Lms 23.4 - 1/2 : Yıkılmaz Kumdan Kale

avatar
906 10

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 23.4 - 1/2 : Yıkılmaz Kumdan Kale



Çevirmen: Lodos 


“Tanrım, ne onu bu kadar uzun süre tutuyor?”

 

Lee Hyun, tren istasyonunda Seo Yoon'u bekliyordu.

 

Daha yeni bir Ölüm Şövalyesi’ne dönüştüğü için son derece meşguldü avlanmakla.

 

Demir kaplama zırhlar giyebiliyor, kara enerji kullanabiliyor ve kılıç ustalığını geliştirebiliyordu.

 

Şövalye sınıfının gücü muazzamdı!

 

Pek çok oyuncu bu sınıfı seçiyordu çünkü birçok avantajı elde etmek konusunda gerçekten iyi bir dengesi vardı.

 

Olağanüstü biniciliği sayesinde hareket hızı oldukça fazlaydı.

 

Atını yanında tutmak zahmetliydi ama savaşlarda çok yardımcı oluyordu ve bundan dolayı ilgilenilmeye değerdi.

 

Tek dezavantaj, kılıç ustası gibi farklı bir sınıfa kıyasla dayanıklılığın çok hızlı düşmesi olabilirdi. Ancak Ölüm Şövalyesi bir Ölümsüz olduğu için önemli değildi.

 

“Seviye atlamak için de mükemmel bir zamanlamaydı…”

 

Lee Hyun sözünü tutmaya karar vermiş ve evinden biraz erken ayrılmıştı.

 

Seo Yoon ise buluşma saati olan sabah 8’den on dakika önce gelmişti.

 

Yanında iki seyahat çantası getirmişti.

 

Basit bir beyaz tişört ve bir kot pantolon giyse bile muhteşemdi.

 

İstasyondakiler gözlerini ondan alamıyordu.

 

Yüzüne atılan kısa bir bakışla bile net bir güzellik izlenimi kalıyordu insanların üzerinde.

 

Tekrar yüzüne bakmadan edememişti Lee Hyun, her parçasına bakıyordu.

 

'Gözler ruhun penceresidir' sözü kesinlikle doğruydu.

 

Gözleri derin, saf ve göz kamaştırıcıydı.

 

Sanki gözleri dünyanın en berrak mücevherleriydi.

 

Kaşları düzdü, kusur bulacak bir şey bile yoktu.

 

Burnunda, dudaklarında, yanağında, alnında, kulak memelerinde veya vücudunun herhangi bir yerinde bir kusur bulamıyordu.

 

Ona bakınca her şey yerli yerindeymiş gibi hissediyordu.

 

Vücudu inanılmaz bir güzellik yayıyordu.

 

“Beni mi bekliyordun?”

 

“Hayır, ben de yeni geldim. Hadi biletleri alalım önce.”

 

Kuzeyde, deniz kıyısındaki büyük şehre trenle gittikten sonra araba kiralamayı düşünüyorlardı.

 

Seo Yoon ehliyeti olduğunu söylemişti.

 

“Ne zaman aldın ehliyetini?”

 

“Dünkü testi geçtikten sonra.”

 

“………..”

 

________________________________________________

 

Deniz kıyısına giden trenin içinde oturmuşken yanlarında Lee Hyun’un evden getirdiği kimbap ve sodalar vardı.

 

Lee Hyun pencereden dışarı bakarken uyuyakalmıştı.

 

Seyahat etmek gerginliğini ve stresini azaltmıştı.

 

“Ben…”

 

Lee Hyun alçak sesle mırıldanıyordu. Seo Yoon dinlemek için kulağını yaklaştırdı.

 

“…tem….”

 

Lee Hyun uykuda konuşuyordu!

 

Seo Yoon sabah erkenden hazırlanmakla meşgul olduğu için yeterince uyuyamamıştı.

 

Başını Lee Hyun'un omzuna yasladı ve o da uykuya daldı.

 

Tren her durduğunda yolcular trene binerken bu sahneyi görüyorlardı.

 

“O adam onu ​​hak etmiyor.”

 

“Neden onun gibi ezik bir adamla birlikte...”

 

“Bu hiç adil değil!”

 

Tren gidecekleri yere vardığında çantalarını alıp indiler.

 

Araba kiralama yeri tren istasyonunun yakınındaydı.

 

Önceden ayırttıkları arabalarını kiraladıktan sonra Seo Yoon sürücü koltuğuna Lee Hyun da yolcu koltuğuna oturdu.

 

“Gidelim mi?”

 

“Arabayı çalıştırdıktan sonra.” diyen Seo Yoon arabayı çalıştırdı: “Hadi şimdi gidelim.”

 

Lee Hyun gergindi ama Seo Yoon gerçek hayatta da güçlü görünüyordu.

 

Arabayı çalıştırmıştı ve çok rahat sürüyordu.

 

Ama sonra aniden silecek devreye girmişti!

 

“Dönüş için yakılacak sinyal lambası nerede?”

 

“Diğer tarafta.”

 

Lee Hyun önceden ehliyet almadığı için pişman olmuştu.

 

Şehir merkezinden ayrıldıktan sonra ulusal karayolu boyunca ilerlerlerken Kuzey Kore Denizi görünmeye başlamıştı hafifçe.

 

Doğu ya da batı denizlerinin kendine has çekici noktaları vardı ama Kuzey Denizi'nin ılıman iklimi ile birlikte daha güzel şeyleri vardı. Ayrıca o kadar pahalı da değildi.

 

Deniz kıyısı boyunca ilerleyerek büyük adaların etrafından dolaşabiliyorlardı.

 

Denizin hemen yanındaki eğri büğrü yollarda çiçekler büyüyordu.

 

Vardıklarında kamerasını çıkardı Seo Yoon.

 

“Burada bir fotoğraf çekebilir miyiz?”

 

“Elbette.”

 

Seyahat ederken fotoğraf çekmek bir zorunluluktu.

 

“Senin bir fotoğrafını çekeceğim.”

 

Seo Yoon, Lee Hyun’un denizi arkasına aldığı bir fotoğrafını çekti.

 

Güzel bir manzaraya sıkışmış garip bir turist gibi görünüyordu fotoğrafta.

 

“Tamam şimdi sıra sende.”

 

Lee Hyun, Seo Yoon'un kamerasını aldı ve deklanşöre bastı.

 

Her fotoğraf sanki profesyonel bir fotoğraf çekiminden çıkmış gibiydi.

 

Seo Yoon da Lee Hyun gibi kıpırdamadan duruyordu ama tamamen farklı türden fotoğraflar çıkıyordu ortaya.

 

Kumların parladığını ve Seo Yoon’un etrafında hafif bir esinti oluştuğunu hissetti Lee Hyun.

 

Seo Yoon gülmüyordu ya da pek fazla poz vermiyordu ama arkasındaki kış denizi ile harika görünüyordu.

 

Deniz kıyısında da çok sayıda turist vardı.

 

Lee Hyun turistlerden bir iyilik istedi.

 

“Affedersiniz... Bizim bir fotoğrafımızı çeker misiniz?”

 

Mezuniyet gezisinde gibiydi o insanlar.

 

“Tabii, sorun değil.”

 

Lee Hyun ve Seo Yoon'un yan yana dururken fotoğrafını çektiler.

 

Snap!

 

Doğrudan Seo Yoon'a odaklanmışlar, Lee Hyun'u bulanıklaştırmışlardı.

 

“Ne kadar da yakışmayan bir çift…”

 

“O adam önceki hayatında evreni falan kurtarmış olmalı.”

 

Arabalarıyla çeşitli yerlere giderek ve popüler turistik yerleri ziyaret ederek fotoğraf çektiriyorlardı.

 

Kraliyet Yolu’nda birlikte çok zaman geçirmişlerdi ama bu farklıydı. Av yoktu, görev yoktu. Sanki ikisi çıkıyor gibiydi.

 

Çok geçmeden hava karardı.

 

Gün batımından sonra sıcaklık hızla düşmüştü, bu yüzden kalacak bir yer aramaya başlamışlardı.

 

“Bir yer buldum... Bu tarafta mıydı?”

 

Arabalarıyla dolaştıktan sonra kamp alanına geldiler.

 

Minimum ücretle burayı serbestçe kullanabiliyorlardı.

 

Çoktan çadırlarını kurmuş aile grupları vardı.

 

“Geç kaldık. Acele etsek iyi olur.”

 

Lee Hyun büyük çantasından kamp malzemelerini çıkardı.

 

Dojodaki Ma Sungbum'dan ödünç almıştı bunları.

 

Çadırı kurduktan sonra kamp alanında bulduğu tekli ocağı aldı ve akşam yemeğini hazırladı.

 

Seo Yoon yemek pişirmek için çiğ pirinci yıkarken Lee Hyun da bir olta kaptı ve sahile gitti.

 

“Akşam yemeği için biraz balık tutacağım, tamam mı?”

 

Eşleri ve kızları izliyorken balık tutan orta yaşlı erkekler vardı.

 

“Tanrım, tek bir balık bile yok.”

 

Ailelerinin önünde gösteriş yapmak istiyorlardı ama doğuştan balıkçı olmadıkları sürece bu kolay bir iş değildi.

 

Lee Hyun küçük bir kutu açtı.

 

Bu enerjik solucanlar bu sabah doğrudan onun bahçesinden yakalanmışlardı.

 

Oltasını yemlerle her fırlattığında balığı çabucak yakalayabiliyordu.

 

63 santimetrelik yassı balık!

 

“Ne büyük bir solucan israfı.”

 

49 santimetrelik kaya balığı!

 

“Balık yahnisi için bir şeyler lazımdı. Bu iyi olacak.”

 

Kaya balıkları bu bölgenin bilinen lezzetlerindendi.

 

“Sıkılmadınız mı artık? Yemlerimi almayı bırakın.”

 

Lee Hyun'un getirdiği kovada balıklardan oluşan bir ‘kalabalık’ vardı.

 

Orta yaşlı erkekler, eşlerini ve kızlarını düşünerek kendilerini teselli ediyorlardı.

 

'Mutlu bir ailem olduğu sürece...'

 

'Eşim sık sık dırdır etse de onunla seyahate çıkmanın keyfi...'

 

Lee Hyun oltasını tutarak mırıldandı.

 

“Akşam yemeği için geri dönmeliyim… Siyah bir pagrus balığı tutabilseydim güzel olurdu. Onlar ne yapıyorlar öyle? Tanrım…”

 

Adamlar içlerinden düşünüyorlardı.

 

“Hey evlat, siyah pagrus balığı kolayca yakalayabileceğin bir sazan balığı türü değil.”

 

“Buraya on ikinci gelişim ve ben bile görmedim.”

 

O anda hafifçe battı Lee Hyun'un şamandırası.

 

Doğru yeri seçmek balık tutmanın kalbiydi neredeyse. Oltayı hafifçe sallamak ve solucanın kıvranıyormuş gibi görünmesini sağlamak ileri düzey bir beceriydi!

 

Ve bununla birlikte başka bir balık daha yemi aldı.

 

Ne yazık ki siyah bir pagrus balığı değildi. Deniz yılanı balığıydı.

 

“Kavrulunca güzel olur bu.”

 

Lee Hyun dönmek üzereyken Seo Yoon çadırdan çıktı.

 

“Çok yakaladın mı?”

 

“Tüm hayatım için yetmez. Ama doymak için yeterince yakaladım.”

 

Lee Hyun ve Seo Yoon çadırlarına geri döndükten sonra erkeklerin gözleri yaşlarla ıslanmıştı.

 

“Baba, ısıran çok sivrisinek var. Burayı sevmiyorum. Evde televizyon izlemek istiyordum ben.”

 

“Tatlım, bu hobini tek başına yapamaz mısın?”

 

Okuldan sonra dönen kızlarıyla zar zor konuşabiliyorlardı ve eşleri de sık sık arkadaşlarıyla gezmek için dışarı çıkıyorlardı.

 

Bu adamlar lisede ya da üniversitedeyken yaşadıkları altın çağlarını yâd ediyorlardı.

 

“Ah... Keşke geri dönebilseydim geçmişe.”

 

______________________________________

 

Lee Hyun çevik elleriyle kömür ateşi yaktı ve üzerine bir ızgara yerleştirdi.

 

Ateş dengelenene kadar doenjang çorbası yapmış ve ateş yeterince ısındığında da domuz eti değil, çeşitli balıklar kızartmıştı!

 

“Bir kaya balığı takas etmek ister misin?”

 

Diğer çadırları dolaşarak deniztarağı, yengeç, sosis ve hatta biraz ucuz şarapla çeşitli takaslar yapmıştı.

 

Balığı çevirerek balık güvecini de haşlamıştı.

 

Arka planda hafifçe çarpan dalgalar varken berrak gökyüzünde parlayan yıldızları izliyorlardı.

 

“Hadi yiyelim.”

 

Dışarıda balık yemek mükemmeldi.

 

Tıka basa doyuran yemekten sonra Lee Hyun bulaşıkları bile yıkamıştı.

 

“Kahve ister misin?”

 

“Elbette.”

 

Sahilde oturup birer fincan kahvenin tadını çıkardılar.

 

Etraf tamamen karanlık olduğunda cırcır böceklerinin cıvıltılarını duyabiliyorlardı.

 

Diğer tüm çadırlar ışıklarını kapatmıştı.

 

“Biz de uyumalıyız.”

 

Dört kişilik bir çadırdı, bu yüzden iki kişinin uyuması için yeterli yer vardı.

 

Bu gerçeğe rağmen yine de sıkışık hissettiriyordu.

 

Çadırın kenarlarına yatmışlardı ama uyku tulumlarına girdikleri sırada birbirlerinin nefeslerini duyabiliyorlardı.

 

Seo Yoon'un gergin kalbi hızlı hızlı atıyordu.

 

Çadırda ve ayrı bir uyku tulumundalarken bile aynı odada uyuyorlarmış gibiydi.

 

Dalgaların çarpma seslerinin ve cırcır böceklerinin cıvıltılarının yanında bile kalp atışlarının duyulmasından endişeleniyordu.

 

Ancak çok geçmeden Lee Hyun'dan horlamalar gelmeye başlamıştı.

 

______________________________________________________

 

Şafakta kuş cıvıltısı sesleriyle birlikte uyanmıştı Lee Hyun.

 

Tanımadığı ve bilmediği bir yerde bile sağa sola dönmemişti uyurken. Aksine deliksiz bir uyku çekmişti.

 

Döndü ve Seo Yoon'un hala kendisine doğru dönük şekilde uyuduğunu gördü.

 

Uyku tulumundan çıkarak sessizce dışarı çıktı.

 

“Kahvaltı için biraz yengeç yahnisi mi yapsam?”

 

Lee Hyun malzemeleri hazırlamış ve Seo Yoon’un uyanmasını beklerken düşünmeye başlamıştı.

 

Seo Yoon yolculuktan dolayı bir hayli yorgun olmalıydı. Güneş doğduktan sonra bile uyanmamıştı.

 

Ama gerçek şu ki Seo Yoon geç saatlere kadar uykudaki Lee Hyun'un yüzünü izlemişti.

 

Onunla ilgili ilk izlenimleri, onu Kraliyet Yolu’nda her gördüğünde aklına gelen düşünceler, birlikte bir seyahate çıkmalarından dolayı duyduğu minnet…

 

Kalbini açıp bunlar hakkında konuşmuştu ama Lee Hyun uykusunda horlamakla meşgul olduğu için hiçbir fikri yoktu.

 

“Belki de bir yürüyüşe çıkmalıyım.”

 

Lee Hyun taze sabah esintisini soluyarak kumlu sahil boyunca yürüdü.

 

“Hava gerçekten güzel.”

 

Yiyecek arayan kuşlar cıvıldaşıyorlardı.

 

Ve sahilde bir kumdan kale yapan bir grup çocuk vardı.

 

“Ben de bir kere denemek istiyorum.”

 

Sahile giden herkes bunu en az bir kere yapmıştı.

 

Lee Hyun'un bunu yapmak için hiç şansı olmamıştı şimdiye kadar. Ama biraz zaman öldürmek için iyi bir yol olurdu.

 

On dakika sonra diğer çocuklar toplanmışlar, Lee Hyun'a bakıyorlardı.

 

İnşa ettiği kumdan kale, 1,5 metreye ulaşıyordu.

 

Surların ve kulelerin inşasını izlemek için yetişkinler de gelmişti.

 

Tüm bunlar, Kraliyet Yolu’ndaki şantiyelerde ve heykellerde ustalaştığı beceri sayesindeydi.

 

Bir saat sonra kumdan kale tamamlanmıştı.

 

Çevresindeki insanlar ona iltifatlar ediyorlardı ama sözleri Lee Hyun’a ulaşmıyordu bile.

 

“Bu, bir gayrimenkul karşılığında takas edebileceğim ya da karşılığında para alabileceğim bir şey değil.”

 

Tam bir faydacıydı!

 

Gelgitler geldiğinde çökecekti bu kumdan kale ve silinip gidecekti.

 

Birazcık kuvvetli bir rüzgâra karşı bile düşebilirdi hatta.

 

Kumdan kale bitince insanlar birer birer kahvaltıya ya da evlerine gittiler.

 

Lee Hyun boş boş gelen gelgitleri ve kumdan kaleyi izledi.

 

“Şimdi birlikte bir seyahate çıktık... Ama bir gün, benim yanına dahi yaklaşamayacağım kadar uzakta bir noktaya sürüklenecek.”

 

Lee Hyun onun iyiliği için Seo Yoon’un gitmesine izin vermeye hazırdı.

 

Onunla geçirdiği tüm zaman da sonrasında hatıra olarak kalacaktı.

 

Bu yüzden kalenin altına bir şeyler yazdı:

 

Lee Hyun ve Seo Yoon'un evi.

 

__________________________________________________

 

Lee Hyun çadıra geri döndüğünde Seo Yoon hazırlanan malzemelerle yemek pişiriyordu.

 

Doyurucu bir kahvaltının ardından Kuzey Denizi’ni biraz daha gezmeyi planladılar. Sonrasında da eve giden bir trene bineceklerdi.

 

Lee Hyun eşyalarını topladı ve etrafı düzenleyen Seo Yoon ile konuştu.

 

“Ben burayı hallederim. Sen neden biraz dinlenmiyorsun?”

 

Seo Yoon kumlu plaja doğru yürüdü.

 

Şehre geri döndüğünde büyük olasılıkla burayı bir daha göremeyecekti.

 

Zar zor dışarı çıktığı için deniz kabukları veya çakıl taşları gibi küçük bir hatıra almak istemişti yanına.

 

“Bugünden sonra normal hayatıma döneceğim.”

 

Kumda yürürken devasa bir kumdan kale fark etti.

 

Bunu kimin yaptığı hakkında hiçbir fikri yoktu ama çok iyi yapılmış görünüyordu ve sağlam bir kumdan kaleydi.

 

Kaleye doğru yöneldi Seo Yoon.

 

...

 

Okurken aşırı keyif aldığım çok hoş bir bölümdü. Ya da bölüm yarısıydı diyeyim. Maalesef bilgisayarımda bir problem çıktı ve 2-3 gün hiç kullanamadım ve haliyle çeviri de yapamadım. Ancak neyse ki sonradan bir şekilde çözdüm ve sizi bekletmemek adına yarım bölüm de olsa atayım dedim. Umarım sizler de keyif almışsınızdır okurken. Seo Yoon’un kaleye ne tepki vereceğini görebilecek miyiz bilmiyorum ama açıkçası çok merak ediyorum. Bakalım, okumaya devam dostlar!

 

Not: Eğer bir aksilik çıkmazsa inşallah bu bölümle birlikte olağan hızımızda devam edeceğiz!

 

Takipte kalın! Yorumlarınızı bizimle paylaşmayı ve serimizi beğenmeyi de unutmayın lütfen! Görüşmek üzere!

 





 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr