Bölüm 279: Kış Gecesi

avatar
32 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 279: Kış Gecesi


Kış Gecesi

Müzayedede yaşanan soygun krizi, konukların birer birer mekandan ayrılmasına neden oldu ve Liu ailesinin ziyafetinin zirve anı aniden durma noktasına geldi.

Liu Kangbai’nin keyfi fena halde kaçmıştı. Hatta oğlu Liu Yun’u, adamlarını düzgün denetlemediği ve görevini ihmal ettiği gerekçesiyle herkesin önünde ağır bir şekilde azarladı. Olaydan sonra özellikle canı sıkılan kişi ise Cai Yan’dı. Kendisi bir polis karakolu amiriydi ve böyle bir olay tam gözlerinin önünde gerçekleşmişti. Daha da sinir bozucu olanı, suçluların böyle büyük bir soygun gerçekleştirdikten sonra izlerinin sürülememesiydi.

Ancak olaydan sonra ablası Cai Ning’in aniden ortadan kaybolması ve Yang Chen’in ani gidişi, Cai Yan’ın kafasında soru işaretleri yarattı. Yine de bu şüphelerini şimdilik kendine sakladı.

Villanın ana girişinin dışında, dört mevsim yeşil kalan dört çam ağacının altındaki iki siyah arabanın üzerine loş ışıklar vuruyordu. Yol kenarındaki devasa vazoların yanında, hâlâ gece elbisesiyle duran Lin Ruoxi vardı. Bu yalnız ve soğuk gecede, bakışlarını uzaklara, konferans salonunun olduğu yöne dikmiş, dalgın bir halde bekliyordu.

Yang Chen, sadece duruma bakacağını söyleyerek yanından aniden ayrılmıştı. Ancak aradan neredeyse bir saat geçmişti. Ondan haber alamamak, Lin Ruoxi’yi başına bir kaza gelip gelmediği konusunda endişelendiriyordu.

Lin Ruoxi, onu bu kadar önemsediğini düşünmüyordu. Sadece her zaman birlikteydiler ve evli bir çifttiler. Lin Ruoxi, bir hayvana bile zamanla bağ kurabileceğine inanırken, yetişkin bir adam için endişelenmesi gayet normaldi. Sonuç olarak, huzursuz bir kalple giriş kapısının önünde beklemeye karar verdi. Ancak bir saat hızla geçmesine rağmen o hâlâ oradaydı.

Mevsim kış olduğu için, güneydeki şehirler en soğuk zamanlarını yaşamasa da Lin Ruoxi vücuduna sarılmadan edemiyor, burnu soğuktan kızarmış bir halde kollarını ovuşturuyordu. Tam o sırada, omuzlarına vizon bir kürk atmış olan Yang Jieyu, mor Cadillac limuzininden indi; zarifçe Lin Ruoxi’ye doğru yürüyerek, eski usul beyaz bir paltoyu dikkatlice genç kadının omuzlarına örttü.

Lin Ruoxi bu teklifi geri çevirmedi. Yuan ailesinden bu çiftin, Yang Chen’i beklemesi için ona eşlik ederek gösterdikleri nezakete şaşırsa da daha fazla soru sormak istemedi.

"Kızım, bırak şoför Yang Chen’i beklesin. Neden kendin bekliyorsun? Dışarısı çok soğuk," dedi Yang Jieyu üzüntüyle.

Lin Ruoxi gülümsemek için dudaklarını kıpırdattı. Belki de çok uzun süredir soğukta kaldığı için gülümsemesi sert ve zorlama görünüyordu. "Ben de üşüyorum. Başkalarının benim yerime bedel ödemesine gönlüm razı gelmez. Onu buraya ben çağırdım. Eğer böyle bir zamanda ortadan kaybolduysa, başına kötü bir şey gelirse bu gerçekten benim suçum olur."

"Onun gibi yetişkin bir adamın başına ne gelebilir ki? Ama sen, böyle dışarıda beklemeye devam edersen yakında hasta olacaksın," dedi Yang Jieyu kasvetle. "Yang Chen de amma düşüncesizmiş. Seni nasıl böyle yalnız bırakıp bekletir?"

Lin Ruoxi bu soruya cevap vermedi. Fırsattan istifade sordu: "Bayan Yang, siz ve Bay Yuan, Yang Chen’i nereden tanıyorsunuz? Sadece oğlunuzla video oyunları sayesinde tanıştığını biliyordum ama sizin de onu tanımanızı beklemiyordum."

Zhonghai’nin bir numaralı klanından insanlarla konuştuğu için Lin Ruoxi oldukça kibardı.

Yang Jieyu, Lin Ruoxi’nin böyle bir soru soracağını biliyor gibiydi. Gülümseyerek yanıtladı: "Küçük Ye onu bizimle tanıştırdı. Onun hakkında gerçekten iyi izlenimlerim var. Birkaç kez görüşmüş olsak da birbirimizi çok uzun zamandır tanımıyoruz. Bu yüzden sana bahsetmemiştir."

Lin Ruoxi bu sözlere büyük ölçüde inansa da, Yang Chen’in bunu gizlemesine hâlâ bozuluyordu. Ancak daha dikkatli düşündüğünde, onun hayatıyla ilgilenmeyenin kendisi olduğunu fark etti; kalbi ister istemez soğudu.

"Peki Bayan Lin, siz Yang Chen’i ne kadardır tanıyorsunuz? Ne zaman evlendiniz? Kocam ve ben gerçekten merak ediyoruz. Yang Chen fena bir çocuk olmasa da pek sizin hoşlanacağınız tipte biri gibi durmuyor. Sıradan görünüyor, bir iş yönetmiyor ve genelde tasasız davranıyor. Yang Chen’in hangi yönünü seviyorsunuz?" diye sordu Yang Jieyu.

Lin Ruoxi bir an cevap veremedi. Onun nesini seviyorum?

Eğer bu soru tersten sorulsaydı, yani ondan neden nefret etmediği sorulsaydı, belki birkaç şey sayabilirdi. Ama sevmek... bu oldukça zor bir soruydu.

Bir süre düşündükten sonra Lin Ruoxi, "Belki de açık fikirli olmasındandır. Genelde pek hesap kitap yapmaz," dedi. Başka bir deyişle, kesinlikle vurdumduymazdı! Tıpkı bu geceki gibi, tek kelime etmeden çekip gitmişti!

Yang Jieyu başını salladı; ifadesi biraz tuhaflaşmıştı. Soru sormaya devam etmedi.

O sırada Yuan Hewei arabadan inip yanlarına geldi. 'Jieyu, Bayan Lin; hadi daha fazla beklemeyin de arabaya geçin. Ben Yang Chen’i burada beklerim,' diyerek söylendi. 'Bu çocuk neyin kafasını yaşıyor anlamadım ki! İnsan bu buz gibi havada çekip giderken bir mesaj bile atmaz mı?

"Telefonunu arabada bırakmış," dedi Lin Ruoxi kaşlarını çatarak.

"Gerçekten söyleyecek söz bulamıyorum." Yuan Hewei oldukça sinirlenmişti. Yang Jieyu’ya doğru yürüyüp eğildi ve fısıldadı: "Bu yeğen gerçekten adamı dert sahibi yapar."

Calosa not: O yeğen adamı kral da yapar gibime geliyor :D

Yang Jieyu gözlerini devirdi ama aynı zamanda içinde farklı bir his vardı. Yang Chen ile tanıştığından beri türlü türlü absürt olaylar yaşanmıştı. Eğer büyük bir klanda doğup çeşitli felaketlere tanık olma tecrübesine sahip olmasaydı, buna dayanamazdı.

Yuan Hewei ve Yang Jieyu arasındaki bu samimiyeti gören Lin Ruoxi, ister istemez imrendi. Son yirmi yılı birlikte devirmiş ve hâlâ birbirine bu kadar yakın olan böyle uyumlu bir çift, gerçekten çok şanslı olmalıydı...

Evdeki kocasının onu bir patlamanın ardından öylece bırakıp tamamen ortadan kayboluşunu düşününce, Lin Ruoxi fena halde sinirlendi. Ben ne yapıyorum? Neden burada onu bekliyorum?

+1

Tam o sırada önden birinin bağırdığını duydu.

"Hâlâ gitmediniz mi? Geç olunca eve gitmeni söylemiştim."

Lin Ruoxi başını kaldırdı ve geniş bir gülümsemeyle kendisine doğru koşan Yang Chen’i gördü. Yang Chen’in sağ salim döndüğünü gören Yang Jieyu ve Yuan Hewei rahatladılar.

Lin Ruoxi huysuzca, "Eve mi gitseydim? Yoksa burada mı sabahlamayı planlıyordun?" dedi.

Yang Chen, "Taksi tutardım, sorun olmazdı," diye yanıtladı.

"Taksi bulabileceğin en yakın yer en az kırk dakika uzaklıkta. Eğer donarak öldüğün için gazetelere haber olsaydın ve suçlusu ben ilan edilseydim, bana yazık olmaz mıydı?" dedi Lin Ruoxi.

Yang Chen, kırk dakikalık yolu beş dakikadan kısa sürede tamamlayabileceğini içinden geçirdi. Ancak Lin Ruoxi’nin soğuğa direnip onu beklemesinin verdiği sıcaklığı hissedince ne diyeceğini bilemedi. Aralarında ne yaşanırsa yaşansın, hâla elde kalmış birkaç şey vardı…

"Tamam, etrafta dolanırken zamanın nasıl geçtiğini unutmuşum, benim hatam. Saygıdeğer eşimden özür dilerim. Haydi arabaya binelim, daha fazla soğukta kalma," dedi Yang Chen gülümseyerek.

"Bunu bana söylemene gerek yok." Lin Ruoxi arkasına bakmadan arabasına bindi ve kapıyı sertçe kapattı.

Yang Jieyu, Yang Chen’e baktı. "Böyle zamanlarda nasıl ortadan kaybolursun? Eve gidince karının gönlünü güzelce al."

Yang Chen, Yang Jieyu’nun bir büyük gibi davranan bu tavrına biraz yabancılık hissetti. Kalbinde, aralarındaki ilişkiyi anlıyordu. Ancak bilinmeyen sebeplerden dolayı ikisi de bu konuyu açmadığı için, Yang Chen onun ilgisini hissederek yapmacık bir şekilde gülümsedi. "Anlıyorum. Ruoxi’ye eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Siz de çabuk dönün lütfen."

Yuan Hewei, Yang Chen’in omzuna hafifçe vurdu, sonra Yang Jieyu’ya sarılarak Cadillac limuzinine binip oradan uzaklaştılar.

Yang Chen, Rolls-Royce’un arka koltuğuna döndü. Lin Ruoxi sessizce pencereden dışarı bakıyor ve Yang Chen’i tamamen görmezden geliyordu. Şoför Li Ming, nefes alırken bile ses çıkarmaya cesaret edemiyordu. Patronunun keyfinin yerinde olmadığını fark edince, sessizce sürmeye ve tek kelime etmemeye karar verdi.

Yang Chen meseleyi enine boyuna düşündü ve sonunda özür dilemesi gerektiğine karar verdi; aksi takdirde birkaç gün sürecek bir "soğuk savaşa" katlanmak zorunda kalacaktı. Bu yüzden ne söyleyeceğini tasarladı ve özür dilemeye hazırlandı.

Ancak Yang Chen daha ağzını açmadan telefonu titredi. Arabada bıraktığı telefonunu eline aldığında, kayıtlı olmayan bir numaranın onu on defadan fazla aradığını ama telefonu yanında olmadığı için cevaplayamadığını fark etti.

Aramayı cevaplayan Yang Chen, "Kiminle görüşüyorum?" diye sordu.

"Bay Yang ile mi görüşüyorum?"

"Evet." Yang Chen, oldukça endişeli gelen yabancı bir erkek sesi duydu.

"Ben Zhonghai Akıl Hastanesi'nden arıyorum. Oraya gönderdiğiniz hasta, Lin Kun... Hatırlıyor musunuz?"

"Tabii ki." Yang Chen cevap verirken yanındaki Lin Ruoxi’ye bir göz attı. Bir süredir aklını kaçıran Lin Kun’u görmemişti. Bildiği kadarıyla Lin Ruoxi de onu bir kez bile ziyaret etmemişti; adamın davranışlarının ne kadar berbat olduğu buradan bile belliydi.

"Başına bir şey geldi. Durumu aniden ağırlaşınca yüksek bir yerden atlamış. Beyninde şiddetli kanama oldu, acil müdahale yetersiz kaldı..." dedi adam.

Yang Chen’in ifadesi sertleşti. Üzülmese de o herifin bu kadar ani öleceğini tahmin etmemişti. Yang Chen iç çekti. "Anlaşıldı, not ettim. Yarın yanınıza gelip ilgileneceğim. Şimdi ne gerekiyorsa yapın, para sorun değil."

"Peki, bir ihtiyacınız olursa bu numarayı arayabilirsiniz," dedi adam ve telefonu kapattı.

Yaklaşık bir saat sonra, ikili sessizce Ejderha Bahçesi’ndeki villalarına döndü. Eve girmeden önce Yang Chen seslendi: "Lin Ruoxi, sana bir şey söylemem gerek."

Lin Ruoxi kaşlarını çattı. "Eğer az önceki konuyla ilgiliyse anlatmana gerek yok. Açıklamanla ilgilenmiyorum."

"Babanla ilgili," dedi Yang Chen ciddiyetle.

Lin Ruoxi donakaldı. "Baba" terimine sanki yabancılaşmış gibiydi. Sessizce Yang Chen’e bakarak anlatması için işaret verdi.

"Sana daha önce akıl sağlığını yitirdiğini söylemiştim ama hangi hastanede olduğunu hiç sormamıştın. Bahse girerim onu bir kez bile ziyaret etmedin. Ondan nefret ettiğini biliyorum. Sana verdiği zararlar iki üç cümleyle anlatılamaz. Nasıl hissettiğini bildiğim için sana daha önce söylememiştim."


"Ancak az önce akıl hastanesinden aradılar. Durumu kötüleştiği için yüksek bir yerden atlamış. Kafasındaki kanama yüzünden acil müdahale yetersiz kalmış ve hayatını kaybetmiş."

Lin Ruoxi "hayatını kaybetti" sözlerini duyunca sarsılarak bir adım geri gitti. Yavaş yavaş gözleri yaşlarla doldu.

Yang Chen iç çekerek, "Ne olursa olsun, yarın benimle hastaneye gel. Sonuçta yasal olarak babandı. Naaşının yakılması ve diğer prosedürler için imza atman en doğrusu olacaktır," dedi.

Lin Ruoxi çok uzun bir süre öylece durdu. Alçak sesle sordu: "Aslında daha önce nerede olduğunu sormayı düşünmüştüm. Onu eski eve geri getirip hayatının geri kalanında ona bakması için birini tutmayı planlıyordum."

"Sana vermeye yanaşmadığı o eski villadan mı bahsediyorsun?" diye sordu Yang Chen.

"Evet. O delirdikten sonra ev bana devredilmiş olsa da oraya bir kez bile gitmedim. Oraya dönmekten hâlâ korktuğumu fark ettim. Büyükannemi, annemi ve geçmişteki olayları hatırlamaktan korkuyorum," dedi Lin Ruoxi; gözlerini silip derin bir nefes alarak gözyaşlarını zapt etmeye çalıştı.

"Ancak ben bir karar veremeden onun böyle aniden gideceğini tahmin etmemiştim." Lin Ruoxi acı acı gülümsedi. Arkasına dönüp kapıyı açtı ve "Yarın Cumartesi. Sabah oraya gideriz," dedi.

Yang Chen onayladı ve eve giren o zarif ama yalnız figüre bakarken oldukça hüzünlü hissetti. 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 57116 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 44034 Bölüm Sayısı


creator
manga tr