Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 19: Turnuva Arifesi


Yıldırım Çiçeği'nin panzehrini içeli üç gün olmuştu. Kaelen'in bedeni, her geçen saat daha da güçleniyordu. Zehir, sadece temizlenmekle kalmamış, Ruh Tohumu'nu adeta yeniden canlandırmıştı. İçindeki nehir, eskisinden daha geniş, daha güçlü akıyor, parmak uçlarında yıldırım dans ediyordu. Artık onu zorlamadan, sadece nefesiyle çağırabiliyor, avuçlarında şekillendirebiliyor, dilediği gibi yönlendirebiliyordu.

Sabahın ilk ışıklarında, Kaelen odasının penceresinde duruyor, avucunda döndürdüğü küçük yıldırım topunu izliyordu. Altın ışık, odasını aydınlatıyor, madalyonun üzerinde yansıyordu. Kapı çalındığında, yıldırımı söndürdü, kapıyı açtı.

Rowan'ın yüzü, sabahın erken saatine rağmen heyecanla parlıyordu. "Liste açıklandı! Turnuvaya katılacaklar belli oldu!"

Kaelen'in kalbi bir an hızlandı. "Kimler var?"

"Herkes! Yani, ön elemeyi geçenler. Sen, ben, Lyra, Caelus tabii ki, onun iki adamı, Zephyr, Mira... toplam on altı kişi." Rowan'ın gözleri parlıyordu. "Ama asıl haber şu: İlk tur kuraları bugün çekilecek. Ve maçlar yarın başlıyor!"

Kaelen başını salladı. Üç gündür bekledikleri an gelmişti. Zehirden kurtulmuş, tekniğini geliştirmiş, turnuvaya hazırdı. Ama içinde, hafif bir gerginlik vardı. Caelus. Onu yenmek zorundaydı.

"Lyra'yı gördün mü?" diye sordu.

"Yemekhanede. Seni bekliyor. Hadi!"

Yemekhane, her zamankinden daha kalabalıktı. Turnuvaya katılacakların isimlerinin açıklanması, okulda büyük bir heyecan yaratmıştı. Öğrenciler gruplar halinde toplanmış, favorilerini tartışıyor, bahisler oynuyordu. Çoğunun favorisi, üç yıldır hiç yenilmeyen, Ruh Çekirdeği seviyesindeki Caelus Vane'di.

Kaelen, Rowan'la birlikte yemekhaneye girdiğinde, bir anda sessizlik oldu. Gözler, üzerine çevrildi. Fısıltılar başladı. "Fırtınadan Doğan... yasak ormana girmiş... disiplin kurulundan madalyonla kurtulmuş... bir teknik geliştiriyormuş..."

Kaelen, bakışlara aldırış etmeden Lyra'nın yanına oturdu. Lyra, her zamanki gibi sessizdi, elindeki kristali inceliyordu. İçindeki altın ışık, artık eskisinden daha parlaktı.

"Hazır mısın?" diye sordu Kaelen.

Lyra başını kaldırdı. Buz mavisi gözlerinde, daha önce görmediği bir ifade vardı. Heyecan. "Hazırım."

Rowan, önündeki tabağı doldururken, "On altı kişi var," dedi. "Eleme usulü. Kaybeden eleniyor. Finale kadar üç maç kazanmamız lazım."

"Caelus da aynı şekilde," dedi Lyra. "Onunla finale çıkarsak karşılaşırız."

Kaelen başını salladı. "Finale çıkacağız."

"Sen öyle diyorsun," dedi bir ses, arkalarından.

Üçü birden döndü. Caelus Vane, yelpazesini açmış, arkasında iki adamıyla birlikte duruyordu. Yüzünde her zamanki kibirli ifade vardı, ama gözlerinde bir şey farklıydı. Öfke. Ve korku.

"Kaelen Stormborn," dedi Caelus, adını sanki tükürür gibi söyleyerek. "Zehri atlattığını duydum. Tebrikler."

Kaelen, Caelus'un gözlerine baktı. Artık eskisi gibi değildi. Zehir, ona sadece acı vermemiş, aynı zamanda düşmanını tanımayı da öğretmişti. "Sürpriz oldu, değil mi?"

Caelus'un yelpazesi bir an durdu. Gözlerinde, kısa bir an için, bir öfke patladı. Ama hemen toparlandı. "Sürpriz mi? Hayır. Sadece... zaman kaybı. Turnuvada ne olduğunu göreceğiz."

"Göreceğiz," dedi Kaelen, sakinçe.

Caelus, arkasını döndü, birkaç adım attı. Sonra durdu, başını omzunun üzerinden çevirdi. "Bu arada, ilk tur kuraları az sonra çekilecek. Umarım birbirimize düşeriz. Seni elemek, diğerlerini ekmekten daha tatlı olur."

Kaelen ayağa kalktı. Artık Caelus'tan korkmuyordu. Ne onun gücünden, ne babasının nüfuzundan, ne de karanlık oyunlarından. "Düşersek, göreceğiz."

Caelus'un yüzü gerildi. Yelpazesini şaklattı, hızla uzaklaştı. Arkasındaki adamlar, Kaelen'e son bir kez baktıktan sonra peşinden gitti.

Rowan, derin bir nefes verdi. "Vay. Caelus'a meydan okudun resmen."

"Meydan okumadım," dedi Kaelen, tekrar oturarak. "Sadece... korkmadığımı gösterdim."

Lyra, başını salladı. "Doğru yaptın. Korku, onu besler. Korkmadığını gösterirsen, o zayıflar."

Rowan, ikisine baktı, sonra güldü. "Siz ikiniz çok stratejiksiniz. Ben sadece dövüşmek istiyorum."

Kura çekimi, ana salonda yapıldı. On altı öğrenci, platformda sıralanmış, kura torbasında isimlerin yazılı olduğu taşları bekliyordu. Eğitmen Seraphina, torbayı salladı, ilk taşı çekti.

"İlk maç: Rowan Ember ve Theron Vane."

Rowan'ın yüzünde bir gülümseme belirdi. Theron, Caelus'un iri yarı adamıydı. Gece Kaelen'e saldıranlardan biri. "Harika," dedi Rowan, alevleri avuçlarında parlatarak. "Hesap vakti."

Seraphina, ikinci taşı çekti. "Lyra Frost ve Zephyr."

Lyra'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Zephyr, okulun en hızlı öğrencisiydi. Rüzgar tekniğinde uzmandı. Lyra, sadece başını salladı.

Üçüncü taş. "Kaelen Stormborn ve Mira."

Kaelen, Mira'ya baktı. Okulun en başarılı kız öğrencilerinden biriydi. Kılıç kullanıyordu, hızlı ve isabetliydi. Mira da Kaelen'e bakıyordu, yüzünde merak vardı.

Seraphina, kuraları çekmeye devam etti. Caelus, sonlarda çıktı. Rakibi, okulun en zayıf öğrencilerinden biriydi. Caelus, yelpazesini açtı, gülümsedi. "Kolay."

Kura bitince, Seraphina listeyi açıkladı:

İlk Tur Maçları:

Rowan Ember vs Theron Vane

Lyra Frost vs Zephyr

Kaelen Stormborn vs Mira

Caelus Vane vs Darian

... (diğer maçlar)

"Maçlar yarın sabah başlıyor," dedi Seraphina. "Hazırlıklarınızı yapın."

Salon dağılırken, Rowan Kaelen'in yanına geldi. "Mira'yı tanıyor musun?"

"Hayır."

"Hızlıdır. Kılıcı çok iyidir. Ama Qi'si zayıftır. Onu yakın dövüşe çekersen kazanırsın."

Kaelen başını salladı. "Seninki nasıl? Theron."

Rowan'ın alevleri avuçlarında parladı. "Theron, güçlüdür. Ama yavaştır. Benim hızım onu yener. Ayrıca..." Gözlerinde bir ateş parladı. "O gece sana saldıranlardan biri. Hesabını ödeyeceğim."

Lyra, sessizce yanlarına geldi. "Zephyr hızlı. Rüzgar tekniğini iyi kullanır. Ama buzum, rüzgarı dondurur. Sorun olmaz."

Kaelen, ikisine baktı. Rowan'ın ateşi, Lyra'nın buzu, onun yıldırımı. Üçü, farklı rakiplerle karşılaşacaktı. Ama hepsi kazanacaktı.

"Yarın," dedi Kaelen, "üçümüz de kazanacağız. İkinci tura birlikte çıkacağız."

Rowan elini uzattı. "Birlikte."

Lyra, elini Rowan'ın üzerine koydu. "Birlikte."

Kaelen, son olarak elini onların üzerine kapadı. "Birlikte."

O gece, Kaelen odasında son hazırlıklarını yapıyordu. Parşömeni yastığının altından çıkardı, son kez açtı. Kalbin Yıldırımı. Tekniğin son adımlarını ezberledi. Artık sadece kullanmak kalmıştı. Ve yarın, ilk kez bir dövüşte kullanacaktı.

Kapı çalındı. Lyra.

İçeri girdiğinde, elinde kristali tutuyordu. İçindeki altın ışık, parlak ve canlıydı.

"Kaelen," dedi Lyra, kristali uzatarak. "Bunu sana geri vermek istiyorum. Artık saklamama gerek yok. Zehir geçti, Qi'n güçlendi. Bu ışık... senin."

Kaelen, kristali aldı. Avucunda, sıcacıktı. İçindeki altın ışık, onun Qi'siyle dans ediyor, aynı frekansta titreşiyordu.

"Saklasan olmaz mı?" dedi Kaelen. "Bana onu saklaman, yardım etti. Yalnız olmadığımı hissettirdi."

Lyra'nın dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi. "Saklarım. Ama sadece turnuvaya kadar. Sonra geri veririm."

"Anlaştık."

Lyra arkasını döndü, kapıya yürüdü. Sonra durdu. "Kaelen."

"Evet?"

"Yarın... dikkatli ol. Mira iyidir. Ama sen daha iyisin. Yeter ki... kendine güven."

Kaelen gülümsedi. "Güveniyorum."

Lyra, başını salladı, kapıdan çıktı. Arkasında, yine ince bir buz tabakası bırakmıştı. Ama bu sefer, soğuk değildi.

Sabah, güneş doğarken Kaelen gözlerini açtı. Turnuva günüydü.

Ayağa kalktı, pencereden dışarı baktı. Okulun ana arenası, şimdiden öğrencilerle dolmaya başlamıştı. Renkli bayraklar, flamalar, tezahüratlar... Herkes bu anı bekliyordu.

Kaelen, madalyonu boynuna taktı, parşömeni yastığının altına sakladı, kristali de beline bağladı. Sonra odasından çıktı.

Koridorda, Rowan onu bekliyordu. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Hazır mısın, Fırtınadan Doğan?"

"Hazırım."

Lyra, diğer uçtan geldi. Yüzünde her zamanki soğuk ifade vardı, ama gözleri parlıyordu. "Geç kaldınız."

Üçü, birlikte arenaya doğru yürüdü. Arkalarında, güneş yükseliyor, bulutların üzerinde altın bir yol açıyordu. Önlerinde, turnuva arenası parlıyor, onları bekliyordu.

"Bugün," dedi Kaelen, "her şey başlıyor."

"Başlıyor," dedi Rowan.

"Başlıyor," dedi Lyra.

Üçü, arenanın kapısından içeri adım attı. Kalabalığın uğultusu, bir anda yükseldi. Tezahüratlar, fısıltılar, heyecan... Herkes, turnuvanın başlamasını bekliyordu.

Ve Kaelen, ilk kez, kendini bu kalabalığın ortasında yalnız hissetmedi. Rowan sağındaydı, Lyra solundaydı. Ateş, buz ve yıldırım. Birlikte.

Caelus, arenanın diğer ucunda, babası Lord Vane'in yanında duruyordu. Gözleri, Kaelen'in üzerindeydi. O köylü çoban. Zehri atlatmıştı. Üstelik, daha da güçlenmişti. Caelus'un yumrukları sıkıldı, yelpazesi elinde titredi.

"Baba," dedi Caelus, sesini alçaltarak. "Feng başarısız oldu."

Lord Vane'in yüzünde hiçbir ifade yoktu. "Gördüm."

"Ne yapacağız?"

Lord Vane, oğlunun omzuna koydu elini. "Turnuvada onu yeneceksin. Açıkça. Herkesin önünde. Ruhunu ezeceksin. O zaman madalyonun, Xian'ın, kimsenin önemi kalmaz."

Caelus başını salladı. "Yeneceğim."

"Yen," dedi Lord Vane, sesinde soğuk bir kararlılıkla. "Yen, yoksa... bizim için değerin kalmaz."

Caelus'un yüzü gerildi. Babasının eli omzunda ağırlaştı. Ama başını eğmedi. Kaelen'e baktı. O köylüye. Onu yenecekti. Her ne pahasına olursa olsun.

Arenanın ortasında, Eğitmen Seraphina elini kaldırdı. Kalabalık sustu.

"Yeni Çırak Turnuvası başlıyor," dedi Seraphina, sesi arenada yankılanarak. "İlk maç: Rowan Ember ve Theron Vane."

Rowan, Kaelen'e baktı, gülümsedi. "Ben gidiyorum."

"Kazan," dedi Kaelen.

"Kazan," dedi Lyra.

Rowan, arenaya yürüdü. Alevler avuçlarında parladı. Gözlerinde, ateş vardı. İntikam ateşi.

Kaelen, Rowan'ın arenaya çıkışını izledi. İçindeki tohum, heyecanla titreşiyordu. Turnuva başlamıştı. Ve o, hazırdı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr