Cilt 6 Bölüm 70 [ Samimi Yıldız ] (1/2)

avatar
928 24

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 70 [ Samimi Yıldız ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



ーーNatsuki Subaru’nun hayatı, yıkılmakta olan kulede Reid’in indirdiği kafa kesici darbenin tadına varışıyla yanıp yok olmuştu.

 

Sahiden de ölüm anı kelimenin tam anlamıyla yanıp yok olmak şeklindeydi.

 

Acısını çektiği ve teyit etmesi gereken pek çok şey vardı, mesela yaklaşan gölge kütlesiyle nasıl başa çıkacağı, sonrasında ne yapmayı planladığı ve hepsinden öte ufalanmakta olan kuledeki bir yapı iskelesini bir şekilde tasdiklemesi gibi. Ancak tüm bu çabaları geride kalmıştı.

 

Teyit edebildiği tek şey, Reid’in son saldırısının Subaru’yu yutup buharlaştırdığıydı.

 

Belki de canı acımamıştı, aklından geçen şey buydu.

 

Tabii ki bunun Reid’in yardımseverliğinden kaynaklandığına inanmıyordu ama kısa bir süre içerisinde birkaç kez ölen Subaru için 『Ölüm』 anına acı ve korkunun eşlik etmemesi beklenmedik bir olaydı.

 

Evet, ne acı ne de korku duymuştu. ーーDuyduğu tek şey 『Öfke』 olmuştu.

 

Subaru: “ーーYapacağım.”

 

Daha kaç anlamsız ölüm biriktirirse biriktirsin başaracaktı, böyle düşünüyordu.

 

Yanına aldığı şeyler, onu bu çıkmazdan kurtaracak ipuçları var olduğu müddetçe Subaru’nun『Ölümleri』 anlamsız olmayacak ve biriktirmeye devam ettiği 『Ölümler』 boşuna olmayacaktı.

 

Bu, korkunç bir aldatmacaydı.

Bu, yalnızca gözlerini kendi güçsüzlüğünden kaçırabilmesi için bir bahaneydi.

 

Anlamsızca, güçsüzce, iradesizce, kalpsizce, amaçsızca ölmüştü ve bunu düşünmek istemiyordu, işte hepsi buydu. İşte bu yüzden, öylece ölmüş olmamak için『Ölümünün』bir anlamı olmasını arzuluyordu.

 

Keşke daha güçlü olabilseydi.

Keşke daha zeki olabilseydi.

Keşke şu anki benliği yerine daha güçlü, daha zeki, daha cesur biri olabilseydi.

 

Subaru: “Ama……”

 

Elde olan tek şey güçsüz, aptal, acınası Natsuki Subaru’ydu.

 

Çünkü hiç kimse, bir kez olsun, o Subaru’yu yalnız bırakmaya kalkmamıştı.

Çünkü şu anki benliğinin yaralarla dolu kararlılığını destekliyorlardı.

 

Subaru: “Bu yüzden benーー”

 

Bu yüzden Natsuki Subaruーー

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Subaru: “ーーSana ölmeni söylersem, ölür müsün?”

 

Bunu dile getirdiği sırada hiçbir tereddüdü yokmuş gibi durmuyordu.

 

Bunun sebebi, rakibinin bu soruyu işittiği anda nasıl bir tepki vereceğini tahmin edemeyişiydi. ーーYo, söz konusu yalnızca tahmin etmekse, bunu yapmıştı.

 

Çeşitli hayal gücü örnekleriyle en nihayetinde olabilecekleri düşünmüştü.

 

Öyleyse sorusunu dile getirirken yaşadığı o duraksama, sahip olduğu o tereddüt nedendi?

 

Her halükardaーー

 

Shaula: “ーー? Usta-samam ölmemi söylerse ben de ölürüm, bunu biliyor olmalısın?”

 

Bir parmağıyla yanağına dokunan Shaula’nın verdiği bu kayıtsız cevap, Subaru’nun kalbini acıttı.

 

Ve sanki çatlaklar oluşturacak kadar fena bir şekilde bıçaklanmışçasına göğsünün ortasından acı dolu bir çığlık attı.

 

“ーーーー”

 

Bu acı verici optik yanılsama üzerine karın boşluğunu tutarak derin bir nefes verdi.

 

O yaralayıcı sözlerin kendi ağzından dökülmesine rağmen acı çekiyor olmasını komik buluyordu. Subaru’nun bu haline bakan Shaula, merakla gözlerini devirdi.

 

Hiçbir kötü niyet taşımayan Shaula’nın tavrı, bugün yemekte ne olduğu sorulmuş, o da uygun bir şekilde cevap vermiş gibiydi.

 

Bu tepkisi de Subaru’nun en kötü tahminleri arasında ikinci sıradaydı.

 

Shaula, hiçbir hile hurda olmaksızın canından vazgeçme talimatını kabul etmeyi seçmişti.

 

Bunda ne yalan vardı ne mizah, yalnızca ikinci kez düşünmeden dile getirdiği gerçek niyetiydi. Subaru, o dürüst gözlerin içine attığı tek bakışla bunu anlayabiliyordu.

 

Onun gelecekteki karanlık kişisel çıkarları ve planlarına göz atmak, Subaru’nun kalbini kurtarmış olabilirdi.

 

Lakin gerçek şu ki Subaru, böyle bir kaçış yolu için hazırlanmamıştı. Bu merhamet miydi merhametsizlik mi, bu aşamada ikisi arasındaki ayrımı bile yapamıyordu fakatーー

 

Subaru: “……Demek, öyle.”

 

Shaula: “Usta-sama, benim ölmemi mi istiyor? Hmm, Usta-sama talep ettiği sürece her şeye uyarım, şahsen benim için hiç sıkıntı yok ama tekrar ediyorum, böyle şeyler düşünmek için epey tuhaf bir zamanlama değil mi? Şu anda kulenin içerisi tam bir fiyasko……”

 

Subaru: “Biliyorum. Biliyorum.”

 

Subaru’nun boğuk sesli yanıtını işiten Shaula, parmağını yanağında tutmayı sürdürerek boynunu eğdi. Bu boyun hareketiyle birlikte de uzun saç örgüsüーー yani akrep kuyruğu sallandı.

 

Akrep kuyruğu. Düşününce epey ironik bir isim tercihiydi.

 

Tıpkı akrep anlamı bahşedilen 『Shaula』 gibi ismi bedeniyle bile ifade ediliyordu. Bu yalnızca ismiyle değil, çeşitli yönleriyle de ortaya çıkıyordu.

 

Elbette ki bu, gerçeği gizleme niyeti taşımayışından kaynaklanıyordu.

 

İşte bu yüzdenーー

 

Subaru: “ーーShaula, sen, sen iri bir akrep şekli alamıyor muydun?”

 

Subaru, miskin bir konuşma tarzı izlemeden açıkça rakibinin sırrının bahsini açtı.

 

Pleaides Gözcü Kulesine saldıran beş engelーー onlardan biri, simsiyah, devasa akrebin varlığıydı. Ve Subaru, yarı yolda o akrebin Shaula olduğuna ikna olmuştu.

 

Bununla birlikte bu yanıt yalnızca meçhul mizaçlı ve güçlü『Cor Leonis』Otoritesinden aldığı hissiyatı kendince yorumlamasından ibaretti.

 

Hissettiği yanıtı onaylamaya kalkışacaksa da bunun en hızlı yolu, rakibini doğrudan sorgulamak olurdu.

 

Elbette vakti olsaydı farklı bir seçeneğe de yönelebilirdi ve rakibinin verdiği yanıta güvenemezse başka bir yol izlemeye mahkum olabilirdi.

 

Ancak Shaula, Subaru’nun bu sorgusu karşısında boynunu eğik tutmaya devam ederek,

 

Shaula: “Şeklini almak demeyelim, nüansı bundan birazcık farklı ama hı hı, yapabiliyorum~. Ah, ama, TATLILIĞIMA zarar veriyor, o yüzden gerçekten bu işten pek hoşlanmıyorum. Anne-sama ve Usta-sama tarafından bana verilen tasarımın en iyisi olduğunu düşünüyorum.”

 

Shaula, sorunun herhangi bir mantık zincirinden yoksun olmasına rağmen bir kez daha hiç tereddüt etmeksizin kolayca yanıt verdi.

 

“ーーーー”

 

Herhangi bir şey saklamaya niyeti yoktu.

 

Ve Shaula’nın mizacının bu kanıtla temel aldığı söylenebilirdi. Aynı zamanda kulede beliren devasa akrebinーー gerçek kimliğinin Shaula olduğu da Subaru tarafından teyit edilmişti.

 

『Cor Leonis’in』etkisiyle kulenin içerisindeki yoldaşlarının yerlerini algıladığı sırada devasa akrebin de o algı sınırlarında yer alması, onu teşvik eden hile tam da buydu.

 

Shaula: “Usta-sama? Sen iyi misin? Suratının rengi bayağı kötü oldu, farkında mısın? Diz yastığımda, kol yastığımda, göğüs yastığımda, kucak yastığımda falan TAZELENMEK ister misin?”

 

Subaru: “……Moralimi bozacak şeyler söylemesene. Her şeyden önce o kadar vaktimiz yok, bunu az önce kendin söylemedin mi sen.”

 

Shaula: “Kulenin içerisinde bir fiyasko olduğu doğru ama benim öncelik listemin başını Usta-sama çekiyor, geri kalan her şey sonraya bırakılabilir. İşte bu yüzden Usta-sama’nın kafası karışır ve benimle bir kucaklaşmada kenetlenmek isterse kollarım fazlasıyla açık. Gaza geliyorum ya!”

 

Subaru: “Gaza gelme. Git su iç.”

 

Shaula: “Her zamanki gibisin, Tanrıım, Usta-sama~.”

 

Dudak şekli keskinleşen Shaula, bu sözlerin ardından surat astı.

 

Yalnızca Shaula’nın ifadesi ve Subaru’yla bu şekilde didişmeleri hesaba katılırsa Subaru ve diğerlerinin kuledeki durumunun huzurlu olduğu şeklinde bir yanlış anlaşılmaya varılabilirdi.

 

“ーーーー”

 

Bununla birlikte gerçeklik, Subaru ve diğerlerine karşı hiç de kibar davranmıyordu. Huzura daha uzak olamazlardı.

 

Subaru ve Shaula sakince sohbet ederken Emilia ve Ram 『Oburluğu』uzak tutmak için çabalıyor, Beatrice de onlara destek oluyordu. Julius ikinci katta Reid = Roy ile çarpışıyordu, Echidna Patrasche’yle birlik olmuş şekilde Rem’le birlikte『Taygeta’ya』 sığınıyor olmalıydı. Ve Meili de Cadı Yaratığı sürüsünün kuleye yaklaşmasına engel oluyorduーー yani beş engelle mücadele etmek için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlardı.

 

Lakin bu bile, Shaula’yla konuşma amaçlı bir aldatmacadan ibaretti.

 

Çünkü bu koşullar içerisindeki Natsuki Subaruーー

 

Shaula: “U-Usta-sama? Gerçekten iyi misin? Bana böyle etkileyici bakışlar atmaya devam edersen dört yüz yıl boyunca tattığım bekleyişten sonra kendimi daha fazla tutamayacağım, anlıyor musun……?”

 

Shaula, Subaru’nun üzerine diktiği bakışları karşısında kollarıyla ince bedenini sardı. Her zamanki numaraları gibi görünüyor olsa da bu defa öyle değildi.

 

Gerçekten de Subaru’nun tavırlarından tedirgin olduğu bir durum içerisindeydi. Bu hiç ona yaraşır bir şey değildiーー yo, bu yanlıştı. Belki de gerçek hisleri bu şekildeydi.

 

Subaru kendisine ölmesini söylediğinde bile sarsılmamışken o anormal davrandığında kırılgan kalbi hayret verici düzeyde sarsılmıştı. ーーMasum masum anne babasını özleyen yavru bir kuş gibiydi adeta.

 

“ーーーー”

 

Subaru, Shaula’ya ilk sorusunu yöneltirken birkaç olasılığı değerlendirmişti.

 

Bunlar arasındaki en kötü olasılık, Shaula’nın o kalpsiz sözleri işittiği saniyede fevri davranıp Subaru’yu o saniye oracıkta öldürmesiydi. ーーShaula’nın şu ana kadarki davranışlarının rolden ve her şeyin bir numaradan ibaret olması durumunda bu senaryo imkansız değildi.

 

Subaru daha önce bu sorunun onayını almış olmasa da Shaula’nın devasa akrep formunda Subaru, Echidna ve Beatrice’i öldürmek şeklinde bir kaydı vardı. Subaru’nun etrafta tek bir canlı insan bile bulamadığı o trajedide de devasa akrebe dönüşmesini takiben parmağı olabilirdi.

 

İşte bu yüzden Subaru, ilk sorusuyla kumar oynamıştı.

 

Bu soruyu dile getirişinin hemen ardından Shaula’nın o soruyu sindirmesi ve Subaru’nun kafasını buharlaştırıp uçurmasının hiç de tuhaf olmayacağı cinsten bir kumardıーー Subaru, şimdi bu kumarda kazanmışken bunu söyleyebiliyordu.

 

Ancak kumar asla tek seferle sonlanmazdı.

 

Subaru’nun bilinçsizce biriktirdiği borçlar ve『Oburluk』 ile Pleiades Gözcü Kulesinin hazırladığı bahislerle kaybettiklerini telafi etmeye bu tarz ufak zaferleri biriktirmek yetmezdi.

 

Büyük bir galibiyet için büyük bir kumar oynamak gerekirdi. Bu nedenleーー

 

Subaru: “Shaula, bu kadar çok soru sorduğum için üzgünüm ama bir şey daha sormak istiyorum. Duyduğum kadarıyla bu Pleiades Gözcü Kulesindeki『Sınavların』 bazı kuralları varmış, öyle mi?”

 

Shaula: “Bana bu kadar sıcak basmışken bunu mu soruyorsun yani!? ……Neyse, evet var, ne olmuş? Bunu Usta-sama kafasını tuvalete çarpmadan önce de konuşmuştuk gerçi……”

 

Subaru: “Bana, o kuralları anlat.”

 

Memnuniyetsizliğini gizlemeyen Shaula, parmaklarını kibarca göğsünün karşısına uzattı. Ve konumlandırdığı parmakları hızla sallayarak “Umm” diye fısıldadı.

 

Shaula: “Birincisi, 『Sınavları』tamamlamadan ayrılmak yasak. İkincisi, 『Sınav』kurallarını ihlal etmek yasak. Üçüncüsü, kütüphanelere saygısızlık etmek yasak. Dördüncüsü kulenin kendisine yıkım getirecek herhangi bir şey yapmak yasak. ーーİşte böyle.”

 

Parmaklarını kapalı tutan Shaula, fena halde akıcı bir ses tonuyla açıklamasını tamamladı.

 

Elbette ki düşüncesiz yorumlarını sınırladığı takdirde konuşma konusunda yetkin bir kızdı ve herhangi bir duraksama içermeyen konuşmasında hiçbir tuhaflık yoktu. Gerçi tuhaflık denmese de göze çarpan bir nokta vardı.

 

O da kendisine yakışmayan ciddilikte bir ses tonuyla açıklamasını yaparken parmaklarını sayma hareketinin sonunda son parmağına da dokunup o noktada durmasıydı.

 

Subaru: “ーーPeki beşinci kural?”

 

Shaula: “……Beşinci yok. Usta-sama, beni duymadın mı? Dördünü de saymış olmalıyım. Usta-sama, sayı saymayı da mı unuttun? Böyle olmaz ki~. Sayı hesabı benim de güçlü olduğum bir konu değil ama o kadarını ben bile sayabiliyorum……”

 

Subaru: “Shaula.”

 

“ーーーー”

 

Gözlerini diken Subaru, sesini yükseltip bir adım öne çıkarak Shaula’yla arasındaki mesafeyi kısalttı.

 

Önceden de kafa kafayayken artık birbirlerinin ellerini tutabilecekleri yakınlıktaydılar. ーーBu eylem bile Subaru adına bir kumardı.

 

Elbette aralarındaki mesafe bir kol boyu uzadı veya kısaldı diye her ikisinin savaş potansiyellerinde bir değişiklik meydana gelmesi gibi yüzeysel bir şey söz konusu değildi.

 

Shaula: “Usta-sama…… acaba, benim duygularımla oynuyor olabilir misin? Usta-sama benim arzumla değil de kendi arzusuyla bana yaklaşmışken ağzımı açmamı istersen, öyle olsun, açarım. Hadi aynı hızla ve aynı enerjiyle sarıl bana ve erit beni……”

 

Subaru: “Bunu yapmakla ağzın gerçekten açılacaksa yaparım. Bunun bir yan fayda olacağı bile söylenebilir…… Ama sezgilerine dayanarak amacım olduğunu varsaydığın şeyi amaçlamadığım takdirde durum böyle olmayacaktır.”

 

“ーーーー”

 

Subaru: “Shaula, sana tekrar soruyorum. Kulenin, beşinci kuralı ne?”

 

Subaru, Shaula’nın ılımlı reddini kabullenerek sorusunu tekrarladı.

 

Bu, ona fiziksel olarak değil, duygusal olarak yaklaşmaya yönelik bir eylemdi. Tekrarladığı sözleri birazcık acı olabilirdi ama artık onları duymamış gibi davranamazdı.

 

Yumruklarını sıkan Subaru’nun karşısında bu kararı kabullenen Shaula, hafifçe bir nefes vererek,

 

Shaula: “ーー*NG.”

 

Subaru: “……NG?”

 

Boynunu sağa sola döndüren Shaula, rahatsızlığının sembolü olarak kollarını dolgun göğüslerinin önünde bağladı.

 

Tavrı çocukça olsa da gözleri ciddilikten de öteydi.

 

“ーーーー”

 

Riskli bir noktada dikilen Subaru’ya diktiği o gözler, ağır duygularla doluydu.

 

Bir yakarış olarak adlandırılması gereken o sessiz ama uçsuz bucaksız derinlikte, ağırlıkta duygular kırılgan ve gelip geçiciydi.

 

Shaula, istemsizce boynunu bir kez daha sağa sola çevirerek,

 

Shaula: “NG. Hayır, bu konuda konuşmak istemiyorum. Beşinci kural mı? Öyle bir şey olsa bile önemi var mı ki? Benim ve Usta-samamın balayıyla hiçbir ilişkisi……”

 

Subaru: “Ne demek hiçbir ilişkisi yok! Ben ve geri kalan herkes bu kulenin『Sınavlarına』 meydan okuyor. 『Sınavların』 kurallarını bilmesem de sorun çıkmayacağını düşünecek kadar iyimser olamam. İşte bu yüzden, Shaula...”

 

Shaula: “……Söylememeyi yeğlerim.”

 

Subaru: “Shaula!”

 

Shaula itaatsiz bir çocuk gibi kulaklarını tıkayıp gözlerini kaçırıyordu. Subaru’ysa onun bu tavrı karşısında güçlü bir ses tonuyla şöyle dedi:

 

Subaru: “Senin de bu kulede belirli görevlerin olmalı. Kulenin Yıldız Bekçisi miydin……? Onca zamandır bu görevi yerine getiriyor olmalısın, öyle değil mi! Doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama tam dört yüz yıldır! Öyleyseーー”

 

Shaula: “ーーDaha, dört gün oldu.”

 

Subaru: “……Ah?”

 

Fısıltı misali dökülen bu kelimeler, Subaru’nun düşüncelerini hızla durdurdu.

 

Subaru’nun sorguladığı yıllarla Shaula’nın ağzından dökülen zaman çerçevesini kıyaslamak dahi mümkün değildi. Elbette ki beyanlarının yalan çıkması ve kulede geçirdiği sürenin başından beri bu denli kısa olmasıーー imkansız değildi.

 

Ancak gözlerindeki ağır duyguları koruyan Shaula, dudakları titreyerek sözlerinin devamını getirdi.

 

Shaula: “Usta-sama kuleye geleli yalnızca dört gün oldu. Bu sürenin iki gününü yatakta geçirdi, yani ben dört yüz yıldır bu anı beklerken…………… Usta-sama’yla buluşmamızın, konuşmamızın, yan yana vakit geçirmeye başlamamızın üzerinden yalnızca iki gün geçti! Yalnızca iki gün……”

 

Subaru: “Shaula……”

 

Shaula: “Tek bir an, tek bir bakış yeter diye düşünüyordum.”

 

Gözlerini kapatan Shaula, bakışlarının yere kaymasına o saniyede son verdi. Subaru’yu bir an olsun gözlerinin önünden ayırdığına pişman olduğunu anlatır gibiydi. ーーYo, düşününce durum gerçekten de buydu.

 

Subaru’nun anımsayabildiği kadarıyla Shaula, aynı ortamda, aynı zaman diliminde bulundukları sürece daima Subaru’yu izliyordu. Bu, Subaru’yu minimum çabayla gözetlemek gibi sığ bir amaca yönelik değildi, kesinlikleーー

 

Shaula: “Dört yüz yıl boyunca, kulede Usta-sama’yı bekledim. Tek bir bakışla, tatmin olurum sandım. ーーAma gerçek bu değilmiş.”

 

“ーーーー”

 

Shaula: “Yani, sonuçta Usta-sama benim her şeyim. Usta-sama benim için her şey demek ve beni ben yapan da Usta-sama’ya yönelik hislerim. Tam dört yüz yıl almışken, o hisleri Usta-sama’ya iletemem. Hepsini, yalnızca iki günde…… Yo yapamam, bunu kabul edemem.”

 

Subaru: “……Bu yüzden mi, bana beşinci kuralı söylemiyorsun?”

 

Keskin duygular Shaula’nın bedenini bütünüyle sarıyor, onu o kılan varoluşu şekillendiriyordu.

 

Dört yüz yılーー Yalnızca birkaç kelime olarak algıladığı o kelimelerin ağırlığı nihayet Subaru’nun gözünde gerçek bir zaman çerçevesine dönüşüyor ve bunu hissedebileceği bir konuma ulaşıyordu.

 

Nihayetinde Shaula’nın dört yüz yıldan bahsetme şekli başından beri çok rahat olmuştu.

 

Ve Subaru da onda zorluk, mutsuzluk gibi hisleri kucaklama yetisi olmayabilir diye düşünmüştü.

 

Belki de o akrep gibi kalbinin derinliklerine, ruhunun derinliklerine dek insanlık dışıdır demişti.

 

Shaula: “O kuraldan bahsetmek istemiyorum. NG. Sonuçta ondan bahsedersem……”

 

“ーーーー”

 

Shaula: “Ondan bahsedersem Usta-sama『Sınavların』üstesinden gelmenin yolunu bulur. İşte bu yüzden, eğer ondan bahsedersem, ondan bahsedecek olursam…… Usta-sama’yla geçireceğim vakit sona erer.”

 

#NG not good veya no good kısaltmalarından biriyse basitçe olmaz, boşuna uğraşma demek istiyor olabilir. Ama başka bir şey de çıkabileceği için bu notu düşerek bu haliyle bırakıyorum.
Peki Shaula’nın ağzından dökülenlere ne demeli yaaa, resmen içim parçalandı. Son kuralı söylememesinin altındaki sebep bayağı çarpıcı çıktı. Peki son kural ne ki onu öğrenmek sınavları geçmesini, oradan kurtulmalarını sağlayacak acaba? Bakalım bir sonraki bölümde cevap alacak mıyız ve Subaru, Shaula’nın duygularına nasıl bir karşılık verecek… Okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34427 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr