Lms 7.1 - Savaş Hazırlığı

avatar
6994 16

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 7.1 - Savaş Hazırlığı


 

Çeviri: Şamil Düzenleyen: Dunklesplatz

 

D.N: Arkadaşlar güzel yorumlarınızı görmek bizi çok mutlu etti doğrusu tek tek okudum hepsini bende hepinize tek tek teşekkür ediyorum. İyi okumalar

 

Weed Yunopu Kanyonu’ndaki kayalık bölgeye yöneldi.

 

Bu bölgede Yetilere nadiren rastlanıyordu ama bunlarla hem baş etmesi kolaydı hem de iyi miktarda tecrübe veriyorlardı.

 

“Burada yeterli malzeme varmış gibi gözüküyor.”

 

Taşları inceleyen Weed tatmin olmuş bir ifadeyle gülümsedi.

 

Günlerdir kölesiymişçesine, onunla ilgilenip yemek pişirerek, Seoyoon’a yoldaşlık ediyordu, ama bu sayede oymacılık yeteneğini ileri düzeye taşıyabilmişti.

 

Güzel bir model, sanatla ilgilenen biri için mutlaka gerekliydi.

 

Seoyoon pürüzsüz beyaz bir tene, simsiyah saçlara ve ince bir bele sahipti. Ayrıca ince ve uzun boynu ve kusursuz köprücük kemikleri parlak yüzünü öne çıkarıyordu. Bir yıl boyunca aralıksız baksan dahi doyamayacağın bir görünüşü vardı.

 

Onu model alarak birkaç başyapıt yapmayı başarmış ve nihayet ileri düzey oymacılığı öğrenebilmişti.

 

“Beceri bilgisi! Heykel Diriltme!”

 

-------------------------------------

Heykel Diriltme

 

Usta Heykeltıraş İmparator Geihar tarafından icat edilmiş bu teknik heykellere hayat bahşetmenizi sağlar.

 

Gereklilikler: Bu beceri İleri Düzey Oymacılık uzmanlığı gerektirir.

 

Bu beceri 5000 mana tüketir. Ek olarak kullanıcının sanat statı kalıcı olarak 10 düşer, ve karakter seviyesi 2 azalır.

 

Uyarı!

 

Heykellerin gurur duyguları oldukça kuvvetlidir.

 

Ancak kendilerini temsil etmeye değecek bir heykeltıraş için savaşırlar.

-------------------------------------

 

Her kullanışta 10 sanat stat ve 2 seviyeye mal olacaktı.

 

Bu yüzden o kadar kolay kullanılamayacak bir beceri idi. Ama eğer kullanamayacaksan bu beceriye sahip olmanın da bir anlamı yoktu.

 

Weed bile böyle bir beceriyi çok sık kullanamazdı. Bu ağır bedel ancak çok önemli durumlarda kullanılabilirdi.

 

“Bu bir yatırım… Bu savaşı kazanma şansına sahip olmamı sağlayacak gerekli bir yatırım.”

 

Weed Zahab’ın bıçağını çıkarıp oymaya başladı. Canlandıracak bir canavar oyuyordu.

 

“Çok sayıda Ork ve Karanlık Elf zaten var. Onlara komuta etmemde yardımcı olacak bir şeyler yapsam daha iyi olacak."

 

Weed uzun kanatlar, keskin pençeler ve iri göbekli bir Wyvern heykeli yapmaya başladı.

 

Wyvernler oldukça güçlü yaratıklardı.

 

Ortalama seviyeleri 380’in üzerindeydi ve kalın derileri hem silahlara hem de büyüye karşı yüksek dirence sahipti, hızlarıysa koşan bir atla denk düzeydeydi.

 

Ancak heykelini yapsa bile bu dirilttiğinde gerçeği kadar güçlü olacağı anlamına gelmezdi.

 

Gücü sanat statı tarafından belirlenecekti ve bedenleri aynı olsa bile gücü orijinaliyle kıyaslandığında fark açık olacaktı.

 

“Çok fazla zamanım yok. Heykellerin biraz kaba olması gerekecek.”

 

Bir heykele hayat verdiğinde statları ve seviyesi düşecekti. Tabii ki Şaheser veya Klasik bir heykel diriltmeyi o da isterdi. Ama kısıtlı zamanı yüzünden bazı şeyleri göz ardı etmesi gerekecekti ve bunu düşünmek göğsünde bir ağrıya neden oluyordu.

 

Her ne kadar Wyvern oymakta kesin karar kılmış olsa da Weed hüngür hüngür ağlamanın eşiğindeydi.

 

Aceleyle yapılmış bir heykelin usta bir oymacının elinden çıksa bile pek de harika bir şey olması beklenemezdi.

 

Ama bu 10 metreden daha uzun olan bir Wyvernin heykeliydi ve bitirebileceğinden emin bile değildi. Eğer her şeyini ortaya koyup gece gündüz çalışırsa 2 günde ancak genel hatlarını ortaya çıkarabilirdi.

 

Ting!

 

-------------------------------------

Bir iyi parça!

 

Wyvern heykelini başarıyla tamamladın!

 

Gökyüzünün hükümdarı!

 

Tüm canavarların üzerinde duran azılı ve güçlü yaratıklar.

 

Atları bütün olarak yemekten zevk alırlar, ayrıca bazen nehirlerde balık avlarken de görebilirsiniz. Wyvernler gururlu yaratıklardır, eğer uçarlarken onlara ok atma cüretini gösterirseniz ani ölümü tatmanıza izin verirler.

 

Canavarlar korkularından heykelden uzak duracaklar.

 

Sanatsal değer: 750

 

Özet etkileri:

 

Can ve mana yenilenmesi gün boyunca %10 arttırıldı.

 

Uçuş hızı %20 arttırıldı.

 

Çeviklik 5 arttırıldı.

 

Güç 30 arttırıldı.

 

Tüm statlar 3 arttırıldı.

 

Yakınlardaki canavarların özel yetenekleri gün boyunca zayıflar.

 

Bu etkiler diğer heykellerin etkileriyle birleşmez.

 

Tamamlanan iyi parça sayısı: 12

 

Oymacılık becerisi gelişti.

 

Şöhret 6 arttı.

 

Dayanıklılık 1 arttı.

 

Karizma 1 arttı.

 

Çekicilik 1 arttı.

-------------------------------------

 

İleri düzey oymacılık sağ olsun, pek fazla uğraşmasa bile iyi bir parça çıkarabilmişti.

 

Artık saygı duyulan bir oymacı olduğundan şöhreti bu heykelle pek artmamıştı, iyi parçalarla ünlenecek seviyeyi çoktan aşmıştı.

 

Şimdi iyi bir parça oymaktansa görev yapıp avlanarak daha çok şöhret kazanabilirdi. Bu oymacılıkla şöhret kazanabilmek için daha iyi şeyler üretmesi gerektiği anlamına geliyordu.

 

Ayrıca, stat artışları da pek iyi değildi. Bu seviye bir heykelin getirdiği stat artışı oymacılık becerisi geliştikçe dibe vurmuştu.

 

Geçmişteki gibi iyi stat artışları sağlamak için bir büyük heykel veya daha fazlasını yapmalıydı.

 

Her neyse, usta bir oymacı eserinin üzerinde fazla durmamalıydı. Sürekli olarak kendine meydan okuması gerekiyordu.

 

“Evet, şimdi yeni yeteneğimizi kullanma vakti.”

 

Heykel sadece iyi parça olduğundan bu yeni yeteneği kullanmak içini cızlatıyordu, Weed kullanıp kullanmamakta hala tereddütlüydü.

 

Görevi tamamlamak oldukça zordu ve elde ettiği o kadar tecrübe onu ancak 299 seviye yapmıştı. 300 olmak için sadece biraz daha tecrübeye ihtiyacı vardı ve bu yeteneği kullandığı takdirde hedefinden 2 seviye uzaklaşacaktı.

 

“Her neyse, bu yapılmalı. ‘Heykel Diriltme!’”

 

Weed hafifçe Wyvern'in başına dokundu. Yüzeyde küçük çatlaklar oluşmaya başladı.

 

Pasasak!

 

Yumurtadan çıkan civciv gibi Wyvern heykelin kabuğunu kırıp dışarı çıktı.

 

Weed’in ellerinden bir Wyvern doğmuştu.

 

-------------------------------------

Bir heykel canlandırdın.

 

Heykelin seviyesi sanat statı temel alınarak belirlenecek.

 

Mevcut sanat statı 790, bu yüzden heykelin temel seviyesi 359 olacak.

 

Ancak uçan tipte bir canavar olduğundan %10 penaltı uygulanacak.

 

Ek olarak hayat verilen heykele iki eğilim eklenecek.

 

Bu eğilimlerin gücü heykelin form ve özelliklerine göre belirlenecek.

 

Rüzgar(%100)

 

Ateş(%30)

 

Canavarın uçuş hızı büyük ölçüde arttı ve artık canavarın ateş büyülerine karşı kısmi direnci var.

 

5000 mana harcandı

 

Seviye 2 düştü

 

Seviye düşüşüne bağlı olarak 10 puan en son yükseltilen statlardan düşürüldü. Kaybedilen seviyeler geri kazanıldığında statlar da kazanılacak.

 

Sanat statı 10 düşürüldü.

 

Bu stat sanatsal aktivitelerle uğraşarak yeniden yükseltilebilir.

 

Heykelin hayatına dikkat edin.

 

Ölüm durumunda heykel yeniden diriltilmeli.

 

Tamamen parçalanmış bir heykel yeniden hayata döndürülemez.

-------------------------------------

 

Gerçek bir mucize!

 

Yaşayan bir Wyvern yaratmıştı.

 

“Vauuv, her şey yolunda gibi.”

 

Weed eserini inceliyordu.

 

Heykel Diriltme oldukça kullanışlı bir yeteneğe benziyordu. Gücü sanat statına dayanan heykeller yapmak!... Kuvvetli ve yüksek çevikliğe sahip heykeller etrafta dolaşıp canavarlarla savaşabilirdi… Savaşa elverişli olmayan sanatçı sınıfı için rüyaları süsleyecek bir yetenek.

 

Yetenek, tüm kıtayı bir araya getiren ilk adam, İmparator Geihar Von Arpen tarafından icat edilmişti.

 

Tabii ki heykellerin savaş güçlerine ek olarak birçok faydası daha vardı.

 

Buna benzer olarak çağırıcı ve elementalistler çeşitli varlıklar çağırıp onları savaşa sürebiliyordu.

 

Bu sınıflarda çağırılan varlıkların elde ettiği eşyalar direkt çağırıcıya aktarılıyordu.

 

Ama iş heykellere geldiğinde, onlar tecrübe ve seviyeyi kendilerine saklıyorlardı.

 

Bir heykelin mevcut gücü sanat statına dayanıyordu ama oymacısı tarafından iyi yönlendirilirse güçlenip kuvvetlenebilirdi.

 

Canlandırılan heykeller, elementler ve diğer çağırılan şeylerden bir tık daha üstündü.

 

Ayrıca aynı anda canlandırılmış heykel sayısında da bir limit yoktu.

 

Ancak can alıcı fark ölüm durumunda ortaya çıkıyordu. Çağırıcı basitçe tekrar çağırabilirdi.

 

Elementler savaş sırasında sıklıkla ölürlerdi. Ama sadece küçük bir mana bedeliyle tekrar çağırılmalıydılar.

 

Ama canlandırılan heykeller tamamen farklıydılar.

 

Eğer bu heykeller ölümcül bir darbe alırlarsa bahşedilen ruh heykeli terk ediyordu ve hasar çok büyük olursa tamir etme imkanı da kalmıyordu.

 

Weed zamanını, 2 seviye ve sanat statlarını feda ettiği heykelin tamamen parçalara ayrılmasından kendi ölümünden daha fazla korkuyordu.

 

“Çok sık kullanabileceğim bir yetenek değil. Ama sanat statını yeterince yükseltirsem bana çok faydası dokunabilir.”

 

Bir oymacının en yüksek statı sanat idi. Doğru kullanılırsa bir oymacının ezik savaş gücünü rahatça telafi edebilirdi. Savaşamayan bir oymacı, yerine savaşmaları için heykeller yapabilirdi.

 

Weed’in gözlerinin önünde Wyvern kanatlarını açıp etrafında döndü. Kafa tek başına bir adam boyundaydı. İlk konuşmaya başladığı sırada karnı gurulduyordu.

 

“Usta!”

 

Sadık bir küheylan.

 

Weed fazlasıyla tatmin olmuştu.

 

“Evet, ben senin ustanım.”

 

Ama bedenine tatminsizce bakan Wyvernin bir sorusu vardı.

 

“Neden bu kadar çirkinim?”

 

“……”

 

“Beni ayağınla mı oydun?”

 

“……”

 

“Bu kadar çirkin halde hayat bulmaktan hayal kırıklığına uğradım.”

 

Heykeller gerçekten de aşırı gururluydular!

 

Wyvern bedeninden tatmin olmamış ve hayli hoşnutsuzdu.

 

İri vücudunu doğru düzgün işleyecek zamanı yoktu. Bu yüzden, orasında burasında gerçekten ilgilenilmesi gereken yerler vardı.

 

Wyvernin uzuvları kabaca oyulmuştu, Wyvern gerçekten de ham, tamamlanmamış bir haldeydi.

 

“Her neyse, sana ben hayat verdim, yani senin babanım. Bundan sonra beni takip etmek için elinden geleni yap. Gerekirse kendini benim için feda etmeye hazır olmalısın, sonuçta babanım ben senin.”

 

Weed bu doğumun boşa gitmesine izin vermeye niyetli değildi.

 

Hayat bahşettiği Wyverni kaybedemezdi. Mümkün olduğu kadar çok faydalanacaktı, iliğini kemiğini sömürmeye niyetliydi.

 

Wyvern Weed’in bakış açısına sahip değildi ve söyleyecek bir çift lafı vardı.

 

“Hiç doğmamış olmayı yeğlerdim.”

 

“…”

 

Wyvernler fazlasıyla gururlu yaratıklardı ve Weed’i dinlemiyordu. Hemen Weed’in aklına bir fikir geldi.

 

Yağcılıkta uzmanlık yapmış bir kan emici!

 

Gururunu okşayacak şekilde Wyverne biraz yağ çekmesi yeterli olacaktı.

 

“Beni dinle, yüzün biraz kemikli olabilir, ama bu seni daha güçlü ve kaslı göstermek için. Sence de öyle gözükmüyor musun?”

 

“Wahahahahah!”

 

Küçük beyinli Wyvern gümüş dilli Weed’in oltasına gelmişti.

 

“Usta iyi. Hizmet etmeye değecek birine benziyor.”

 

“Evet tabii ki, seni ben yarattım. Şimdi benim emirlerimi dinle.”

 

“Dinleyeceğim. Ama benim adım ne?”

 

Weed’in hayat verdiği heykel için bir isim bulması gerekiyordu.

 

Weed üzerinde biraz düşündükten sonra bir isim seçti.

 

“Senin adın Wy-1 olsun.”

 

“Ne anlama geldiğini bilmiyorum ama güzele benziyor. Manası ne?”

 

“Gökyüzünün en havalısı demek.”

 

Weed bunu deyince Wyvern kanatlarını çırpmaya başladı. Oldukça büyük kanatlardı, öyle ki rüzgarının etkisini tamamiıyla hissetmişti.

 

“Bunu çok sevdim.”

 

“Evet, bu senin için özenle seçtiğim bir isim Wy-1.”

 

Weed, gümüş dilli ara bulucu!

 

“Beni isimlendirdiğin için teşekkürler usta, ama merak ettiğim bir şey daha var.”

 

“Ne?”

 

“Kuzenlerim. Eğer benim gibi başka heykeller de yaparsan onları nasıl isimlendireceksin?”

 

Weed diğerlerine ne işim vereceği konusunu zamanı gelince düşünürdü. Diğerlerini de Wy-1 gibi isimlendirmeye karar verdi.

 

“Wy-2”

 

“Bu sıradaki kuzenimin ismi mi olacak?”

 

“Evet.”

 

“Ya sonraki?”

 

“Wy-3”

 

“Oldukça güzel isimler. Hepsini çok sevdim.”

 

Wyvern neşe içinde kanat çırpmaya devam etti. Bu sırada Weed fikrini onaylamıştı.

 

Kuşakların olayı işte buydu! Diğer Wyvernler de isimlerini mutlaka beğenecekti.

 

Gök şehri Lavias’taki kuş loncaları gibi kanatlı yaratıklar pek zeki değillerdi.

 

Dahası bir parça kayadan oyulduklarından teknik olarak taş kafalıydılar. Bu yüzden Weed bir kayadan daha akıllı olmamasına şaşırmamıştı.

 

“Hadi ayrılalım. Beni taşı.”

 

“Evet usta.”

 

Weed Wyvernin kafasına tırmandı.

 

*Whoosh, whoosh*

 

Kanatlarını birkaç kez çırptığında gökyüzünde süzülmeye başlamışlardı. Oldukça yüksekten uçuyorlardı ve aşağıda tüm kanyonu görebiliyordu.

 

Havada süzülürken Weed aşağıdaki küçük noktaları fark etti, çiçek bahçesi ve kısa süre önce tamamladığı başyapıtı. Bu heykel belki de Seoyoon’un gerçek duygularını ifade ediyordu.

 

“Bir daha ne zaman karşılaşabiliriz hiçbir fikrim yok. Hayatımda gördüğün en güzel kadın.”

 

Weed pişmanlıkla kafasını sallıyordu.

 

Şimdiye kadar onu model alan o kadar heykeli fark etmiş olmalıydı.

 

“Bir daha karşılaştığımızda daha dikkatli olacağım ve ölmemek için dua edeceğim.”

 

Uçan Wyvern için aşağıdaki canavarlar engel teşkil etmiyordu. Bu sırada aşağıdaki manzara Weed’in nefesini kesmişti.

 

Nihayet kanyonu terk edip hedefe, Yuroki Dağlarına gitmeye başlamışlardı.

 

***

 

“……”

 

Seoyoon gülümsemeye çalıştı. Heykelinki kadar parlak bir gülümseme yapmak istiyordu.

 

Gözyaşı dökmek kolaydı ama yeniden gülebilmek imkansızdı.

 

Her nasılsa böyle hissediyordu.

 

*drip, drip, drip*

 

Kırmızı dudakları birazcık hareket etti.

 

Mükemmellikten çok uzaktı ama yine de gülümsüyordu.

 

Bu olaylar dizisi onu heyecanlandırmıştı.

 

“Belki bir gün gülmeyi bile başarırım?”

 

Ama bu düşünceyle yüzü düştü. Hala yapamadığı şeyler vardı.

 

Hala gülemiyor veya konuşamıyordu.

 

Ama bu garip gülümseme sevimliydi ve çatılmış yüz ifadesini yumuşatıyordu.

 

Sayısız heykele model olmuş beyaz tenli güzel.

 

Sarp kayalıklı kanyonun manzarasında, yalnız bir kız, bir heykelin yanında dikiliyordu.

 

Seoyoon için dünya artık daha parlak bir yer gibi gözüküyordu.

 

***

 

*Rattle rattle*

 

Bir tüccar vagonu taşıdığı yüküyle beraber şehre giriyordu. Uzun ve zorlu yolculuğun ardından nihayet hedefine varmıştı.

 

Sürücü koltuğundaki tüccar vagonun üzerinde uzanan adama seslendi.

 

“Efendim, vardık.”

 

“Öyle mi?”

 

Adam vagonun üzerinden zıplayıp, ayaklarının üzerinde yere indi.

 

“Prain Krallığı gibi gözüküyor.”

 

Geniz omuzlu ve bronz tenli biriydi.

 

Kısa kesilmiş saçları ve umursamaz ifadesiyle düz bir görünümü vardı.

 

Geomchi449!

 

Geomchi449 sorunsuzca Prain Krallığı’na varmıştı.

 

Seviyesi ortalamaları 241 olan diğer yoldaşlarından daha düşüktü.

 

Ama hala daha 200 seviye olmasının bir sebebi vardı.

 

Henüz 5 seviyeyken yalnız başına ormana geyik avlamaya gitmişti, hem de tek bir sebep için!

 

“Geyik kanı çok lezzetli…”

 

Ölene kadar geyiğin boynuna birkaç kez saplanan demir kamışın tadını anımsadı.

 

Bunu başkalarıyla paylaşamamak acı vericiydi.

 

“Bir savaşçı için kılıcı yanındaysa her şey yolunda demektir.”

 

Geomchi449 uzun adımlarla güçlü bir şekilde yürüyordu.

 

Eski püskü kıyafetlerle ve bir çanta dolusu kılıçla geziyordu.

 

Kazandığı tüm parayı yemeğe ve kılıca yatırmıştı.

 

“Gerçek bir silahşorun yalnızca silaha ihtiyacı var, zırh yükten başka bir şey değil.”

 

Geomchi449 Prain Krallığı’ndaki güçlü ve ünlü savaşçıları arıyordu.

 

Silahşorlar, savaşçılar, şövalyeler ve paladinler…

 

Silah kullandıkları sürece sınıfları önemli değildi.

 

Sadece güçlenmek istiyordu.

 

“Duyduğuma göre bu şehirdeki en güçlülerden biriymişsin. Sana meydan okuyorum.”

 

Meydan okunan adam bir adım geri attı. Geomchi449’u eski püskü kıyafetler içinde görünce dayanamayıp sordu.

 

“Kafayı mı yedin? Benim seviyem 280. Sen hem düşük seviyeymiş gibi gözüküyorsun hem de üzerinde doğru düzgün ekipman yok.”

 

“Umurumda değil, meydan okumamı kabul edecek misin?”

 

Bu tarz meydan okumalarla karşılaşanlar genelde eğlence olsun diye fazla düşünmeden kabul ederlerdi.

 

“Pekala. Seni patakladıktan sonra pişman olmasan iyi edersin.”

 

“Tabii ki olmayacağım.”

 

Geomchi449’un meydan okuduğu kişi bir paladindi.

 

Bir sebepten paladin düello sırasında garip bir şeyler olacağını sezmiş gibiydi.

 

“Etrafta öylece dolaşıp bana bu paçavralarla meydan okuyorsun…  Kim olduğunu bilmiyorum ama doğru düzgün dövüş tamam mı?”

 

“Kutsal kalkan!”

 

Paladin temel yeteneklerinden biri olan kutsal kalkanı uyguladı.

 

“Güneş Tanrısı’nın ilahi koruması! Savaşçı kutsaması!”

 

Paladinler kendilerini korumak için kutsamalar kullanır ve dövüş güçlerini artırırlardı.

 

Aynı zamanda kritik durumlarda kendilerini iyileştirme imkanları da vardı.

 

Bu yüzden pek kimse paladinlere meydan okumaya yanaşmazdı.

 

Paladinler yaralarını çabucak iyileştirebilirler, eğer yeterince hasar vermezsen kaybettikleri canı fazlasıyla telafi edebilirlerdi.

 

“Kutsal Kılıç!”

 

Kılıcı beyaz ışık saçmaya başladı.

 

Kılıç savrulduğunda kutsal alevler gözüküyordu.

 

Bu yetenek paladinlerin saldırı gücünü artırırken bol miktarda mana yiyordu.

 

“Geliyorum.”

 

Paladin kılıcını savurdukça beyaz alevler saçılıyordu.

 

Geomchi449 etrafta zıplayarak alevleri savuşturuyordu.

 

“Etki alanı oldukça geniş… Savaş fazla uzarsa benim için tehlikeli olacak.”

 

Geomchi449 alevlerin içine atlayıp biraz can kaybetmeyi göze alarak paladine saldırdı.

 

“Kafa!”

 

Şaşıran paladin gelen saldırıyı kılıcıyla blokladı.

 

*sliiiiide*…

 

Geomchi449’un kılıcı paladinin kılıcını bir yılan gibi geçiverdi.

 

*Bilek!*

 

Bu seferki saldırı paladinin bileğini hedef alıyordu.

 

Bu seferde zar zor saldırıyı karşılamayı başarmıştı paladin.

 

Paladin’in gözleri nihayet keskinleşti, sayısız savaşa tanık olmuştu.

 

Genellikle bu tarz düellolar tarafların seviyeleri tarafından belirlenirdi, seviye farkının fazla olduğu bir savaşta kazanan taraf şaşmazdı. Rakibi seviye farkına rağmen iyi bir maç çıkarıyordu.

 

“Çok iyi”

 

Paladin kılıcını göğsüne kaldırıp tüm gücünü serbest bıraktı.

 

“Bash!”

 

Paladin kendini savaşa verip bir dizi güçlü kılıç darbeleri sergiledi. Bu sefer en baştan tüm gücüyle savaşmaya niyetliydi.

 

En ufak bir endişe belirtisi göstermeden Geomchi449 duruşunu değiştirdi.

 

Rakibinin saldırıları açık ve doğrudandı, belini ve alt vücudunu kullanarak kolaylıkla kaçabiliyordu. Kılıcını yandan savurarak paladinde küçük bir yara açtı ama verdiği hasar o kadar azdı ki zorlukla fark ediliyordu.

 

Geomchi449’un canı kutsal kılıçla daha önce vurulduğunda %20 azalmıştı. Diğer tarafta ise paladinin yandan aldığı küçük bir yarası vardı.

 

Paladinin savunma büyüleri hasarın çoğunu emiyordu, ama bu yara eskisi kadar cüretkar hareketler yapmasına mani olmuştu.

 

Düelloyu izlemek için toplanan kalabalıkta lakırdılar dolaşıyordu.

 

“Bu adam…”

 

“Bunun gibi insanlarla ilgili bir söylenti duymuştum, tüm kıtayı güçlü rakipler bulup meydan okumak için dolaşıyorlardı.”

 

“Güçlü canavar ve oyuncuları avlayan insanlar, sadece kılıç ustalıklarına güveniyorlar.”

 

“Bu onlardan biri olabilir mi?!”

 

Tüm Versailles Kıtası’nda Geomchiler hakkında bolca söylenti yayılmıştı.

 

Geomchi449’un seviyesi düşüktü ama paladinin saldırılarını kolaylıkla karşılıyordu. Dövüş sanatlarındaki yeteneğine rağmen aradaki 80 seviyelik fark onu fazlasıyla yıpratacaktı. Ayrıca zırhı olmadığından savunması da çok düşüktü ama bu işi böyle yapmak zaten onun asıl amacıydı.

 

“Sadece benden güçlüleri yenerek kılıç becerilerimi geliştirebilir miyim? Daha hızlı hareket etmeliyim. Uzun eğitimlerden geçmeliyim, eğer ezici avantajı olan bir rakibe karşı kazanma ümidim kalmazsa basitçe güçlerine yeteneklerine ve büyülerine yenilirim.”

 

Geomchi449 sadece insanlarla savaşmıyordu. Aynı zamanda avlaklardaki isimlerini bilmediği canavarlarla da savaşıyordu.

 

Yabancı bir bölgedeki yabancı canavarlarla yüzleşiyordu. Olayın içine atlayıveriyor, önce hareket edip sonra üzerine düşünüyordu.

 

Diğer Geomchiler gibi Geomchi449’un hedefi en tepeye ulaşmak değildi. Gerçek amacı güçlü rakiplerle karşılaşarak konsantrasyonunu artırmaktı. Büyü ve beceri eksikliğinden dolayı, güvenebileceği tek şey kılıç ustalığı ve hareket kabiliyetiydi.

 

Tüm kıtayı dolaşıp güçlü rakipler ararken, Geomchi449 sayısız canavarla karşılaşmıştı. Geomchi 6 dan 505’e herkes kılıç ustalığını bilemek için seyahat ediyordu. Yolda iyi işler yaparak bir yandan da savaşçı olarak görevlerini de yapıyorlardı.

 

Bu tecrübe kazanmanın en iyi yolu olmasa da tecrübeyle ilgili tüm savaşlar bu yolla yapılıyordu.

 

Bu sırada İlk 6 Geomchi Serabourg kalesinde yiyip içiyordu.

 

“Öğrencilerin yokluğu yalnız hissettiriyor.”

 

Geomchi2 ustasının sözünü duyunca gülümsedi.

 

“Eh, böyle ara verip dinlenmeyeli epey zaman oluyor.”

 

“Doğru.”

 

Geomchi3 ekledi:

 

“Eminim öğrenciler bu dünyadaki tecrübelerinden fazlaca yararlanacaklar.”

 

Geomchi4 ve Geomchi5 de bu fikre katıldılar.

 

“Eğer biri kılıcını güçlendirmenin yolunu ararsa, öncelikle kendini güçlendirmeli. Eğer daha fazla gerçek dövüş tecrübesi edinirlerse kılıç ustalıkları da aynı zamanda gelişecektir.”

 

“Doğru.”

 

Tatmin olmuş hisseden Geomchi yiyip içmeye devam etti.

 

“Beklediğimiz gibi, öğrencileri kendilerini eğitmeleri için göndermek doğru bir karardı.”

 

“Gerçekten de usta.”

 

Geomchi2 gülümsedi. Mesele çözümlenince o ve diğer eğitmenler yemeğe devam ettiler.

 

Yemek öğrenciler tarafından ödenmişti.

 

Öğrenciler eğitim sırasında para harcayacak yer bulamayacaklarından eğitmenler parayı değerlendirmenin daha iyi bir yolunu buluyorlardı.

 

Bu mantıkla öğrencilere kazandıklarını eğitmenlere bağışlamaları tavsiye edilmişti.

 

***

 

Yuroki Dağları’nda yaşayan tüm Orklar Karanlık Elfler ve İnsanlar bir araya toplanmışlardı.

 

Her ırkın liderleri barışçıl bir şekilde bir araya gelmişti!

 

Farklılıklarına rağmen ölümsüzlere karşı durmak için bir araya gelmişlerdi.

 

“Kaçıp gideceğini düşünmüştüm.” Ruh çağıran bunları Weed’e hor gören bir ses tonuyla söylemişti. Ama Weed’in sinir bozucu bakışlarıyla karşılaşınca derhal pişman oldu.

 

Geri dönerken Weed heykelsel dönüşüm yeteneğini kullanarak tekrar Ork haline dönüşmüştü.

 

Şişman ve gururlu Ork Karichwi ağız dolusu çirkin dişleri, feri gitmiş gözleri ve oynayıp duran burnuyla…

 

İnsanların tahammül edemediği çirkinliği Orklar için oldukça etkileyiciydi ve ona yüksek oranda karizma sağlıyordu.

 

“Ölümsüz Ordusu’nun durumu ne?” Weed sordu.

 

“Buraya ulaşmalarına yalnızca iki gün kaldı. Liç Shire Balkan’ın ana ordusundan bir bölükle güneyden buraya gelecek. Ölümsüz Ordusu bu diyarlara gelip ölüm saçmaya kalkışacağından hazırlanmalıyız.”

 

Ölümsüzler Ordusu geniş hendeği kullanarak dağlara güney tarafından girecekti.

 

Hendeğin olduğu yönde uğursuz kızıl bir sis yükseliyordu.

 

Karanlık alacalı bir rengi vardı. Yükselen dumanlar yavaş yavaş gökyüzünü kırmızıya boyuyordu.

 

Fazlasıyla büyük bir ordu olmalıydı.

 

Ruh çağıran açıkladı:

 

“Gökyüzü tamamen kızıla döndüğünde. Bu gerçekleştiğinde Shire’in gücü büyük ölçüde artacak ve ölümsüzler ilerlemeye başlayacak.

 

Birden Weed kafasının içinde bir ses duydu.

 

-Weed, dağın yamacına vardım.

 

Duyduğu ses Mapan'a aitti.

 

Mapan nihayet Issız Diyarları aşıp Rosenheimden getirdiği gümüş bar ve oklarla yüklü vagonlarıyla Elf kalesine varmıştı.

 

Tüccar olmayı seçmek kararlı bir tip değilseniz iyi bir fikir değildi.

 

Mal alıp satarken kar edebilmek için çok sayıda şey gerekliydi.

 

İlk önce yerel market fiyatlarını bilmeliydin ve yerel bölgelerdeki şöhretini mümkün olduğu kadar çok yükseltmeliydin.

 

Savaş sınıfları zindanlarda veya av bölgelerinde avlanarak güçlenirken tüccarlar şehirden şehre gezip mal alıp satmak zorundaydılar.

 

Tüccar sınıfı şehir değişikliklerinde en hassas sınıftı, kolaylıkla kabul edilip o bölgedeki şöhretlerini artırabiliyorlardı.

 

Bu sayede tüccarlar çok daha kolay görev alabiliyorlardı ve dükkanlara girdiklerinde bir tüccarın yapabileceği her çeşit görev önlerine seriliyordu. Eksik bir kayısı kasası tedarik etmekten tutun da bir kitabı okuyup özetlemeye kadar.

 

Yeterli tecrübe ve bilgiyi elde ettiklerinde önemli görevler kendini gösterebiliyor, bir şehre veya vilayete yatırım yapmak mümkün oluyordu.

 

Yeterli şöhrete ulaşıldığında ise malları daha ucuza alabiliyor, hatta normalde satılmayan mallara bile ulaşma imkanınız oluyordu.

 

Mapan’ın hayali tüm bir şehri satın alabilecek kadar zengin olmaktı.

 

“Şimdi ne yapmam lazım? Vagonları dağın tepesine çıkarmak sorun olacak.”

 

“Orada bekle, sana yol gösterecek birini gönderiyorum.”

 

Weed bazı Orkları işaret etti.

 

“Siz çocuklar, chwiiik”

 

“Chwiik chwit chwit! Emredin.”

 

“Dağın yamacında bir insan var, bize vagonuyla bazı mallar getiriyor. Onu buraya getirin ve dikkatli olun korkutmayın.”

 

“Anlaşıldı, chwiik!”

 

Orklar ikilettirmeden kalkıp gittiler.

 

***

 

Mapan Weed’i beklerken dinleniyordu.

 

Issız Diyarları geçip dağlara varmıştı. Dağlar yemyeşildi ve gür ormanlarda kuşlar cıvıldıyordu ve tüm düzlükte ferahlatıcı bir rüzgar esiyordu.

 

“Burası gerçekten iyi hissettiriyor.”

 

Mapan manzaradan mest olmuştu.

 

Dağ sırasının önünde akan bir nehir vardı

 

Temiz nehir balık kaynıyor, sayısız geyik ve zürafa düzlüklerde dolaşıyordu.

 

“Bu dağlar en iyisi.”

 

Mapan manzaradan oldukça tatmin olmuştu.

 

Bir tüccar olduğundan seyahat ederken hep en güvenli rotayı seçiyordu. Bu yüzden nadiren dağlık bölgelerden geçerdi.

 

Dağlar gerçekten büyüleyiciydi ama taşlık uçurumlar dağları aşmayı hayli zor kılıyordu.

 

Zirveye yakın yerler karla kaplıydı.

 

Rüzgar biraz serindi ama iklim seyahat için mükemmeldi.

 

Mapan’a bu bölge tanıdık hissettiriyordu.

 

“Daha önce burada bulunmuş muydum? İlk defa buraya geldiğime eminim ama bu manzarayı görmek…”

 

Ama burası çok uzaktı…

 

Mapan buraya daha önce gelmiş olamazdı ama yine de bir aşinalık hissi veriyordu.

 

Dağın zirvesindeki kar bulutları bile garip biçimde tanıdık geliyordu.

 

“Bunu nerede gördüm ki?”

 

Orklar dağdan aşağı iniyorlardı.

 

Mapan titreyen ellerle vagonu Orklara doğru sürdü.

 

“Drunk-ik! Yük. Ben ilgilenecek.”

 

Mapan Orkları dinlerken bitap ve afallamış hissediyordu. Neden böyle davranıyorlardı?

 

“Ah doğru, Şeref Listesi! Bu dağları Şeref Listesindeki bir videoda görmüştüm.”

 

Mapan heyecanlanmıştı, ama hala böyle Orkların var olduğuna inanamıyordu.

 

“Bununla ne yapalım, Chwiik!” Ork elindeki palayı doğrultmuş sallarken sormuştu.

 

“İnsan! Kharichwi’ye götür, Chwichwiik!”

 

Orklar mallarla dağı tırmanmaya başladılar, Mapan'ın oraya getirene kadar canının çıkmasına neden olan mallar kolaylıkla taşınıyordu.

 

Mapan gergin halde ona yol gösteren Orkları takip etti. Karanlık Elf kalesini gördüğünde mutluluktan ağlayacaktı.

 

“İşte burası. Burası varış noktasıydı.”

 

Orkların önünde Weed, Karichwi’ye dönüşmüş olarak duruyordu.

 

“Gayretlerin için teşekkürler Mapan. Chwiik!”

 

Chwiik sesi garip şekilde tanıdık gelmişti.

 

Mapan karşısındakinin aslında kılık değiştirmiş Weed olduğunu fark etti.

 

Bir Ork gibi görünüyor ve davranıyordu.

 

“Weed! Bu durum…”

 

“Anlatılacak çok şey var, sonra konuşuruz, artık başlamak üzere. Lucille!”

 

Weed sürülmüşler köyünden Lucille adında bir demirciyle buluştu.

 

“Chwichit. Buraya gel ve silahları dövmeye başla.”

 

“Anlaşıldı.”

 

İnsan demirciler vagonlardaki malları taşıyıp işe koyuldular.

 

Doğru ekipmanla donatılırlarsa İnsanlar Elfler ve Orklar her bir ırk ölümsüzlere çok daha fazla hasar verebilirlerdi.

 

Ancak Karanlık Elfler gururlu ve itaat etmeye hevessiz görünüyorlardı.

 

“Pfff, bu sadece gümüş.”

 

“Bu ham silahlarla ne yapacağız? Bizim mithril kılıçlarımız daha çok işe yaramaz mı?”

 

“Bu ham dediğiniz silahlar savaş işin çok önemli.” dedi Weed.

 

Weed tüm bahsini Karanlık Elflerin hor gördüğü bu ‘ham’ silahlara oynamıştı.

 

Ancak Orklar memnun kalmamış Elfleri sallamıyordu.

 

“Yeni silahım çok güçlü chwiik!”

 

“Çok parlak.”

 

Küçük beyinli Orklar yeni gümüş silahlarıyla mutluydular.

 

Weed’in ölümsüzler ordusuna karşı koyma planı sahneye konmak üzereydi.

 

Bu seferki savaş planı Ork usulü ‘Taktik maktik yok. Bam* Bam* Bam*’ değildi.

 

“Orklar ön saflarda yer alacak ve Elfler arkada kalacaklar.”

 

Stratejist kendisi olduğundan savaş düzeninde elinden gelenin en iyisini uygulamıştı.

 

Mapan’ın getirdiği gümüş oklar derhal Elflere pay edildi.

 

Elf okçuları inanılmazdı, hem de sadece meşeden ok ve yaylar kullanmalarına rağmen.

 

Güçleri gözardı edilemezdi.

 

Savaş hazırlıkları tamamlanmak üzereydi.

 

Orklar ve Karanlık Elfler neredeyse tamamen toplanmıştı.

 

Karanlık Elfler kale duvarlarının tamirini tamamlamıştı.

 

Ayrıca duvarların önlerine hendekler kazılmıştı.

 

Kot farkı kaleyi kuşatmalara karşı çok daha dirençli yapıyordu.

 

Elfler toparlanmış, tüm Orklar bölgeye akın etmiş durumdaydı.

 

İnsanlar bilgilendirilmiş ve kale tamirine destek olmuşlardı.

 

Kale nihayet tamamlanmış, devasa ve güzeldi!

 

Kalenin uzun duvarları dağ sırası boyunca devam ediyordu.

 

Her kulede katranla doldurulmuş yanan kazanlar mevcuttu.

 

Şimdi meşe odunundan kapıları yapıyorlardı.

 

Weed savunma oluşturulurken her adımı yakından takip etmişti. Ama yakından bakılırsa derme çatma yapılmış duvarlar olduğu anlaşılırdı.

 

Her şey göz açıp kapayıncaya kadar dağılıverecekmiş gibi gözüküyordu.

 

Bunun sebebi Orkların tembel ve aptal yaratıklar olmasıydı. Elfler işlerini adam akıllı yapmışlardı ama sayıları azdı.

 

“Yeterli olacaktır. Ölümsüzler de Orklardan farklı değil.”

 

Weed istemese de daha çok heykel yapabilmek için işin son bölümünde takibi bırakmak zorunda kalmıştı.

 

Tabi bir başka heykel daha diriltmek 2 seviye daha kaybetmek anlamına gelecekti. En basit strateji 100 tane heykel yapmaya çalışmak olurdu ama bunun için yeterli zaman yoktu.

 

“Hiçbir şey beleşe gelmiyor; özel bir şeyler yapmadan A seviye bir görevi tamamlayabilmeyi bekleyemezsin.” İlk heykeli tamamladığında gözünde yaş kalmamıştı.

 

Her bir yeni heykeli dirilttiğinde iki seviye daha kaybediyordu. Kalbinin sıkışmasına sebep olsa da bu gerekli bir yatırımdı.

 

Ölümsüzler ordusunun istilasına yalnızca 2 gün kalmıştı; Bu sürede 9 Wyvern heykeline daha hayat vermeyi başaran Weed’in seviyesi 279’a düşmüştü.

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr