyun da açabilirdi. Aslında Mu Xuanyin, tarikat ustasının oyulmuş yeşim taşını ayrılmadan önce geride bırakmıştı... Açıkça ölmek için kararlılıkla ayrılmıştı.

 

Yun Che ve Mu Bingyun'un gözleri bir araya geldiğinde her ne kadar birkaç günlük ayrılıkta da bulunsalar bir ömür boyu gibi görünüyordu.

 

Yun Che'ye bakarken, karlı elbiselerinin altındaki yükselen koynunda, çok karmaşık olan duygular buzlu gözlerini titretti. "Sen... Hala buraya gelmeye nasıl cesaret ediyorsun?!"

 

"Onu buraya getirdim." Yun Che yanıtladı. Elinde kar beyazı uzun bir kılıcı çıkartarak Mu Bingyun'a doğru yürüdü. "Bu onun sevgili kılıcı ve aynı zamanda Buz Anka Tarikatı Ustası'nın sembolü... Saray ustası Bingyun, lütfen bunu alın.”

 

Akan buzlu bir ışıkla parıldayan Kar Prensesi Kılıcı'na bakarken, Mu Bingyun'un gözleri anında buğulandı... Kar Prensesi Kılıcı geri dönmüştü ama Kar Şarkısı Diyarı artık bir Mu Xuanyin'e sahip değildi ve o da sonsuza dek en önemli ve tek akrabasını kaybetmişti.

 

Titreyen karlı eli uzandığında ve Kar Pensesi Kılıcını kavradığında sanki bazı auraları hala üzerinde kalmış gibi görünüyordu... Ve Mu Bingyun'un vücudu sallandı. Ölüm haberinden bu yana birkaç gün olmuştu ve zaten kabul ettiğini düşünmüştü. Ama şu anda, kalbi ve ruhu, gözyaşı dökmek üzere olduğunu hissettiği gibi yoğun bir acı içindeydi.

 

PAH!!

 

Yun Che'nin suratına yeşim elinin tersiyle şiddetli bir tokat atmıştı.

 

Yun Che bunu atlatmayı ya da kendini savunmak için kaçınmaya çalışmadı. Kızarıklık ve şiddetli ağrının yüzüne yayılmasına izin verdi.

 

“...” Mu Bingyun'un eli havada dondu. Yun Che'nin yüzüne baktığında hiç bu kadar korkunç bir sakin çehre görmemişti, o kadar korkunçtu ki tek bir acının ipucusunu göstermeyen yüzü insani duygulardan arınmış, tamamıyla bambaşka bir varlığa dönüşmüş gibiydi. Bunun yerine kendi kalbi aniden onun insanlık dışı sakinliğini hissettiğinde ağrı hissetti.

 

Bu dünyada, hiçbir şey kayıptan daha acı verici değildi ama kayıptan daha acı verici bir şey olsaydı bu kesinkes ihanet olurdu.

 

Ve o... Dünyadaki tüm kayıplara, bu dünyadaki en büyük ihanete maruz kalmıştı.

 

Mu Xuanyin'in ölümü üzerine kimse ondan daha fazla acı hissetmemişti, kimse ondan daha fazla öfkeye sahip değildi... Bu özellikle kendisine karşı tuttuğu nefretle ilgili olarak geçerliydi.

 

Elleri titremeye başladığında bilinçsizce uzandı ve onun yüzündeki kırmızılığa dokunmak istedi... Ama sonunda eli yavaşça düştü.

 

Abla, eğer bir kez daha seçebilseydin, onun dünyana bir kez daha girmesine izin verir miydin...

 

Eğer bir kez daha seçebilseydim, onu... Tanrı Alemi'ne getirmeye istekli olur muydum...

 

"Saray Ustası Bingyun." Yun Che yumuşak bir sesle konuştu. "Kar Şarkısı Diyarı benim karmaşamın içerisinde büyük bir karmaşıklığa uğrayabilir. Beni bir bahane olarak kullanmasalar bile, diğer Yıldız Alemleriyle sahip olduğunuz birçok eski dava var ve Xuanyin artık burada olmadığı için de bundan yararlanmak isteyeceklerdir... Mümkün olan en kısa sürede buradan ayrılmanızı öneririm.”

 

Sıkıca Kar Prenses Kılıcı'nı kavradığı gibi Mu Bingyun gözlerine bakarak alçak bir sesle konuştu. "Ölecek olsam bile, Kar Şarkısı'nda öleceğim."

 

Bu tamamen beklenen cevabı aldıktan sonra, Yun Che başını hafifçe salladı. Daha fazla konuşmadı ve döndüğü gibi ayrıldı.

 

''Yun Che!'' Arkasında, Mu Bingyun'un sesi mesafeden yankılandı. "Bunu hatırla, hayatın, ablamın hayatını kullanmasıyla satın alındı bu yüzden ölmene izin verilmiyor!"

 

"İntikam uğruna olsa bile, yaşamaya devam etmen gerekiyor!”

 

"Daha önce yaptığın gibi davranmaya devam edersen, hayatını diğer insanlar için pervasızca riske atarsan... Ablam seni affetmeyecek ve ben de seni affetmeyeceğim!!”

 

Yun Che, Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nden ayrıldığı gibi figürü ve aurası da Mu Bingyun'un görüşünü terk etti.

 

Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nün içinde Mu Bingyun, Kar Prenses Kılıcı'nı göğsüne bastırdı... Bilinmeyen bir nedenle bir kristal göz yaşı damlası sessizce düştü ve yeşim beyazı kılıcın gövdesine uzun bir ıslaklık izi bıraktı.

 

Islaklığı hafifçe silmek için parmağını uzattı ve hassas kafasını kaldırdığında soğuk ve kararlı bir ışık gözlerini doldurdu.

 

Ne kadar çok çalışırsa çalışsın, asla ablası kadar iyi olmayacağını biliyordu.

 

Mu Xuanyin'den yoksun olan Kar Şarkısı Diyarı şimdi kesinlikle geçmişteki bir takım sebeplerden ötürü sayısız tehlikeye gebe bırakılmıştı.

 

Ama o uzlaşmayacak ya da kaçmayacaktı. Yarın, Buz Ankası Tarikat Ustası ve Kar Şarkısı Diyarı Alem Kralı pozisyonuna gelecekti. Nefes aldığı sürece Kar Şarkısı Diyarı'na zarar gelmesine ya da incinmesine kesinlikle izin vermeyecekti!

 

Kar Prenses Kılıcı'nı koyduktan sonra buzlu figürü yavaşça ayrılırken havada süzüldü...

 

Ancak Cennetsel Cehennem Ayazı Gölü'nden ayrıldığında, Göksel Göl'ün merkezinde aniden garip bir buz ışığı peyda oldu.

 

Bu tam Buz Ankası'nın olduğu bilinmeyen yerden parlıyordu. Açıkça yalnızca yansıtılmış bir tezahürdü ama o kadar yoğundu ki pratik olarak katı görünüyordu. Ondan gelen buzlu ışık o kadar parlak ve yoğundu ki, bu dünyada olmaması gereken ilahi bir ışık gibi görünüyordu.

 

Ancak son derece kısa bir süre için var olduğu gibi birkaç nefesten sonra dağıldı ve bir daha asla görünmedi.

 

……

 

Bir ay sonra.

 

Tanrı Alemi, Yun Che'nin bir izini bulabilme umuduyla aramalarını sürdürüyordu. Zaman geçtikçe, bu aramanın yoğunluğu sabit kalmamakla beraber her geçen gün daha da artmaya devam etmişti. Üç İlahi Bölge, Yun Che'yi bulabilmek için arama kapsamını daha da genişletmek ve hızlandırmak adına pek çok değerli kaynak eserini kullanmaktan çekinmemişti.

 

Onu aramak için bir araya getirilen kuvvet dizisi, o zamanlar Şeytani Bebeği aramak için toplanan kuvvetten daha azı değildi. O kadar büyüktü ki, sayısız kaynak gelişimcisinin şok olmasına ve duyduklarında şaşırmasına neden oluyordu.

 

Bununla birlikte, onu böyle bir yoğunlukta aramalarına rağmen aslında Yun Che'nin aurasının en küçük izini bile bulamamıştılar.

 

Cennetsel Katliam Yıldız Tanrısı halihazırda gizlenme konusunda yetenekliydi buna Şeytani Bebek hali de eklendiğinde gizlenmesi göklerin altında rakipsiz hale gelmişti. Bu yüzden aurasını keşfetmeye çalışmak göklere tırmanmaktan daha zordu. Ancak Yun Che genç nesil arasında son derece güçlü olmasına rağmen arkasında onu arayan Kral Alemleriydi. İlahi Kral Alemi yetişimiyle nasıl olur da onlardan bu kadar uzun bir süre boyunca gizlenmiş olabilirdi!?

 

Sanki dünyanın yüzeyinden tamamen yok olmuş gibiydi. Yavaş yavaş giderek daha fazla insan, bu muazzam baskı ve umutsuzluk nedeniyle kendi hayatını bitirip bitirmediğinden şüphelenmeye başlamıştı.

 

Bununla birlikte en çılgın rüyalarında, tüm gücüyle peşinde koştukları kişinin ruhsal duyulardan geçtiğini ve Kral Alemlerinin güç merkezlerine ait sayısız eserlerin dolaştığını hayal edemezlerdi. Ne tür kaynak eseri kullanmış olurlarsa olsunlar onun tek bir aura kırıntısını dahi keşfedememişlerdi.

 

Doğu İlahi Bölgesi'nin dışına çıkmıştı ve Tanrı Alemi'nin kuzeyine doğru giderken hiç tanıdık olmayan yabancı bir dünyaya yaklaşıyordu.

 

Bunların haricinde Brahma Hükümdar Tanrı Alemi'ne ihanet eden ve kaçan Brahma Tanrıçası'nın haberi de hızla yayılmaya başlamış ve bir kez daha sayısız şoka ve uyarıya neden olmuştu.

 

En kötü ruhsal duyulara sahip olan kaynak gelişimcileri dahi havadaki değişimi hafifte olsa hissedebiliyordu.

 

Uzak kuzeyde, siyah enerjiye bürünmüş bir dünyada.

 

Pat... Pat... Pat...

 

Son derece sessiz bir ormandı ama biri bu ayak seslerini duyduğunda, kişinin saçlarının ucunu titreterek durmasına neden olurdu.

 

Buradaki dünya siyahtı ve gökyüzü baskıcı bir grimsi-beyaz renge sahipti. Seyrek solmuş ağaçlar ve bitki örtüsü bile koyu gri-siyah renkteydi.

 

Hava bile kasvetli ve pusluydu... Bu kesinlikle ara sıra var olan bir sis değildi, sanki eskiden beri var olan bir şeydi.

 

Bu, normal varlıkların yaşaması için uygun bir dünya değildi. İlahi yolun bir kaynak gelişimcisi buraya gelse bile çok geçmeden huzursuz hissetmeye başlardı. Belli belirsiz gerginliğe yenik düşüp paniklemeye başlayacaktı. Duygularının kontrolünü kaybetmek de bir olasılıktı.

 

Sanki bir şey tarafından yutuluyormuş gibi ömürleri sessizce sızardı. kaynak enerjileri bile görünmez bir hayalet tarafından bağlanıyormuş gibi hissederlerdi çünkü onu meridyenlerinde dolaştırmak çok daha yorucu ve zordu.

 

Bu nedenle, bu dünyaya girmek isteyen Doğu, Batı veya Güney İlahi bölgelerinden bir kaynak gelişimci yoktu.

 

Bu loş ve yalnız dünyada, bir figür yavaşça bir siyah sisin içinden dışarı çıktı. Onun gelişi aslında bu dünyaya normalde etki etmezdi. Ancak aksine bulunduğu yerin daha da baskın ve korkunç olmasına neden olmuştu.

 

Çünkü gözlerinden ve vücudundan yayılan insanlık dışı sakinliği ve zar zor algılanabildiği aurası, ıssızlığı daha da derinleştirmişti.

 

Sanki cehennemin derinliklerinden dönmeyi başarmış bir intikam halefiydi.

 

"Kuzey... İlahi... Bölgesi..."

 

Ayakları bu kara ormanın kalbine ulaştığında bir duraksamayla durdu. Bu garip ve korkunç dünyayla yüzleşirken, dudakları uğursuz ve kötü bir sırıtışa dönüşürken ağzının köşeleri yavaşça yukarı doğru kıvrıldı.

 

O anda, o zamandan beri o yerde var olan siyah sis bile katılaşmış gibi görünüyordu.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34497 Üye Sayısı
  • 357 Seri Sayısı
  • 43773 Bölüm Sayısı


creator
manga tr