Bölüm 278: Sakın Söyleme

avatar
35 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 278: Sakın Söyleme


Sakın Söyleme

Böyle bir sahne çoğu kişinin hayal gücünü aşmıştı; ne olduğunu bir türlü kavrayamıyorlardı. Ortada ne bir enerji dalgalanması vardı ne de süslü bir göz boyama... Kan ırkından bir kıdemlinin hayatı, bir anda yok olup gitmişti. Bu, tamamen açıklanamaz bir durumdu.

Herkes henüz şaşkınlığını üzerinden atamamışken, Yang Chen eğildi ve yerdeki koyu altın rengi şarap kadehini aldı. Kadehin kenarlarında antik çağlara ait işlemeler vardı; oldukça eski görünmesi dışında pek bir özelliği yok gibiydi. Ancak Yang Chen, elinde "Kutsal Kâse"yi tuttuğu için pek heyecanlı görünmüyordu. Çevredekilere göre, "sonsuz yaşam" vaat eden bu nesneye, değersiz bir hurda parçasıymış gibi davranıyordu.

"Sen... Mobses'i sen mi öldürdün?!" diye bağırdı Archimonde.

Yang Chen arkasına dönüp soğukça gülümsedi. "Onu benim öldürmediğime emin olabilirsin. Ama nasıl öldüğü konusunda size bir açıklama yapmak zorunda değilim. Şimdi, en çok arzuladığınız Kutsal Kâse benim ellerimde."

"Ekselansları ne yapmayı planlıyor?" diye sordu Lilith, gözlerinde güçlü bir arzuyla kadehe bakarken. Ancak mantıklı davranarak öne doğru bir adım atmadı.

Yang Chen elindeki kadehle oynarken mırıldandı: "Bu şey gerçekten 'Kutsal Kâse' olabilir ama ne yazık ki şu an sadece bir antika. Size nedenini anlatmak vakit kaybı olur. Madem artık işe yaramıyor, sizin savaşmanıza sebep olan bu şeyi ortadan kaldırayım."

Sözünü bitirir bitirmez, çevresindekiler daha ne olduğunu anlayamadan sağ elindeki Kutsal Kâse’yi sertçe sıktı. Metal kadeh sanki bir kağıt parçasıymış gibi yamuldu ve bir hurda yığınına dönüştü.

Yang Chen’in Kutsal Kâse’yi gerçekten yok ettiğine inanamayan herkesin gözleri faltaşı gibi açıldı!

"Sen... Kutsal Kâse’yi mahvetmeye nasıl cüret edersin?!" diye öfkeyle bağırdı kutsal şövalye Thomas. "Bu Tanrı’ya hakarettir! Vatikan’a meydan okuyorsun!"

Gabriel, Lilith ve kan ırkından diğerleri rüyada gibiydiler. İki tarafın da uğrunda canını dişine taktığı o şey, bir anda yok olmuştu!

Yang Chen hurda parçasını yere fırlattı. "Size de tuhaf gelmiyor mu? Eğer bu gerçek Kutsal Kâse olsaydı, az önce benim tarafımdan bu kadar kolay yok edilebilir miydi?"

"Kutsal Kâse’nin eşsiz olmasının sebebi özel bir materyalden yapılması değil, İsa Mesih’in ilahi gücünü taşımasıdır! Bunda tuhaf olan ne var?!" Thomas hâlâ sakinleşememişti.

Yang Chen gülümseyerek, "Madem buna inanmak istiyorsun, yapabileceğim bir şey yok. Sonuç olarak, gördüğünüz gibi Kutsal Kâse artık yok. İster benimle dövüşün, ister geldiğiniz yere dönün; karar sizin. Ancak uyarayım, eğer dövüşmeyi seçerseniz hepiniz ölürsünüz. Kibirlenmiyorum, gerçek bu. Tabii o sözde 'inancınız' için canınızı tehlikeye atabilirsiniz. Bu tam da Vatikan’ın yöntemlerine uygun olmaz mı?" dedi.

Yang Chen sözünü bitirdiğinde herkes sustu. Aslında, Mobses’in o tuhaf kayboluşundan beri hepsi dövüşme fikrinden uzaklaşmıştı. İnsanlar her zaman bilmedikleri şeylerden korkarlardı. Hepsi içten içe şunu düşünüyordu: Ben de bir anda böyle yok olup gidecek miyim?

Thomas ve Gabriel birbirlerine baktılar; gözlerinde bir çaresizlik vardı.

Karanlık Parlamento tarafı ise Kutsal Kâse’yi kaybettikleri için pek de üzgün değildi; sonuçta o Vatikan’a ait bir şeydi. Onların asıl amacı, onu Avrupa’ya zaferin bir simgesi olarak götürmek ve belki üzerinde biraz araştırma yapmaktı. Sonuçta Şeytan’ın müritleri, Tanrı’dan ebedi yaşam bekleyecek değillerdi. Bu görevdeki tek başarısızlıkları, kan ırkından kıdemli seviyesindeki Mobses’i kaybetmekti. Kan uşaklarına gelince, onlar zaten kurban edilmek için vardılar.

Sonuç olarak Archimonde, Zobo ve diğerleri, bir sonraki adımı belirlemek için aralarındaki en güçlü kişi olan Lilith’e baktılar.

Lilith oldukça sakin görünüyordu. Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından, güzel ve kan kırmızısı gözleri yavaşça solup mavi bir mücevher rengine döndü; tekrar o zarif sarışın hanımefendi görünümüne büründü. Lilith, arkasında vahşi bir ışık saçan Katliam Kılıcı’nı bir şekilde gizledi; kılıç tamamen ortadan kayboldu. Belli ki artık savaşmayacaktı.

Lilith tatlı bir gülümsemeyle öne çıktı ve Yang Chen’e manalı bir bakış attı. "Ekselansları, konuşma tarzınızı gerçekten sevdim. Sanırım artık kim olduğunuzu biliyorum. Az önceki hadsizliğimiz için Karanlık Parlamento adına sizden içtenlikle özür dilerim."

"Bir karar verdin mi?" Yang Chen, kimliğini sonsuza kadar saklayabileceğini düşünmüyordu. Karanlık Parlamento hiçbir ülkeye bağlı olmasa da, tarihi kökenleri diğer tüm gizli örgütlerden çok daha derindi. Doğal olarak istihbarat ağları tüm dünyaya yayılmıştı.

Lilith başını salladı. "Elbette. Ekselanslarının bizi Çin topraklarından huzurla gönderebilecek güce sahip olduğuna tamamen inanıyorum. Kutsal Kâse de yok olduğuna göre artık Avrupa’ya dönmeliyiz."

Yang Chen gülümseyerek, "Size iyi yolculuklar dilerim," dedi.

Lilith gülümseyerek aniden Yang Chen’in kulağına eğildi ve sadece onun duyabileceği bir şeyler fısıldadı. Yang Chen, Lilith’in yaklaşırken aniden saldıracağından endişe etmiyordu. Lilith güçlü olsa da Yang Chen onunla tamamen farklı bir seviyedeydi. Onun için Katliam Kılıcı, az önceki Kutsal Kâse gibi kolayca parçalanabilecek bir şeydi. Üstelik Lilith’te bir öldürme aurası da yoktu.

Lilith fısıldamasını bitirdikten sonra başını çekti ve Yang Chen’e gergin bir beklentiyle baktı. Gözlerini ayırmadan ona bakarken, az önceki o dişi iblisten eser yoktu; sıradan, güzel bir Batılı kıza benziyordu.

Yang Chen utandı ve gülümseyip çenesini kaşıdı. O an son derece "zampara" bir hali vardı ve bu oradaki herkesi şoke etti. Bu ikisine ne oldu böyle?!

Bir kadın olarak Çiçek Yağmuru büyük bir iğrenti hissetti. Bu vampirle bu kadar samimi mi oldu yani?! Resmen flörtleşiyorlar. Bu... bu çok yüzsüzce! Ancak bir şekilde kıskandığını da hissetti; içinde kontrol edilemez, karmaşık bir duygu vardı.

"Bunu gerçekten yapmak istiyor musun?" diye fısıldadı Yang Chen, sanki onay bekler gibi.

Lilith’in beyaz ve pürüzsüz teni yavaşça kızardı. Gözleri parlayarak sordu: "Yapabilir miyim?"

Yang Chen asilce, "Biraz fedakarlık yapacağım o zaman," dedi.

Lilith sevinçle öne atıldı, uzun kollarını Yang Chen’in boynuna doladı ve kırmızı, narin dudaklarını onunkilere bastırdı. Çok geçmeden, soğuk ve pürüzsüz dili dışarı çıktı ve Yang Chen’inkiyle birbirine dolandı.

Calosa not: ??? NOLUYORUZ

Bu sahne herkesi dehşete düşürdü. Kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Neden bir anda Fransız öpücüğüne başladılar?!

Çiçek Yağmuru daha fazla dayanamayıp başını başka yöne çevirdi. Sessiz kalsa da içinden Yang Chen’e saydırıyordu: Zaten benimle bir ilgisi yok. Neden o aptalca davranışını umursayayım ki? Ama döndüğümde Ruoxi’ye, Yang Chen’in arkasından yine başka kadınlara sarılıp onları öptüğünü kesinlikle anlatacağım!

Yang Chen, kan ırkına özel o tatlılığın tadını bir süre çıkardıktan sonra nihayet Lilith’ten ayrıldı. Gülümseyerek, "Tamam, bitti artık. Adamlarını al ve çabuk git," dedi.

Lilith bir süre daha Yang Chen’e baktı, sonra gülümseyerek ve isteksizce arkasına döndü; Archimonde ve diğerlerine bir el işareti yaptı. Vatikan ve Sarı Alev Demir Tugayı’nın bakışları altında kan ırkı, göz açıp kapayıncaya kadar ormanda kayboldu.

Yang Chen, Gabriel ve diğerlerine baktı. "Siz de burada kalıp benimle dövüşmek mi istiyorsunuz?"

Gabriel hoşnutsuzlukla, "Savaşmayı her ne kadar istesem de şu an doğru zaman değil. Çin’den ayrılacağız; ancak Ekselansları, lütfen bugün Kutsal Kâse’mizi yok ettiğinizi unutmayın," dedi.

Yang Chen’den nefret etseler de, Gabriel ve diğerleri bir plan yapmadan önce sakinleşip Vatikan’a dönmeye ve Yang Chen’in kimliğini araştırmaya karar verdiler. Gabriel, yanına Thomas, Arthur ve diğer kutsal şövalyeleri alarak öfkeli bir ifadeyle oradan ayrıldı.

Sonunda geriye sadece Çiçek Yağmuru, Yong Ye ve Sarı Alev Demir Tugayı’nın diğer üyeleri kaldı. Yong Ye, Yang Chen’in meseleyi halletme biçimine sinir olsa da ona karşı gelmeye cesaret edemedi. Yang Chen’e sert bir bakış attıktan sonra elini salladı; yaralı üyelerini oradan uzaklaştırmayı planlıyordu.

Çiçek Yağmuru ise gitmek için acele etmiyordu. Yerde durup Yang Chen’e bakıyor, sanki bir şey bekliyor gibi görünüyordu.

"Ning’er, neden gitmiyorsun?" diye sordu Yong Ye endişeyle.

Çiçek Yağmuru başını çevirip ona bakmadı. "Olay yeriyle ilgilenmeleri için bazı insanlarla iletişime geçeceğim. Sen diğerlerini götür," dedi.

"Asla olmaz, seni bu kadar tehlikeli biriyle yalnız bırakamam," diye bağırdı Yong Ye. "Burada seninle kalacağım."

Çiçek Yağmuru sinirlenerek ona dik dik baktı. "Madem tehlikeli olduğunu biliyorsun, neden kalmak istiyorsun? Senden hoşlanmadığını görmüyor musun?"

Yong Ye dikkatlice Yang Chen’e baktı. Yang Chen’in hiçbir tepki vermediğini görünce daha da huzursuz oldu. Öfkeli olsa da canının daha kıymetli olduğunu biliyordu. Çiçek Yağmuru’na son bir kez bakıp takım arkadaşlarıyla oradan uzaklaştı.

Çiçek Yağmuru hafifçe iç çekti. "Ne korkak ama."

Yang Chen sahneyi sessizce izlemişti. "Korkak olabilir ama yine de oldukça ilginç bir herif. Sen gitmiyor musun?" dedi.

"Gideceğim. Ama ondan önce sana sormam gereken çok soru var," dedi Çiçek Yağmuru.

"Ne sorusu?"

"Az önce söylediklerinle ilgili... Kan ırkını anlamadığımızı söyledin. Onları insanlığa zarar veren vampirler olarak görmek yanlış mı?" diye sordu Çiçek Yağmuru.

Yang Chen onlara bir açıklama borçlu olduğunu ancak o an hatırladı. Bir süre düşündükten sonra, "Başlamak için kan ırkının tarihinden bahsetmem gerek. Çok uzun zamandır var oldukları için haklarında her şeyi bilmiyorum ama sana genel durumlarını anlatabilirim. Orta Çağ’dan önce kan ırkı Avrupa’nın hükümdarı sayılırdı. O zamanlar gerçekten vahşi bir ırktılar. Ancak Roma Vatikan’ın varlığıyla insanlar direnmeye ve savaşmaya başladı. Kan ırkı güçlü olsa da binlerce insanın ortak saldırısına karşı duramadılar."

"Bunun üzerine kan ırkı gizli bir topluluk kurdu: Camarilla. Bu organizasyon Karanlık Parlamento’nun ana parçasıdır. Altı temel emirleri vardır ve en önemlisi 'inziva'dır; yani insan ırkından gizli yaşamalı ve dünyadaki hakimiyetlerinden vazgeçmelidirler. O zamandan beri 'kan ırkı' terimi bir efsaneye dönüştü. İnsanlar artık onların gerçek olduğuna inanmıyor."

Çiçek Yağmuru kaşlarını çattı. Lilith "Camarilla"dan bahsetmişti; ailesi de oranın üyesi gibi görünüyordu. "Peki ya şu Sabbat dedikleri diğer organizasyon neyin nesi?"

Yang Chen, "Sabbat, kan ırkı içinde 'iblis birliği' olarak adlandırılır. İnzivada yaşamayı sevmeyen bir grup aşırılıkçıdan oluşur. Kan ırkından olan veya herhangi bir 'sapkın' onlara katılabilir; ancak dövüş yetenekleri daha zayıf olduğu için kan ırkı içinde Camarilla kadar güçlü değillerdir. Bugün Archimonde ve diğerleri, Camarilla’ya karşı durabilmek için kan ırkı içindeki konumlarını güçlendirmek amacıyla Kutsal Kâse’yi çalmaya geldiler. Lilith ve Zobo ise onları engellemek için buradaydı." dedi.

Çiçek Yağmuru bir şeyi kavradı. "Yani Kutsal Kâse gerçekten kan ırkının eline geçse bile bu insanları hiçbir şekilde etkilemeyecek miydi?"

"Aynen öyle. Siz Sarı Alev Demir Tugayı üyeleri sadece Vatikan’ın dövüşçüleri olarak kullanıldınız..." Yang Chen başını sallayarak gülümsedi. "Aslında Vatikan dışarıdan adalete hizmet eden bir örgüt gibi görünse de, gerçekte sadece Karanlık Parlamento’ya karşı duran başka bir topluluktur. Her zaman kendi çıkarları için savaşırlar ve genelde ülkelerin çıkarlarıyla ilgilenmezler. Bu yüzden bu işe bulaşmamanızı söyledim."

Çiçek Yağmuru başını salladı. "General'e rapor vereceğim. Lanet olası Vatikan, onlara güvenmemeliydik."

"Başka bir şey yoksa ben gidiyorum," dedi Yang Chen. Gitme vaktinin geldiğini hissediyordu, yoksa gerçekten eve taksiyle dönmek zorunda kalacaktı.

Çiçek Yağmuru onu hızla durdurdu: "Peki ya Kutsal Kâse? Söylentiler doğru mu? İnsanlara sonsuz yaşam verebilir mi?"

Kutsal Kâse lafı geçince Yang Chen pek mutlu görünmedi. İç çekerek, "Bilmiyorum. Bu soru çok karmaşık. Ne olursa olsun, Mobses’in az önceki kayboluşu hayal edebileceğinden çok daha ciddi bir mesele. Ama bu senin ilgilenmen gereken bir şey değil. Döndüğünde generaline kısa bir bilgi vermen yeterli." dedi.

Çiçek Yağmuru hayal kırıklığına uğradı. İçten içe Yang Chen’in ona gerçeği söylemek istemediğini hissediyordu.

"Peki ya az önce... Az önce Lilith ile olanlar... Bunu nasıl yapabildin?" dedi Çiçek Yağmuru, o tuhaf durumu aşmaya çalışarak. Bu konuyu açmakta çok tereddüt etmişti ama sonunda sormaya karar verdi. "Bunu Ruoxi’ye anlatmamdan korkmuyor musun? Aranız daha yeni düzeldi, yine tartışma çıksın mı istiyorsun?"

Yang Chen hemen arkasına dönüp onu yatıştırmaya çalıştı: "Sakın söyleme! Az önce Lilith bana bir hayranın idolüne baktığı gibi bakıyordu. Sadece temiz kalplerimizle birazcık öpüştük o kadar. Hayatımda daha önce hiç vampir öpmemiştim. Sen de biliyorsun, güzellere karşı hiçbir bağışıklığım yok. Üstelik Batılılar için öpüşmek gerçekten o kadar büyük bir olay değil. Denemekten kendimi alamadım, gerçekten başka bir niyetim yoktu."

Söyledikleri aslında gerçekti. Yang Chen, ne kadar süredir yaşadığı belli olmayan bu kan ırkı kadınına karşı öyle bir niyet beslemiyordu. Sadece hissinin nasıl olduğunu merak etmişti.

Çiçek Yağmuru tamamen dilini yutmuştu. Bu adamla mantıklı konuşulmuyor! Bir vampiri öpmek bu kadar mı eğlenceli? Kim bilir ne kadar pis kan emmiştir o ağız!

"İğrençsin." Çiçek Yağmuru öfkeyle bu kelimeyi savurduktan sonra "Süzülme Tekniği"ni kullanarak oradan uzaklaştı.

Olay yerinde sadece Yang Chen kalmıştı. Şaşkınlıkla ensesini kaşıdı ve mırıldandı: "Bu kadın az önce olay yeriyle ilgileneceğini söylememiş miydi? Neden gitti ki?"

Calosa not: Acaba neden? :D






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 57116 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 44034 Bölüm Sayısı


creator
manga tr