Cilt 6 Bölüm 40 [ Yıldızlar Tarafından Terk Edilmiş ] (1/2)

avatar
1331 12

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 40 [ Yıldızlar Tarafından Terk Edilmiş ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Her şey mahvolmuştu. Gerçekten mahvolmuştu.

 

Subaru bulunmuş, geri getirilmiş ve olup bitenler konusunda sorgulanmıştı. Ve yavaş yavaş, söyleyeceği her şeyle durumun daha da kötüye gideceğini keşfetmişti.

 

[???: Peki, yani Subaru gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor?]

 

Subaru dizlerine sarılırken gümüş saçlı kız, kasvetli bir ifadeyle onu izliyordu. Onun hemen yanında da şok içerisinde tepki veren ve söylediklerini kavrayamayan küçük, tatlı bir kız duruyordu.

 

[???: Seni hiçbir yerde bulamadığımızı öğrenince ne yapacağımızı bilemedik… işlerin böyle sonuçlanacağıysa hayatta aklıma gelmezdi. Anlaşılan çok zorlu bir sorunla karşı karşıyayız.]

 

Boynunun etrafına beyaz bir tilki kürkü dolamış olan kız, katı bir ses tonuyla bunları söyledi. Yakışıklı yüzlü şövalye de onun konuşması esnasında başıyla onay verip ara ara “Evet, doğru” diye mırıldandı.

 

[???: O nahoş görüntüyü sergilemek seni daha ne kadar tatmin edecek, Barusu?]

 

Onu azarlayarak böyle söyleyen kişiyse Subaru’nun yol açtığı pisliği temizleyen kızdı. Fakat sözlerinde büyük bir düşmanlık yoktu, hatta perişan bir ifadeye sahipmiş gibi görünüyordu.

 

[???: Ustam, Ustam. Ortam dikkat çekici şekilde kasvetli hale gelmiş gibi görünüyor eh~? Biraaaazcık daha gülümsemen lazım…  Hah, o da ne? Leş gibi sidik kokuyorsun!]

 

Siyah saçlı kadın, olup bitenleri hiç anlamamışçasına gülüyordu. Siyah saçlı kadının yanındaysa örgülü saçlarını okşayan genç bir kız duruyordu. İşte o kız, Subaru’nun içerisinde bulunduğu durum ilgisini çekmişçesine ara ara kaçamak bakışlar atıyordu.

 

[Subaru: ……………………]

 

Tüm bu tepkiler, Subaru tüm bunlardan açıkça bahsedecek olursa tek tek hepsini geride bırakmak isterdi. Bir kez, iki kez… üç kez. Onları üç kez hayal kırıklığına uğratmıştı. Bununla birlikte bu defa buradan kaçmaya çalıştıktan sonra altına işemişti. Kendisini sarıp sarmalamış ağlar halde, bir başına bulunmuştu. Şu ana kadarki en kötü durumun bu olduğu şüphesizdi.

 

–– Tabii bu sahiden korkunç durumun ardındaki gerçeklerden haberdar olan tek kişi kendisiydi.

 

[Subaru: Heh.]

 

Gülesi geliyordu. Aynı durumu yeniden tekrar ettiği gerçeği – Yo, yeniden de değil, tam üç kere.

 

Aynı manzarayı iki defa görmüştü. Sonra o manzaraya üçüncü varışında nasıl bir durum içerisinde olduğunu nihayet kavramıştı.

 

–– İki kez ölmüştü.

 

Muhtemelen ikisinde de aynı yerden düşmüştü – ilkinde düşüşü esnasında bilincini yitirdiği için ölüm anını tatmamıştı. Fakat ikinci seferde işler değişmişti. Hızlı bir şekilde ölmemiş, tüm bedeni yok olana dek taklalar ata ata merdivenlere çarpmıştı.

 

Sonra nihayet ölmüş ama geri dönmüştü. Ölüm anında Yeşil Odaya dönüyor ve bir kez daha uyanıp aynı günü yaşıyordu.

 

Öl ve Geri Dön –『Ölümden Dönüş』. İşte Tanrının Natsuki Subaru’ya bu paralel dünyada bahsettiği lütuf buydu.

 

[Subaru: Heh.]

 

Ağzından ikinci bir kahkaha kaçtı. Buna kahkaha denilip denilemeyeceği tartışılırdı ama Subaru için kahkaha denilmeye kafiydi.

 

Zaten kahkaha atmak dışında yapabileceği bir şey de yoktu. Gözyaşları sahiden kurumuş gibi geliyordu. Ağlamak da fiziksel güç gerektiriyordu. Ölmüş ve geri dönmüştü, görünen o ki ölmeden önce harcamış olduğu fiziksel güce geri döndüğünde tekrar kavuşmuştu. Ama bu defa uyanıştaki gücünü tam anlamıyla tüketmişti.

 

[???: Her neyse, bırakalım da Subaru işler düzene girene dek dinlensin. Belki zamanla bazı değişiklikler görürüz.]

 

Gümüş saçlı kızın teklifini işiten Subaru, göreceği muamelenin çoktan kararlaştırıldığını biliyordu. Subaru’nun şiddetli bir patlama yaşayacağını mı düşünüyordu ki? Kişiliği abartılıyordu. Herkesin gözetimi altında Yeşil Odaya geri getirilmişti.

 

[???: Korkarım ki şu anki Barusu’yla Rem’i aynı odada bırakamayız. Bu fikre karşıyım.]

 

[???: …Ama, buna neyin sebep olduğunu bulmak dışında Subaru’nun toparlanması için yapabileceğimiz en iyi şey onu bu odanın ruhuna emanet etmek olur.]

 

[???: Durum buysa… durum buysa Rem’i başka bir odaya taşırız. Ram da onunla kalır ve onu koruyup kollar. Artık onun için endişelenen tek kişi Ram’mış gibi görünüyor zaten.]

 

Subaru, tartışmaların veya fikir ayrılıklarının olmadığı bir yerde olmayı arzuluyordu. Her neyse, sonuçta seçim şansı yoktu. İnisiyatif almak ve durumun üstesinden kararlılıkla gelmek için bir şeyler yapacak iradeye sahip olmak, şu anki Subaru’nun barındırmadığı özelliklerdi.

 

[???: …Zavallı Rem.]

 

Ram, uyumakta olan kızı odadan çıkartmadan önce Subaru duyabilsin diye bu kelimeleri mırıldandı. Birbirlerine olan benzerlikleri olağanüstüydü, bir elmanın iki yarısıydılar adeta.

 

Subaru’nunsa kızın sözlerinin ardındaki gerçek anlam hakkında hiçbir fikri yoktu. Olmasını da istemiyordu.

 

[Beatrice: Subaru, burada sessizce bekle. Betty mutlaka anılarını geri getirmenin bir yolunu bulacak, sanırım.]

 

[Subaru: …………………………]

 

[Beatrice: Burada bir başına korkup sinmene izin vermeyeceğim.]

 

Küçük kız, odayı terk etmeden hemen önce bu nazik sözleri ardında bıraktı. Sesine keder işliydi ama asilce bir kararlılık belirtisi de taşıyordu. Güçlü bir sesti ve söylediği şeyden şüphe duymuyordu. Derken, onun kendisi için duyduğu endişeyi belli eden sesine karşılık–

 

[Subaru: …Ahh!]

 

Subaru, kızın uzattığı kollarından kaçınmak için büzüşüp kaldı. Onun bu tepkisini gören küçük kızın gözleriyse acı içerisinde titreşti.

 

[Beatrice: ………………..]

 

Yabancıydılar. Ne olursa olsun yabancıydılar.

 

Yo, onlar Subaru için yabancı değillerdi. Esas Subaru, onlar için yabancıydı.

 

Yakınlıkları, endişeleri ve yoğun şefkatlerinin hedefi orijinal “Natsuki Subaru” idi, onun şu anki kalıntıları değil. Ve aynı zamanda–

 

[Subaru: Öldürülmem için hiçbir sebep yok…]

 

Yeşil Odada bir başına bırakılmıştı. Dişlerini sıkarak bu şekilde mırıldandı. O güzelim rahatlık hissine yönelmek veya sözüm ona zamanla biriktirdiği bağları ve hiçbir şekilde hatırlayamadığı güven ile derin sevgiyi silip atmak iyi olmazdı. Fakat neden “Natsuki Subaru’nun” kendisine yönelik olarak biriktirdiği öldürme arzusunun sonuçlarına o katlanmak zorundaydı ki?

 

Tüm o iyi ve kötü şeylerin, birbirine dolanan onca şeyin hiçbiri ona ait değildi. Buna rağmen neden burada çırpınıp boğulmak zorundaydı?

 

 

[Subaru: Üzgünüm…]

 

Yalnız kaldığı birkaç saatin sonunda sırtını duvara yaslayarak yavaşça ayaklandı. Dudaklarını çokça ısırmaktan ağzında biriktirmiş olduğu kan ve salya öbeğini tükürdü. Ve sonra da ağır ağır Yeşil Odanın çıkışına doğru yürümeye başladı.

 

[???: ……*Tsssssssss*]

 

Arkasında işitebildiği tek şey, siyah kertenkelenin çığlıklarıydı. Yalnızlıktan kaynaklanırmış gibi gelen cılız bir sesti. Subaru bu düşünce karşısında kafasını salladı. Kocaman bir sürüngenin yalnızlık hissetmesi Subaru için bile aptallık sınırlarını zorlayan bir düşünceydi.

 

[Subaru: Birileri sana yemek getirecektir. Sus hadi.]

 

Ancak kertenkele, Subaru’nun söylediklerine rağmen cılız çığlığını atmayı sürdürüyordu. Ona kulak vermeyen Subaru, gönülsüz düşüncelerini silkinip atarak Yeşil Odadan dışarı adım attı. Sağını solunu kontrol etti ve ortalığın temiz olduğundan emin olarak sessizce yürümeye başladı.

 

[Subaru: Suyun bulunduğu ve yemekleri tuttukları yer…]

 

İkisinin yerini de biliyordu. Ram’a su çekmekte eşlik ettiği yeri nerede bulacağını hatırlıyordu. Ayrıca nereden yemek bulacağını da. Aklındaki tek soru, yanında ne kadarını taşıması gerektiğiydi.

 

[Subaru: …………………..]

 

Dürüst olmak gerekirse Subaru’nun bilmediği bir şey vardı. O da Subaru’yu o merdivenlerden itip canından edenin ne/kim olduğuydu.

 

Bununla birlikte net olarak hatırladığı bir şey de vardı. O zaman, o noktada, biri Subaru’yu sırtından iteklemişti. Öyle arkadan omzuna dokunulması veya kuvvetli bir rüzgar tarafından savrulması gibi saçma sapan bir nedene bağlı değildi. Kesinlikle itilmişti. Mutlak bir öldürme arzusunun hedefi olmuştu. Natsuki Subaru öldürülmüştü.

 

Şüpheli sayısı yediydi: Emilia, Beatrice, Ram, Anastasia, Julius, Meili ve Shaula – Subaru kaçının dostu, kaçının düşmanı olduğunu bilmiyordu. Sonuçta bu saatten sonra hepsini gerçekten eşi dostu olarak görmesi mümkün değildi.

 

–– Gerçekte hepsi de Subaru’yu öldürmek için bu kulede toplanmış suikastçılar olamaz mıydı?

 

[Subaru: Eğer bu doğruysa…]

 

Yalnızca azıcık yiyecek aldı diye kendisini suçlu hissedemezdi. Ama aynı zamanda ilk ve ikinci karşılaşmalarında… Emilia kendisine aynı şekilde seslenmiş, Beatrice anılarını geri getirmenin bir yolunu bulacağını söylemiş ve Ram, anılarını yitirdiğine inanmayı reddederek ağlamıştı. Bunların rol olduğundan şüpheliydi.

 

[Subaru: ……………………]

 

İmkansızdı.

 

Onca korkunç şeyi atlatmış, bir değil, iki defa öldürülmüştü. O kızlardan da diğerlerinden de kalbinin en derinlerinden şüphelense de yalnızca kendi güvenliğini düşünerek kaçamazdı.

 

[Subaru: Kahretsin, kahretsin, beceriksiz orospu çocuğu…!]

 

Kendi utanç verici tavrına hakaretler ederek, seçim yapamayarak gizli gizli yemek toplamaya başladı. Acil durumda yenilecek şeyleri topladığı için tatlarının nasıl olacağını hiç hesaba katmıyordu. Elbette önemli olan yemeğin karnını doyuracak olmasıydı, tat gibi diğer faktörler ikincil önemdeydi, yo, üçüncül. Aşağı yukarı üç gün yetecek kadar yemek toplamıştı. Benzer şekilde yeterince su da çekmiş ve yanında taşıyabilmek için deri suluklara yerleştirmişti.

 

[Subaru: Dışarıda çöl var ama…]

 

Yemeklerle aynı yerde bulunan bir pelerini de üzerine geçirdi. Boyut ve tasarım olarak hangisinin kendi pelerini olduğunu anında çözmüştü. Ön tarafı kapattığında ağzını da örtebileceği şekilde tasarlanmıştı. Çöl kumları arasında nefes almak için mükemmel bir önlem gibi görünüyordu. Suyu, yemekleri ve çölde yardımı dokunacak araç gereçleri topladığına göre hazırlıklar tamamdı.

 

[Subaru: Sanırım iki kez öldüğüm vakti geride bıraktım…]

 

Düşününce Yeşil Odada kıvrılıp yatarak geçirdiği zamanla son itilişinin gerçekleştiği zamana yaklaşmış olmalıydı. 『Ölümden Dönüşün』işe yararlığı kendisini anında göstermişti. Bu şekilde kendi ölüm bayraklarının üstesinden tek tek gelebilir ve ölümle yaşam arasında gerili o ince ipte yürümeye devam edebilirdi.

 

[Subaru: ………………………..]

 

Bunu yapmak istemiyordu. Böyle bir şey yaşamak zorunda olacaksa burada olmaması daha iyi olurdu. Odadan dışarı sıçrayarak koşmaya başlayan Subaru, zihninde çizmiş olduğu haritayı kullanarak spiral merdivenin bulunduğu noktaya yöneldi. O noktadan iki defa itilmişti. Doğal olarak zihni oradan uzaklaşması için çığlıklar atıyordu. Fakat–

 

[Subaru: ………………..…!]

 

Spiral merdivene varışının ve önündeki manzaranın aklını başından alışının hemen sonrasında arkasına bakarak suikastçı arkamda bir yerlere gizlenmiş olabilir mi diye etrafı dikkatlice gözlemledi. Neyse ki geçen seferkiyle arasındaki zaman farkı veya suikastçının Subaru’nun nerede olduğunu bilmiyor oluşu sayesinde kendisini sırtından itmeye hazır halde uzanmış bir kola dair hiçbir iz bulamadı.

 

Muhtemelen o sıralarda herkes ya anılarının uykuda olduğu kütüphanedeydi ya da kibirli sınav görevlisiyle yüzleşmeyi bekleyerek üst kata çıkmaktaydı – bu noktada iç organlarının o adam tarafından kurcalanışının zihninde canlanışıyla Subaru’nun içinde bir kusma arzusu uyandı.

 

[Subaru: Öyle bir adama meydan okuyabilirmişsiniz gibi sanki…]

 

O insan değildi ki. Ne kişilik ne de yetenek anlamında. Öyle bir rakibe meydan okuyup da galip gelmek hiçbir şekilde mümkün görünmüyordu. Durum buysa kazanamayacakları bir mücadeleye girmiş oldukları gerçeğini görmezden gelmekten Subaru’ya neydi?

 

[Subaru: Biliyorsam ne olayım!!!]

 

Daha kısa bir süre önce bu muamma zihninde belirip duruyor ve ayaklarını durmaya zorlamaya çalışıyordu. Ee ne olmuştu. Umurunda değildi ki.

 

Evet, o kız ona karşı kibar ve hassastı ama tüm bunlar yalan olabilirdi. Endişeli gibi davranırken içten içe öldürme arzusuyla bıçağını keskinleştiriyor olabilirdi. Hiç değilse Subaru’yu kulenin bir noktasında karşısına tehlikeli bir adamın çıkabileceği konusunda uyarabilirdi.

 

[Subaru: Ee, peki ya bana düşman olarak bahsettikleri kişi?]

 

Düşman, düşman ne komik bir kelimeydi. Anlaşmazlıklardan pek etkilenmediği dünyasındaki günlük yaşamında “Düşman”, yalnızca oyunlarda kullanma fırsatı bulduğu bir kelimeydi.

 

Bu dünyaysa gayet doğal bir şeymişçesine o kelimeyi kullanmaya zorlandığın bir yerdi.

 

Yo, bu yanlıştı. Subaru burada olmak istemiyordu. Burada kalmak istemiyordu.

 

[Subaru: ………………!]

 

Göğsünde kaynayan katlanılamaz rahatsızlığı bastırarak koşuyordu. Spiral merdivenlerden aşağı doğru koşuyor, henüz göremediği beşinci kata iniyordu. Duvardan aşağı sonu gelmez basamaklar iniyor ve alçalırken o basamakların sonunu sahiden de göremiyordu. Olabildiğince hızlı şekilde delice koşuyor, komik görünecek derecede öfleyip püflüyordu.

 

Yine de ölmek istemiyordu.

 

[Subaru: Başardım…ohh…]

 

Beşinci kata ulaşmayı başarmıştı. Dördüncü katın aksine beşinci kat, çeşitli odalara ayrılmamıştı. Daha ziyade kattaki koca alan tek bir salondan ibaret gibiydi. Beşinci kat sınırlarında fark edilir şeyler yalnızca altıncı kata uzanan merdivenler ve–

 

[Subaru: Kocaman bir kapı…]

 

O kocaman kapıya bakan Subaru, durduğu noktadan yayılan korkunç bir baskı hissiyatı alıyordu.

 

[Subaru: ……………………]

 

O kapının önünde hissedilen tuhaf, bunaltıcı hissiyat Subaru’nun boğazını tıkıyordu. Hafif bir kumlu rüzgarın varlığını da hissediyordu. Belki de dışarıda esen rüzgar, kapının boşluklarından kuleye sızıyordu. Neticede bu kapının dışarıyla bağlantılı olduğuna emindi.

 

[Subaru: Emilia ve diğerlerinin söyledikleri doğruysa…]

 

Bu kapıyı kullanarak dışarıdaki çöle ulaşabilecek olmalıydı. Çöl – resmi adını unutmuştu ama her halükarda o kumlu yolu takip edip medeniyete ulaşacaktı. Bu sayede hiç değilse buradaki acımasız suikastçı tarafından hayatının tehdit edilmesi endişesinden kurtulacaktı.

 

Bir çölü aşmanın temel kuralları gece vakti seyahat etmek, kum fırtınalarından kaçınmak, belirli bir doğrultuda hareket etmeye çalışmaktı – bu konudaki bilgileri bundan ibaretti.

 

[Subaru: Bahse varım öldürüleceğim kesin olan bu yerde kalmaktansa çölden sağ çıkma ihtimalim daha yüksektir.]

 

Bunun pek normal bir karar olmadığı söylenebilirdi. Fakat anormal olsun veya olmasın, yaptığı şeyin bir hata olduğunu düşünmüyordu. Bu şartlar altında “kendisine” bile inanamazsa onu yalnızca karanlık beklerdi.

 

Karanlıkta oturup ölümü beklemek gibi bir şeyi asla yapamazdı. Son ölümünden sonra savaşmaya karar vermişti.

 

[Subaru: ……………………..]

 

Elini önündeki koca kapının üzerine yerleştirip tüm gücüyle yavaşça itti. Kapı, Subaru’dan on kat daha büyüktü. Yani Subaru o kapıyı tüm gücüyle itse bile ağırlığı gereği hiçbir şekilde kımıldamamalıydı.

 

Fakat kapı, Subaru’nun avcu değer değmez bir mekanizmayı hareket ettirmişçesine rahatlıkla açıldı.

 

[Subaru: Eh.]

 

Subaru, dümdüz bir iç çekişle birlikte kapıyı itmeyi bıraktı. Şimdiye sıvışmaya çalıştığını fark etmemiş olsalar bile kapıyı tamamen açık bıraktığı takdirde fark edecekleri kesindi.

 

Ve Subaru, buradan sıvışıp uzaklaşmayı başarsa da kendisine yetişemesinler diye araya yeterli mesafeyi koyduğundan emin olmak istiyordu.

 

[Subaru: ……………………….]

 

Kapıda açılan boşluktan sessizce dışarıya baktı. Ve gözü alışır alışmaz gecenin ürpertici karanlığının yuttuğu uçsuz bucaksız kum denizini gördü.

 

[Subaru: …Gerçekten çölmüş, ha.]

 

Ufkun ötesini görebilmek için gözlerini kısmayı denese de hiçbir şey göremedi. En ufak bir sığınak belirtisi olmayan bir ortamda ufkun ötesinde ne olduğunu görmek mümkün olmazdı. Subaru’nun bu çölün nereye dek uzandığını bilmesine imkân yoktu. Fakat ne kadar uzaklara giderse gitsin sonsuzluğa uzanamayacağı kesindi.

 

Yani bir adım ilerlerse dışarıdaki dünyaya bir adım yaklaşmış olacaktı. Ve dışarıdaki dünyaya yaklaşacak olursa – orijinal dünyasına da yaklaşmış olmaz mıydı?

 

[Subaru: …………………….]

 

Subaru’nun bacakları bir an için kuleye yapışıp kaldı. Buradan bir ihtimal, yo, kesinlikle ayrılacaktı. Bunu yapmak kendisini birazcık suçlu hissetmesine yol açıyordu, çünkü kendisine kötü bir niyet beslemeyenleri de ardında bırakmış olacaktı. Subaru bu hisleri silkinip attı. Ona bunu yaptıran şey dışarı çıkma, orijinal dünyasına ulaşma arzusuydu.

 

Burada olmak istemiyordu. Natsuki Subaru evine dönecekti, çünkü orası annesi ve babasının onu beklediği yerdi.

 

[Subaru: İşte bu yüzden…]

 

Öne attığı kararlı bir adımla birlikte kapıda açmış olduğu boşluğu aştı. Kuma adım attığı andaysa ayaklarının kumlara düşündüğünden daha fazla batmış olduğunu fark etti. İlk adımlarını atmak epey güç gerektirse de Natsuki Subaru, dışarıya, dış dünyaya sağlam bir adım atmış oldu. Ve–

 

[Subaru: …ha?]

 

Ayakkabılarının altında gerçekleşen şiddetli bir patlama, Subaru’yu ansızın göğe fırlattı.

 

#Ah kuzuuum dünyadan haberi yok ya. Kuledeki herkesten, garibim Emilia ve Beatrice’ten bile şüpheleniyor. Bir de kesin öleceğim kulede kalmaktansa çölden çıkma ihtimalim daha yüksek diyor. Hı hı, çıkarsın tek başına o çölden. Tamam… Gerçi son cümlelere bakılırsa bunu idrak etmesi çok uzun sürmeyecek, daha adımını atmasıyla göğe fırlaması bir oldu çünkü. Bakalım neler olmuş, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr