Lms 20.1 : Duygusal Kavuşma

avatar
1482 16

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 20.1 : Duygusal Kavuşma


Çevirmen : Clumsy-nim



Bir hayalet gemiye komuta eden Weed, Las Phalanx’a varmıştı ve ölümsüzlerle birlikte avlanıyordu.

 

Ermeni Korsanlarının izini sürme gerekliliğinin yanı sıra övülen heykel materyali Helyumu da bulması gerekiyordu.

 

Gelin görün ki yüksek seviyeli canavarlar yüzünden hayatta kalabilmek adına her yola başvurmak zorunda kalmıştı!

 

 Ve Seoyoon işte bu mekanda Weed’in karşısında belirivermişti.

 

‘Buraya nasıl gelmiş ki?’

 

Weed, Seoyoon’un ani belirişini temkinli karşılamıştı.

 

Liç ırkına dönüşümüyle görünüşü modifiye edilmiş bir iskelete çevrilmişti ve beklenmedik saldırılara karşı bir yasa yoktu.

 

Ancak Seoyoon, Weed’in bakışlarını sessizce karşılamıştı.

 

En ufak bir saldırma arzusu taşımıyordu.

 

Weed görünüş olarak iskelete dönmüş olsa ve etrafı çok sayıda ölümsüzle çevrilse de Ölü Şövalye Van Hawk sayesinde anında tanınabiliyordu.

 

‘Nihayet yeniden buluştuk.’

 

Diye düşünen Seoyoon, ölümsüzleri itip topallaya topallaya ilerliyordu.

 

‘Epey yaralanmışsın.’

 

Bunu gören Weed’in gözlerine hafif bir şefkat yerleşti.

 

Numara yapmaya çalışsa da Seooyon’un durumu iyi görünmüyordu.

 

Weed’le Las Phalanx’ta buluşabilmek adına hayatının tehdit edildiği sayısız mücadele vermişti. Kalan Sağlığı olsa olsa yüzde 7 kadardı.

 

Diğer oyuncular ağır yaralanmalar karşısında ölmekten korkar ve toparlanana dek gevşeyerek hayatlarını boşa harcarlardı.

 

Lakin Vahşi Savaşçı Seoyoon, Weed’i bulmak için sert mücadeleler vermeye devam etmişti.

 

“Bana yaralarının yerlerini göster.”

 

Weed uzun bir süre sonra Soğuk Bandaj yeteneğini kullanmakta karar kıldı.

 

Bitkileri düzgün bir şekilde uygulayarak genç kızın yaralarını titizlikle sardı.

 

Weed’in Soğuk Bandaj yeteneği kişi hayatta olduğu sürece yaralanmaların şiddetini bastırır ve sağlığı maksimuma çıkarırdı.

 

Bandajlama sonrası savaşma veya tırmanış gibi zorlayıcı hareketler gerçekleştirmedikçe herhangi bir yan etkisi olmazdı.

 

“Acıyan bir yer varsa söyle.”

 

Weed tarafından tedavi edilen Seoyoon, alıştığı üzere zırhını ve başlığını da çıkartıp Weed’e uzattı.

 

Ve üzerinde hafif deri zırhından başka bir şey kalmayana dek ekipmanlarını çıkartmaya devam etti.

 

“Keuheum.”

 

Weed boğazını temizleyerek zırhı eline aldı.

 

Ondan yalnızca zırhı onarması istenmiş ama elbette ki Seoyoon’un giydiği bazı öğeler nedeniyle büyük bir meraka kapılmıştı.

 

Kayıtsızca rol yapan Weed, bir bahane uydurdu.

 

“Şey, müsaadenle onarmak için bilgilerini bir kontrol edeyim. Ekipmanları onarmak için kullanılan materyaller ve kalan dayanıklılık miktarı gibi şeyleri bilmemiz gerekiyor.”

 

Kendisi Freya Kilisesinden almış olduğu, ünlü cüce bir demirci tarafından Mitrille dövülmüş Talrokeuui İnanç Zırhını giyiyordu.

 

Ve giydiği zırhla çok gurur duyuyordu.

 

“Tanımla.”

 

****

 

Vahşi Savaşçının Yarım Zırhı

Dayanıklılık: 58/190

Defans: 167

Bir zamanlar Bain olarak bilinen savaş celladının büyülü zırhı.

Kökeni bilinmeyen bir zırh. Materyal de belirsiz.

Ulu büyücüler tarafından koruma büyüsü işlenmiş durumda.

Hafifliği ve çevikliğiyle savaş için en uygun zırh.

Savaşta giyildiği süre uzadıkça sahibine bahşettiği kuvvet ve canlılık yükselir.

Bununla birlikte savaş sonrası fiziksel kuvvette ani bir kayıp meydana gelir.

Uzun bir süre giymek doğal olarak gözyaşlarının akmasına sebep olur, bu nedenle aldığı bir lakap da vardır: Mutsuz Savaşçının Yarım Zırhı.

Kısıtlamalar: Seviye 420

Kuvvet 950.

Yalnızca Vahşi Savaşçılar.

Seçenekler: +75 Kuvvet

+98 Çeviklik

+59 Büyü Defansı

Temel büyü hasarını engeller.

Uzun süreli mücadelelerde Çılgın Savaşçı özellikleri ikiye katlanır.

Maksimum kuvvet %45 yükselir, canlılık %45 yükselir. Yükselen kuvvet ve dayanıklılık, savaş sona erene ve üzerinden 10 dakikalık dinlenme süresi geçene dek korunur.

Şöhret -1500

Ahlak -30

Kötü Şöhret +690

Canavarlar korkuya kapılır.

Avlanan her canavarla belirli bir miktar mana onarılır.

Gece saatlerinde ara sıra bir başına gözyaşı dökülür.

Ağlamakla birlikte sağlık ve kuvvet %10 yükselir.

 

****

 

Weed’den bir kahkaha yükseldi.

 

“Heoheoheo.”

 

Talrokeuui İnanç Zırhına kıyasla her alanda kusursuzdu.

 

‘Gereksiz yere inancı, cazibeyi ve şöhreti arttıran Talrokeuui İnanç Zırhına nazaran bu üstün zırh, kuvveti ve canlılığı arttırıyor. Gerçi şöhret ve ahlakı düşürüyor ve kötü şöhreti arttırıyor ama bu konu dışı.’

 

Zırh, içindekini koruma konusunda mükemmel bir kabiliyete sahipti.

 

Sahibini korurken vakit geçtikçe kuvvet ve canlılık artışı da sağlıyordu!

 

Seoyoon’un giydiği başlık, deri zırh, botlar ve kemer ekipmanı eşsiz öğelerdi.

 

Vahşi Savaşçı, Weed’den ayrıldıktan sonra seviyesini arttırmak adına dur durak bilmeden muazzam bir gayretle avlanmıştı.

 

Sonucunda da eski, yıpranmış ekipmanlarının hemen hemen hepsini yenilemişti.

 

Kalan öğeleri de tanımlayan Weed, büyük bir kışkırtılma ve pişmanlık duyuyordu.

 

‘Araklasam mı ki?’

 

Bir alıcı bulabilirse zırhı hiç tereddütsüz teslim edip servet kazanabilirdi!

 

Ancak tam da zırhı sinsice sırt çantasına atacakken Seoyoon’un bariz bir şekilde diktiği gözleri karşısında sendeledi.

 

‘Ama evimi biliyorsun, senden kaçamam ki.’

 

Böylece zırhı onaran Weed’in gözyaşları solup gitti.

 

‘Elveda öğeler.’

 

Çokça hüzünlü hissi işin içine katarak zırh cilalama yeteneğinden faydalandı ve öğelere yeniymişçesine bir parıltı kattı.

 

“Şimdilik iş görüyor, giy bakalım.”

 

Zırhı Seoyoon’a verirken ise dile getirilmemiş bir yemek yeme arzusu belirdi.

 

Karşısında aç bir surat olduğu barizdi.

 

“Şu anki görünümüm karşısında hataya düşme.”

 

Diyen Weed hafif bir işaret yaptı. Sonra da koskoca bir ölümsüz ordusu toplandı!

 

Bir Liç Ruh Çağıran olarak ölümsüz ordusunu astları olarak kullanıyordu.

 

Adanın kutsal lütuf periyodu da Bakır İstirahat Tabakasının avantajı da sona ermiş ve ölümsüzlerin kalitesi ciddi şekilde düşmüştü.

 

Hortlak ve zombi gibi ölümsüzlerin sayısı bir hayli azalmıştı ancak Weed’i esas endişelendiren nicelikleri değil nitelikleriydi.

 

“Bunu yapmak istemezdim. Ama insanlar vicdanlı olmalı. Bunun bir adamı boğulmaktan kurtardıktan sonra dört ay düzenli havuz üyeliği almaktan ne farkı var ki?”

 

Ölümsüzler toplanırken Weed, kötücül bir ses tonuyla mırıldandı.

 

Güç gösterisi.

 

Weed, Seoyoon’un bakışları karşısında ezilip büzülüyordu.

 

Bu planın ardındaki amaçsa bir güç duygusu yaymaktı.

 

Her erkeğin bir noktada karşısına çıkan bir hikayeydi.

 

Bununla birlikte yeni bir ilişki üzerine düşünüyordu.

 

Weed bir anda Seoyoon ile kendisi arasındaki büyük farka boyun eğmişti.

 

‘Mutsuz Savaşçının Yarım Zırhı, seviye gerekliliği 420.’

 

Weed, demircilik yeteneği sayesinde meslek ve seviye gerekliliklerinden muaftı.

 

Ancak zırhın verdiği mesajı daha yeni anlıyordu.

 

O mesaj da Seoyoon'un seviyesinin sahiden 420nin üzerinde olduğuydu!

 

Weed, aralarındaki hatırı sayılır seviye farkının yanı sıra genç kızın korkutucu savaş kabiliyetine de bir hayli aşinaydı.

 

Önündeki gerçekliği inkar etmek istercesine kafasını salladı.

 

‘Oymacının mirası yoluyla ben de güçlendim!’

 

Ancak Seoyoon’un oymacının mirasını görmediğinin garantisi yoktu.

 

Ruh Çağıranların kulları kesinlikle inanılmaz güçlü olurdu.

 

Kıymetli cesetler karanlığın çoğaltılışı yoluyla büyülenerek ölümsüze dönüştürülürdü.

 

Ve Ruh Çağıranların fiziksel güçlerinin ölümsüz ordularına kıyasla son derece düşük olduğunu söylemek abartı olmazdı.

 

Bu da Weed’in Seoyoon tarafından dövülmekten kaçınması için bir gerekçe teşkil ediyordu.

 

Seoyoon’la bir problemi varsa onun kılıcını hissetmeden önce ellerini kaldırmalıydı.

 

“Nasıl bir yemek istersin? Sipeong yemek ister misin? Geçenlerde bibimbap yapmıştım epey iyiydi, taze sashimi tadı da hoştu. Malzemeleri ayrı ayrı paketlemiştim. Aç mısın? Hemen yapayım, birazcık bekle.”

 

Weed ölümsüzlere sessizce geri çekilmelerini işaret etti.

 

Liç oldu olalı yemek yapmaya gerek duymuyordu ancak Seoyoon’da gömülü izlenimleri ana hatlarıyla çıkarmak için buna mecbur kalmıştı.

 

Böylece Las Phalanx’a gelene dek yakalamış olduğu balıkları ve avlanma yoluyla elde ettiği kaliteli malzemeleri çıkartarak yemek yapmaya koyuldu.

 

***

 

Drinfeld, Haven Krallığı filosunu donmuş nehir yoluyla kuzeye ilerletiyordu.

 

Sisin yolu açışıyla nehir üzerinde mistik bir gökkuşağı manzarası yükselmişti.

 

“Bu gidişle nereye varacağız sizce?”

 

Filoda heyecanını bastırıp sakince önüne bakabilenlerin sayısı pek azdı.

 

Haven Krallığından inanılmaz uzun bir sefer gerçekleştirildiği için gergin olmaları doğaldı.

 

Buzul bölgesinde sağlı sollu görünen canavarlar çok göz korkutucuydu.

 

Derken buzul bölgesinden bağrışan insanların sesi işitildi.

 

“Lütfen kurtarın bizi!”

 

“Bize yardım edin ne olur!”

 

Drinfeld hengameyi işiterek güverteye çıktı.

 

“Neler oluyor?”

 

“Kazazedeler var.”

 

Teğmen, teleskop aracılığıyla nehrin yakınlarındaki Seointeu, Fractal ve Bordomir’in el salladığını teyit ederek bu raporu verdi.

 

“Kim o tipler?”

 

“Bilmiyorum. Buraya nasıl gelmişler ki?”

 

“Hele bir gemiye alalım, anlarız.”

 

“Nehre demir atın!”

 

Böylece Haven Krallığı filosunun sancak gemisi Eleanor Kane’in Ulu Mavnası nehirde duraksadı ve Seointeu, Fractal ve Bordomir üçlüsü merdivenden gemiye tırmandı.

 

Sonra da kaçmaları mümkün olmayarak Haven Krallığının kılıçları çekili seçilmiş bireyleri tarafından karşılandılar.

 

“Bana buraya nasıl geldiğinizi anlatın.”

 

Seointeu çaktırmadan karşısında kimin olduğunu çözerek gerçeği anlatmakta karar kıldı.

 

Drinfeld nedeniyle Haven Krallığının filosu bir savaş tanrısına denkti.

 

“Biz masum Becky Ninh denizcileriyiz. Ben Seointeu, iki dostum da Fractal ve Bordomir.”

 

O esnada teğmenlerden biri Drinfeld’e fısıldadı.

 

- Becky Ninh'in 3 Çılgın Köpekbalığı. Açıkça konuşmak gerekirse epey kötü herifler.

 

“Biz bir barda içki içerken inanılmaz güzel bir kadın çıkageldi. Kime cazip gelmezdi ki? Oraya gitmemiz için baştan çıkarılışımızın ardından bir Liç Kaptanla sefer kontratı imzaladık, bu yüzden kaçamadık ve buralara kadar geldik. Uğraşıp didindik ama bize sırt çevirdi ve bizi burada bir başımıza bırakıp gitti.”

 

Bu tarz saçma sapan hikayelerin sonucunda 3 Çılgın Köpekbalığının buraya Weed aracılığıyla geldiği sonucuna varıldı.

 

Teğmen meraklı bir şekilde, “Gerçekten Liç görünümünde miydi?” diye sordu.

 

“Evet, eminim. Ölümsüz çağırma büyüsü kullandı. Bir hayalet geminin kaptanıydı.”

 

“Peki nasıl oldu da gemiden atılıp bir başınıza bırakıldınız?”

 

“Bir anlığına gafil avlandık ve gemi o yöne doğru yelken açtı. Gerçekten onun bir hayalet gemiyi idare etmeye yetecek denizcilik yeteneğine sahip olduğunu bilmiyorduk. Biz anlayana dek ortadan kayboldu, çok kurnaz çıktı.”

 

“Takip ettiğimiz korsanlar 10 yasaklı bölgeden biri olan Las Phalanx’ta kayboldu.”

 

Drinfeld, 3 Çılgın Köpekbalığından bu bilgileri aldı.

 

Ve o saniyede öncesinde belli belirsiz bir şekilde örtülü olan istikamet açıkça kendini göstermeye başladı.

 

‘S sınıfı bir görevin zorluğu olsa gerek.’

 

Bu sırada teğmen, sorularının devamını getiriyordu.

 

“Las Phalanx’a ulaşmamıza ne kadar var?”

 

“Bir miktar daha yelken açmak gerekiyor. Kuzey denizindeki Las Phalanx limanına ulaşan okyanus akıntılarının seyir haritalarında iyi işaretlenmesi icap ediyor.”

 

“Peki buradan Las Phalanx’a ne kadar yol var?”

 

“Çok az. Kalan mesafe bir günü aşmamalı diye düşünüyorum.”

 

Drinfeld’in yüzü kaskatı kesildi.

 

Weed’in çoktan Las Phalanx’a iniş yaptığı netleşmişti.

 

Ve onu 10 yasaklı bölgeden biri olan Las Phalanx’a dek takip edip etmemesi gerektiğini sorguluyordu.

 

‘Liç olmuş, yani Ruh Çağıran büyülerini kullanıyor olacak. Üstelik denizcilik yetenekleri de özel bir görevle ilişkili olabilir.’

 

Drinfeld, Weed’den ziyade Las Phalanx’ın kendisinden yana endişeleniyordu.

 

Koca bir filoyu peşine takarak 10 yasaklı bölgeden birine girmenin sonucu ne olursa olsun muazzam bir hasar vereceği kesindi.

 

Bu sebeple basit bir seçim değildi.

 

Bununla birlikte onca yol kat ettikten sonra gösterecek bir şeyleri olmadan geri dönemezlerdi.

 

Seointeu, “Ama o Liç kim ki Haven Krallığı filosu buraya dek geldi? Şu ana dek bir hayalet gemiyi yöneten yüksek seviyeli bir ruh çağıranla ilişkili olabilecek tek kişi Weed mi yani? Her nasılsa üzerine düşündükçe daha da doğru görünüyor.” diye mırıldandı.

 

Las Phalanx bahsi işitilmeden önce filonun geri dönme olasılığı vardı ancak artık Weed’i ve Becky Ninh’in 3 Çılgın Köpekbalığını takip ettikleri gerçeği öğrenilmişti.

 

‘Onu sonuna dek takip etmeliyiz.’

 

Drinfeld böylelikle Las Phalanx’a gitme kararı aldı.

 

“Şimdi inin gemiden.”

 

“Ne? Size tüm detaylarıyla bildiğimiz her şeyi anlattık. Yapmayın bunu. Bizi Becky Ninh’e geri bırakabilir misiniz lütfen?”

 

“Şu saniyede ölmek istemiyorsanız inin dedim!”

 

Böylece Drinfeld Las Phalanx’a yönelirken 3 Çılgın Köpekbalığı buzul bölgesinde kaderlerine terk edilmiş olmaya geri döndü.

 

Bu esnada Kraliyet Yolu bülteninde heyecan verici bir başlık ve film belirdi.

 

Başlık: Becky Ninh’in Çılgın Köpekbalıklarının maceralarını izleyin!

 

Bu oyuncular kendi yollarında giderek denizde kötü şöhret edinmişlerdi. Pek çok insan isimlerini biliyor olsa da Kraliyet Yolunun popülerliğini yansıtırcasına o saniyede arama sayısı rahatlıkla 300ü aşmıştı. En ufak bir merak besleyen oyuncular bile başlığa tıklıyordu.

 

-Bizler Becky Ninh’in bir hayli yetkin denizcileriyiz. Savaş Tanrısı Weed-nim de yeteneklerimizden haberdar olarak bizi çağırdı. Yani Seointeu, Fractal ve Bordomir’i.

Biz üç arkadaş da mutlu mesut teklifini kabul ettik, teknesine bindik… Şaşırmayın keuheuheuheu.

Eski bir hayalet gemiye binerek denize açıldık. Güvertede hayalet mürettebat çalışıyordu, Savaş Tanrısı Weed-nim ise bir Liç Ruh Çağırandı.

Daha sonraları Weed’in bir süredir Ipia Adasında kaldığını öğrendik ve onunla bizzat tanışmaktan büyük bir keyif aldık.

Uzun seferimizdeki istikametimiz kuzeyde bir yerdi.

Versailles Kıtasının 10 yasaklı bölgesinden biriydi! Weed’in Las Phalanx’ta bir görevi vardı.

 

Bu metin okunurken bir de film yayınlanıyordu.

 

Fractal videoyu doğrudan kesip düzenlemiş ve bardaki işe alımdan Liç Weed’in belirişine ve hayalet geminin seferine dek belirli sahneleri sergilemişti. Buzullardan kaçışları, seferin donmuş nehre ulaşışı. Beyaz karlarla kaplı alanlar ve buzul bölgesindeki canavarlar görünebiliyordu.

 

-Weed’in görevinin başarılı olacağına inanıyorduk.

Derken pis Haven Krallığı filosu ve Drinfeld geldi!

Las Phalanx’ın tüm canavarlarına pirinç gibi bırakılıp yem edildik.

Not: Weed-nim, kıtaya dönüş vaktinde yolculuk için sana güveniyor olacağız.

 

****

 

Film Haven Krallığı filosu varıncaya dek mükemmeldi. Weed’in Las Phalanx yolundaki maceraları ve Haven Krallığı filosunun takibi!

 

Becky Ninh’in Çılgın Köpekbalıkları tarafından yüklenen bu başlık, KMC Medyanın mesaj kutusuna atıfta bulunan oyuncu sayısında bir patlama yaşanmasıyla sonuçlandı.

 

-Weed’in Las Phalanx’taki maceraları ne zaman yayınlanacak? Yine özel bir yakın çekim organize ediyor musunuz?

-Lütfen Weed-nim’in görevi sona erer ermez flaş haber olarak duyurun. Ve görevi anında yayınlamayı unutmayın. Yayını gereksiz yere ertelerseniz bir daha asla KMC Medyayı izlemem.

-Yayına hemen şimdi başlasanız olmaz mı? Her şeyden önce hiç değilse bir kerecik Las Phalanx’ı görmek isterim.

-Weed ne alemde? Sakın çoktan görevi tamamladı demeyin.

 

Bilhassa ruh çağıranlar çaresizce Las Phalanx’taki aksiyon sahnelerini görmek istiyordu.

 

***

 

Yeniden buluşan Weed ve Tori ikilisi beceriksizce selamlaşıyordu.

 

Vampir Lordu, bir zamanlar kendisine Vampir Krallığı Todeum’a geçiş hakkı bahşedilene ve özgürlüğünü geri alana dek bir efendi hizmetkar ilişkisi neticesinde çile çekmişti.

 

“Görüşmeyeli bayağı olmuştu Tori.”

 

“Evet, aynen öyle Weed.”

 

“Kelimelerin kısalmış.”

 

“Çünkü onları uzatma ihtiyacı duymuyorum.”

 

“Hadi ama, eski günlerin hatırına zalimlik etme.”

 

“Nefret dolu hislerim bile çoktan yitip gitti.”

 

“Yokluğumda iyi olup olmadığını merak ediyordum.”

 

“Sensizken hayatım daha iyi, merak etme.”

 

Tori bariz şekilde kibirli bakışlar atarak Weed’le soğukça yüzleşiyordu.

 

Aşağılayıcı disiplinine beslediği nefretten ötürü Weed’in bir zamanlar aralarında var olan efendi hizmetkar ilişkisine dayalı hakimiyet yeteneğinin de karizmasının da etkisinden tamamen çıkmıştı.

 

Her şeyden önce Tori, şanlı gururundan ötürü kadınlardan başka hiç kimsenin emrine itaat etmezdi.

 

Weed’in de morali bozuktu ancak bunu çoktan kaçınılmaz bir şey olarak kabullenmişti.

 

Böylece bu sığ sözlerden en ufak bir beklentisi olmamasına rağmen Seoyoon’la konuşmaya çalıştı.

 

“Bana Tori’yi versene lütfen?”

 

“…….”

 

“Sana 1 tavuk veririm.”

 

1 tavukla pazarlık yapmaya çalışsa da Seoyoon kafasını salladı.

 

Onu ikna etmek pek mümkün değilmiş gibi görünüyordu.

 

Derken genç kız, kılıcıyla yere bir şey yazdı.

 

1 tavşan.

 

Weed’in evini ziyaret ettiğinde kafesten çıkan tavşanları kendi gözleriyle görmüştü ve onların doğurduğu rahatlatıcı his hala canlılığını koruyordu.

 

“Sana bir tavşan mı vereyim?”

 

Bu soru sonrasında Seoyoon, boğazından Tori’nin mühürlendiği Kara Yaşam Kolyesini çıkartıp uzattı.

 

-Kara Yaşam Kolyesini teslim aldınız.

Vampir Lordu Tori ve Gerçek Kan Vampirlerinin sahipliği el değiştirdi.

 

Eski efendi hizmetkar ilişkisinin onarılması karşılığında 1 tavşan!

 

Weed, ağzından dökülenler şaka yollu olsa da Seoyoon’un gerçekten kolyeyi verişi karşısında hayrete düşmüştü.  

 

Ancak Weed’in hayreti Tori’nin şokuyla hiçbir şekilde kıyaslanamazdı.

 

“Ah…….”

 

Sivri dişleri bariz şekilde görünüyor, ağzını kapatmayı başaramıyordu.

 

An itibarıyla Gerçek Kan Vampirlerinin üzerinde kara bulutlar toplanmıştı.

 

Ve efendilerinin değişmesi gereği zihinsel bir eğitim süreci başlamıştı.

 

Pahalı özel kurumların yetenekli eğitmenlerinin nihai ceza öğrenimini aşan etkili bir bedensel ceza öğreniminin vakti gelmişti.

 

“Bak, uygun bir şeyler yapmam gerektiğinin farkındasın. Hasar alacaksın, hayat böyledir, büyütmeye lüzum yok. Bir kez kırılınca kabaca nasıl uyum sağlayacağını ve kaybettikten sonra yaşamaya nasıl devam edeceğini öğreneceksin.”

 

Zihinsel eğitimin sonucunun sağlam olacağı açığa çıkmıştı.

 

“To…….”

 

“Evet!”

 

“To.”

 

“Söyleyin gitsin efendim.”

 

“Hey Tori, omuzların fena halde hassaslaşmış. Anlaşılan çok hasar almışsın. Tamamen senin hatan.”

 

*Peobeobeobeobeok!*

 

Heraim eskrimi, 15 zincir kombosu!

 

Weed bir iskelete dönüştü dönüşeli gücünün mühim bir kısmı kıskaç misali elleriyle yalnızca hayati noktalarla saldırmasından geliyordu.

 

Bu davranışları hakimiyetle bağdaştırmaksa genellikle zor oluyordu.

 

“Seni oracıkta dövmeliydim. Erken yaşta vurursanız bir ömür boyu hatırlarlar. Ağaç yaşken eğilir diye boşuna demiyorlar. Van Hawk’ın ne kadar dakik ve duyarlı olduğuna baksana. Benim seviyem onunkinden yalnızca azıcık yüksek ve henüz yeterince dayak da yemedi ama bana beni efendisi olarak gördüğünü söylüyor ve özel muamele bile talep etmiyor…….”

 

Bu şekilde övülen Ölü Şövalye, olduğu yerde soğukkanlı bir şekilde başını dikti.

 

Isınma turu sonrasıysa Tori’nin yediği dayak, iskelete benzeyecek noktaya gelmesiyle sona erdi.

 

“Umarım bir sonraki sefere daha akıllıca davranırsın. Bundan böyle sözlerimi yakından takip edersen bazen daha az dayak yersin.”

 

İşte bu şekilde zihinsel eğitim sona erdi ve Seoyoon ava katıldı.

 

Weed ilk iş olarak kesin bir şekilde emrini verdi.

 

“Burada sana ne söylersem onu yapacaksın. Kalkan rolünü ölümsüzlere vereceğim. Ortalıkta çok fazla canavar olduğu için ortam tehlikeli, o yüzden savaşmaktan güçsüz düşecekleri ana dek bekle ve son darbeyi indir.”

 

“…….”

 

Seoyoon ise anlayıp anlamadığını yanıtlamadan Weed’in yüzüne bakmakla yetindi.

 

“Hadi, bir grup Tair Porsuğuyla başlayarak avlanalım. Önce siz ikiniz giriyorsunuz.”

 

Weed, Van Hawk ve Tori, bir kayanın gölgesinden etrafı gözlüyordu. Derken porsuklar toplandı!

 

Van Hawk ve Tori ölümsüzler arasında korkusuzca mücadele vermeye başladı. Porsuklar etrafı sararken Cadılar ve İskelet Büyücüler de büyü saldırılarıyla müdahale etti.

 

Tair Porsukları kelebekler gibi düzensiz ve sersemce uçsa da konsantre saldırılara karşı koymaları mümkün değildi, bir müddet sonraysa bir tanesi öldü ve bunu kolay bir savaş olarak gören Seoyoon, kılıcını dahi çekmeden geri döndü.  

 

“Hmm, Tori de eklenince bayağı kolaylaştı.”

 

Bir vampirden beklenileceği üzere Tori’nin sağlığı ve hasarı oldukça yüksekti.

 

Düşmanları tırnaklarıyla parçalamanın veya onlara büyüyle saldırmanın yanı sıra avı hızlandırmak için yanıltıcı büyüler de kullanıyordu.

 

Sessizce dinlenen Seoyoon’a dönen Weed, “Fazla endişe etme, çünkü ölümsüzler tarafından korunacaksın. Las Phalanx’ta bir başına dolaşmak zor olmuş olmalı, öyle değil mi? Bundan böyle bana güvenebilirsin.” dedi.

 

“…….”

 

Seoyoon ise hafifçe başını sallamakla yetindi.

 

Weed’den aldığı hisse dayanarak ona güvenebileceğine inanıyordu.

 

‘Bir kadın olarak daha ürkek olma ihtimali yüksek. E gerçekten de Las Phalanx’taki onca tuhaf canavardan korkmak kaçınılmaz.’

 

Weed mantraları söyleyerek büyü yapa yapa çarpışıyordu.

 

Lanet büyüsü, ölümsüz çağırımı ve ceset patlatma!

 

Tair Porsuklarını avlarken kullandığı çeşit çeşit büyüyle tecrübe ve ganimetlerini arttırıyordu.

 

Bu esnada Seoyoon, yalnızca Weed’in yakınlarında durmakla yetiniyordu.

 

“Hasar bu noktaya ulaştıysa 5 Babadan oluşan bir grubu bile avlayabiliriz.”

 

Weed durumu değerlendirerek belli bir yok etme yönteminde karar kıldı. Tori’nin dönüşüyle daha şiddetli bir av gerçekleştirerek ilerleyebilecekti.

 

“Van Hawk ve Tori, başa geçin!”

 

Bu komutla ölümsüz ordusunun başına geçen ikili, 5 Babanın toplandığı bir noktaya ilerledi.

 

Ve kara bedenli, ateş saçan Babalarla bir mücadele başladı.

 

Emir altındaki Van Hawk birini, Tori’yse ikisini indirdi, kalanların icabına da bir grup olarak ölümsüzler baktı.

 

“Saldırıları en kısa sürede tek canavara yoğunlaştırın ve savaş süresini kısaltın, hasarı minimuma indirgemenin tek yolu bu.”

 

Babalar etraflarına ateş saçarken eskisinden daha az sayıda ölümsüz yok ediliyordu.

 

Standart iskelet ve zombilerin onlara dokunması bile mümkün olmuyor ama onların gönderilişi sayesinde İskelet Büyücülere gönül rahatlığıyla büyü yapabilme imkanı tanınıyordu.

 

Ölümsüzlerin kaybı kısa bir süreliğine yoğun olsa da savaş genelinde alınan hasar düşürülebiliyordu.

 

“Saldırın!”

 

Ölümsüzler birbiri ardına sırtın ötesine ilerliyordu.

 

Van Hawk ve Tori kendilerine düşen rakiplerin icabına bakmak için koştururken İskelet Büyücüler kalan ikiliye büyüleriyle saldırıyordu.

 

İskelet Okçular da ok atarak destek sağlıyordu.

 

Derken Seoyoon, iki Babaya doğru rüzgar gibi koşmaya başladı.

 

Weed aceleyle uyardı.

 

“Tehlikeee! Babalar Tair Porsuklarından çok daha güçlü. Ölümsüzlerle bile pervasızca bir hamle yapıyorsun…….”

 

Aynı saniyede Seoyoon koyu, kanlı aurasını aktardığı kılıcı iki Babaya doğru savurdu.

 

Kaeaeaeng!

 

Kaeng!

 

Bedenleri tir tir titreyerek yerlerde yuvarlanan Babalardan daha önce hiç işitilmemiş sesler yükseliyordu.

 

Weed ölümsüzlerle birlikte onlarla çarpışırken böyle bir tavır sergiledikleri hiç görülmemişti.

 

Seoyoon’un kılıcından inen tek bir darbe sonrasındaysa kafaları karışmış, afallamışlardı.

 

‘Babaları bu denli sersemletmek için nasıl bir hasar verilmeli? Sersemlesinler diye hayati bir noktalarına vursan bile tek seferde sağlıklarını en az %20 düşürmek gerekir.’

 

Weed hayrete düşerken Seoyoon, saldırı yeteneklerini sergilemeye ve kılıcını savurmaya devam ediyordu.

 

Weed’in defansı aklında tutup birkaç saldırıyı birleştirdiği savaş metodundan çok farklı bir yol izliyordu.

 

Rakibinin davranışlarını veya savunmalarının güçsüz noktalarını tespit etmiyordu.

 

Vahşi Savaşçılara has özellikler gereği muazzam bir güç toplayarak o gücü yoğun hasar veren daimi saldırılara dönüştürüyordu.

 

Hızlı, ekstrem ve emsalsiz bir saldırıydı.

 

Baba öldürülmüştü.

 

Bir Babanın ölümü!

 

Diğeriyse Seoyoon’un acımasız saldırısından kaynaklı koca yaradan kurtulmaya çalışırken kafa karışıklığı içerisinde kalakalmıştı.

 

Üstelik Vahşi Savaşçıların gözleri, canavarlar üzerinde ciddi bir köreltme etkisi taşıyordu.

 

Seoyoon'un durdurulamaz saldırıları karşısında Babalar kelimenin tam anlamıyla katlediliyordu.

 

O, bir kez harekete geçince asla durmazdı.

 

Bu esnada Tori de yeteneklerini çılgınca sergileyerek bir Babayla çarpışıyordu.

 

Savaşa atılan Vahşi Savaşçılar için ‘ılımlılık’ diye bir şey söz konusu olamazdı. Kendilerinden çok daha düşük seviyeli canavarları bile fena halde hırpalar, varlarıyla yoklarıyla avlanırlardı.

 

Hiçbir şekilde sağlık veya mana esirgemeden, hızlı toparlanmalarla yetinerek sonu gelmeksizin çarpışan Vahşi Savaşçıların verdikleri savaşlar gerçekten bunaltıcı olurdu!

 

Weed, ölümsüz ordusunu sakınıp saklama umuduyla hızlıca avlanıyordu. Bunun yanı sıra hayatta kalan bir Baba olabilir mi diye bakınma mecburiyeti de vardı. Tek bir tanesi bile tehlike arz edebilirdi. Bu nedenle Seoyoon’un saldırısından pek haberdar değildi.

 

Seoyoon ise Weed’e uzanan, sevinç ve kederden oluşan cepheyi aşmakla meşguldü.

 

‘Seoyoon ve Tori’nin de katılımıyla görevin gerektirdiği Kaos Savaşçılarının üstesinden gelebiliriz, hatta beklenmedik oymacılık haritasını bile bulabiliriz.’

 

Weed bunları düşünürken Seoyoon, 3 Babayı avlayışının ardından gözlerini kazara ona çevirdi. Annesinden övgü bekleyen bir çocukta rastlayacağınız türden içgüdüsel bir davranıştı.

 

Weed’inse ağzı açık kaldı ve zoraki bir şekilde gülümsedi.

 

“Aferin Seoyoon. Daha önceden biraz hoedeopbap kalmıştı, azıcık yemek ister misin? Oh, banyosunu yapıp temizledikten sonra tavşanını vereceğim bu arada.”

 

#Adam gerçek hayattaki tek bir tavşan karşılığında vampir lordunun ve diğer vampirlerin sahipliğini üstlendi. Seoyoon gerçekten enteresan bir kız. Weed de dayak yemeyeyim diye kızı besledikçe besliyor mübarek. Bu ilişki nereye bağlanacak çok merak ediyorum. Hadi bakalım eskisine nazaran çok daha kolay hale gelen görevimiz nasıl ilerleyecekmiş, peşimizdeki filo ve korsanlar ne zaman gelecekmiş, sonucunda bizi neler bekleyecekmiş… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43318 Bölüm Sayısı


creator
manga tr