Lms 17.3 : Morata Lordu

avatar
1947 31

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 17.3 : Morata Lordu


Çevirmen : Clumsy-nim



Morata Lordu.

 

Yoon Na-hee beklenti doluydu. "Onunla bizzat tanışmak büyük bir şans."

 

Lee Hyun’la buluşmak!

 

Yalnızca üç telefon konuşmasıyla bir kontrat yapamadıkları için bu defa bir randevu ayarlayarak kontrat formunu bizzat imzalatacaktı.

 

Başkanın sekreterlik ofisinde çalışacak düzeyde bir çalışan olsa da o güne dek Lee Hyun kadar güçlü bir izlenim veren hiç kimseyle tanışmamıştı. Onu düşünmek bile içini ürpertmeye yetiyordu.

 

"3 milyar Won’u (3 milyon doları) sokakta bulunan sakız parası gibi gören biri."

 

İlk telefon konuşmalarında Lee Hyun, hesabının 3 milyar 9 milyon Won’a açık arttırmaya çıkarıldığını duymasına rağmen kabaca telefonu kapatmıştı.

 

Yoon Na-hee’nin daima hayalini kurduğu ideal erkek tipi değil de neydi!? O zamanlar yaşadığı canlandırıcı şaşkınlığı hala unutamamıştı.

 

8 Kahraman programı kadrosunu seçmekle görevlendirildiği sırada da kısa konuşmaları olmuştu. Lee Hyun o sıralar yalnızca 219. seviyedeydi ve kendisi de bir Kraliyet Yolu oyuncusu olan Yoon Na-hee’nin seviyesi ondan yüksekti.

 

Fakat Lee Hyun’un hafife alındığı süre çok kısa sürmüştü. True Blood Vampirleri görevi, Ölümsüz Lejyonu savaşı, Kemik Ejder avı ve hatta Embinyu Kalesinin fethi!

 

Yoon Na-hee Lee Hyun’u yalnızca farklı yayıncıların videoları aracılığıyla görebilmişti — Ork Karichwi olarak tüm Orklara ve Karanlık Elflere komuta ederken çizdiği o erkeksi ve aah son derece çarpıcı görünüşü yok muydu! Kadın öylesine tutkulu bir hayrana dönüşmüştü ki Ork Karichwi’nin büyütülmüş bir resmini çıkartarak duvarına yapıştırmıştı.

 

"Hmm, onu durduk yere arasam sorun olur mu acaba?"

 

Yoon Na-hee ansızın onu gelişigüzel bir şekilde arama kararı almıştı. Bunu yapma sebebi Başkanın sekreterlik ofisindeki pozisyonu ve görünüşü sayesinde herkes tarafından daima hoş karşılanıyor oluşuydu. Fakat Lee Hyun’u gerçekten aramaya yaklaştığı anda konuşmakta zorlanacak derecede gerilmeye başlamıştı.

 

En sonunda kendisini hazırlayarak Lee Hyun’un numarasını tuşladı. Ve daha iki kez çalmamışken telefon yanıtlandı.

 

Tık!

 

"Merhaba, ben Yoon Na-hee. Beni hatırlıyorsun, değil mi?"

 

Samimi ve yumuşacık, tatlı bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. Karşı taraftaki kişi Lee Hyun değilse ne yapacağım diye bir an için endişelense de neyse ki telefonu açan doğru kişiydi.

 

- Kiminle görüşüyorum?

 

Lee Hyun'un kaba sesi işitildi. Halihazırda gergin olan Yoon Na-hee ise iyice gerilmeden edemedi.

 

"Şey, ben Yoon Na-hee."

 

Üçüncü konuşmaları olduğu için hiç değilse ismini anımsayacağını varsaymıştı.

 

- Ee, ne olmuş?

 

"......"

 

- Meşgulüm, o yüzden arayıp durma lütfen.

 

— Biiiiiiiiiiiiiip —

 

Ve Lee Hyun telefonu kapatmıştı.

 

* * *

 

Weed’in zamanında Işık Kulesi heykelini yaptığı tepe, gündüz saatlerinde bile ziyaretçilerle tıklım tıklım dolu oluyordu. Işık Kulesine bakmaya gelen turistler orada akşama dek bekleyecek kadar ileri gidiyordu. Weed’in tepede yaptığı başka heykeller de olduğu için başlangıç seviyesindeki Oymacılar boş alanlarda çalışarak yeteneklerini konuşturuyordu.

 

Harikulade bir heykel parkı denilmeye layık bir ortamdı. Bu tepe çoktan Versailles Kıtası sınırlarında Işık Parkı olarak bir hayli ünlenmişti. Ayrıca tepeden muhteşem Morata manzarasını ve Lordun Kalesini seyretmek mümkündü! Güzelim binalar ve Tanrıça Freya Heykeli de yukarıdan görünüyordu.

 

İşte Weed de Sarı Oğlanla birlikte o noktaya çıkmıştı.

 

"Bu Morata Lordu."

 

"Lord mu? Işık Kulesi heykelini yapan Oymacı yani."

 

"Savaş Tanrısı Weed."

 

Weed tepede ilerledikçe onu tanıyan turistler bağrışıyordu. Yanlarından öylece geçiveren Weed, heykel tepesinin üzerinde pozisyon alarak oyma bıçağını çıkarttı.

 

'Görev için gerekli bir şeyi yapmalıyım.'

 

Kurtarıcıların İttifakı görevini yaparken bile sınırlarını hissetmişti. Bir Oymacı olduğu için statları diğerlerinden yüksek olsa da dövüş kabiliyeti bir şekilde yetersiz kalmıştı. Bunu oyma bıçağıyla veya diğer yetenekleriyle telafi edebilse de kendisini bekleyen görevi düşününce durum sallantıdaydı.

 

'Artık Kurtarıcı Gücünü bile kullanamam ve Balkan veya Hidra Kralı gibi bir düşman daha belirecek olursa kaybedeceğim kesin.'

 

Weed’in tüm kartlarını oynamasını gerektiren bir savaş olmuştu. Asanın sağladığı Kurtarıcı Gücünü bütünüyle kullanmış ve Bakır İstirahat Plakasının dayanıklılığı düşmüştü, yani artık Ölüm Cezasından da faydalanamazdı. Görevin 2. ve 3. adımlarını da tamamlaması gerekirken bütün kartlarını tüketmişti.

 

S sınıfı görevin 1. adımında ölümüne çile çekmişken 2. ve 3. adımlarda başarısız olmaktan daha utanç verici bir şey olamazdı.

 

Kırt, kırt.

 

Kayalar oyma bıçağının her hareketiyle kesiliyordu.

 

Weed’in yapmayı düşündüğü pek çok heykel vardı. Freya Kilisesi diğer dinleri reddetmiyordu. Dolayısıyla Weed de Freya’yla iyi uyum sağlayan *Lugh Tanrısının bir heykelini yapmayı planlıyordu. Lugh Kilisesi aydınlığa tapıyordu ve karanlığın örtüsü altında saldıran canavarların doğal düşmanıydı. Dolayısıyla yalnızca kamu güvenliğini arttırmak adına bile olsa bir Lugh İdollerinin olması fena olmazdı. (Keltlerin Güneş, Kahramanlık Tanrısı)

 

'Büyük bir heykel yaparken dayanıklılığın iyi olması gerekir, yani temelini taşla yapmak zorundayım.'

 

Weed heykelin temelini oluşturması için kayayı hızla kesip biçiyor, Işık Heykeline benzer boyutta bir heykel yapıyordu! Lugh Heykellerine Versailles Kıtası boyunca sıklıkla rastlanırdı. Tanrıça Freya gibi belirsiz bir görünümü olmadığı için Weed’in Lugh heykeli yapması da uzun sürmezdi.

 

"Esas önemli kısım bundan sonra başlıyor."

 

Weed derin bir nefes aldı. Materyaller öylesine kıymetliydi ki soğuk terler döküyordu ama heykele yapacağı yatırım zaruriydi.

 

İleri Düzey Oymacılığın 6. seviyesindeydi. Yalnızca birazcık daha heykel yaparak pek yakında 7. seviyeye ulaşabilecekti.

 

"Gerçekten yazık olacak ama…"

 

Weed Embinyu Kalesinden topladığı metal parçacıklarını sıraya koydu. Ve gerçekten sağlam demircilik materyallerini ayırarak geri kalan kırık parçaları eritti.

 

"Aahhh, kıymetlilerim..."

 

Sarı sarı parıldayan dökme altınlar tamamlanmıştı.

 

Bir Demirci, yeteneği arttıkça ince bir altın tabakası ile boya yapabilirdi. Yani teknik bir tabirle ürünü yaldızlı hale getirebilirdi!

 

"Bu kadar malzemeyle yarısını bile boyayamam…" Sahip olduğu tüm metal parçalarını erittikten sonra bile tüm heykeli boyamaya yetecek malzemesi çıkmamıştı. "Araya birazcık farklı şeyler katıp saflığı mı azaltsam?"

 

Weed bu düşünce sonrası kafasını salladı. Altının saflığının düşmesi heykele inen bir darbe olurdu.

 

"Altının ne olursa olsun 24 ayar kalması lazım."

 

Böylece Weed, avlanma esnasında edindiği antik altın sikkeleri ve altın barlarını eritmeye başladı.

 

"Aaahh, kıymetlilerim."

 

Erimiş altın, çubukla karıştırıldığı her seferde tarifsiz bir parıltı yayarak harmanlanıyordu. Bugüne dek yalnızca bol sulu çorba karıştırmış olan Weed için bu, lüksün de lüksüydü.

 

Turistler de hayranlık ve şaşkınlıklarını dile getirmeden edemiyordu.

 

"Oymacı Weed şu anda devasa bir heykel mi yapıyor?"

 

"Tamamen altınla kaplayacak galiba."

 

Lugh idolünün neye benzeyeceği konusunda meraklanıyorlardı. Bu işler böyleydi; konu ne olursa olsun beklenti, işin tamamlanmasından hemen önce iyice kuvvetlenirdi.

 

Söz konusu Weed olunca turistlerin sayısı çoğaldıkça çoğalıyordu.

 

"Böyle bir heykele yatırabilmek için Morata’dan ne kadar vergi kazıdı acaba?"

 

"Beklenildiği gibi Lordlar paranın gözüne vuruyor olmalı."

 

"Size söylüyorum ya, bunların hepsi dolandırıcı ve hırsız. Oyuncular Kuzeyde toplandıkça cebe kaç para indirdi sanıyorsunuz?"

 

Onu bir milyoner olarak görüp kıskananlar bile vardı. Öyle ya da böyle Weed’in şöhreti muazzamdı.

 

"Lordumuzu eleştirmeyin!"

 

"Aynen öyle, bizim Lordumuzun belirlediği vergi oranları gerçekten düşük bir kere."

 

"Bir zamanlar Morata denen o harabeye bina dikip heykeller yapmak için bizzat kendi ceplerini boşalttı. Öylesine harika bir Lord ki…"

 

"Piyasadaki herkese mal satarken son Bakırlarına dek almaya çalışmasının gerçek sebebini bile bilmiyorsunuz, değil mi? Aaah, aah!"

 

Onu kibar biri olarak gören çaylak kadınlar, Weed’e yönelik eleştirileri karşılarken gözyaşı bile döküyordu.

 

"Morata’ya yatırım olabilsin diye tek bir Bakır için bile uğraşıyor. Hepsi bizim için!"

 

Onu savunan oyuncular ona canlı bir aziz gözüyle bakıyordu; vatandaşlarına ve oyunculara kıymet veren harika bir Lorddu o!

 

Weed ise öylesine gerilmişti ki turistlerin tartışmasını zerre kadar umursamıyordu.

 

"Tek bir damlayı bile yere dökemem."

 

Tüm dikkatini altın yaldızlama işine vermişti.

 

Küçüklüğünden beri evinin duvarlarını kağıtla kaplamaya alışkındı. Dağıtımdan kalan gazeteleri katman katman yapıştırarak kışı geçirirlerdi.

 

"Kaplama işi hızlı yapılmalı! Malzeme kesinlikle üst üste binmemeli. Kalkık veya yamuk yumuk kısımlar olursa işler zorlaşır."

 

Yaldızlama işi, kağıt kaplama tecrübelerini yeniden canlandırmıştı. Elbette ikisi arasında hatırı sayılır bir fark söz konusuydu. Yaldızlama işinde altın incecik bir katman halinde yayılıp sürülmeliydi, yani kağıt kaplamaya nazaran çok daha zordu.

 

Fakat Weed, eksiklerini telafi etmek için yeteneklerinden yardım alıyordu. Boktan bir çizim kabiliyeti olsa da önceden Çizim yeteneğini yükseltmiş olmasının bu boyama işine hafif de olsa bir etkisi dokunuyordu.

 

Hiç değilse kafa kısmını tamamen boyamıştı ve Lugh idolünün kafası gün ışığını yansıtarak altın renginde ışıldıyordu. Gözlerinin yerine mavi mücevherler koymuştu. Her an parıldayıp uçuşacakmış gibi görünen altın bir kafanın uzakları izleyen masmavi gözleriydi o mücevherler.

 

Böylece gururlu Güneş Tanrısı heykeli baştan ayağa istikrarlı bir şekilde vücut buluyordu.

 

"Oooh."

 

"Çok havalı."

 

Heykelin yapılış aşamaları turistler tarafından internette gerçek zamanlı olarak paylaşılıyordu. Weed’in elinden çıkma altın Lugh idolü!

 

Görkemli bir görünümle tamamlandığındaysa elinde kocaman bir yay ve oklar bile vardı. Normal bir Oymacı için yalnızca idolü yapmak bile göz korkutucu bir işken Weed’in büyük heykellerle bir mazisi vardı. Elinde birazcık materyal kalınca o kocaman heykelin yanı sıra Lu’nun ekipmanını bile yapmıştı.

 

Ding!

 

****

Lugh Kilisesi İdolünü tamamladınız!

 

Oymacılığın ulu lideri, dini bütün Oymacı Weed tarafından dünyaya getirilmiş bir başka mühim eser.

 

Versailles Kıtası Tanrılarından biri olup güneşi sembolize eden Lugh idolü tamamlandı. Saf altınla kaplanan bu eser, Lugh Kilisesi tarafından değer görecektir.

 

Sanatsal Değer: Usta Oymacı Weed’in eseri. 9,112.

 

Özel seçenekler: * Lugh İdolünü görenlerin aydınlık alanlardaki Sağlık ve Mana onarım hızı bir günlüğüne %23 artar.

 

* Lugh Din Adamlarının kutsal gücü bir günlüğüne %12 artar.

 

* Kutsal büyülerin başarısızlık oranı düşer.

 

* İnançlarının gücüyle Lugh Paladinlerinin moralleri düşmez ve Cesaretleri maksimum değerlerine çekilir.

 

* Kuvvet 12 yükselir.

* Maksimum Canlılık %20 yükselir.

* Maksimum Sağlık %25 yükselir.

* Avlanma esnasında öğe düşme oranı bir günlüğüne %7 yükselir.

 

Etkiler diğer heykellerin etkileriyle birleşemez.

 

Şu ana dek tamamlanan dini heykel sayısı: 1

 

- Oymacılık yeteneği yetkinliği gelişti.

 

- İleri Düzey El Becerisi Yeteneği 7. Seviyeye yükseldi. El ve alet kullanımı gerektiren beceriler %8 gelişti ve farklı çeşitli alanlarda da etki söz konusu.

 

- Şöhret 499 yükseldi.

 

- Sanat statı 35 yükseldi.

 

- Kuvvet 3 yükseldi.

 

- Bir dini heykel yaptınız. Lugh Kilisesiyle olan yakınlığınız yükseldi ve onların takdirini kazandınız. Lugh Rahiplerinin Morata’yı ziyaret etme ihtimali arttı.

 

- Dini bir heykel yapmanız sayesinde tüm statlar ekstra 2 puan kazandı.

 

****

Bir dini heykel yapmayı başarmıştı!

 

Oymacılık yeteneği yetkinliğinin 7. Seviyeye ulaşmasınaysa yalnızca %17 kalmıştı.

 

"Bir veya iki şaheser yeterli olur herhalde."

 

Oymacılık geliştikçe daha zor seviye atlanıyordu fakat şartlar onu hırslandırmak için fazlasıyla yeterliydi. Yine de Tanrıça Freya ve Lugh İdolü heykellerini yapmışken onlarla uyuşmayan Tanrıların heykellerini yapması mümkün değildi.

 

"Bu kadar büyük taş heykel yeter."

 

Gece, Hırsız veya Barbar İdollerinin heykelini yapmak zor olurdu ve Morata’ya uymazlardı. Hırsızlar için bir idol yaparsa kamu güvenliği düşer ve Hırsız sayısının artışının büyük bir probleme dönüşmesi kaçınılmaz olurdu. Aynı şekilde bir Barbar idolü de iri görünüşüyle vatandaşları korkutacağı için Barbar ırkının yaşadığı bir mekan olmadıkça olasılık dışıydı.

 

"Önemli değil. Heykeli yapılacak bir sürü şey var."

 

Weed oyma bıçağını tutuş şeklini değiştirdi. Lugh İdolüne bakmak için bir dünya turist toplanmışken iş işten geçmeden yemek yapması lazımdı.

 

* * *

 

"Weed, Morata Lordu!"

 

Morata’da avlanıp maceralara atılmaktan keyif alan oyunculardan oluşan avlanma gruplarının hatırı sayılır bir çoğunluğu Weed’e büyük ilgi duyuyordu. Daha güçlü canavarlar ve görevler için Ana Kıtadan Kuzeye geliyorlardı.

 

Turistler veya oyuna yeni başlamış olan çaylaklar Savaş Tanrısı Weed’i pek umursamıyordu. Onun ünlü biri olduğunu bilseler de ona pek ilgi duymuyorlardı.

 

Fakat savaşçıların gözünde Weed, saygıyı hak eden veya aşılmak istenen bir rakipti.

 

"Hadi gidip Weed’i görelim."

 

"Weed’in nerede olduğunu biliyor musunuz?"

 

Haberler erkenden yayılmıştı ama Kuzey için bile epeyce uzak bir avlanma sahasına sefere çıktıkları için geri dönmekte gecikmişlerdi. Avlanma sahasından yeni dönmüş olan bir parti, Weed’in köyün neresinde olduğunu soruşturuyordu.

 

Bu sırada Weed’den haberdar olan bir Tüccar çıktı.

 

"Lord Weed’i mi soruyorsunuz?"

 

"Evet, o Weed’i."

 

"Ah, demek gezmeye geldiniz. Şu anda şu yukarıdaki taşlı dağda heykel yapıyor."

 

"Heykel mi?"

 

"Evet, son derece zaman tüketici ve sıkıcı bir iş, o yüzden imkânınız varsa ertesi gün gitmeyi deneyin bence."

 

Savaşçı Hon, Tüccarın sözleri karşısında kafasını eğdi. "Heykel mi yapıyormuş?"

 

Paladin Billeo, hafiften gergin bir sesle karşılık verdi. "Mesleğinin Oymacılık olduğu şeklinde bir söylenti var."

 

"Morata Lordunun bir Oymacı olduğunu ben de duymuştum. Ama onun Oymacı olduğu düşüncesi saçmalığın daniskası. Hiç değilse bizim gördüğümüz Weed’in öyle bir kişiliği yoktu."

 

Büyü Kıtasında Weed’in elinde epeyce ölmüşlerdi. Tabii ki oradaki seviyeleri ortalamanın biraz üzerindeydi, dolayısıyla hiç değilse loncalarıyla savaşırken birazcık ayak uydurabiliyorlardı.

 

Benzersiz bir verimlilikle düşmanlarını katleden Weed’in görüntüsü!

 

Hon duyduklarına inanamayarak konuştu. "Onun bir Oymacı olduğu söyleniyorsa… belki de söylentilerin aksine gerçekten Savaş Tanrısı Weed değildir?"

 

Savaşçı Garrick, ilk öne çıkan oldu. "Onu görünce anlarız. Burada bu şekilde konuşmanın kime ne faydası var?"

 

Böylece Hon, Billeo ve Garrick’in aralarında bulunduğu 7 kişilik avlanma grubu taşlı dağa doğru yola koyuldu.

 

Morata’nın bile zirvesinde olan oyuncuların toplandığı bir gruptu! Din Adamının seviyesi bile 300ün üzerindeydi ve koştukça cüppesi dalgalanıyordu.

 

Bayağıdır Morata’da olmaları sayesinde heykellerin bulunduğu taşlı dağın konumunu kolayca anlamışlardı. Işık Kulesi orada bulunduğu için onlar bile Morata’ya her gelişlerinde oraya mutlaka uğrarlardı.

 

"Savaş Tanrısı Weed olabilmek adına üs olarak kullandığımız köyün Lordu için bu gerçekten beklentilerimizin ötesinde."

 

"Dahası, onun yaptığı heykellere bakarak avlandığımız için minnettar falan olmamız gerekmiyor mu?"

 

Uzaklardan kör bir silahla vurulmak kadar kafa karıştırıcı bir olaydı.

 

Taşlı dağ yolunda pek çok turist ve çaylak oyuncu vardı. Çaylaklar suratlarına yayılmış gülücüklerle ilerliyordu!

 

"Vaaay, buradan iyisi yok cidden."

 

"Dostum, Morata’da başlamak gerçekten ama gerçekten iyi bir fikirmiş. Muhtemelen başka hiç kimse böyle heykellere bakarak avlanamıyordur."

 

Çaylak oyuncuların hislerini tamamen anlayabiliyorlardı. Hon’un oyuna başladığı köy, ıssız bir maden şehrindeydi. O seyrek nüfuslu maden şehrini diğerlerinden hızlı büyüyebilmek için kasten seçmişti. Sonrasında büyük bir şehre geçmişti ama orada bile sanat eserlerine dair pek bir anısı yoktu. Hatta Rosenheim Krallığında bir Piramit heykeli yapıldığı söylentisini işittiğinde birazcık kıskanmıştı bile. Pek çok yetersizliği olan çaylaklar için arkalarındaki heykellerin yarattığı bir huşu olmasının kim bilir ne kadar yardımı dokunurdu!

 

"Işık Kulesi başlı başına inanılmaz bir şey."

 

Hon’un da dahil olduğu grup, taşlı dağa tırmanan kafilenin ardından ilerliyordu. Dağa çıkan pek çok kişi vardı ve tam da güneşin batmak üzere olduğu saatlerdi. Işık Kulesi gece vakti krallara layık denilebilecek bir şekle büründüğü için Morata’daki oyuncular bu manzarayı asla es geçmezdi. Büyücülerse sıraya girmez ve uçma büyüleriyle milleti geçerek kıskançlık uyandırırlardı.

 

Garrick, "Neden biz de bu şekilde gitmek yerine uçmayı seçmiyoruz?" önerisinde bulundu.

 

"Öyle mi yapsak ki?"

 

Diyen Büyücü Easton, bir uçma büyüsü yaparak grup üyelerinin havalanmasını sağladı. O noktada etraflarına oyuncular toplaştı.

 

"Büyücü beyefendi, bana da azıcık uçma büyüsü yapamaz mısınız?"

 

"Bizi de havalandırın lütfen! Büyücü beyefendi, size yalvarıyoruz."

 

"Büyücü beyefendi!"

 

Easton yalnızca uçma büyüsüyle popüler olmuştu. Ve bu popülerliğinin ünlülerden aşağı kalır yanı yoktu! Sayısız oyuncunun Easton’un etrafında toplandığını gören Hon, başını sallayıp onayladı.

 

"Biz önden gidiyoruz." Easton’dan açıkça vazgeçmişlerdi. "Büyücü olduğuna göre kendi başına arkamızdan gelebilir herhalde."

 

Grup üyeleri bu sözlerin ardından uçma büyüsüyle havalanarak dağa yöneldi.

 

Artık taşlı dağın üzerinde Işık Kulesi dışında ikinci bir devasa heykel de mevcuttu.

 

Grup üyelerinden biri olan Hines isimli Lugh Din Adamı, derin duygularını tutamadı.

 

"Burada bir Lugh İdolü ha..."

 

Heykelin etkileri!

 

İnanç ve kutsal büyüyü büyük oranda arttırma etkisi sayesinde Hines’in Morata’da avlanma etkinliği büyük ölçüde artacaktı. Freya Kilisesi Din Adamları çoktandır bu etkinin keyfini sürüyordu. Tanrıça Heykeli etrafında yapılan şifa ve kutsama büyülerinin etkisi normalden çok daha fazla oluyordu.

 

Tanrıça Freya Partisi, Erkek Rahipler Ligi, Bolluk Loncası. Bu etkiler, ilişkili pek çok lonca ve partinin Morata’da toplanması için yeterliydi.

 

"Şimdi bir sürü Lugh Din Adamı da Morata’ya gelecektir."

 

Din Adamı ve Paladin sayısı artarsa resmi bir tapınak dikilmesi de çok sürmezdi.

 

"Weed nerede?"

 

Hon, Işık Kulesinin yakınlarını taradı. Gölgeli gecenin yanı sıra bir sürü ziyaretçi ve Morata oyuncusu olması herhangi bir şeyi seçebilmeyi zorlaştırıyordu.  

 

Billeo parmağıyla bir yönü işaret etti.

 

"Şuradaki o değil mi?"

 

Tuhaftır ki yalnızca insanların bir şeyler yemek için toplandığı bir nokta, meşale ışıklarıyla aydınlatılmıştı.

 

"Gidip bir bakalım."

 

Billeo, Hon ve diğerleri gökyüzünde uçarak o noktaya iniş yaptı.

 

Göz alıcı bir noktaya, yiyecek menüsünü gösteren kocaman bir afiş asılmıştı.

 

"Şuna bir baksanıza."

 

"Ha?"

 

Ejderha Çorbası: 120 Altın


Hidra Kralı Siyah Fasulye Eriştesi: 100 Altın

 

İskelet Kemiğinden Akşamdan Kalma Çorbası: 13 Altın

Izgara Ejderha (Servis başı 150 gram): 380 Altın

 

Izgara Hidra Kralı (Servis başı 100 gram): 80 Altın

 

Kaynak: Feryat Nehri Havzası. Yalnızca taze et kullanıyoruz.

 

"Vuaaa!"

 

Fiyatlar fahiş olsa da grubu esas şok eden menünün içeriğiydi.

 

"Gelin, gelin! Çok ucuz, çok ucuz! Millet, daha önce böyle bir et yememişsinizdir. Ejderha eti! Ejderha etiyle tatlandırılmış baharatlı çorbam da var."

 

Ürünlerini tanıtan şefin sözleri işitiliyordu.

 

"Ama aşırı pahalı."

 

"Yine de böyle bir eti bir daha nerede bulacaksınız ki?"

 

"Aynen, müthiş bir şey, çünkü lanet olasıca bir Ejderha çorbası. Haksız mıyım?"

 

Müşteriler yemeklerden alabilmek için sıra bekliyordu. Masa yoktu ve çorbaların müşterilerin kendi kaselerine kepçeyle dökülüşüyle standardın altında bir müesseseydi.  

 

"Weed gerçekten burada olabilir mi?"

 

Hon kafasını öne arkaya sallasa da maalesef ki tahminleri doğruydu. Billeo, sırada bekleyen birkaç müşteriye sorarak onlara gerçeği açıklamıştı.

 

"Aşçının Weed olduğunu söylüyorlar."

 

"Savaş Tanrısı… Weed mi?"

 

"Orasını bilemem ama Morata’nın Lordu Weed işte."

 

"Emin misin?"

 

"Weed’i tanıyan bir sürü kişi var."

 

Morata sakinleri Freya Tanrıçası isimli devasa heykelin yapımında çalıştırılmıştı. Pozitif bir ifade ediş şekliyle göreve dahil olmuşlardı ve dolayısıyla Weed’in siması tanınıyordu.

 

"Heykel yapıyor olması gerekmiyor muydu, yemek de nereden çıktı?"

 

"Görünen o ki Lugh İdolünü tamamlarken bir ton turist gelmiş. Morata sakinleri ve oyuncular da Weed’e bakmak için dağa çıkmış. Taşlı dağda sayısız insanın toplandığı doğru değil mi?"

 

Hon başıyla onay verdi. Onun gözünde bile böylesi bir kalabalık, bir Krallığın başkenti gibi bir metropolün bile altında kalmazdı. Morata’nın kuzey kesiminde böyle bir insan kalabalığı olması da gerçekten inanılmaz bir meseleydi.

 

"Yani bundan böyle dağa gelenleri ‘karşılamak’ için yemek yapacak."

 

"Yemek ha… böylesine pahalı yemekleri kim alabilir ki?"

 

"Weed ucuza satmaya çalışıyormuş ama oyuncuların söylediğine göre fiyatı hiç değilse bu düzeye çekmesi gerekmiş. Hiç şaşırmayın. 1 Kilo Ejderha Eti yemek Canlılığı tam 20, maksimum Sağlığı 120 ve Kuvveti 7 arttırıyormuş."

 

Hon'un şaşkınlıktan gözleri irileşti. "Benimle kafa mı buluyorsun? Herhangi bir yemekle mümkün olabilir mi ki böyle bir şey?"

 

"Çoktan etkisini gören bir sürü kişi varmış."

 

"Söz konusu bir Hidra Kralı veya Ejderha eti olunca onlara yapılan harcamaya çok fazla diyemiyorsun."

 

Hon, Garrick ve diğerleri bunun mantıklı olduğu düşüncesindeydi. Bu onlar için de kıymetli bir yemek yeme fırsatıydı. Eğer statlarını yükseltebilirlerse uzun bir süre faydasını görürlerdi.

 

"Şimdilik biz de mi sıraya girmeyi denesek?"

 

"Aynen. Bir daha ne zaman Ejderha eti yeme fırsatı bulacağız ki? Hem statları da yükselttiğini söylüyorlar, yani şansımızı denemezsek sonsuza dek pişman oluruz."

 

Böylece Hon, Garrick, Billeo ve diğerleri de sıraya girdi. Statlara yönelik açgözlülüğün yoğunluğu meslekten bağımsızdı. Büyücüler için en çok önem taşıyan şeyler Zeka ve Bilgelik olsa da fiziksel güç veya Çevikliği arttırma fırsatı söz konusu olunca asla tereddüt etmezlerdi. Meslek, cinsiyet veya yaştan bağımsız olarak beden sağlığı konusunda herkes aynıydı!

 

Hal böyle olunca yemekler için sıra bekleyen müşterilerin sayısı düzenli olarak artıyordu.

 

İçinde kelimenin tam anlamıyla Ejderha yüzen bir çorba! Hidra Kralının inanılmaz eti ve undan yapılı erişte kullanılarak yapılan soslu siyah fasulye eriştesi! İskelet Kemiğinden Akşamdan Kalma Çorbasında neredeyse hiç et olmasa da Kuvveti, Çevikliği veya Canlılığı 1-2 puan arttırıyordu. Bunun nedeni de nihai aşçılık malzemeleri olan Hidra Kralı ve Imoogi etinin Weed’in Aşçılık yeteneğiyle desteklenmesiydi.

 

Weed muazzam miktarda yemek çıkartarak inanılmaz meblağları cebe indiriyordu. Öyle bir miktar söz konusuydu ki bir ordu şefi gelip görecek olsa duygularına hakim olamazdı.

 

"Beklenildiği gibi işler başta kötüydü. İyileşmeye başlar başlamazsa müşteriler sayesinde çılgınlaştı."

 

Bir işletmenin en büyük sıkıntısı vergiler olurdu! Fakat Morata’da teknik olarak vergilerini ödese bile hepsi dönüp dolaşıp yine kendi cebine girecekti.

 

Weed kendisine mutfak görevlerinde yardım etmeleri adına Morata sakinlerini tutmuştu. Müşterileri çeken, yemek değil para saçan büyük ikramiye tadında bir dükkandı. Popülerlik korunduğu sürece gıda sektörü kadar karlı bir iş kolay kolay bulunmazdı. Bilhassa da şu an olduğu gibi herkesi soyup soğana çevirebilecekseniz!

 

- Aşçılık yeteneği yetkinliği yükseldi.

 

Weed’in Aşçılık yeteneği Orta Düzey 6. Seviyeden 8. Seviyeye iki yükseliş yaşamıştı. Feryat Nehrinde yetkinlik kazanmak için likör yapmak adına çok uğraşmıştı. Bu çabayla zaten 7. Seviyeye ulaşsa da Hidra Kralı ve Imoogi etlerinin sağlam gıda malzemeleri olmaları ve büyük bir değer taşımaları sayesinde Weed’in Aşçılık yeteneği yetkinliği yükseldikçe yükseliyordu.

 

Imoogi eti insanlarda bir panik ve istifçilik uyandırıyordu. Etin miktarının kısıtlı oluşundan ötürü satın almaya çalışan insanlar arasında bir curcuna çıkıyordu.

 

"Weed-nim, ben yalnızca 7 porsiyon alayım lütfen."

 

"Ben 12 porsiyon alacağım."

 

Bingryong tarafından dondurulup Sarı Oğlan tarafından ithal edilen etler! İşte o etler çözülür çözülmez peynir ekmek gibi satmaya başlamıştı. Aldıkları etleri ateş yakarak bizzat kızartan insanlar nedeniyle de taşlı dağın her tarafı ızgara et dumanlarıyla kaplanmıştı.

 

“Imoogi’nin Kemik Suyuna Çorba da satıyoruz."

 

Tam on iki kez kaynatıldığı için artık içyağı bile kalmayan kemiklerden çorbalar da yıldırım hızıyla satılıyordu!

 

Tabii et satarken ihmal edilemeyecek içkiler de hazırdı.

 

"Wangisul 30 Altın, Baeknyunju 80 Altın. Miktarlar sınırlı, o yüzden acele edin."

 

Alkolleri Vampir Torido tarafından yakalanıp taşa dönüştürülen çiçekçi kız Prina satıyordu.

 

Weed bu vesileyle üretmiş olduğu tüm alkolün satışını gerçekleştiriyordu. Çünkü bireysel satıştansa restoran satışıyla daha iyi kazanabiliyordu.

 

* * *

 

Maceraperestler, yok edilen Embinyu Kalesine ulaşmıştı.

 

"Hmm, demek o şiddetli savaş alanı burasıydı."

 

"Ürpertici bir hissiyatı var, her an bir şeyler çıkabilirmiş gibi."

 

Hon, Billeo, Garrick ve diğerleri akşama doğru Feryat Nehri havzasına geçmişti. Statları daha fazla yükselmez hale gelene dek Hidra ve Imoogi eti yiyerek ceplerini son kuruşlarına kadar boşaltmışlardı.

 

"Görüyorum ki epey yiyorsunuz. Sizin için et tabağı başına 20 gümüş özel indirim yapacağım. Çok kıymetli bir et olduğu için tadını çıkarın lütfen."

 

Weed’in söylediklerini işittiklerinde -tabii ki- gözleri yaşaracak derecede minnettar kalmışlardı. Fiyatı pek ucuzlattığını düşünmeseler de elinde bıçak tutan oydu sonuçta!

 

Yemeklerini yedikten sonraysa hareket portalını kullanmaya gitmişlerdi. Ancak o noktada önleri Morata Askerleri ve Paladinleri tarafından kesilmişti.

 

"Portalı kullanamazsınız."

 

Hon kibarca sormuştu: "Nasıl bir görev almamız gerekiyor? Bize bir görev vermeniz mümkün olabilir mi acaba?"

 

Soruları portalı kullanmak için izin alma maksatlıydı fakat Askerler kafa sallamıştı.

 

"Kullanım bedelini ödemeniz gerekiyor."

 

"Kullanım bedeli mi?"

 

"Kişi başı 350 Altın."

 

Et yemek için tüm paralarını harcayan Hon ve grubu utanç verici bir duruma düşmüştü.

 

Gruba bakan Hon, "Ne yapacağız?" diye sormuştu.

 

"Ne yapabiliriz ki? Para bulmak zorundayız işte."

 

Büyücü Easton ceplerini tek tek kurcalamıştı. Büyülü mallar üretip çokça para kazanma işinden oldum olası keyif alırdı ama etleri yerken yanına alkol de içmeleri sayesinde bu defa cepleri tamamen boşalmıştı.

 

"Yapacak bir şey yok. Bunu kullanmadığımız şeylerden kurtulmak için bir fırsat olarak görelim."

 

"Bunu yapalım mı cidden?"

 

"Aynen, çantalarımızı organize edelim gitsin."

 

Böylece grup, Morata’da kullanılmış silah ve zırhlarıyla depoladıkları cevherleri ayrı ayrı satmıştı. Avlanabilmek için hatıra değeri olan şeyleri bile satmışlardı. Hareket portalı kullanım bedelinin birazcık yüksek olduğu doğruydu ama daha iyi bir avlanma sahası için buna fazlasıyla değerdi.

 

Böylelikle grup, Matallost Kilisesi tapınağına geçmiş ve Embinyu Kilisesini aramıştı.

 

Karşılarında yıkık kale ve kule duvarları ile her an yerden kalkabilecekmiş gibi görünen iskelet yığınları bulmuşlardı. Nehir kenarı sisli olduğu için ürpertici bir geceydi fakat Hon’un grubu gibi portal aracılığıyla gelen 80i aşkın oyuncu da oradaydı. Yeni ve tehlikeli bir maceraya başlamanın heyecanıyla bir sürü maceraperest Feryat Nehrine geliyor ve yayında gördükleri Embinyu Kalesi savaş alanını dolaşıyordu.

 

"Avlanmak için bir şeyler satmak gereklidir. Yüksek fiyata her türden ganimet satın alınır."

 

Bir noktada Tüccar Mapan da Embinyu Kalesi girişine gelip tezgâh açmıştı. Yalnızca yüksek seviyeli oyuncularla karşı karşıya geleceği bir iş olunca kâr marjı da yüksekti.

 

"Grubuna Asker arayan var mı? Fiziksel olarak hiç sakınmadan savaşırım."

 

"Ben Vittese. Beni tanıyanlar yanlarına alsınlar lütfen."

 

Yalnız gelenler kendilerine grup arıyordu. Hon’un grubunun yeni bir üyeye ihtiyacı olmadığı içinse onlar kendi gruplarıyla avlanmayı seçmişti.

 

İşte tam da o sırada Weed, düzlükte yürür halde belirdi. Siyah mantosu dalgalanarak dosdoğru Embinyu Kalesine ilerledi. Ve oraya ulaştığında yıkık kale sınırlarındaki insanlara bakarak konuşmaya başladı.

 

"Millet… aranızda bir göreve ihtiyaç duyan olabilir mi acaba?"

 

"...?"

 

"Sizinle almış olduğum bir görevi paylaşacağım. B sınıfı zorlukta bir görev."

 

Weed’in altından kalkıp kalkamayacağı meçhul bir görevdi. Yeraltında geçecekti, dolayısıyla hayat bahşettiği heykellerini peşine sürükleyemezdi ve içeride bir labirent olması epey vaktini tüketecekti.

 

Sarışın, dişi bir Element Kullanıcısı merakla, "Ne göreviymiş o?" diye sordu.

 

Savaş Tanrısı Weed. Hala onunla ilgili fikir ayrılıkları mevcuttu fakat pek çok kişinin Savaş Tanrısı olduğuna inandığı bir kişinin görevi söz konusuydu.

 

"Matallost Kilisesi Rahiplerini kurtarma görevi. Yapmakta olduğum zincirleme görevin bir kısmı."

 

"Gerçekten mi?"

 

Weed zincirleme görevini paylaşsa bile göreve ortasında katılan bu kişiler en baştan başlamadıkları için sıradaki görevi alamayacaktı. Bu görev bitirilirse, bunu bitirdikleriyle kalacaklardı. Ama buna rağmen etkilenmemenin elde olmadığı bir teklifti.

 

Buraya gelenlerin büyük bir çoğunluğu daha öncesinde Diriliş Ordusuyla ilişkili Matallost Kilisesiyle ilgili söylentileri işitmişti.

 

"Burası Diriliş Ordusu ve Daymond’la bağlantılı bir yer, değil mi?"

 

"Evet. Öyle sanırım."

 

Weed Embinyu Kilisesinin kumpasını durdururken Diriliş Rahipleri ölü hayaletlerle Şeytani Ruhları yükseltemez hale gelmişti. Yani bu yalnızca Embinyu Kilisesine karşı verilen bir savaş değildi, aynı zamanda Weed’in bir maceraperest olarak daha da ünlenmesi için bir fırsattı da. Bu nedenle Diriliş Ordusu şu anda güçlerini arttıramıyor ve kuşatmalarını Odin Hisarıyla sınırlı tutuyordu.

 

"Görev konumu neresi?"

 

"Hemen burası, bir yeraltı hapishanesi."

 

"Gerçekten mi?"

 

Element Kullanıcıları da dahil olmak üzere Embinyu Kalesindeki tüm oyuncular, hızla Weed’e yaklaşmaya başladı. Çok iyi bir görev olduğu için paylaşılan bu görevi kabul edeceklerdi!

 

"Lütfen benimle de paylaş, Weed-nim!"

 

"Teşekkür ederiz. Lütfen elde etmek için çok uğraştığın bu görevi bizimle de paylaş."

 

Weed, kendisine teşekkür edenlere gülümserken yeniden konuşmaya başladı. "Fakat sizlerden sabit bir katılım bedeli alacağım. Yani 800 Altın."

 

"..."

 

Matallost Kilisesiyle bağlantılı B sınıfı bir görev! Zincirleme görev onlar için devam etmeyecek olsa bile diğer görevlerin ödülünü, tecrübe ve Şöhretini kazanabileceklerdi!

 

Weed’in soygunlarının da aldığı dolandırıcılık bedellerinin de sonu gelmiyordu!

 

#Bu çocuk beni üç ayda hayattan bezdirdi valla, yanındakilerin ne hissettiğini hiç düşünemiyorum… Önce ıvır zıvır her şeyi savaş hatırası diye millete kakaladı, sonra portala kullanım bedeli koydu, sonra etler alkoller derken temiz bir soygun yaptı, o da yetmedi adam başı 800 altına görev paylaşmayı teklif etti… Gerçekten yapamayacağı hiçbir şey olmadığını düşünüyor ve acaba bir çizgisi var mı diye çok merak ediyorum, zamanla görürüz herhalde.

Bu arada geçen bölüm söylemeyi unutmuşum, bir önceki bölümdeki ‘bir keresinde…’ yorumlarınıza çok güldüm, çok tatlısınız :D Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr