Lms 6.2 - Lavias, Göklerdeki Şehir

avatar
6068 18

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 6.2 - Lavias, Göklerdeki Şehir


 

Çeviri: Şamil Çevik Düzenleme: Kharsmi

 

Sayısız gizli zindanın birinde genç bir kız belirdi. Kendini karanlık bir zindanda bulunca şaşkınlıkla çevresine bakındı. Ama kısa zamanda kendine geliverdi.

 

"Işık! Çabuk ol."

 

Işık karanlığı çabucak yok etmek için çağrıldı; büyüyü yapma nedeni karanlıkta kolayca yürümekti.

 

Aslında bir büyücü olmak istemişti ama aynı zamanda kılıç kullanmayı da arzuluyordu. Her ne kadar silahı bir çeşit kısa kılıç olsa da şiddetli saplama saldırıları kullanabiliyordu. Omuzlarında bir yay taşıyordu ve bir rahibenin görünüşüne sahipti. Fiziksel saldırılar kullanamadığı yerlerde, büyüler ve güçlendirmeler kullanıyordu. Sınıfı her alana eşit yayılmıştı.

 

Mesleği şamanlıktı.

 

Dain! Ciddi bir hastalığı vardı ve ameliyat olmak için ayrılmıştı. Şimdiyse geri dönmüştü.

(D.N: Geri döndü. Yaşıyor kız çok mutlu oldum!)

 

"Bu hiç değişmemiş."

 

Dain'in gözleri parladı.

 

Şansı yaver gitmişti ve artık geleceğe bakma zamanı geldiğinde başını dik tutmalıydı.

 

"Hanımefendi, size bir şey sormalıyım."

 

Bu sözleri söyleyen bir Dullahandı.

 

Bu korkutucu olmalıydı ama Dain için bu aşina olduğu bir manzaraydı.

 

"O zaman, sor!"


"Bir kafa arıyorum, kendi kafamı. Eğer görürseniz veya görürseniz bana haber ediniz."

 

Dehşet saçan yaratık aradığı kafayı sol kolunun altında tutuyordu!

 

"O zaman ağzını kapamayı dene."


"Ne dedin?"


"Pes ediyorum."

 

Dain aniden iki yumruğunu sıkıp Dullahan'ın kafasına vurmaya başladı.

 

Geçmişte ölümsüzleri avlamaktan nefret ederdi. Ameliyattan başarıyla döndükten sonraysa Dullahanlar artık sıradan bir yaratıktan ibaretti. Öğrendiği tek yetenek yumruklarını kullanmak değildi, okçuluğu da fazlasıyla mükemmeldi.

 

Aynı zamanda çeşitli güçlendirmeler, lanetler ve saldırı büyüleri de biliyordu.

 

Kılıç becerileri bile yüksek bir seviyedeydi!

 

Dain için zor olan şey ise şaman olduğundan hiçbir alanda asıl meslek kadar güç açığa çıkaramamasıydı. Sınıfı her yeteneğe eşit yatkınlıkta olmasına rağmen hiçbir alanda uzmanlaşamıyordu. Bu haliyle de savaşlarda hayli işe yarardı..

 

Aslında şu anki mental durumunun kaynağı da dikkate alınmalydı. Her şeyin başladığı yer burasıydı ve Weed adındaki karakterle birlikteydi. Dain yumruk ve tekmelerle başladı ve bunu eskrim takip etti. Dullahan'ın üzerinde bunu kullanmaktan keyif almıştı.

 

"Kafam! Kafam!"


"Kafam çok acıyor!"

 

"Hastanede tıkılıp kalmak biraz stresliydi.... biraz anlayışlı ol. Çok sürmez. Kan laneti!"

 

Ama kullandığı kan laneti belli bir büyü ailesine aitti.

 

Canavar, Dullahan bu karanlık lanetle kutsanmıştı!

 

Ölümsüz yaratık ölümün kıyısına geri gelmişken, şimdi eskisinden daha güçlü halde geri dönmüştü.

 

Salgınlar ve korkutucu efsunlar.

 

Bilakis bunlar onu öldürmek için değildi. Dullahanı kurtarıp güçlendirmek ve ardından tekrar pataklamak için, ne çelişki ama! Uzun süre pataklanan Dullahan'ın işini bitiren ok oldu.

 

Uzun zamandır kullanılmayan becerilerini sırayla pratik ediyordu!

 

Yumruklar, kılıcı, okçuluk ve büyüleri hala eskisi gibi hissettiriyordu.

 

Zavallı Dullahan tüm bunların hedefi olmuştu.

 

"Fazla paslanmamışım."

 

Yüzünde keyifli bir gülümseme belirdi.

 

Geçmişte Kraliyet Yolu oynarken seviye kasmak yerine zamanını becerilerini bilemeye harcamıştı. Canavarları güçlendir, savaş ve tekrar et. Becerileri anormal seviyelerdeydi.

 

"Dullahanları ve iskelet köpekleri görmek güzel!"

 

Dain yalnız başına ölümsüzlerle dolu zindanda dolaştı. Vücudu henüz uyum sağlayamamıştı. Uzun zaman sonra Kraliyet Yoluna dönünce atmosferden mest olmuş, sanki aldığı nefesten sarhoş olmuştu.

 

Yatağa mahkum yatarken neler kaçırmıştı acaba.

 

Tek bir nefesi bile leziz bir yemeği arzular gibi içine çekiyordu.

 

Hayat öyle harikulade idi ki hasta bir insan bile bunu anlayabilirdi. Gezintisi sırasında görüş alanına giren en zayıfından en güçlüsüne her yaratık derhal pataklanıyordu. İskelet askerler, iskeler şovalyeler, bla bla bla...

 

Ameliyattan hemen önce iskeletler onun için daha farklıydı. Tehlikeli bir ameliyattı. Ameliyat masasında can vermesine neden olabilecek çok fazla faktör barındırıyordu. Öldükten sonra yalnız kemikler kalana kadar çürüdüğünde, bunlar gibi gözükürdün.

 

Zindandaki gezintisinin sebebi de buydu!

 

Hatırladığı mağara basitçe kuraktı, ama şu an gördüğüyse biraz daha farklı.

 

Şimdi siyahlı grili sarkıtlar mağarayı süslemişti, bir kısmıysa kopmuş kalıntıları gözüküyordu.

 

Ama daha önemlisi her yerde yontulmuş heykeller vardı.

 

Lavias'ın isimsiz heykellerini gördünüz.

 

Bu harika isimsiz heykeller ortaya çıktı!

 

Değerli hatıraların temsilcileri bu heykeller karanlık ve tehlikeli zindanlarda birer rehber ve sığınak. Bu gizemli heykeller kimliği belirsiz bir oymacının eseri.


Etkileri:

Heykellerin etrafındaki huzurlu aura oyuncuların can ve mana yenilenme hızını %25, hareket hızını %10 artırıyor.

Canavar saldırıları %5 penaltıya sahip.

Bu etkiler diğer heykellerin etkileriyle birleşmez.

 

"Heykel mi?"

 

Dain hafızasında yer almayan bu heykeller yüzünden huzursuz oldu.

 

"Buraya ne olmuş böyle?"

 

Tam oradan ayrılacakken bir heykelin görünüşü tanıdık geldi.

 

Bir kaşı kalkık keskin bakışlı bir erkeğin yüzü!

 

Ve yanındaki kadın kesinlikle Dain'i temsil ediyordu.

 

"Olamaz..."

 

Dain adama yakından baktı. Şüphe yoktu ki bu adam ameliyattan önce bu mağarada tanıştığıyla aynı kişiydi.

 

Kraliyet Yolundan ayrılmadan hemen önce kalbinin derinliklerine işlenen kişi.

 

O zamanlar Dain ve o adam harika bir ikili olmuşlardı. Şamanın çeşitli yetenekleri ve Weed'in kombine gücüyle ölümsüzlerin yaşadığı zindanlar silinip süpürülmüştü.

 

"Oh Weed."

 

Dain gözlerinden akan yaşları kontrol edemedi.

 

"Üzgünüm. Bir daha ağlamayacağıma söz vermiştim, ama..."

 

Ameliyata girmeden önce yüzlerce kez bunu hayal etmişti.

 

Gözlerini yeni bir hayata açtığında, yaşadığı için şükredecekti.

 

Ve bir daha asla ağlamayacaktı.

 

Ama şimdi döktüğü bu gözyaşları, nasıl hissettiğini tarif etmek mümkün değildi.

 

Ameliyat için ayrıldığında kimsenin onu hatırlamayacağını düşünmüştü. Var olduğu dahi unutulacaktı; onu düşünen birinin olabileceğini hiç düşünmemişti.

 

Ama ona bu hatıraları sunan biri vardı.

 

Hatırasını heykellere kazıyan bir adam. Kalp atışlarını hissedebiliyordu. Kalbi küt küt atmaya başladı, elleriyse hafif hafif titriyordu. Dain'in tüm vücudu bir duygu enkazına dönüşmüştü, sonrasında heykellerin altında kazınmış olan yazıları fark etti. El yazısı o kadar kötüydü ki yazmayı henüz öğrenen bir çocuğunki bile daha iyi olabilirdi.

 

Geomchi. Cehaleti Cezalandırın!


Geomchi2. Erkekler her yerde sıkı çalışmalı.


Geomchi3 buradaydı.


Geomchi4. Ben ustama hizmet ederim; bu ruhumu onurlandırır.


Geomchi5.  Bir kız arkadaş bulmalıyım. Hala otuzlarımdayım.


...


Geomchi190. Açım. Biri bana bir parça arpa ekmeği ikram etse keşke.


...


Geomchi311. Geçen gün açlıktan öldüm.


Geomchi312. Şu küçük yaratıklar; ve hiç yiyecek yok.


...


Geomchi345. Sevecek birini arıyorum. Aranan şart yok. Yemek yapmayı bilmesi veya öğrenmeye niyetli olması yeterli.


...


Geomchi505. Merhaba, tanıştığımıza memnun oldum. Ben Geomchi 505 son numara. Ayrıca en genç olanım, Hajiyo. Hahaha.

(D.N: Geomchi olunmaz Geomchi doğulur :D)

 

Dain ölümsüzler zindanındaki uzun bir turdan sonra aniden donakaldı.

 

Dullahan ve kafasını pataklayalı epey zaman olmuştu; Weed'in heykelleri oldukça ilgisini çekmişti. Yemek molası için sıkça kullandıkları yerde başarıyla yapılmış iki heykel dinleniyordu.

 

"İnanılmaz. Bu heykeller..."

 

Dain'in gözleri doldu. Önemsiz bir şey gibi görülebilse de kalbini sıkıştıracak kadar yoğun duygulara sebep olmuştu. Bunlar gibi bir sürü heykel görmüştü. Yavaş yavaş, keyif içinde gezintisine devam etti.

 

"Khu khu khu. İnsanlara bu bölgede izin yok."


"Burada bedenini aslanların önüne atarsın. Dinlenmek için harika."


"Hayatından vazgeç. Sonsuz istirahatinde sana rehberlik edeceğim."

 

Üç iskelet!

 

Şimdiye kadar bu bölgede avladığı yaratıklar ellerine düştüğü gibi basitçe alt edilmişti.

 

Bu kabul edilemezdi. Ortamın havasını bozdukları için kemiklerini öfkeyle parçaladı. Bunu sadece kendi bölgeleri korumak için yapmışlardı ki o sırada Dain onların bölgesine umarsızca girmişti!

 

Bu heykeller etrafında canavarların toplanmasına engel olmak için yapılmıştı ama hata yok ki keyfi canavarlar tarafından yarıda kesilmişti. Tüm yapması gereken becerilerinin şahlanıp canavarları alaşağı etmesine müsaade etmekti. Canavarlara saldırıp alt ederken şamanın aurası yükseldi.

 

***

 

"Yani bu gökyüzündeki şehir mi?"


"Evet, burası kısa zaman önce bazı oyuncular tarafından keşfedildi. Yalnızca Baran Köyüne hatrı sayılır bir yardımda bulunanlar buraya gelebilir."

 

Lavias'ta çok sayıda maceracı vardı. Dain Weed olmadan etrafta dolaşmamıştı, bu sırada çok sayıda maceracı kendi başlarına keşif ve maceralar gerçekleştirmişti.

 

Göğün üstündeki şehir.

 

Rüzgarın sürüklediği, ayaklarının altından geçen bulutların manzarası turistlere huzurlu hissettiriyor, mekanı seyirlik bir manzara haline getiriyordu. Düşük seviyeli turistler bile hayatları pahasına buraya seyre gelmeye çabalıyordu.

 

Lavias öyle ünlendi ki krallıklardaki soylu NPCler bile buraya gelmeyi arzuladıklarına dair konuşmaya başladı. Rosenheim ve Brent Krallıklarında bu duruma çok daha sık rastlanıyordu. Buraya sorunsuzca gelebilmek için ödülü bol eskortluk görevleri verilmeye başlanmıştı.

 

"Burada çok fazla insan var."

 

Dain şehrin içinde ağır adımlarla yürüdü. Bu sırada çeşitli kuş soylarından onu selamlayanlar oldu.

 

"Caw, caw. Bu seni ilk görüşüm. Bu şehirde yeni misin?"

 

Konuşan yeni büyükbaba Tom Ball'du.

 

Yanında çeşitli kabilelerden çok sayıda kuş vardı. Karga kanatlarını çırptı.


"İnsan, sen güçlü müsün? Ünlü gibi gözüküyorsun; senden bir ricada bulunmak istiyorum. Burada, Lavias'ta kör talihimize ölümsüz yaratıklarla birlikte bulunuyoruz."

 

"Nasıl bitki toplandığını biliyor musun? Eğer bilmiyorsan sana öğretebilirim; bana 200 altın verebilir misin? Bir mağaranın kuzey köşesinde aradığım bir bitki var. Eğer köklerini kazmaya çalışırsan, kendini incitebilirsin, bu yüzden dikkatli olmalısın."

 

Bunlar potansiyel müşterilerdi.

 

Çok sayıda kuş kabilesiyle tanıştı, ama hiçbiri onu hatırlamıyordu. Hatta kabile reisi değiştiğinde onu bile unutuyorlardı. Dain karga kabilesine yardım etmiş olmasına rağmen onlar tafından da unutulmuştu.

 

Etrafta boş boş dolaşırken Weed'i özlediğini fark etti.

 

'Bir yerlerde bir maceranın ortasında olsa gerek. Şimdiye çok daha yüksek bir seviyededir, değil mi?'

 

Onunla iletişime geçmek istiyordu.

 

Hayatta olmanın hazzını onunla paylaşmayı arzuluyordu!

 

Ama ona nasıl ulaşabileceğini bilmiyordu. Ameliyattan önce oyundan ayrılırken arkadaş listesini tümden silmişti zaten. Şimdi geri dönmüş olsa da onun bunu fark edebilmesinin yolu yoktu. O zaman arkadaşlık davetini reddettiği için derin bir üzüntü duydu.

 

Eğer arkadaş olarak eklemediysen, aramaya kalktığında aynı isimle yüzlerce oyuncu karşına çıkabilirdi. Bu yüzden elinde ona ulaşmak için bir yoktu.

 

'Önemli değil, eğer yeniden buluşmayı arzularsak, bir gün mutlaka olacaktır. Acaba bu buluşma üzgün bir an mı olurdu?'

 

Seviye farkı çok açılmış olmalıydı ve bir daha karşılaşamayabilirlerdi. Ama bu pek de önemli değildi. Geçmişte beceri ve yeteneklerine yaptığı yatırım sayesinde bunu telafi etmesi çok uzun sürmezdi.

 

'Artık kendim olmakta özgürüm. Ölüm konusunda endişelenmeme gerek yok. Artık zamanım var.'

 

Dain yalnız başına dururken kendisine yaklaşan bir grup kadın oyuncuyu izledi.

 

"Merhaba, nasılsınız? Bir sorunum var ve yardımınızı rica edecektim. Risk almayı düşünür müsünüz? Benim adım Geurati, rüzgar cadısı."

 

Dain mutlulukla kafa salladı.

 

Macera!

 

Av!

 

İlerleyip güçlenmek istiyordu.

 

'Versailles kıtası, Lavias, canavarlarla dolu her yer olur.'

 

***

 

Geomchiler seviyelerini çabucak artırmayı becerememişlerdi. Sebebi ise piramitin inşaasıydı.

 

"Kkeungcha!"


"Üç yüz dört, sadece biraz daha. Hadi onlara gücümüzü gösterelim."


"Evet efendim. Ölümüne!"

 

Piramidin taşlarını itme işi onlara emanet edilmişti.

 

Selena, kırsal bölgede çiçekçi dükkanı işleten sevimli bir kız, bir ricada bulunmak için geldi.

 

"Aslında, evimin her tarafı dökülüyor ve ciddi bir tamirata ihtiyacı var, bana yardım edebilir misiniz?"

 

Ttring!

 

--------------------------------------------

Selana'nın evi.


Serabourg'da tamire ihtiyacı olan derme çatma bir ev var. Eğer Selena'nın evini tamir edersen onunla arkadaş olabilirsin.


Zorluk: D

Ödül: Selena'nın arkadaşlığı

Kısıtlamalar: Belli bir seviye şöhret. İnşaat tecrübesi olmalı.

--------------------------------------------

 

Aslında bu sıradan bir görev değildi. Ödül sadece bir NPC ile arkadaşlıktı!

 

Kraliyet Yoluna başladığında ilk 4 hafta kaleyi terk edemezdin. Oyunu belli bir düzeyde kavraman gerekirdi. Ödüllerine göre görevler geçmeliydi. Bu genellikle para, tecrübe ya da eşya olurdu!

 

Bedenini kullanarak eşyaları farklı yollarla hareket ettirmek, mimari görevle pek de zor sayılmazdı.

 

Ama Geomchiler Selena'yı duyduklarında pervasızca hücum ettiler.

 

"Lütfen, lütfen bana müsaade et!"


"Beni kölenmişim gibi kabul et!"


"Ev mi, ne evi? Sana bir saray inşa edeceğim!"

 

Selena'nın güzelliği hepsinin görevi kabul etmek için atlamalarına sebep olmuştu. Geomchi2 ve Geomchi3 çok geç kalmıştı. Onlar ev inşaatı için çeşitli malzemeleri omuzluyorlardı.

 

Eğitmen veya öğrenci, aşk için umutsuz çırpınış aynıydı.

 

Böylece 500 kadar işçi çiçekçi kızın evini inşa etme için hareket ettiler. Sayıları bir iki gün içinde evi bitirmeye yetecek kadar çoktu.

 

Piramitten dolayı çoktan inşaat işine alışmışlardı! Çok farklı işlerde çalıştıklarından, bir çiçekçi dükkanı onlar için çantada keklikti.

 

Ama, Geomchilerin dükkanı inşa etmeleri çok uzun sürdü.

 

"İşte, içecek bir şeyler."


"Hahaha, teşekkür ederim."


"Nasıl yapsak, bu tarz şeyler..."

 

Ne zaman Selena bir şey yapacak ya da söyleyecek olsa Geomchiler işi gücü bırakıp onu görmeye, onunla konuşmaya çalışıyorlardı. Onun yokluğunda ise o geri dönene kadar işlerini büyük ölçüde yavaşlatıyorlardı. Tek yaptıkları sıkı çalışıyormuş gibi görünmekti.

 

İnşaat başlayalı 10 gün olmuştu. İş tamamlanmaya yaklaşsa da uzatmak için başka bahaneler buluyorlardı.

 

Geomchi35'in yüzünde derinden üzgün bir ifade vardı.

 

Geomchi3 ona yaklaştı.

 

"Sorun ne?"


"Oh, usta Geomchi3! Dürüst olmak gerekirse... dükkan neredeyse tamamlandı, Selena'yı daha fazla göremeyeceğiz değil mi?"


"Bu  ağzında acı bir tat bırakıyor olsa gerek."


"Evet biliyorum, Selena gerçek bir insan değil... ama onu sevdim. Çok kibar ve güzel bir gülümsemesi var. Çok fazla soru sormuyor. En azından bunun bir hafta daha sürmesini isterdim."

 

Geomchi35 Selena'ya veda etmekten kaçınıyordu.

 

O sırada eğitmen Geomchi3 bir kahkaha patlattı.

 

"Aptal! Bu tam olarak yapacağımız şey zaten."

 

Geomchi3 kılıcını kınından çıkarıp çiçekçi dükkanının duvarına savurdu.

 

Gürültüye toplanan Geomchiler alkış tutmaya başladılar.

 

"İşte bizim ustamız!"


"O en iyisi!"


"Bu harika bir fikirdi!"

 

Hepsi birlikte tamamlamak için çalıştıkları çiçekçi dükkanının yıkılışının seslerini duydular. Ama, Selena'nın önünde neredeyse tamamlanmış dükkan büyük oranda yok edilmişti.

 

Geomchilerin el emeğiyle yaptıkları dükkanın kalıntılarını üzgün üzgün ağladılar.

 

"Boo-hoo."


"Selena artık burada yaşayamaz."


"Gençliğimde 12 kişiden dayak yememe rağmen gözümden tek damla yaş gelmemişti, ama bu..."

 

Ama her şey burada bitmedi.

 

Selena'nın dükkanını tamamladıktan sonra Serabourg eyaletinde buna benzer çok sayıda görev aldılar.

 

"Ödüle gerek yok dostum!"


"Sırf gülümsediğini görmek için tükenene kadar çalışacağım."


"Hijuk, bana gülümsedi!"

 

İnşaatlarda sıkı çalışıp duvarlar ördüler, çatılar yaptılar, kiremit dizdiler. Sırf kız görebilmek için ev yapıyorlardı, ne soylu arzular ama! Serabourg Kalesi'nde üstleri çıplak esmerleşmiş işçileri her yerde görebilirdiniz.

(D.N: Saygı duydum ne diyim :D)

 

Piramitin inşaasında kullanılan taşların ağırlığını hesaplamak zordu.

 

Ttring!

 

Sürekli tekrar eden hareketler dolayısıyla mimari peyzaj ve duvar örme becerileri elde ediliyordu.

 

*Duvar örme 1(%0): Evler inşa etmek için tuğlalar üst üste istiflenebilir. Bu beceri sayesinde, ne kadar fazla olursa olsun tuğlalar düzgün şekilde sıralanabilir.*

*Kürek 1(%0): Yer çabucak kazılabilir.*

 

Mimari beceriler!

 

Kategorize etmesi zor beceriler olduğundan meslekten bağımsız üretim becerileri vardı.

 

Weed'in sıradışı el becerisi onu aşçılıkta becerikli yapmıştı; Geomchiler de çok fazla ağır işin altına girdiklerinden, eforları inşaat becerileriyle ödüllendirilmişti. Bu becerileri geliştirmek için duvar örmeyi ve kürek sallamayı gerektiren görevler yapmaları gerekiyordu.

 

Üç ayın sonunda Geomchiler Rosenheim Krallığı'ndaki tüm güzellerle tanışmışlardı. O zamandan beri Geomchiler için sokakta boş dolanmak zor bir iş haline gelmişti.

 

"Merhaba 110 numaralı kardeş!"


"Bizim için yaptığın ev için teşekkür ederiz, Geomchi15!"

 

Kaleyi ziyaret eden insanlar Geomchilere inanamıyordu.

 

Ancak bir Geomchi böyle bir işi başarabilirdi!

 

Birkaç ay sonra Geomchiler Krallıktaki tüm güzellere hevesle ev inşa etmeleriyle ünlü oldular.

 

O zamandan sonra soylular gelmeye başladı.

 

"Şöhretini duydum. Bu alanda oldukça ünlü olduğun söyleniyor. Bir köşk inşa etmeni istiyorum. Basit bir şey olmayacak, azametli bir şey olmalı, eğer kabul edersen iyi ödeme yaparım."

 

------------------------------------------

Baron Arias için köşk inşası


Rosenheim Krallığı'nın başkentinin yakınında, Baron Arias büyükçe bir kasabaya sahip. Market ve malları sayesinde çok fazla para kazandı ve şimdi şanına uygun bir ev istiyor.

------------------------------------------

 

"Reddediyorum."

 

*Görevi reddettiniz.*

 

Bir süre için, Geomchiler gelen her görevi düşünmeden reddettiler.

 

"Bizi ne sandın, hizmetkarların falan mı?"


"Bu çok fazla ek iş demek!"


"Ne teklif edersen et, yine de kabul etmiyorum."

 

Geomchiler şişman Baron Arias'ın küçümser ifadesiyle onlara bakışını seyrettiler. Ama şehirdeki hoş bir bayan rica ettiğinde yine düşünmeden derhal kabul ettiler.

 

"Sorun yok, kabul ediyorum."


"Size yardım edebilmek için elimden geleni yapacağım."

 

Ateşli Geomchiler çok çalıştılar. Hem bu sırada kılıç antrenmanlarını da ihmal etmediler ve kalan zamanlarında avlanmaya ve zindanlara girmeye de devam ettiler. Bu zaman zarfında tüm geomchiler 220 seviyeyi aşmıştı.

 

"Karakter penceresi!"

 

---------------------------------

Karakter penceresi


Karakter Adı: Geomchi505 Yönelim: Yok

Seviye:220                         Meslek: Dövüş sanatçısı

Ünvan: Yok                         Şöhret: 1632

Can:27060                         Mana: 4402

Güç:850                                 Çeviklik:455

Sağlık:230                         Bilgelik:65

Zeka:40                                 Savaşçı Ruhu:130

Dayanıklılık:120                         Sabır:180

Çekicilik:20                         Karizma:60

Liderlik:30                         Şans:5

İman:10                                 Saldırı:1340

Savunma:195


Büyü Savunması:

Ateş: %20 Su:%20

Toprak:%20 Kara Büyü:%20

---------------------------------

 

O sırada isimsiz biri Geomchi'ye meydan okudu.

 

Hafif zırh ve pelerinli bir serseri!

 

Geomchi dikkatini ona vermişti. Gezgin konuşmaya devam etti:

 

"Azar azar dövüş sanatı ustalığını mükemmelleştiriyorsun. Sen ve öğrencilerin, şöhretinizi duydum. Kadınlara hizmet etmek için mi yaşıyorsunuz? Ben tüm hayatımı dövüş sanatlarında bilenmeye harcadım."

 

Serseri görünüşe göre Geomchilerle aynı mesleğe sahipti. Bir dövüş sanatları ustası.

 

Az sonra tekrar konuşmaya başladı.

 

"Güçlü olmanın anlamını biliyor musun? Geom, yalnızca becerilerini bilemek yeterli değil. Çevrendeki engin dünyayı tecrübe etmelisin, ardından geri dön ve bana meydan oku. Bana karşı kazanırsan gerçek güç için sana rehberlik edeceğim."

 

Ttring!

 

---------------------------------

Bir Şavaşçı Olmak


Dünya avlanacak canavarlarla dolu, onları bulmalısın.


Genç kadın ve hanımfendilerin kalpleri bu topraklarda kahramanlar için atar.


Söylentilere göre eğer tüm kıtada yeterince çok seyahat edersen, geri döndüğünde gerçek bir dövüş sanatları ustası olabilirsin.


Zorluk: Üst sınıf mesleki ilerleme görevi


Reward: Daha çok beceri kazanma şansı


Kısıtlama: Yalnızca Dövüş Sanatları Ustalarına verilir. Ün gerekli.

---------------------------------

 

Serseri ayrıldığında, Geomchi ve geri kalanlar bir araya toplandı.

 

Zaman gelmiş ve Geomchi kararını vermişti.

 

"Herkes burada... Şimdiye kadar Kraliyet Yolunda grup olarak hep birlikte kaldık."


"..."

 

Geomchi fazlasıyla ciddi bir yüz ifadesine sahipti!

 

Herkes pürdikkat ustasının ağzından çıkanları dinledi.

 

"Bir araya geldiğimizde korkusuzuz. İnsanları korkutup kaçıracak kadar endamlıyız. Ama kendi başımıza da yeterince güçlüyüz."

 

Geomchiler zindanlarda avlanırken, oyuncuların çoğu onları fark ettiklerinde zindanı terk ediyorlardı.

 

Hem canavarları tekelleştirmek hem de güzel bayan oyuncuların dikkatlerini kendi üzerlerine çekmek! Pişirirken yanmamış bir yemek yiyebilmek ve dövüşmeden lezzetli bir kase pirinç yiyebilmek için! Bir bölge ne kadar kalabalık olursa olsun avlanmak için her zaman tenha bir yer bulabilirlerdi!

 

"Artık bizim için dışarıdaki geniş dünyayı tecrübe etmenin zamanı geldi. Hepimiz bu kıtada kendi yolumuzu çizmeli, canavarlarla savaşmalıyız. 6 aylık süre için, ardından tekrar Rosenheim Krallığı'nda buluşacağız."


"Anlaşıldı. Hocam!"


"Sonra görüşürüz."


"Sağlıcakla kal. Usta!"

 

Geomchiler hocalarını selamlayıp vedalaştıktan sonra birer birer ayrıldılar.

 

Tüm yükleri içinde azıklık arpa ekmeği bulunan küçük bir bohçaydı. Aslında arkalarında hiçbir şey bırakmamışlardı.

 

Geomchiler tüm kıtaya yayıldılar! Usta ve öğrencilerin birbirinden ayrılması ağızlarında acı bir tat bırakmış olsa da öğrenciler başları dik ve yüzlerinde neşeyle ayrıldılar.

 

'Nihayet iştahla yemek yemenin zamanı geldi.'


'Gerçekten açlıktan öleceğim.'


'Bir tavşan avlayıp kızartma zamanı'

 

Gerçek bir savaşçı olabilmek için, Geomchiler yollarını ayırıp Rosenheim Krallığı'ndan yola çıkmışlardı!

 

***

 

Güney Kore Üniversitesi'nde sıradan bir ortam!

 

Profesyonel oyuncular genellikle mülakatlar konusunda pek umut beslemezlerdi. Mülakata çağırılsalar bile onlar için sadece sorun büyürdü.

 

"Abi, sana bir şey itiraf etmeliyim..."

 

Lee Hye Yeon tereddüt içinde elinde kabul mektubunu tutuyordu. Kore Üniversitesi'deki mülakatın günü artık gelmişti. Lee Hyun'un mülakat için üniversitede olması gerekiyordu.

 

'Daha fazla saklayamam, bunu yapmalıym...'

 

Uzun süre kıvrandıktan sonra 'artık ne olacaksa olsun' diye düşündü.

 

Ne zordu ama!

 

Hye Yeon kapıyı çarparak kapatırken gözü Lee Hyun'daydı.

 

"Abi, sana söylemem gereken bir şey var. Mülakat için Kore Üniversitesi'ne gitmelisin."

 

Hye Yeon konuşurken Lee Hyun şeref listesiyle meşguldü.

 

"Mülakat mı? Ne mülakatı?"


"Üniversite kaydı için olan."


"Ne? Gerçekten mi?"

 

Lee Hyun heyecanla yerinden zıpladı.

 

Birdenbire, Güney Kore Ulusal Üniversitesi'yle bir mülakat!

 

Lee Hye Yeon başını eğip üzgün bir sesle konuştu.

 

"Bu şey... Aslında başvuru belgelerini teslim ettim. Zamanında üniversitede olman gerekli... Bugünlerde çok fazla insan üniversiteye girmeye çalışıyor."

 

Lee Hyun bu üniversite başvuruları hakkında epey bir şey duymuştu. Başvurular kontenjana nazaran çok daha fazla oluyordu.

 

Lee Hyun gergin gergin sordu.

 

"Ee ne yaptın?"


"Dayanamayıp bir başvuru formu gönderdim. Çok meşgul olduğundan senin iznini almadan yaptım. Üzgünüm abi."

 

Hye Yeon özür dilediğinde Lee Hyun fazlasıyla sinirliydi ama yine de tolere edebildi. Onu böyle davrandığı için azarlayamadı. Hye Yeon'un elindeki mektubu kaptı.

 

"Bu mektup ve görüşme, bu geçtim demek mi oluyor?"


"Evet, bu mektuplar başarılı demek oluyor, ama şartsız kabul değil tabii ki, daha çok..."


"Harika!"

 

Lee Hyun'un ağzında parlak bir gülümseme belirdi.

 

Tüm bu zorluklardan sonra üzerinden bir enkaz kalkmış gibi hissetti. Mutluydu.

 

Hayattaki duruşunu yanlış anlamıştı.

 

Lee Hye Yeon'un ağzından çıkanlar!

 

Güney Kore'deki herhangi bir üniversiteye mülakat için gidebileceğini hiç düşünmemişti. Liseyi bıraktıktan sonra GED(açık lise sınavı)'i zar zor geçebilmişti. Koleje gitmekse aklında asla üst sıralarda olmamıştı.

 

İşin aslı Güney Kore Üniversitesi Lee Hye Yeon'u burslu olarak kabul etmişti.

 

"Bu harika. Ee mülakat ne zaman?"

 

Lee Hye Yeon nedense bir an yutkunamadı. Aldığı tepki ona beklenmedik gelmişti.

 

"Evet, ama duyunca kızabilirsin..."

 

Lee Hye Yeon biraz duraksayıp konuşmaya devam etti.

 

"Bugün"


"Ne?"


"Görüşmeye gitmelisin. Sadece 3 saat kaldı."


"Sen ciddi misin?"

 

Kardeşinin üniversitesinde bir mülakat, hemen bilgisayarı kapayıp ayağa kalktı.

 

"O zaman haydi, elimden geleni yapacağım."

 

***

 

Güney Kore Üniversitesi Sanal Gerçeklik Fakültesi.

 

Lee Hyun, Güney Kore Üniversitesi'nin önünde taksiden indi. Sıradan bir günde böyle bir şeyi görmek imkansız olurdu.

 

'Ah, Hye Yeon sanal gerçekliğe oldukça meraklı.'

 

Eğitimini ilerletmek konusundaki ilgisini kardeşine hiç anlatmamıştı.

 

'Belki sanal gerçeklik işe yarayabilir, nasıl olsa oldukça aşinayım.'

 

Lee Hyun mülakat için beklerken mutluluktan uçuyordu.

 

'Sorun yok. Her şey çok güzel gidecek.'

 

Elini sıkıca tuttuğu kız kardeşine söylemişti bunları, o sırada kız kardeşinde garip bir değişiklik hissetti.

 

'Bu bir yanlış anlaşılma.'

 

Böyle bir itiraf için artık zaman yoktu.

 

'Abi bu konuşmayı biraz daha ertelemeliyiz.'

 

Lee Hye Yeon sessiz kaldı. Teker çoktan dönmeye başlamıştı, artık eve dönülecek noktayı çoktan aşmışlardı. Birden, Lee Hye Yeon'un alnından soğuk terler dökülmeye başladı. Bunu daha sonra yapabilmeyi arzuluyordu.

 

"İyi misin?"


"Evet abi, iyiyim."


"Çok fazla terliyorsun."


"Stresten olsa gerek."


"Eğer hasta falan isen mutlaka söylemelisin."

 

İsteksizce başvurduğu hilenin sebep olduğu stres, Lee Hye Yeon iki elini karnına koydu.

 

"Abi."

 

"Sorun ne?"


"Midem, lavaboya gitmem gerekli. Kahvaltı yediğim bir şey dokundu galiba."


"Bu..."

 

Bu çok zamansızdı.

 

Kız kardeşi için bu kadar önemli bir anda, Lee Hyun onu durdurmaya çalıştı.

 

"Dayanabilir misin?"


"Avw, mülakat esnasında kibar olmayan bir şeyler yapmak istemem."


"Peki, o zaman... çabucak dönmeye çalış."


"Tamam, abi."


"Mülakata geç kalma."


"Hemen dönerim."

 

Lee Hye Yeon lavaboya gider gibi yaparak oradan sıvıştı. Lee Hyun gergin halde kız kardeşinin geri dönmesini bekliyordu. Sandalyeden kalkıp saate bakarak koridorda volta atmaya başladı.

 

1 dakika. 2 dakika...

 

Zaman akıp giderken her şeyi tamamen durdurabilmeyi arzuluyordu, her ne kadar böyle bir şey imkansız olsa da.

 

'Bu Hye Yeon'un geleceğine engel olabilir... Tüm bunlar, karnının ağrıması benim yüzümden. Kahvaltı için pişirdiğim pirinçte bir sorun olmalı.'

 

Parmakları kendisinden şüphe ettiği için hafif hafif titriyordu. 3 dakika geçmesine rağmen Lee Hye Yeon ortalıkta yoktu ve profesörlerle olan mülakat yaklaşıyordu. Bayan asistan odadan çıkıp seslendi:

 

"Mülakat için gelen kişi? Profesörler bekliyor."


"Affedersiniz, kız kardeşim henüz geri dönmedi, eğer mümkünse birkaç dakika bekleyebilir misiniz?"

 

Mülakata geç kaldığı için reddedilmek en kötüsüydü.

 

Lee Hyun asistanla konuşurken yüzündeki ifade kalbinin titremesine neden oldu.

 

Sert bakışlar!

 

Eğer beklemezse karşısındaki tüm binayı tepe taklak edecekmiş gibi hissetti.

 

"Oh, anlıyorum. Profesörlere ileteceğim."

 

Cevap verirken yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

 

'Kardeşim nerede kaldın? Mülakatı geçtim bu kadar gecikirsen gruba bile almazlar...'

 

10 dakika kadar geçmişti ama Lee Hye Yeon hala ortalarda yoktu. O sırada gizlice asistanla görüşmüştü.

(D.N: İyi oyuna getirdi bizimkini.)

 

"Sizden bir ricam var. Abime benimle lavaboda karşılaştığınızı ve midemden dolayı geri gelemediğimi söyleyin. Mülakata benim yerime onun girmesini söyleyebilir misiniz?"


"Ne?"


"Lütfen abime mülakata girmesini söyleyin."

 

Asistan bu iki kardeşin fazlasıyla garip olduklarını düşündü.

 

Mülakata girmek için neden Lee Hyun'un kız kardeşini beklediğini anlayamamıştı. Şimdiyse kız kardeşi acayip şeyler söylüyordu.

 

Profesörler o sırada mülakat salonunda bekliyorlardı.

 

"Ona söyleyecek misiniz?"


"Peki, peki tamam."


Asistan gidip Lee Hyun'la konuştu.


"Şimdilik mülakata siz önden girin."


"Ama kız kardeşim henüz dönmedi."


"Onunla lavaboda karşılaştım, iyi olmadığını, profesörlerle senin görüşmeni söyledi. Daha fazla bekleyemezler, yoksa iptal edilir."


"Böyle bir şey olmamalı. Mülakata ben gireceğim."


Asistan İngilizce Hocası olanları anlamamıştı, ama mülakata kabul etti.

 

"Beni takip et."

 

Mecburen Lee Hyun mülakata küçük kardeşi olmadan gitti.

 

***

 

5 profesör belgeleri inceliyordu.

 

'Bu Lee Hyun'un belgeleri sanırım.'

 

İşin aslı mülakata giren kişi Lee Hyun'un ta kendisiydi.

 

Lee Hyun konuşmaya başlayamadan belgelerden gözünü kaldıran bir profesör soru sordu:

 

"Bu okula başvurma nedenin neydi?"


"Buranın iyi bir gelecek sağlayabilecek isim yapmış bir yer olması."


"Diğer okulların yeterli imkanlar sunmadığını mı düşünüyorsun?"


Profesör başka bir soruyla üsteledi. Lee Hyun ise basit bir cevapla karşılık verdi.


"Tam olarak bunu kastetmedim. Ama buranın en iyi eğitimi verdiğini duydum."


"Anlıyorum."

 

Profesörler ders kitaplarından fırlama cevapları kolaylıkla ayıt edebiliyorlardı.

 

'Gereğinden fazla gürültülü ama fena değil.'


'Temel noktaları vurguluyor.'


'Samimi davranıyor. Geç kalmış olmasına rağmen...'

 

Lee Hyun yumurtlamaya başladı.

 

"Aslında, kız kardeşim çok iyi bir çocuk."


"Hı?"


"Ebeveynlerimiz öldüğünde kız kardeşim daha küçücüktü."

 

Lee Hyun ailesinin geçmişini uzun uzun anlatmaya başladı. Lee Hye Yeon'un mülakatı için kız kardeşiyle ilgili ayrıntılara bol bol yer veriyordu. Nasıl yaşadıklarını ve kız kardeşiyle kendisinin nasıl yetiştiğinden bahsetti. Ama bunu yaparken kendi geçmişini anlatmaması mümkün değildi.

(D.N: Buraya kadar anlamadıysanız sebebi Weed'in kardeşi. Çeviride sıkıntı yok. Kız garip cümleler kurmuş. Büyük ihtimalle yalan söylemeden işten sıyrılmaya çalışıyor.)

 

Tefecilerin tehdidi yüzünden güvensiz. Ailesini korumak için ne mücadeleler verdiğini, benzinliklerde nasıl para kazandığını ve yaptığı tüm işleri anlattı. Profesörler Lee Hyun'u sükutla dinlediler. Mülakat gereğinden çok daha uzun ve olağan dışıydı. Formata göre profesörler soru sorar ve karşılarındaki de sorunun cevabını verir, böylece ilerlerlerdi. Ama şimdi Lee Hyun'dan dinledikleri çarpıcı hikaye öğretim üyeleri için fazlasıyla unutulmazdı.

 

"Ve şimdi de bir yıldır Kraliyet Yolundaki temel işleri düzene sokmaya çalışıyorum. Diğer oyunlarla karşılaştırınca ilgi ve imkan olarak çok çeşitli. Ama Kraliyet Yolunun sanal gerçekliği özünde fark yaratıyor. Nefes almak, hareket etmek, davranışlar ve eylemler, müthiş hatıralar yaratıyor. Böyle bir oyun en azından 10 yıl daha sürer. Henüz kardeşimin okul harcını ödeyebilecek kadar çok kazanmıyorum ama ödeme tarihini asla geçirmem."

 

Bu noktada profesörler Lee Hyun'un olayı yanlış anladığını fark ettiler.

 

'Bu çok saçma bir yanlış anlaşılma; mülakatı kardeşi için mi sanıyor?'

 

Ama profesörler bu konu hakkında konuşmadılar; onun yerine sıra dışı bir soru sordular.

 

"Ee sanal gerçeklik hakkında ne düşünüyorsun? Bu çocukça gelebilir ama gerçeklikle sanal gerçekliği nasıl ayırt edersin?"

 

Lee Hyun kolayca cevapladı.

 

"Gerçeklik ve sanal gerçekliği birbirinden ayırmaya çalışmak anlamsız."


"Oh, gerçekten mi? Bize neden böyle düşündüğünü anlat."

 

Profesörlerin çoğuna göre bekledikleri cevap sanal gerçeklik ve gerçekliğin tamamen ayrı şeyler olduğuydu. Başka bir olası cevap ise sanal gerçekliğin tam bir hayal dünyası olduğuydu. Ama Lee Hyun'un benzersiz cevabı ilgi çekiciydi.

 

"Burada durmakla Kraliyet Yolunda durmak, her iki gerçeklik de aynı."


"Sanal gerçeklik ve gerçeklik aynı, bununla neyi kastediyorsun?

 

"Örneğin gerçek hayatta çalışmak ve bir şeyler üretmeyi ele alırsak başardığım şeyler bana orada da fayda sağlıyor. Sanal gerçeklik hayatın bir taklidinden ibaret değil. Bilgi edinebilir, para kazanabilirsin. İş çabalamaya geldi mi nerede olduğumun benim için bir önemi kalmıyor."

 

"Ne demek istediğini çok iyi anladım. Bu öğrenci Hye Yeon, görünüşe göre hakkında yeterince şey öğrendik. Sonuçlarla ilgili kısa zamanda bilgilendirilirsiniz."


"Teşekkür ederim."

 

Lee Hyun ayrıldıktan sonra profesörler kendi aralarında görüştüler.


"Böylesi güçlü bir yaşam gücü."


"Bu günde ve çağda böyle sıra dışı bir ailenin var olduğunu düşünmek, insan gerçekliğini sorguluyor."


"Sanal gerçeklik geliştikçe insanların aile bağları zayıflıyor. Ve gencin düşünce tarzı harika."


"Sanal gerçeklik alanında oldukça bilgili."


"Çok çeşitli hayat tecrübeleri edinmiş. Kendisine çok yardımı dokunacak şeyler."

 

Profesörler uzun uzun konuştu. Hiç biri Lee Hyun'a olumsuz bakmıyordu.

 

"O zaman hepimiz aynı fikirdeyiz."

 

Profesörler Lee Hyun'un kağıdına geçti damgasını vurdular.

 

"Pheh, sonunu zar zor getirebildim."

 

Lee Hyun mülakatın sonuna kadar zar zor dayanabilmişti. Düşününce ne tür bir sonuç geleceğini kestiremiyordu.

 

"Her neyse, elimden daha iyisi gelmezdi..."

 

Lee Hyun kız kardeşini buldu.

 

Küçük kuş lavabodan çıkmış, bir bankta oturuyordu. Derin bir nefes verdi. Küçük kız kardeş sürekli dua ediyordu. Lee Hyun yaklaşınca kafasını kaldırıp baktı.

 

"Mülakat nasıl gitti."


"Hah? Şey..."

 

Lee Hyun kardeşini nasıl rahatlatması gerektiğini bilmiyordu. O kadar şeyden başına mülakat günü hasta olmak gelmişti.

 

"Kendi çapımda açıklamaya çalıştım.  Kabul alabilmen için durumumuzu iyice anlatmaya alıştım."


"Ne durumu?"


"İlgili kişi mülakatta olmalı. Kendimi ifade etmekte pek becerikli değilim, sonucu kestiremiyorum."

 

Lee Hye Yeon donakaldı.

 

Mülakattan çıktığında öğrendiği gerçek yüzünden öfkeli olacağını düşünmüştü ama onun yerine mülakat için endişeleniyordu.

 

'Hala bilmiyor olamazsın değil mi? Nasıl mümkün olabilir?'

(D.N: Weed bu her şey mümkün :D)

 

Lee Hye Yeon basit bir ifadeyle gitmeye karar verdi.

 

"Sorun yok abi. İyi gittiğini ümit edelim, artık yapılabilecek başka bir şey yok."


"Evet ama... evet. Geçti artık. Böyle sonlanmasına izin verdiğim için aptalım."

 

Eve dönerken, tam üniversitesinin kapısından çıktıkları sırada Lee Hye Yeon duraksadı.

 

"Ne oldu?"


"Bir şey unuttum! Bir dakika bekle abi, hemen dönerim."


"Tamam bekliyorum."

 

Lee Hye Yeon geri dönüp asistanı buldu. Posta adresini büyükannesinin yattığı hastaneyle değiştirdi.

 

//Geçen hafta gelmesi lazımdı ama tamamlamaya fırsat bulamadım. Bu arada Dain en sevdiğim kadın karakter. Tam Weed'in dişi versiyonu, elinden her iş geliyor hatunun. Neyse sıradaki bölüme başlayayım ben soğumadan :D

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43318 Bölüm Sayısı


creator
manga tr