Bölüm 290: El Uzatmak

avatar
18 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 290: El Uzatmak


El Uzatmak

"Amca..." Telefonu açar açmaz Tangtang’ın üzgün sesini duydu. "Müsait misin?"

Yang Chen şaşırdı. "Evet, ne oldu?"

"Üçüncü Merkez Yolu kavşağının yanındaki ticaret caddesindeyim. Gelip beni alabilir miyiz?" diye sordu Tangtang.

Yang Chen ağlasa mı gülse mi bilemedi. "Yine ne oyunlar çeviriyorsun? Evi mi terk ettin yine?"

"İsteyerek yapmadım ki... Amca, çok üşüyorum ve yanımda hiç para yok. Çabuk gel ve beni kurtar."

"Bunca seferden sonra hatalarından ders çıkarmış olmalıydın. Neden her seferinde yanına para almadan evden çıkıyorsun? Ayrıca, neden beni aradın? Yuan Ye’yi araman gerekirdi!" dedi Yang Chen hoşnutsuzlukla.

Tangtang mahcup bir sesle, "Ben... Yuan Ye Ağabey ile kavga ettim..." diye yanıtladı.

Yang Chen’in başı ağrımaya başladı. Bu çocuğun biraz büyüdüğünü sanmıştım, fena yanılmışım!

Başka seçeneği olmayan Yang Chen, evden çıkıp arabasıyla Tangtang’ın bahsettiği yere doğru hızla sürdü. Neşeli gecede, ticaret caddesinin her iki yanı parıltılı ışıklarla doluydu. Hareketli caddenin kenarında, bir bankın yanında tek başına duran ve kendisine heyecanla el sallayan Tangtang’ı gördü.

Üzerinde bir palto olsa ve kapüşonunu başına geçirmiş olsa da, sıfırın altındaki bu gecede uzun süre dışarıda oturduğu için iyice üşümüştü. Tangtang’ın kızarmış burnunu gören Yang Chen, parmağıyla alnına hafifçe vurmadan edemedi. "Evden kaçmaya bağımlı mı oldun sen? Daha kısa süre önce sana ders vermemiş miydim? Kıymet bilmelisin, sürekli annene zorluk çıkarmayı düşünme."

Tangtang dudak bükerek, "Amca, şimdilik bana nutuk çekme. Bugün öğle yemeği bile yemedim. Açlıktan karnım sırtıma yapıştı, önce beni yiyecek bir yerlere götür," dedi.

Yang Chen kasvetle, "Sanırım ben senin amcan değil, babanım," dedi.

Tangtang dilini çıkararak, "Hehe, beni doyurduğun sürece buna da razıyım," dedi.

Yang Chen bu tuhaf kıza karşı kendini gerçekten çaresiz hissediyordu. Etrafa bakındıktan sonra Tangtang’ı kuzeydoğu usulü en yakın mantı restoranına götürdü. Böyle buz gibi bir gecede, dumanı tüten sıcak mantılar yemek iyi bir seçenekti.

Aromatik ve beyaz mantı kasesi servis edildikten sonra, Tangtang ne kadar sıcak olduklarına bakmaksızın iştahla yemeye başladı. Yang Chen kaşlarını çatarak sordu: "Ağzının yanmasından korkmuyor musun?"

Tangtang çiğnerken, "Mantı sıcakken yenir, üstelik şu an çok açım," diye cevap verdi. Yang Chen, yarım gündür aç olan bu çocuğu daha fazla rahatsız etmedi. Tangtang koca bir kase mantıyı mideye indirip bir de geğirdikten sonra sordu: "Anlat bakalım, bu sefer neden evden kaçtın?"

Tangtang gözlerini birkaç kez kırpıştırarak yüzünde hüzünlü bir ifade oluşturdu. "Amca, bilmiyorsun... Babam şu son iki gündür bir sebeple annemle görüşmeye geliyor ve annemi sürekli başka erkeklerin peşinde koşmakla suçluyor. Hatta ondan sonra daha berbat şeyler söyledi. Annem çok sinirlendi ve babamla tartıştılar. Sonunda ikisinin de canı sıkıldı..."

Yang Chen, Tangtang’ın babasının Fang Zhongping olduğunu biliyordu ama onun böyle bir yönü olacağını tahmin etmemişti. Tangtang’ın annesinin nasıl bir adam bulduğunu da merak etti; Fang Zhongping’i bu kadar çileden çıkardığına göre…

Calosa not: Acaba kim :D 

"Bunun senin evden kaçmanla ne ilgisi var?" diye sordu Yang Chen.

Tangtang homurdandı. "Tabii ki benimle ilgili. Annemle yaşıyorum, onun morali bozulunca beni düşmanıymışım gibi görüyor. Az önce ona küçük bir şaka yaptım, o da bana sürekli saçma sapan şeyler söyleyip ona zorluk çıkaran babam gibi davrandığımı söyledi..."

Yang Chen kaşlarını çatarak, "Annenin morali bozukken bunu biraz yutamaz mıydın?" dedi.

"Yeterince yuttum ama her zaman sabredemiyorum! Sonra Yuan Ye Ağabey’i aradım; şu an anneme Yang Teyze'den bile daha iyi davranıyor, resmen kendi annesinden daha samimi oldu onunla. Ondan beni kurtarmasını istedim ama o aniden annemin tarafına geçti ve annemin haklı olduğunu, benim hatalı olduğumu söyledi..." diye öfkeyle anlattı Tangtang.

Yang Chen durumu hemen anladı. Yuan Ye gerçekten ilginç bir çocuk, daha işin başında kaynanasının gözüne girmeye çalışıyor.

"Yani sen de evi mi terk ettin?" diye sordu Yang Chen gülümseyerek.

"Evet... Ne annemi görmek istiyorum ne de Yuan Ye Ağabey’e katlanmak. Tek bildikleri beni zorbalamak," dedi Tangtang; gözleri dolmuştu. O zavallı halini gören herkesin kalbi sızlardı.

Yang Chen onu nasıl ikna edeceğini bilemedi. Hesabı ödedikten sonra Tangtang’ı alıp cadde boyunca yürüdüler. Ticaret caddesinin sonundaki küçük bir parka ulaştıklarında, Tangtang aniden durdu ve sordu: "Amca, şuraya girip biraz oturabilir miyiz?"

"Yoruldun mu?"

"Hayır, sadece biraz burada oturmak istiyorum."

Yang Chen saate baktı, gece sekiz civarıydı; eve dönmek için henüz erkendi. Bu yüzden kaybolmuş kızın isteğini kabul etti ve parkta oturacak ahşap bir bank buldular. Tangtang, Yang Chen’e iyice sokuldu. Mevsim kış olduğu için gece sıcaklığı çok düşüktü.

Onun üzgün halini gören Yang Chen merhamet hissetti. Paltosunu çıkarıp Tangtang’ın omuzlarına örttü. Tangtang hemen reddederek, "Amca, böyle yaparsan sen üşütürsün," dedi.

"Ben üşütmem," dedi Yang Chen; aslında dürüst davranıyordu.

"Neden üşütmezsin ki?" Tangtang ona inanmadı ve paltoyu Yang Chen’e geri itti. Gülümseyerek, "Amca, sadece sana yaslanmama izin ver. Birinin yanında otururken o kadar soğuk hissetmem," dedi.

Yang Chen bir süre düşündükten sonra paltosunun önünü genişçe açtı ve hem kendi hem de Tangtang’ın vücudunu örterek kızın omuzuna yaslanmasına izin verdi. Tangtang bundan çok keyif aldı. Başını Yang Chen’in omzuna yasladı ve esnedi.

Yang Chen acı acı gülümseyerek, "Çocuk, sakın uyuyakalma. O zaman gerçekten şifayı kaparsın," dedi.

"Uyumuyorum ki, yıldızlara bakıyorum," dedi Tangtang dudak bükerek.

Yang Chen başını kaldırıp baktı. Bu gece gökyüzü oldukça açıktı. Galakside çok fazla yıldız olmasa da tek tük serpilmişlerdi. Şehirde böyle bir sahneye rastlamak oldukça nadirdi.

"Böylesine romantik bir anı benim gibi yaşlı bir adamla harcıyorsun. Buraya Yuan Ye’yi çağırman çok daha uygun olurdu," dedi Yang Chen şakayla.

Tangtang burnunu kırıştırarak, "Asla, sevgili sevgilidir, amca da amca," dedi.

Yang Chen hafifçe kıkırdadı ve sessiz kaldı.

"Amca, eskiden annemle bu parka çok gelirdik. O zamanlar bu kadar meşgul değildi, uzun zamandır onunla burada yürümedik," dedi Tangtang usulca.

Yang Chen sessizce başını eğip kıza baktı. Demek bu yüzden aniden burada oturmak istedi.

"Daha ne kadar burada oturmayı planlıyorsun? Birazdan seni geri göndereceğim," dedi Yang Chen.

"Hayır amca, bu gece senin yerinde kalabilir miyim? Eve gitmek istemiyorum. Annemi görünce moralim bozuluyor," diye yalvardı Tangtang.

Yang Chen kaşlarını çattı ve iç çekti. Gökyüzündeki yıldızları işaret ederek konuştu: "Çocuk, yıldızlara baktığımda hep ne düşünürüm biliyor musun?"

"Ne?"

"Mucize terimini düşünürüm," dedi Yang Chen. "Bu uçsuz bucaksız evrende biz insanlar, onca yıldız arasından tesadüfen bu 'Dünya' denilen gezegende yaşıyoruz. Her birimiz evrenle kıyaslandığında bir toz tanesi kadar küçüğüz. Ancak bu devasa evrende, bizim gibi toz taneleri; karı koca, ana baba, evlat, öğretmen, öğrenci, dost olmak için bir şekilde buluşuyor... İnsanlar arasındaki her bir ilişki, mucizevi bir kader türüdür. Annenin seni doğurmuş olması ve senin onun kızı olman gerçeği ne değiştirilebilir ne de kopyalanabilir."

"Düşünsene, bu kadar küçük bir ihtimale rağmen bu olay gerçekleşmiş. Bu bir mucize değil mi? Bana moralinin bozuk olduğunu söyledin; ama tüm evrenin ölçeğine koyduğunda bunun ne kadar önemli olduğunu sanıyorsun? Annenle olan ilişkin kadar kıymetli olabilir mi? Kendini biraz daha küçük gör ve gökyüzündeki yıldızlara bak. Bu davranışının çok çocukça olduğunu hissetmiyor musun?"

Tangtang sessiz kaldı. Uzun bir süre sonra mahcup bir sesle, "Hatalı olduğumu anladım. Amca, lütfen beni eve götür o zaman..." dedi.

Yang Chen elini uzatıp kızın başına hafifçe vurdu ve "Hadi çabuk kalk o zaman. Bahse girerim annen şu an seni endişeyle arıyordur," dedi.

"Evet!"

İkisi banktan kalktılar ve parktan ayrılmak üzere arkalarını döndüler. Parkın önündeki küçük yürüyüş yolunda, oldukça huzursuz ve narin bir figür onlara doğru geliyordu. Uzun ve kıvırcık saçları sırtına kadar uzanan, kahverengi bir palto ve yüksek koyun derisi çizmeler giymiş şık bir kadın... Zarif ve kıvrımlı vücuduyla bu hanımefendi ikisinin önünde durdu.

Tanıdık, narin ve çekici bir yüz Yang Chen’in görüş alanına girdi. İki gün önceki ziyafette karşılaştığı kadındı bu: Tang Wan!

Tang Wan’ın yüzünde büyük bir endişe vardı. Yang Chen’i beklenmedik bir şekilde görünce bir an donakaldı. Şaşkınlık içindeyken bakışlarını aşağı indirdi ve Yang Chen’e tutunmuş olan Tangtang’ı gördü.

Üzerinde Yang Chen’in paltosu olan Tangtang, ona iyice sokulmuştu. Tang Wan’ın aniden ortaya çıkışını görünce o da panikledi. Kısık ve ürkek bir sesle, "Anne... neden buraya geldin..." dedi.

Yang Chen, yanlış duyup duymadığından şüphe ederek hızla başını Tangtang’a çevirdi. Ancak Tang Wan’ın öfkeli ve gürültülü sesi hemen ardından yükseldi!

"Sizin ne işiniz var birlikte?!" Tang Wan, Tangtang’ı Yang Chen ile birlikte görünce ve kızın üzerinde adamın paltosunu fark edince; Yang Chen’in o "zampara" tavırlarını hatırladı ve anında Yang Chen’in kızıyla bir ilişkisi olduğunu sandı. Annelik koruma içgüdüsü anında zirveye çıktı!

Bu adam kasten mi bana yaklaştı ve gizlice kızıma bir şeyler mi yaptı?!

Tangtang buna inanamıyordu. Merakla sordu: "Anne, siz birbirinizi tanıyor musunuz?"

Yang Chen daha konuşamadan, Tang Wan başka bir soruyla patladı. "Neden onun kıyafetlerini giyiyorsun?! Çocuk, şu an evden kaçtığın için sana nutuk çekmeyeceğim. Bir erkeğe nasıl böyle sokulabilirsin?! Anneni kahrından öldürmek mi istiyorsun?!"

Tangtang panikledi ve ne diyeceğini bilemedi.

Yang Chen, Tang Wan’ın durumu kesinlikle yanlış anladığını biliyordu. "Tang Wan, düşündüğün gibi değil."

"Daha ne olabilir ki?! Yang Chen, kızım henüz lise son sınıf öğrencisi ve sen hâlâ ona elini mi uzatıyorsun ?! Bunu nasıl yapabilirsin! Sen... beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattın..."

Tang Wan aşırı derecede duygusallaşmıştı, gözleri öfke ateşleriyle yanıyordu. Öne doğru yürüyüp Tangtang’ın kolunu sertçe çekti; bu sırada Yang Chen’in paltosu yere düştü.

"Yürü! Hemen eve geliyoruz! Seni üç ay boyunca eve kapatmamı bekle sadece!"

Tangtang’ın ağlamasını ve açıklamalarını görmezden gelen Tang Wan; bir yanardağ patlamasını andıran öfkesini ve üzüntüsünü kontrol edemeyerek Tangtang’ı parktan çıkarıp götürdü.

Yang Chen uzun süre donakalmış bir halde durduktan sonra yerdeki paltosunu aldı. Ah, ne büyük talihsizlik. Tangtang’ın annesinin Tang Wan olacağını gerçekten tahmin etmemiştim. Demek bu yüzden onu Li Jingjing’in ofisinde gördüm ve Tangtang da tesadüfen Li Jingjing’in öğrencisi çıktı, diye düşündü. Tang Wan kızı hakkında konuşurken neden Tangtang ile bu kadar benzer hissettirdiğini şimdi anlamıştı.

Yang Chen acı acı gülümsedi. Bu sefer fena halde haksızlığa uğramıştı. Tang Wan normalde ne kadar sakin ve vakur olsa da, korumacı bir anne olarak davrandığında tamamen farklı birine dönüşüyordu.

Neden şöyle demiyoruz? Bu dünyada erkekler ve kadınlar dışında üçüncü bir insan türü daha vardır: Anneler.

Ancak Yang Chen durumu açıklamak için Tang Wan’ı aramayı planlamıyordu. Kadın şu an hâlâ çok öfkeli olmalıydı. Sonunda sakinleştiğinde, gerçeği yalandan kendisi ayırt edebilirdi. Tek başına dolaşmak sıkıcıydı; paltosunu aldı ve otoparka doğru yürüdü. Yarın Pazartesi'ydi; eve gidip uyumak en mantıklısıydı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 57209 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 44046 Bölüm Sayısı


creator
manga tr