Lms 4.6 - Ohdein Kalesi Kuşatması

avatar
4825 21

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 4.6 - Ohdein Kalesi Kuşatması


Çeviren : Ömer



Weed heyecanla Rega'dan ayrıldı.



''Savaşmayalı uzun zaman oldu.''


Savaşma duygusunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Genellikle zor ve tehlikeli canavarlarla savaşırdı. Fakat son birkaç aydır zanaat yeteneklerini geliştiriyordu. Savaşmak gergin bir ip üzerinde yürümek gibiydi. Zor ve tehlikeli düşmanlara karşı en ufak bir yanlışta aşağı düşerdiniz.


''Belki de yalnız başıma ölüp unutulacağım...''


Kendini zayıf hissetti. Belki de korkusunun kaynağı, herkes avlanırken kendisinin zanaat yeteneklerini geliştirmesiydi. Freya tarikatına geri dönmesinin ve 9 seviye atlamasının üzerinden birkaç ay geçmişti.


Bazen Pale'den fısıltılar geliyordu, söylediğine göre 190. seviyeyi geçmişti. Surka, Irene ve Romuna da hemen hemen aynı seviyedeydi. Mapan bile 160. seviyedeydi, Hwaryeong ise 210'a ulaşmıştı.


Herkes ilerlerken Weed yerinde saymıştı. Hiçbir şey yapmadım diyemezdi. Geçen birkaç ayda büyük bir yol kat etmişti. Sadece seviyesi yükselmemişti, bunun dışında statlarını geliştirmiş, hatta bir gizli yetenek öğrenmişti.


***************************************************************************

''Ah, aman Tanrım!''


''Öleceğim.''


Bir canavar gördükleri anda savaşa koştular. Güçlü bir düşman olsa bile Geomchiler tereddüt etmezdi.


Amaçları daha da güçlenmekti.


Hızlıca saldırmak kurtları afallatıyordu. Baskıyı koruyarak ve farklı açılardan saldırarak çabucak işini bitirdiler.


'Deli Adamlar grubu' daha fazla oynadıkça daha koordine hareket ediyorlardı. İlk beş Geomchi'nin liderliğinde 500 oyuncu.


''Ihh.. Efendim?''


''Ne var Geomchi2?''


''Weed hakkında.''


Geomchiler Weed ile sık sık fısıldamazlardı, çünkü onlar için bu kadar emek harcamış bir adamı rahatsız etmekten çekiniyorlardı. Yine de Geomdulchi ve Geomsetchi, Weed ile iletişimde kalmaya devam ettiler.


Tek bir nedenle: Bilgi güç demektir!


Sonuçta eğer daha fazla şey bilirsen, ustaya daha yakın olabilirdin; bu da lezzetli yemekleri, güzel ganimetleri ve çok çok fazlasını beraberinde getirirdi. Aralarından ikisi pişirmeyi bile öğrenmişti. Onları hala şaşırtan ustalarının gözüne girmek için her şeyi yapıyorlardı.


Usta sanki dünyanın en doğal hareketiymişçesine kılıcını savurdu. Nişan aldığı yer kusursuzdu, kurdun kaçabilmek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Öğrencileri, ustalarının dövüşünü izlerken adeta büyülenmişlerdi.


''Onun bir kılıç ustası olduğunu biliyorum, ama...''


''Biliyorum o tek kelimeyle inanılmaz.''


Yani hepsi kendince ustasını memnun etmek istiyordu.


Geomdulchi dikkatlice devam etti.


''Weed amacına ulaşmış ve şimdi avlanmaya gidiyormuş.''


''İyi, onu dövüşürken görmek istiyorum. Kesinlikle bir adam güçlü bir rakiple çarpışırsa değerlenir.''


''Ama Weed uzun süredir savaşmadı, öyle değil mi?''


''Evet,'' dedi bir başka Geomchi.


''Bu kadar zamandan sonra, nasıl dövüşeceğini unuttuğunu mu düşünüyorsun?''


''Yani, ne...''


Oho-ho, son sözleri ustayı eğlendirmiş.


''Bu kadar komik olan ne, bu kadar uzun zamanda sonra yetenekler körelir.''


''Geomchi2.''


''Evet, usta?''


''Yırtıcı hayvanlar nasıl avlanacağını unutmaz. Bir kedi ya da aslan olsun, avlanmak onların içgüdüsel çağrısıdır.''


''Şey... bu bence doğru usta.''


Usta tartışsa da aslında farklı hissediyordu. İnanılmaz sporcular bile uzun bir aradan sonra hamlardı.


''Ve savaşçılar, kılıçları kınından bir süre çıkmadığında bunu bilirler.''


''Ne?'' dedi Geomd; dikkati ustasında değildi.


''Kendimizi kılıçlarımızdan ayırmayı bilmeliyiz. Amacımıza ulaşmak için silahlarımıza ya da ilaçlara bel bağlayamayız. Kılıcınızı bir kenarı koymayı ve zihninizde pratik yapmayı öğrenin.  Bu eğitimin ana unsurudur.''


***************************************************************************


Ohdein kalesinde birçok insan kendi işini yürütüyordu.


''Levazım satıyorum!''



''Verebileceğinin en iyisini ver. İşgali sürdürün ve Balkan Loncasını yok edin.''



''Saldırılarını geri püskürtün, en ufak bir açık bile vermeyin!''



Loncalar birlik kurmuş ve Ohdein kalesinde toplanmıştı.


İlk başta Vaha Loncası, Refah Loncası, Mayısın Kanatları Loncası birlik olup kaleyi birlikte fethetmişti.


Fakat kalenin muazzam değerinden dolayı, Refah Loncası birliğe ihanet etmişti.


Diğer iki lonca müzakere etmeye çalışmış, fakat bir çözüme ulaşamamıştı.


Vaha loncası çoğunlukla paralı askerlerden oluştuğundan atışmaya başlamış ve dağılmıştı. Ama Mayısın Kanatları Loncası intikam için yemin etti ve birlikten ayrıldı.


Balkan loncasında ise lonca lideri bıçağını bileyliyordu.


''Bizden çalınanı geri almalıyız!'' diye bağırdı Lonca lideri.


Birçok kez kaleyi almak için toplandılar ama sadece bozgun üzerine bozguna uğradılar. Şimdi ise her şey değişmişti. Öfkeden kuduran Mayısın Kanatları Loncası Balkan Loncasıyla ittifak kurdu. Böylece düşmanlarına karşı sayıca üstünlük kurdular.


Kale, Ledern Krallığı ve Britanya Konfederasyonu sınırındaydı. Her gün birçok tüccar kapılardan geçiyor ve kalenin sahibinin cepleri doluyordu.



İki taraf da bolca adam topluyor, fakat kimse bu işin sonunu öngöremiyordu.


Tüm dikkatler kalenin üzerine toplanmıştı.


Kuşatmaya hala 2 saat vardı. Balkan Loncası kalenin etrafında toplanmıştı. Keza kalenin içinde de hazırlık vardı.


''Ordular geldi.''


''İkinci birlik toplandı. Emirlerinizi bekliyoruz.''


''Dördüncü birlik harekete hazır.''


Refah Loncası, her biri 3000 askerden oluşan 4 birliğe ayrılmıştı. Birinci birlik surları savunmaktan ve ön saflarda savaşmaktan sorumluydu. İkinci birlik herhangi bir uzlaşma durumu için kapıyı tutuyordu. Üçüncü birlik okçulardan ve büyücülerden oluşuyordu. Bunlar arka saflardan destek amacıyla kulelere konuşlandırılmışlardı. Son birlik ise levazımdan sorumluydu ve çoğunlukla yeni yetmelerden oluşuyordu.


Ayrıca kalede birçok savunma NPC'si vardı. Savaştan hoşnut değillerdi ama işin doğrusu kimse onların fikirlerini önemsemiyordu. Refah Loncasının liderinin tek düşüncesi zaferdi. Eğer kale düşerse her şeyini kaybederlerdi. Ayrıca çaresizlik içinde paralı askerlere Balkan Loncasının ödediğinin üç katını ödemişlerdi.


Birçok paralı asker kalenin gerisinde toplanmıştı.


''Bizden beklendiği gibi görevimiz beklemek. Savaş kırılma anına ulaştığında harekete geçeceğiz. Sorusu olan var mı?''


Refah Loncasının generallerinden biri olan Brine konuşmasını bitirdiğinde etraftaki tek ses zırhların ve silahların şıngırtısıydı. Paralı askerler silahlarını kontrol edip gözlerini surlara diktiler.


''Vay, bu her gün görebileceğin bir şey değil. Tüm şu askerlere bir bak.''


''Şuna bak. Uçan bir büyücü.''


''Bu kadar asker... Bu savaş çetin geçecek...''


''Balkan Loncası bu kaledeki herkese kin besliyor, buna biz de dahil.''


''Yani bu ölme ihtimalimiz çok mu yüksek demek oluyor?''


Beklerken askerler konuştu.


Refah Loncası her birine kendilerine katılmaları için 10 altın, öldürdükleri düşman başına 5 altın sözü vermişti! Ayrıca hayatta kalırlarsa 20 altın daha alacaklardı!' Ama birçok savaşçı paradan ziyade böylesi büyük bir savaşın sarhoşluğuyla katılmıştı.


Baam! Baam! Baam! Baam!


Surların arkasında bir yerde savaş davulları çalıyor, borazanlar ötüyordu.


''Geliyorlar!''


Büyücüler ve okçular pozisyon alırken paralı askerlere seslendi.


Çok sayıda askerin ilerlemesinden yer sallanıyordu.


''Demir Haç şövalyeleri, surlarımızı Balkan askerine karşı savunun!''


''Düşman geliyor!''


''İşte bu, başlıyoruz!''


Paralı askerler yerlerinden zıpladı ve bağırmaya başladılar.


''Hurrrrraaaaa!''


''Hepsini gebertin!''


''Kaleyi savunun, işgalcilere vermeyin!''


Paralı askerler davulları ve borazanları duymuş yüksek sesle ve neşeyle haykırıyorlardı. Çok heyecanlanmışlardı, fakat bir adam hala oturmaya devam ediyordu. Theodore onun yanına geldi.


''Görünüşe göre korkmuşsun. Endişelenme, bu sorun değil. Herkes ilk seferinde korkar.''  dedi güvenle.


Theodore birçok savaşa katılmış tecrübeli bir savaşçıydı. Bu yüzden çömezleri sakinleştiriyor, korkularını yenmelerini sağlıyordu.


''Ah, başlıyor mu?'' dedi çömez, afallamış bir şekilde etrafına bakınarak.


''Evet, bir dakika bekle, ne yapıyorsun sen? Bu bir kelebek mi?"


Theodore eğildi ve yaptığı şeye yakından baktı. Kaledeki ağaçtan kopardığı bir daldan kelebek figürü yapmıştı.


Demir Haç şövalyeleri. Onlar işgalcilerin korkularının kaynağıydı. Ama şimdi durum değişmişti. Kaleyi tekrar alabilmek için çarpışıyorlardı. Yine de onların eşi benzeri yoktu.


Şövalyeler tepede dikilmiş, generallerinin emirlerine uyuyorlardı. Her şeyin kararı vermişti. İkinci dalgada şövalyeler savaşa katılacaktı.


Balkan Loncasının lideri bağırdı: ''Askerler! Yoldaşlar! İşte geliyorlar! Kalemizi geri alacağız!


Liderin sözleriyle birlikte yüzlerce savaşçı saldırıya geçti. Bu inanılmaz ve ürkütücü bir görüntüydü. Manzarayı gören kaledekiler sarsıldı.


''Alevtopu!''


''Hizalı ok!''


Surlardaki büyücüler ve okçular işgalcilere ateş açtı. Fakat ordu o kadar büyüktü ki bu, denize çakıl taşı atmaya benziyordu. Misilleme olarak ruhlar ve golemler gönderildi. Suikastçiler kaleye sızdı ve büyücülerin boğazlarını kesti. Merdivenler ve halatlar surlara dayandırıldı. Mancınıklar dost, düşman demeden kayalar ve demir parçaları yağdırmaya başladı. Şimdiye kadar güçlü savunma yüzünden tüm girişimleri boşa çıkmıştı. Yeni müttefikleri ve kuşatma silahlarına yatırdıkları tonla parayla sonunda bir tehdit haline gelebilmişlerdi. Tüm kale boyunca çarpışmışlardı; bu nefes kesici bir savaştı.


Brine'in emri altındaki paralı askerler savaşa 4 saat sonra katıldı. Kalenin surları çoktan Balkan askerleri tarafından düşmüştü. Yine de başarıları öldürdükleri asker sayısıyla ölçülecekti. Neredeyse okçuların ve NPC'lerin üçte biri öldürülmüştü. Refah Loncası Ohdein kalesini korumak için para harcadığına pişman değildi. Yine de bu kadar çatışmadan sonra sayıları eşit gözüküyordu.


İşgalci birlikler eğitim sahasına varmıştı. Burası Brine'in birliklerinin karşısıydı.


''Lütfen herkes olduğu yerde kalsın.''


Kelimelere gerek yoktu. Herkes kaçacak bir yer olmadığının farkındaydı. Paralı askerler köşeye sıkıştırılmıştı. Düşmanları karşılarındaydı; dahası askerler ürkütücü silahlar, mızraklar, baltalar taşıyor, düşman saldırısını bekliyorlardı.


Weed de onların arasındaydı.


''Bu gerçekten harika.''


Weed çoktan televizyonda birçok kale savaşı izlemişti. Ama şimdi kendisi bizzat bir savaşın içindeydi ve bu harikaydı. Her yerden ürkütücü sesler geliyordu: ölümcül büyülerin vızıltısı, ölen insanların haykırışları. Hepsi gerçekti.


Soğuk terler sırtından süzülmeye başladı. Büyü Kıtası oynarken bile hiç kuşatma savaşına katılmamıştı. Bu onun ilk gerçek tecrübesiydi. Savaş şevkinin geri gelmesi için Weed, bulabildiği en kanlı savaşa katılmaya karar vermişti.  Gözlerini kapadığında bile öldürücü dürtüleri sezebiliyordu.


Paralı askerler saldırmaya başladığında Weed, önceden yaptığı kelebek şeklindeki maskeyi suratına geçirdi.


'' Oh-ho. Yaradana kavuşma vaktin geldi. Ahahahah! Güç saldırısı!''


Savaşçı kılıcını savurdu...


Bam!


Weed kılıcı kolaylıkla savurdu. Tüm endişesi kayboldu, düşmanın saldırısını anlaması ve püskürtmesi için sadece omzundan bakması yetmişti.


''Oyma bıçağı tekniği!''


***Ölümcül bir darbe verildi.***


Weed ölümcül noktaya nişan almıştı. Düşmanı cansız bir şekilde yere kapaklandı.


''Ahh... Altona'yı öldürdü!''


''İntikam.''


''Fırtına darbesi!''


''Üçlü saldırı!''

Üçü de yeteneklerini eşzamanlı kullanarak Weed'e saldırmıştı.


Ölen arkadaşlarıydı. Yine de yeteneklerine bakılırsa 200 seviye bile değillerdi.


Weed büyük bir hayal kırıklığıyla kılıcını indirdi ve tüm saldırıları göğüsledi.


Bam-bam-bam!


Her bir saldırı ışık saçtı ve beyaz bir duman halinde yok oldu. Graham'ın deri zırhı! Onu öyle bir parlatmıştı ki şimdi düşman saldırılarını havaya yansıtıyordu.


''Öldü mü?''


''İtemları nerede?''


Zavallı herifler, Weed'i öldürdüklerini sanmışlardı ve hepsinin yüzü parlıyordu. Çünkü beyaz dumanın korumasıyla Weed sıyrık bile almamıştı. Gülümsemeleri yüzlerinde soldu. Bu noktadan sonra düşmanı, şeytan olarak görüyorlardı. Weed sırıttı, canı 9000'in üzerindeydi. Yeteneklerini orta seviyeye getirdiğinden bonuslar da eklenmişti! Zırhını parlatmış, balıkçılıktan ilave can puanı kazanmıştı, kısacası yenilmez durumdaydı.


Saldırıdan aldığı hasar 300 puan bile değildi.


''Beklediğimden daha zayıf...''


Weed hayal kırıklığıyla rakiplerine baktı.


Öldürülen düşman: 4


Eğer senin tarafın kazanırsa ilave ödüller alırsın. Ayrıca şöhretini arttırdıkça, unvan kazanırsın.


''Oymacı Bıçağı Tekniği!''



Weed tereddüt etmeden saldırdı. Her geçen an düşmanları daha fazla can kaybediyordu. Seviyeleri arasında çok fark yoktu, fakat Weed'in statları seviyesinin çok ötesindeydi. İlave olarak zırhını parlatmış, kılıcını bileylemişti, bu sayede rakiplerine karşı büyük avantajı vardı.


3 oyuncuda saldırılara daha fazla dayanamadı. Birkaç dakika içinde ölü olarak yere düştüler.


Ding!


Weed düşmanlarının cesetlerinden bir item bulmuştu. Düşmanları öldüğü hızla ganimetleri de almıştı.


''Kiyaa!''


Weed bir rakipten diğerine atlıyordu. Düşmanlar kılıç savuruyor, büyüler atıyor ama yine de ölmeye devam ediyorlardı! Weed'in seviyesi çok yüksek değildi, fakat rakiplerinin ortalama seviyesi 170 bile değildi, doğal olarak karşısında duramıyorlardı.


Kraliyet Yolunun en iyi oyuncuları kuşatmalara katılmıyorlardı. Çünkü izdiham arasında kalıp ölürlerse kayıpları çok fazla olurdu. Yani sadece paralı askerler, NPCler ve loncalar büyük savaşlara katılıyordu. Öte yandan paralı askerler 250 seviye ve üstüyle karşı karşıya geldiklerinde kayıplarını önemsemezlerdi. Onlar savaş alanının gerçek ölüm makineleriydi.


''Kelleni kaybedip öleyim deme. Geri çekil!''


Weed 250 seviye askerlerden korkmuyordu. Nasılsa vampirler gibi çok daha güçlü düşmanlarla savaşmıştı. Yinede grup olarak savaşmanın daha iyi olduğunu anlamıştı.



Güçlü bir düşmanla karşılaştığında Weed güçlü bir müttefiğin arkasında saklanıyordu. Daha sonra diğerlerini öldürmek için sessizce uzaklaşıyordu.


''Oyma Bıçağı Tekniği!''


Şerefsizce ve kurnazca numaralar! Yine de Weed pişmanlık hissetmiyordu. Tereyağına değen kızgın bıçak misali düşmanları doğruyordu. Toplamda 42 öldürme sayısına ulaşmıştı.


''Ahhh!''



''Millet! Şu herifi indirin!''



Birçok oyuncu eşzamanlı olarak maskeli askere saldırdı ama yine de diğerleri gibi ona karşı koyamadılar. Ve Weed'in toplayabilmesi için daha fazla ganimet düşürdüler.


Savunmadaki paralı askerlerle birlikte yüksek avantaja sahiplerdi.


Savaş tüm gün sürdü. Ohdein kalesine yine kan dökülmüştü. Bu sefer Refah Loncası savunuyor, Balkan Loncası saldırıyordu. Herkes savaşı tartışıyordu, ama tartışmaların çoğu tek bir oyuncu etrafında dönüyordu. Ancak bunu bilmiyorlardı. Bunun yerine 42 maskeli asker olduğunu düşünüyorlardı. İnsanlar yoldaşlarını geride bırakmaktan çekinmiyordu. Ölümün kasırgaları geride hiçbir şey bırakmamıştı, tek bir bakır bile.


*********************************************************************


Geomchiler her şeylerini harcayarak sonunda 170. seviyeyi geçtiler.


Çılgın ilerleme hızları sağ olsun çok hızlı seviye atlıyorlardı. Weed 180. seviyedeyken başlamışlardı, bunu göz önüne alınca bu harikaydı. İşte gerçek erkeklerin başarısı !


Rosenheim Krallığının dağlarına, vadilerine yürüdüler. Bazen hiç keşfedilmemiş yerlere ayak bastılar. Yavaş yavaş şöhretleri arttı ve doğal olarak insanlar onları kıskanmaya başladı.


''Ne zorları var acaba?''


''Bunlar ünlü enayiler. Kalabalık oyunculardan nefret ediyorum.''


''Belki de onları öldürmeliyim.''


Halman ve Margaux birbirleriyle konuşuyorlardı. Levi ve Grand ise sessizce biralarını yudumluyorlardı.


''Evet, hadi onları öldürüp seviyemizi yükseltelim.''


''Bu sefer ganimetleri eşit bölüşelim, daha göğüs zırhım bile yok.''


''Fena fikir değil.''


Dwichigi Dörtlüsü!


Weed ve Mapan'ı öldürmeye çalışırken kendileri ölmüştü. Bulut Loncasının onları avlamasından sonra Rosenheim'da saklanıyorlardı. Aradan aylar geçmesine rağmen hala seviyeleri yükselmemişti. Çünkü canavar yerine insan avlıyorlardı.


''Kulağa eğlenceli geliyor. Hadi gidelim!''


Her zaman olduğu gibi pis fikirler Gran'den çıkıyordu.


''Kekekek''


''Hihihihi''


Levi ve Halman güldüler.


Kendilerine 'arkadaş' demelerine rağmen ortada her zaman bir ihanet riski vardı. Hatta birçok kez ihanetin tadına bakmışlardı ama yine de birlikte takılıyorlardı.


''Yalnız başına öldürmek zevkli değil.''


''Evet sohbet ederken öldürmek daha zevkli.''


''Bana göre öldürmekten daha eğlenceli bir şey yok.''


Saygı ve dostluk gibi kelimeler dörtlünün ilişkisini tanımlayamazdı. Onlar sadece eğlenmek için bir araya gelmiş bir gruptu!


Yolu kapamışlardı. 500 Geomchi'yi birden indirmek zor olduğundan ayrı gezinen 5 tanesini hedef aldılar. Fakat onlar ilk 5 Geomchi'ydi.


''Ha?''


''Sen de kimsin?''


Beşi de şakın gözlerle bakıyorlardı. Gran pis pis sırıttı ve kılıcını çekti.


''Alevli kılıç!''


Gran uyarmadan hızlıca saldırmıştı.


''Usta!''


''Dikkat et!''


İkinci ve üçüncü Geomchi'nin ağzı açık kaldı. Ustaları sakince bir adım geriledi ve kılıcını çekti. Su gibi hareket ederek saldırıyı bertaraf etti.


''Ha! Salak!''


Gran'ın gözleri zafer doluydu. Temas halinde patlayan tehlikeli bir saldırı yapmıştı.


Ancak usta, saldırıyı kolayca savuşturmuştu.


Tink!


Kılıçlar çarpışırken kılıcı savruldu ve bir ağacı ortadan ikiye ayırdı.


''Nesin sen, ucube?''


Gran bu noktada ne yapacağını bilmiyordu. Saldırısının bertaraf edilme ihtimalini hiç düşünmemişti.


''Ha?''


Gran ile kıyaslandığında diğer 4 Geomchi'nin gözleri daha genişti. Seviye atlarken birkaç yeni teknik öğrenmişlerdi. Ancak ustalarının kullandığı tekniği işe yaramaz sanıyorlardı. Kullandığı teknik düşman saldırısının yönünü ve gücünü saptayarak oluşan bir teknikti. Ardından saldırının yönünü değiştirip onu bertaraf ediyordu. Ek olarak 50 ruh puanı harcadığından kullanması zordu. Hızlı hareket etmek ve pozisyonunu hesaplamak gerektiğinden önerilen bir yetenek değildi. Sadece gerçek ustaların kullanabileceği bir teknikti!


Usta diğer 5 saldırıyı da atlattı.


''Oh...''


Gran'in tüm güveni toz olup gitmişti.


Usta sessizce sordu: ''Nesin sen? Bir canavar? Bir adam? Ölüm şövalyesinden bile güçlüsün... yani daha iyi ganimet düşürecek misin?''


Gran hiçbir şey diyemedi. Bir yerlerde çok büyük bir hata yapmıştı. Tabii saldırmaya ara vermedi ama usta hepsini kolayca atlattı ve saldırmaya başladı.


Bam-bam!


''Hmm... Daha ölmedin mi?


''Kiiya!''


Gran yüksek canı ve iyi zırhı sayesinde hayatta kalmıştı. Takım arkadaşları da boş durmuyordu, diğer Geomchilere sürpriz bir saldırı yapmak için harekete geçtiler.


''Bu herifler de mi canavar?''


''Öğrenciler, artık onlar bizlere geliyor, daha fazla aramak zorunda değiliz!''


''Şu soldakine  bir bak - aman Tanrım!''


Belki diğer oyuncular Dwichigi dörtlüsünü gördüğünde kaçarak uzaklaşabilirdi. Çünkü ölmekten çekinirlerdi. Ancak Geomchiler ölmenin getirdiği dezavantajlardan bihaberdi. Bu da onları dörtlüden çok daha sert gösteriyordu.


Birçok yaradan sonra dörtlü çabucak öldü.


Birkaç saat sonraysa dörtlü yeniden buluştu.


''N-ne oldu öyle?''


''Ahh.. dün olanlar hakkında düşünmek bile istemiyorum.''


''Peki... intikam almayacak mısın?''


Dörtlü kötü bir çıkmaza girmişti. Ardından Gran her zaman olduğu gibi fikrini sundu.


''Hayır intikamdan vazgeçemeyiz.''


''Katılıyorum.''


''Ancak henüz yeterince güçlü değiliz.''


Levi güçsüzlüğünü göstermişti. Dünkü olaydan sonra bir daha onlarla karşılaşmak istemiyordu.


''Artık bir loncaya girdik. Hadi gidip onlardan yardım isteyelim!''


Dörtlü için Rosenheim cennet gibiydi. Orada polis teşkilatı büyük değildi, yani suç akıp gidiyordu.


Dwichigi dörtlüsü Jamaica Loncasına katılmıştı, çünkü loncanın güçlü oyunculara çok kötü ihtiyacı vardı, bu yüzden onları kabul etmişlerdi.


Katiller hemen lonca arkadaşlarıyla iletişime geçti. Yalanlarla 300 kişiyi toplamayı başardılar.


''Öldürün onları!''


''Vay!''


Böylece Dwichigi dörtlüsü ve 300 adam, Geomchilere saldırdı. Sayıca azınlıkta olduklarından suikastçilerle ve keskin nişancılarla saldırdılar.


''Ahhh!''


''Düşman!''


Sürpriz saldırının ilk birkaç dakikasında birçok Geomchi öldü. Suikastçiler arkadan saldırıp birçoğunun boğazını kesti. Kurtulanlar geri çekilip saldırıları engellemeye çalıştı.


''Lanet olsun, bu herifler sandığımızdan daha güçlü.''


''Herkes geri çekilsin, menzilli saldırı kullanın.''


''Buz fırtınası!''


''Elektrik oku!''


Birçok ölümcül büyü, cesur savaşçıların üstüne yağıyordu. Şimdiye kadar hiç büyüye karşı savaşmamışlardı, bu yüzden hazırlıksız yakalandılar. Devasa saldırı canlarını büyük ölçüde düşürüyordu.


''Lanet olsun!''


Geomchiler öfkelerini geride bırakmıyorlardı. Eğer düşman onlara yaklaşsaydı saldırmak için tereddüt bile etmezlerdi. Ancak düşman çok uzaktan saldırıyordu. Geomchiler kalkan kullanmadığından canları uçup gidiyordu.


''Köpek gibi ölmektense, saldırıp en azından birini yanımızda götürelim.''


Bazı öğrenciler gruptan ayrılıp düşmana hücum etti, ancak büyüler çabucak işlerini bitirdi.


''Aman Tanrım!...''


''Kim bunlar? Bize neden saldırıyorlar?''


Başladıklarından beri ilk kez öfke ve çaresizlikle yüzleşiyorlardı. Bazıları açlıktan ölmüştü, ancak şimdi bilinmeyen oyuncular tarafından katlediliyorlardı.


Geomchi2 bağırdı: ''Usta geri çekilelim!''


''Evet. Geri çekilin...''


''İyi de nereye?''


''Ormanlara! Herkes ormanlara kaçsın, orda daha kolay siper alırız.''


''Evet efendim.''


''Beni takip edin.''


Birincinin ve ikincinin kılıçları kama tipi olduğundan okların çoğunu kırdı. Fakat büyüye karşı işlevsizlerdi.


Büyük kayıpların ardından ormanlara kaçmaya karar verdiler.


''Hayattayız!''


''Kaçımız başardı?''


''260'tan biraz fazla, ustam.''


''... Neredeyse yarımız ölmüş.''


Geomchiler iç çekti; dinlenip yaralarını sarmaları gerekiyordu fakat fakirlerdi ve pek bir şeyleri yoktu.


''Bakın geliyorlar.''


Onlar dinlenirken, düşman yaklaşıyordu.


''Bizi nasıl buldular?''


''Büyük ihtimaller hırsızları ve avcıları var. Bu sayede izimizi sürebilirler.''


Geomchilerin etrafı umutsuzca sarıldı. Dövüş sanatçısı olarak izlerini gizlemeyi bilmiyorlardı. Ormanın daha derinlerine koşmaları lazımdı. Ancak deneseler bile menzilli saldırılarla işleri biterdi.


''Geomdulchi, Samchi ve diğerleri!''


''Evet usta.''


''Dinliyoruz usta.''


''Ya dağılıp kaçacağız ki bu sayede yarımız kurtulabilir. Ya da savaşacağız! Ne diyorsunuz?''


''Efendim, bizler erkeğiz!''


''O zaman hadi şu piçlere neyden yapıldığımızı gösterelim.''


Geomchiler stratejilerini sert bir şekilde değiştirdi. Kaçmak yerine ormanda saklanıp, sürpriz bir saldırı için beklediler. Ancak yaraları derindi. Düşman büyü kullanıyordu, hatta onları destekleyen rahipleri bile vardı. En zayıf öğrenciden başlayarak yavaş yavaş ölmeye başladılar. Ta ki öğretmenler sona kalıncaya kadar.


''Ahh, efendim.''


''Özür dileriz efendim, yaşamaya devam edin.''


Can değerleri sıfıra düşerken, ustalarına bakıyorlardı.


Ve sonunda yalnızca usta kaldı.


''.....''


Dojo'da ölüm sessizliği vardı. Öğrenciler ve öğretmenler ustalarının kapsülüne odaklanmıştı. Kısa bir süre sonra Ahn Hyun-Do, yani ustaları geldi.


''Usta!''


Jeong Il-Hoon, Choi Jeong-Beom, Ma San Bohm, Lee Ying-Up ve diğer öğrenciler nefeslerini tutmuş bekliyorlardı. Sessiz olmak Ahn Hyun-Do'un doğasında vardı ama yavaşça konuştu.


''Beni öldürdü...''


''....''


''İsminin Gran olduğunu söyledi ve boğazımı kesti.''


Sonunda herkes nefesini salmıştı. Öğretmenler de öğrenciler de sinirde köpürüyordu! Ahn Hyu-Do hepsi için rol modeliydi. Evet bazı tuhaflıkları vardı fakat, kılıç ustalığında onun gibisi yoktu! Dojo'ya başlamadan önce onun hakkında duyduklarının abartıldığını düşünüyorlardı. Ancak onu kılıçla dövüşürken gördüklerinde yanıldıklarını anladılar. Şimdi ise rol modelleri öldürülmüş ve küçük düşürülmüştü, bu yüzden öfkeden deliye dönmüşlerdi.


Hyun-Do kızgın suratlarına baktı ve kahkaha atmaya başladı.


''30 yıl oldu.''


''.....''


''Söyledim ya Jean, dövüş kaybettiğimden bu yana 30 yıl oldu.''


''Ama düşman çok kalabalıktı!''


''Hayır, Ile-hoon. Düşmanlarımızın sayısı ya da seviyeleri bahane olamaz. Ama söylesene sence de Kraliyet Yolu artık daha ilginç hale gelmedi mi?''


''Evet efendim!''


Öğretmenler ve öğrenciler ustalarının cevabını yürekten anlamıştı.


Ahn Hyun-Do yumruklarını sıktı.


''Bu harika. Tıpkı gerçek savaşçılar gibi her şeyi kalbimizle kabullenmeliyiz.


Öğretmenler ve öğrenciler doğru buldular.


''Ohh! Bu doğru efendim!''


''Gergin savaşları severim!''


''Hadi onlara yaptıklarını ödetelim, hem de yüz katıyla.''


Ancak ustaları hareket ettiği anda dondular.


Tahtaya yürüdü, tebeşiri aldı ve isimler yazmaya başladı.


Gran, Halman, Margaux, Levi ve Jamaica Loncası


Ve her ismin karşısına 'düşman!' yazdı.


Gülümseyerek konuştu. ''Silmeyin.''

 -------


''Biz kazandık.''


Gran ve dörtlünün diğer üyeleri zaferlerini kutluyorlardı. Kendilerine yardım etmeleri için Jamaica Loncasını kandırmışlardı. Şimdi ise ganimetleri bölüşüyorlardı. Birilerini öldürmeyi seviyorlardı ama ganimetleri bölüşmenin de aşağı kalır yanı yoktu. Dahası aylar sürecek ganimeti birkaç gün içinde elde ettiklerini düşünüyorlardı.


''Bakalım neleri varmış.''


Halman ve Margaux aç gözlerle arıyorlardı. Fakat yüzleri şaşkınlıkla buruştu.


''Hiçbir şey...''


''Hayır. Bu  olamaz!''


''Değerli hiçbir şey yok!''


''Bu saçmalık, tekrar kontrol et!''


Gran ve Levi dikkatlice ganimet için aranıyordu ancak buldukları sadece acilen tamir edilmesi gereken birçok kılıç ve arpa ekmeğiydi. Çok fazla arpa ekmeği.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43318 Bölüm Sayısı


creator
manga tr