Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 20: Turnuva Başlıyor


Sabahın ilk ışıkları, Gökkuşağı Bulut Okulu'nun ana arenasını altın rengine boyarken, binlerce öğrenci platformların etrafını doldurmuştu. Renkli flamalar rüzgârda dalgalanıyor, tezahüratlar gökyüzüne yükseliyordu. Yeni Çırak Turnuvası'nın ilk günüydü ve tüm okul, nefesini tutmuş bekliyordu.

Arenanın ortasındaki dövüş platformu, beyaz mermerden yapılmış, etrafı koruyucu Qi bariyerleriyle çevrilmişti. Platform o kadar genişti ki üzerinde yüzlerce kişi aynı anda dövüşebilirdi. Ama bugün, sadece iki kişi aynı anda dövüşecekti. Kazanan, bir sonraki tura yükselecekti.

Eğitmen Seraphina, platformun ortasında duruyor, elindeki kristal listeyi okuyordu. "İlk maç: Rowan Ember ve Theron Vane. Savaşçılar platforma."

Rowan, Kaelen'e baktı, gülümsedi. "Ben gidiyorum."

"Kazan," dedi Kaelen.

"Kazan," dedi Lyra.

Rowan, arenaya yürüdü. Alevler henüz avuçlarında değildi, ama gözlerinde ateş vardı. Theron, platformun diğer ucundan çıktı. İri yarı, kolları dövüş sanatlarından sertleşmiş, yüzünde dün gece Rowan'ın alevlerinin bıraktığı yanık izleri hâlâ duruyordu.

"Başlasın!" dedi Seraphina.

Theron, hemen saldırdı. Gücü, hızından fazlaydı; yumrukları havayı yarıyor, her darbede platform sarsılıyordu. Rowan, ilk darbeleri blokladı, geri çekildi. Ama Theron pes etmiyor, üzerine gelmeye devam ediyordu.

"Geçen yılki gibi kaç, Rowan!" diye bağırdı Theron, yumruğunu savurarak. "Bu yıl da kaybedeceksin!"

Rowan'ın gözlerinde bir şey parladı. Geçen yıl. İlk turda yenilmişti. Ateşi kontrolsüzdü, öfkesine yenilmişti. Ama bu yıl farklıydı.

Theron'un yumruğu, tam yüzüne gelirken, Rowan yana sıçradı. Ama kaçmadı. Döndü, avuçlarında alevler patladı. Ama bu sefer, alevler kontrolsüz değildi. İki küçük top halinde, avuçlarında dans ediyor, onun komutunu bekliyordu.

"Bu yıl," dedi Rowan, sesi soğuk, "kaybeden sen olacaksın."

Alev toplarını fırlattı. Theron, bloklamaya çalıştı, ama alevler kollarını sardı, onu geriye itti. Rowan, fırsatı kaçırmadı. Hızla yaklaştı, dizini Theron'un karnına soktu, dirseğiyle ensesine vurdu. Theron, yere yığıldı. Rowan, tam üzerine çöktü, yumruğunu kaldırdı. Yumruğunda, küçük bir alev topu dönüyordu.

"Pes ediyorum!" diye bağırdı Theron, kollarını yüzüne siper ederek.

Rowan, alevini söndürdü. Ayağa kalktı, Theron'a baktı. "Geçen yıl kaybettim. Bu yıl kazandım."

Kalabalık alkışladı. Rowan, platformdan inerken Kaelen'e ve Lyra'ya baktı, gülümsedi. "Sıra sizde."

İkinci maç: Lyra Frost ve Zephyr.

Zephyr, okulun en hızlı öğrencisiydi. Rüzgar tekniğinde uzman, adeta rüzgârın kendisiydi. Platformda görünüp kayboluyor, rakibinin nereden saldıracağını kestirmesini imkânsız hale getiriyordu.

Lyra, platformun ortasında duruyor, gözleri kapalıydı. Elleri yanlarında, hareketsiz. Zephyr, etrafında dönüyor, rüzgârı hızlandırıyor, toz bulutları oluşturuyordu.

"Lyra Frost!" diye bağırdı Zephyr, rüzgârın içinden. "Buzun, rüzgârı durduramaz!"

Lyra, gözlerini açtı. Buz mavisi gözler, rüzgârın ortasında soğuk bir ay gibi parlıyordu. "Durduramam belki. Ama dondurabilirim."

Ellerini kaldırdı. Parmak uçlarından, ince buz iplikleri fışkırdı. İplikler, rüzgârın içinde dans etti, onunla birlikte döndü. Ama erimiyor, dağılmıyordu. Her dönüşte, biraz daha kalınlaşıyor, biraz daha güçleniyordu.

Zephyr, ne olduğunu anlamaya çalışırken, buz iplikleri rüzgârı sarmaya başladı. Rüzgâr yavaşladı, toz bulutları çöktü. Zephyr'in figürü, yavaş yavaş belirginleşti.

"Hayır!" diye bağırdı Zephyr, kaçmaya çalıştı. Ama buz iplikleri, onun ayaklarına dolandı, kollarına sardı, göğsüne yayıldı. Bir an içinde, Zephyr hareket edemez hale geldi. Buz, onu baştan ayağa sarmış, adeta bir heykele dönüştürmüştü.

Kalabalık, nefesini tuttu. Lyra, Zephyr'in yanına yürüdü, parmağını buzun üzerine dokundurdu. Buz, çatladı, Zephyr yere yığıldı. Ama canlıydı, sadece donmuştu.

"Pes ediyor," dedi Lyra, soğukkanlılıkla. "Buzunu çözerseniz, iyileşir."

Seraphina, başını salladı. "Kazanan: Lyra Frost."

Lyra, platformdan inerken, Kaelen'e baktı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu, ama gözlerinde bir şey vardı. Sıra sende.

Üçüncü maç: Kaelen Stormborn ve Mira.

Kaelen, platforma yürüdü. Kalabalık, onu görünce fısıltılara başladı. "Fırtınadan Doğan... yasak ormana giren... disiplin kurulundan kurtulan... yıldırım kullanan..."

Mira, platformun diğer ucunda belirdi. Elinde, ince bir kılıç vardı. Kılıcın üzerinde, rüzgârın izi parlıyordu. Hızlıydı, isabetliydi, Qi'si zayıf olsa da tekniği mükemmeldi.

"Başlasın!" dedi Seraphina.

Mira, hemen saldırdı. Rüzgâr gibiydi, adeta yerden kesilmiş, kılıcı havada ıslık çalıyordu. Kaelen, ilk darbeleri blokladı, geri çekildi. Mira'nın kılıcı, her hamlede biraz daha yaklaşıyor, biraz daha tehlikeli oluyordu.

"Kaelen!" diye bağırdı Rowan, kenardan. "Yakın dövüşe çek!"

Kaelen duydu. Ama Mira'ya yaklaşmak kolay değildi. Kılıcı, her yaklaşmada geri püskürtüyor, adeta bir rüzgâr duvarı örüyordu.

Mira, son bir hamleyle kılıcını Kaelen'in göğsüne saplamak üzereyken, Kaelen durdu.

Gözlerini kapadı. Nefes aldı. İçindeki nehri hissetti. Qi'sini kalbine topladı, kalbin ateşiyle kaynaştırdı. Avuçlarına yönlendirdi.

Ve gözlerini açtı.

Avuçlarında, altın bir yıldırım çatladı. Işık, o kadar parlaktı ki arenadaki herkes gözlerini kapatmak zorunda kaldı. Yıldırım, Kaelen'in avuçlarından fırladı, Mira'nın kılıcına çarptı.

Kılıç, paramparça oldu. Metal parçaları havada uçuştu, etrafa saçıldı. Mira, elinde sadece kabzası kalmış kılıçla, şaşkınlıkla Kaelen'e baktı.

Kaelen, yıldırımı söndürdü. Yumruğunu sıktı, bir adım attı. Mira, geri çekilmek istedi, ama Kaelen'in hızına yetişemedi.

Yumruk, Mira'nın karnına indi. Tek yumruk. Ama içinde, yıldırımın gücü vardı. Mira, havada takla attı, platformun kenarına düştü. Kılıcının kabzası elinden fırladı, yere çarptı.

"Pes ediyorum," dedi Mira, nefes nefese. Yüzünde korku değil, hayranlık vardı. "O yıldırım... neydi?"

Kaelen, elini uzattı, Mira'nın ayağa kalkmasına yardım etti. "Kalbin Yıldırımı."

Seraphina, başını salladı. "Kazanan: Kaelen Stormborn."

Kalabalık, bir an sessiz kaldı. Sonra, alkış patladı. Rowan, kenardan bağırıyor, Lyra ise sessizce gülümsüyordu.

Kaelen, platformdan inerken, içindeki tohum gururla parlıyordu. Tek yumruk. Yıldırımın gücüyle. Daha başlangıçtı.

Dördüncü maç: Caelus Vane ve Darian.

Caelus, platforma yürüdüğünde, kalabalık sustu. Okulun prensi. Üç yıldır yenilmeyen savaşçı. Ruh Çekirdeği seviyesinde. Herkes, onun rakibini nasıl yeneceğini merak ediyordu.

Darian, platformun diğer ucunda belirdi. Yüzünde korku vardı. Caelus'a karşı dövüşeceğini biliyordu. Kazanma şansı yoktu. Ama pes etmeyecekti.

"Başlasın!" dedi Seraphina.

Darian, hemen saldırdı. Tüm Qi'sini topladı, avuçlarında bir ışık topu oluşturdu, Caelus'a fırlattı. Işık topu, havada büyüdü, platformu aydınlattı.

Caelus, yelpazesini açtı. Hafifçe salladı. Yelpazeden çıkan rüzgâr, ışık topunu ikiye böldü, dağıttı. Darian'ın saldırısı, daha başlamadan bitmişti.

"Sıra bende," dedi Caelus, gülümseyerek.

Yelpazesini kapadı, bir adım attı. Hızı, gözle görülemezdi. Bir anda Darian'ın yanındaydı. Yelpazeyi, Darian'ın göğsüne vurdu. Darbe o kadar güçlüydü ki Darian, platformdan uçtu, koruyucu bariyere çarptı, yere yığıldı.

Caelus, yelpazesini yeniden açtı, etrafına baktı. Kalabalık, sessizdi. Kimse alkışlamıyor, kimse bağırmıyordu. Sadece korkuyla bakıyorlardı.

"Kazanan: Caelus Vane," dedi Seraphina, yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Caelus, platformdan inerken, doğrudan Kaelen'e baktı. Gözlerinde, zafer yoktu. Sadece tehdit vardı.

"Gördün mü, Fırtınadan Doğan?" dedi Caelus, Kaelen'in yanından geçerken. "Benim zaferim gösterişlidir. Seninki ise... sadece bir şans."

Kaelen, Caelus'un gözlerine baktı. "Şans değildi. Yıldırımdı."

Caelus'un yüzü gerildi. Yelpazesini şaklattı, hızla uzaklaştı.

Rowan, Kaelen'in yanına geldi. "Gösterişli zafer, ha? Darian'a yazık oldu. Adam hiç saldıramadan kaybetti."

Lyra, sessizce yanlarına geldi. "Caelus, gücünü göstermek istiyor. Herkese korku salmak. Ama Kaelen'in yıldırımı... onu korkuttu."

Kaelen, avuçlarına baktı. Parmak uçlarında, hâlâ yıldırımın izi vardı. Küçük, altın kıvılcımlar dans ediyordu.

"Daha bitmedi," dedi Kaelen. "Daha yeni başlıyor."

İlk turun diğer maçları da tamamlandı. Sekiz kişi, ikinci tura yükseldi: Rowan, Lyra, Kaelen, Caelus, ve dört diğer yetenekli öğrenci.

Seraphina, listeyi açıkladı. "İkinci tur maçları yarın yapılacak. Eşleşmeler şöyle: Rowan Ember, Mira'nın yerine yükselen Thane ile dövüşecek. Lyra Frost, bir sonraki turda kazananla eşleşecek. Kaelen Stormborn, rüzgar ustası Zephyr'ı yenen Kai ile dövüşecek. Caelus Vane ise..."

Caelus, yelpazesini açtı, gülümsedi. "Kim geldiği fark etmez. Hepsi aynı."

Seraphina, ona soğuk bir bakış fırlattı. "Caelus Vane, ikinci turda Lyra Frost ile eşleşti."

Salonda bir sessizlik oldu. Lyra'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Caelus'un gülümsemesi ise dondu.

"Lyra Frost mu?" dedi Caelus, sesinde bir şaşkınlıkla.

"Evet," dedi Seraphina. "Yarın, ikinci turda dövüşeceksiniz."

Lyra, Kaelen'e baktı. Gözlerinde korku yoktu. Sadece kararlılık vardı.

Kaelen, Lyra'nın omzuna koydu elini. "Kazanacaksın."

Lyra, başını salladı. "Kazanacağım."

Caelus, yelpazesini kapadı, yüzünde öfkeyle platformdan indi. Arkasındaki adamlar, onu takip etti.

Rowan, derin bir nefes verdi. "Lyra, Caelus'la mı dövüşecek? Bu... zor olacak."

"Zor," dedi Lyra. "Ama imkânsız değil."

Kaelen, Lyra'nın gözlerine baktı. Buz mavisi gözler, altın parıltıyla buluştu. "Yalnız değilsin."

"Biliyorum," dedi Lyra. "Ama bu dövüşü ben kazanmalıyım. Buzumla."

Kaelen başını salladı. "Kazanacaksın."

Üçü, arenadan çıkarken, güneş batıyor, bulutların üzerinde kızıl bir ışık bırakıyordu. Yarın, ikinci tur başlayacaktı. Ve en zor dövüş, Lyra'yı bekliyordu.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr