Bilinmeyen bir ormanın derinliklerinde, devasa siyah pelerinlere bürünmüş birkaç figür, ayakları yere hiç değmeden, tıpkı yüzen birer ruh gibi insan sınırlarının çok üzerindeki bir hızla ormanın doğusuna doğru ilerliyordu.
"13 mil sonra Çin kıyılarına ulaşacağız. Bizi almak için ayarlanan denizaltı orada olacak. O zaman huzura ereceğiz," dedi siyah cübbeli lider, derin bir ses tonuyla İngilizce konuşarak.
"Archimonde, planın uygulanması beklediğimizden çok daha kolay oldu. İçimde kötü bir his var," dedi kalın sesli bir diğeri.
"Ne olursa olsun, Kutsal Kâse'yi ele geçirdiğimize göre onu Presbiteryen Kilisesi'ne ulaştırmalıyız," dedi Archimonde denen adam.
Öndeki diğer lider tuhaf bir şekilde güldü. "Mobses, yine çok fazla düşünüyorsun. Bizi durdurmak için birilerinin ortaya çıkması daha heyecan verici olmaz mıydı? Duydum ki Lilith de gelmiş. Tatlı kanının kokusu bir mil öteden duyulan o fıstığı gerçekten özledim."
Archimonde, "Charlie, diğer elinin de Lilith tarafından koparılmasını istemiyorsan onu hafife alma," diye uyardı.
Siyah pelerinin altındaki Charlie küçümseyerek homurdandı ve sustu. Benzer şekilde siyah pelerinlere bürünmüş dokuz adamın öncülüğündeki üç lider, korkunç hızlarını koruyarak ormanı siyah bir kasırga gibi yarıp geçtiler. Ancak bir mil daha ilerledikten sonra, lider Archimonde aniden durdu.
"Dikkatli olun!"
Bu uyarının hemen ardından, yaklaşık yüz metre ötedeki yoğun ve karanlık ormanın içinde üç adet son derece parlak akkor ışık parladı! Bu üç lamba, haç şeklindeki abajurlarla kapatılmıştı ve dış kabukları metalik gümüş renginde parlıyordu. Parlak ışıklar karanlık ormanı gündüz gibi aydınlattı. Siyah pelerinli on iki adam doğrudan ışığın altında kalarak açıkta kaldılar; saklanacak yerleri yoktu!
O anda, on iki adamın pelerinlerinin üzerindeki karmaşık, koyu altın rengi bir desen ortaya çıktı. Bir totemi andırıyordu ama belirli bir düzeni yoktu.
"Lanet olsun, Gümüş Haç Ayini! Vatikan'ın köpekleri!" diye öfkeyle bağırdı Mobses.
Archimonde alçak bir sesle, "Gözü kara davranmayın. Önceliğimiz Kutsal Kâse'yi buradan çıkarmak için bir fırsat bulmak," dedi.
Üç lambanın arkasından ondan fazla kişi yavaşça belirdi. Işığa karşı kaldıkları için yüzleri loş görünüyordu ancak pelerinli adamların görüşü ışıktan etkilenmişe benzemiyordu. Birkaç tanıdık yüzü hemen tanıdılar.
Charlie gülümseyerek, "Archimonde, Vatikan'ın o yaşlı moruğu kozunu mu kullanıyor? Eğer doğru görüyorsam, Kızıl Haç Ordusu'nun şefi Gabriel, o yüksek mevkisi ve büyük yetkisiyle ta uzaklardan sadece bize karşı koymak için gelmiş," dedi.
Orta Çağ kraliyet şövalye zırhı giymiş bir adam en öne çıktı. Kare yüzü tıraşsızdı, kıvırcık kestane rengi saçları gece rüzgarında hafifçe dalgalanıyordu. Gri gözlerinde en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu. Hareketlerinden, tıpkı yıllanmış bir şarap gibi kadim ve rafine bir aura yayılıyordu.
Adam elini uzatıp sırtından devasa, tek elli bir kılıç çıkardı. Antika bir nesneye benziyordu; kabzasına kırmızı bir değerli taş gömülmüştü. Kılıcın namlusundan beyaz bir bez parçası düştü ve paslı demir açığa çıktı. Tüm gövdesi, hoş karşılanmayan, çürümeye yüz tutmuş bir aura yayıyordu.
Gabriel, karşısındaki siyahlar içindeki on iki kişiye sakince baktı. Bozuk bir İtalyancayla konuştu: "Archimonde, Kutsal Kâse'mizi teslim et."
Archimonde soğuk bir gülümsemeyle, "Gabriel, gerçekten her zamanki gibi küstahısın. Elimizdeki bir şeyi bu kadar kolay bırakacağımızı mı sanıyorsun?" dedi.
O sırada genç ve sert bir ses yankılandı: "Siz kirli canavarlar, Kutsal Kâse'yi çaldıktan sonra Tanrı'nın korumasını kazanacağınızı mı sanıyorsunuz?"
Bir başka uzun boylu ve güçlü beyaz adam belirdi. Örme zırh giyiyordu ve elinde tek elli ince bir kılıç tutuyordu. Archimonde küçümseyerek, "Küçük adam, burası senin konuşabileceğin bir yer değil," dedi.
Genç adam kahkaha atarak, "Koca yarasa, gözlerini aç da iyi bak. Ben Arthur Vince, Vatikan'ın en genç ve en yetenekli tapınak şövalyesiyim. Bu geceden sonra ismimi duymak bile seni titretecek," dedi.
Archimonde gülerek, "Hahaha, Gabriel, Vatikan'ın taze kanı zaman geçtikçe yozlaşıyor gibi görünüyor," dedi.
Gabriel sessiz kalırken Arthur ağır bir hakarete uğramış gibiydi. Saldırmak için öne atılacağı sırada, orta yaşlı bir adam öne çıktı ve koluyla onu engelledi. Siyah saçlı, ince yüzlü, uzun boylu ve güçlü bir adamdı. Arthur'a bakıp başını sallayarak, "Archimonde'un provokasyonuna gelme. Seni kışkırtmaya çalışıyor," dedi.
Calosa not: Seri bir anda farklı bir havaya büründü :D
Arthur, "Biliyorum ama ondan hiç korkmuyorum!" dedi korkusuzca ama artık fevri davranmıyordu.
"Ooo," dedi Archimonde. "Ekselansları Thomas, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Bu genç herif senin öğrencin mi? Kutsal Saray Şövalyeleri'nin çıtası ne ara bu kadar düştü?"
Thomas kayıtsızca, "Marki Archimonde, Kutsal Kâse'yi teslim et. Bu gece kazanma şansınız sıfır. Sadece üç kıdemli ve dokuz sıradan savaşçıyla; Şef Gabriel, Arthur ve ben, artı arkamızdaki Papa Eskort Ekibi'nden yirmi kutsal şövalyeye karşı galip gelemezsiniz," dedi.
Archimonde sırıttı: "Onlarca yüzyıldır sizinle kılıç salladığımız için yanınızdakileri doğal olarak tanıdım. Peki ya hepinizin arkasındaki şu on kişi kim? Arkadaşlarınız pek Vatikan'danmış gibi durmuyor."
Mobses hoşnutsuzlukla, "Archimonde, gerçekten sormana gerek var mı? Vatikan'ı bize karşı kışkırtacak kadar cesur olan tek grup Sarı Alev Demir Tugayı olabilir!" dedi.
Genç bir adam öne çıkarak İngilizce konuştu: "Biz hiçbir şekilde sizin arkadaşınız değiliz. Ben Sarı Alev Demir Tugayı'nın İkinci Ejderha Grubu lideri Yong Ye. Emirlerimize göre, siz istilacılara saldırmak ve Kutsal Kâse'yi geri almak için Roma Vatikan ile iş birliği yapıyoruz."
Yong Ye kendinden emin ve halinden memnun görünüyordu. Arkasındaki İkinci Ejderha Grubu'ndaki takım arkadaşları da onunla birlikte öne çıktı. Aynı zamanda Cai Ning de onları arkadan takip ediyordu. Arkasında ise Su Ejderhası'nın özel ajan ekibi duruyordu.
Charlie öfkeyle bağırdı: "Sarı Alev Demir Tugayı da ne kadar işgüzar çıktı. Vatikan ve Karanlık Parlamento arasına girmenin yetki alanınız dışında olduğunu bilmiyor musunuz?!"
Yong Ye küçümseyerek, "Biz Sarı Alev Demir Tugayı olarak sadece Vatikan'ın varlığını tanırız. Sizin gibi sapkınlar asılmalı, insan kanıyla beslenen bir avuç pislik! Eğer Avrupa'da olmasaydınız, hepinizi çoktan yok etmiştik," dedi.
Cai Ning kaşlarını çatarak Yong Ye'ye, "Gereksiz şeyler söyleme. Biz sadece yardıma geldik," dedi. Yong Ye, Cai Ning'e sıcak bir gülümseme göndererek hemen sustu.
O anda Gabriel'in sabrı taşmış gibiydi. Yaklaşık altmış santimetre genişliğinde, üç santimetre kalınlığındaki devasa kılıcını şiddetle yere sapladı. "Archimonde, savaşmak ya da kaçmak sana kalmış. Eğer biraz daha tereddüt edersen, ilk saldırıyı ben başlatacağım."
Archimonde pişmanlıkla, "Gabriel, aramıza başkasının girmemesi gerektiğini düşünmüyor musun? Sarı Alev Demir Tugayı ile ittifak kuracak kadar ileri gitmeniz ne kadar hayal kırıklığı verici," dedi.
"Ben bu işlerle ilgilenmem. Ben Kızıl Haç Ordusu'nun şefiyim. Biz sadece Papa'nın vahyini takip ederiz; bense sadece savaşmaktan sorumluyum."
"Madem öyle düşünüyorsun, söyleyecek başka sözüm yok. Eski dostum, yıllardır seninle dövüşmedim. Umarım vücudun dev kılıcın kadar paslanmamıştır." Archimonde sözünü bitirir bitirmez, pelerine bürünmüş vücudu aniden ileri fırladı!
Üzerinde antika bir takım elbise vardı, yüzü bir kağıt parçası gibi cansızdı ama vücudu uzun ve inceydi. Tıpkı siyah bir yıldırım gibi gecenin sessizliğini delip geçti! Archimonde’un sağ elindeki parmak uçları koyu kırmızıya döndü ve tırnakları hızla bir santimetre uzadı. Gece içindeki titrek hareketleri havayı yırtarak keskin bir ses duvarı patlamasının yankılanmasına neden oldu.
"Hıph!"
Gabriel sakince kılıcını çamurdan çıkardı ve gelen saldırıyı geniş yüzeyiyle bir tahta parçası gibi savuşturdu! Bu basit görünümlü savurma tüm açıları kapatmıştı. Hızının sınırlandığı bir durumda Archimonde, bu darbeye zorla göğüs germek zorunda kaldı!
BAM!
Gözlerinde kırmızı bir ateş beliren Archimonde, paslı ve devasa kılıçla çarpışmak için kızıl kan pençelerini korkusuzca ileri uzattı!
"Haçın Kutsal Işığı!" diye kükredi Gabriel. Kılıcının arka yüzünde bir hale belirdi ve haç sembolü aniden büyüyerek Archimonde'u çevreleyen devasa bir haç şeklinde ışık oluşturdu!
"Kurban!"
Archimonde’un parmak ucundan bir damla taze kan fışkırdı ve havada açık yeşil bir aleve dönüşerek haç şeklindeki haleyle çarpıştı; korozyon sesi her yerde yankılandı. Çok geçmeden hem ışık hem de alev birbirini yok etti.
Gabriel ile bir tur dövüştükten sonra Archimonde onlarca metre geriye çekildi. Çok kısık bir sesle arkasındaki Mobses ve diğerlerine, "Etrafımız sarılmadan çabuk burayı terk edin!" dedi.
Mobses ve Charlie, kaba kuvvetle burayı yaramayacaklarını biliyorlardı. Archimonde’un güvenliğini umursamadan hızla arkalarına döndüler ve ormanın diğer tarafından kıyıya doğru kaçmak istediler.
"Kaçmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Sadece izlemeye geldiğimizi mi sandınız?"
Tapınak şövalyesi Arthur, elindeki kılıcıyla bir anda Mobses ve diğerlerinin önünde belirdi. Kılıcının namlusunda kutsal bir ışık yükseldi. Kılıcın ürettiği milyonlarca iz, Mobses'e doğru hücum etti!
"Küçük adam, rakiplerini küçümseme!"
Mobses oldukça sinirlenmişti. Belli ki Arthur'un genç yaşta olması onu çok irite etmişti. Pelerinin altından bir kolunu kaldırdı ve sadece kan ırkına özel bir kan tekniğiyle oluşturulmuş uzun bir kılıç aniden belirdi. Kan ışığı yayan uzun kılıç, Arthur’un tüm saldırılarını ezerek kılıç gölgelerinin içine daldı!
Kan kılıcı havada şiddetle patlarken, yayılan güçlü aura Arthur’u ister istemez geriye fırlattı!
"Beni, yüce Mobses'i durdurmaya mı çalıştın?! Hükmedici kan ırkının kıdemlilerini çok küçümsedin!"
Ancak Mobses, saldırıyı başarıyla engellediğini düşünerek ekibini kaçışa yönlendirdiği sırada, onlara doğru buz gibi soğuk, düzinelerce keskin nesne fırlatıldı!
"Hemen kaçın!"
Kan ırkının inanılmaz hızı hayatlarını kurtardı ama bir kan uşağı yeterince hızlı eğilmeyi başaramadı. Gelen birkaç iğnenin hedefi oldu!
"Ahh!"
Şiddetli bir çığlığın ardından, kan uşağı pelerininin altında yanmaya başladı ve acı içinde yerde yuvarlandı.
"Gümüş iğneler mi? Bunlar Çin gizli silahları mı?!" diye öfkeyle bağırdı Charlie, kurtarılamayacak haldeki takım arkadaşına bakarak.
O anda, üzerine dar bir savaş kıyafeti giymiş olan Cai Ning karanlıktan dışarı çıktı. Duygusuz yüzünde en ufak bir neşe belirtisi yoktu. Ellerinden birinde hâlâ iğneye benzeyen ince gizli silahlar tutuyordu.
"Armut Çiçeği İğneleri Yağmuru bir seferde 27 iğne fırlatır. Saf bir makineyle fırlatılmamış olsalar da sizin gibilere karşı fazlasıyla yeterli," dedi genç kadın, Charlie'nin sorusunu yanıtlarken. Tavrı, "Sekizler Grubu"ndaki Çiçek Yağmuru’na geri dönmüştü.
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
