Cilt 7 Bölüm 3 [ Rem'e Karşı ] (3/3)

avatar
241 16

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 3 [ Rem'e Karşı ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: [――――]

 

Rem’in çayırlıktaki ayak izleriyle Subaru’nun kafasını karıştırması, o andan bu yana tuzak kurma becerilerinde yavaş yavaş ustalaşması ve şu anda Subaru’nun önünde duran ağacın kabuğundan büyük bir parçanın abartılı bir şekilde soyulmuş olması.

 

Bu üçlünün Subaru’nun kafasının içerisinde birleşmesiyle, duyduğu tuhaf hissin bulmacası çözüldü.

 

Ve en nihayetinde içinde bir cevap türedi.

 

Subaru: [Eğer karşımdaki benim tanıdığım Rem’se……]

 

İnce düşünceli ve özenli biri olan Rem, açıkça görülebilen tüm izleri ortadan kaldırırdı.

 

Yani Rem son derece sınırlı bir bakış açısına sahip olmaya başlamadığı takdirde bu ipucunun bir başına geride bırakılmış olma sebebi――

 

Subaru: [――Hah!]

 

Aklından bu düşünceler geçen Subaru, ayaklarının altından kalın bir ot öbeği kopartarak ilerlemeye çalıştığı yöne doğru fırlattı.

 

Kökleri arasına topraklar birikmiş olan öbek, uzun otlara doğru parabol çizdi――

 

――Hemen sonrasındaysa korkunç derecede kuvvetli bir sesle birlikte yere çakıldı ve devasa bir çukur, o bölgeyi yuttu.

 

Subaru: [Voaa……!]

 

Subaru’nun önünde koca bir çukur açılmış, neredeyse daha önceki ufak tuzakların amacını sorgulayacak hale gelmişti. Bununla birlikte, kurulan tuzak bununla sınırlı da değildi.

 

Beliren o koca çukuru çevreleyip hedefleyen ağaçlar, çatırdayıp devrilmeye başlamıştı. Devrilen ağaçlar ardı ardına çukura düşerken de yeni açılmış çukurun dolması hiç vakit almamıştı.

 

Yani Subaru o koca çukura düşmüş olduğu takdirde oraya sıkışıp kalmış, diri diri gömülmüş olacaktı.

 

Bu noktaya ulaşıldığında, o zamana kadarki tüm tuzakları psikolojik bir hile olarak kullanan cüretkar ve güçlü bir teknik uygulanmıştı.

 

Subaru’nun takibine dair birer ipucu olarak hizmet eden izler, onu diri diri gömecek bir tuzak olarak ağzını açmış bekliyordu.

 

Son derece Remvari bir önlem olduğu için alkışlamak istese de――

 

Subaru: [――Benim tanıdığım Rem bununla da kalmazdı.]

 

Psikolojik tuzaklar kuran kişi için en iyi sonuç, takipçisinin bu tuzaklara düşüp hareket etmeyi kesmeye zorlanması olurdu.

 

Fakat Subaru’nun tanıdığı Rem özenli ve çalışkandı, tatlı bir sese ve yüze sahipti, takdir edilesi eylemleriyle göğsünü ısıtırdı ve――

 

Subaru: [Beklemekten sıkıldığında saldırıya geçerdi. ――Haksız mıyım, Rem!?]

 

Subaru, bu sözlerin ardından etrafında dönerek kabuğu soyulmuş ağaca baktı.

 

İşte tam da o anda…

 

[――fh!!]

 

Rem dişlerini sıkarak söz konusu ağacın dalından Subaru’nun üzerine atıldı.

 

 △▼△▼△▼△

 

Takipçisini peşinden ayıramıyor ve tuzakları onu olduğu yerde tutmaya yaramıyordu.

 

Subaru’nun tanıdığı Rem, bu duruma düştüğü takdirde ne yapardı?

 

Kokusu sayesinde rakibinin yerini belirleyebildiği için güvendiği ekmek kırıntılarının kimliğini ayırt etmeyi de başarabilirse o kırıntıları rakibinin aleyhine kullanıp onu tuzağa düşürür, direkt olarak kaçma sebebini ortadan kaldırmayı denerdi.

 

Evet, Subaru bu tahminiyle tam isabet yapmıştı.

 

Sorun şuydu ki――

 

Rem: [――Haaaaahh!]

 

Subaru, aralarındaki güç farkı nedeniyle Rem’in atılışını durdurmayı başaramamıştı.

 

Ve “Gh, voaaa!” diye bağırırken düşmekte olan Rem’in kolu tarafından uçurulmuştu.

 

Dürüst olmak gerekirse Rem’in bacaklarını tam anlamıyla kullanamıyor olmasına rağmen bu ölçüde hareket edebilmesi de Subaru’nun bedeninin onu yakalama çabasıyla anında harekete geçebilmesi de beklentilerin ötesinde şeylerdi.

 

Rem: [Çok inatçısın! Çok ama çok inatçı!]

 

Subaru: [Be… bekle, Rem, lütfen dinle……]

 

Rem: [Amma da ısrarcısın…!]

 

Rem, kollarını savurmuş ve bir kolu Subaru’ya çarparak burnundan kanlar dökülmeye başlamasına yol açmıştı. O, suratı kan içindeyken bile yalvarıyor ama Rem, öfkeye kapıldığı için onu dinlemiyordu.

 

Elleri ve ayaklarının üzerinde orman zemininde dikilen Rem, mavi gözlerini Subaru’ya dikmişti.

 

Rem: [Şimdi, şu anda yakamızı bıraksaydın bundan daha fazlasını yapmayacaktım. Ama bizi takip etmeye devam ediyorsun…… Lütfen dur artık!]

 

Subaru: [Bunun bu denli basitçe söylenmesi gerçekten canımı acıtıyor……]

 

Rem: [Resmen burnumun direği sızlıyor! Bana yaklaştığın anda farkına varabiliyorum. İşin kötüsü, artık çayırlıktaki halinden de güçlü……]

 

Subaru, kanayan burnunu tutup sendeleyerek ayaklandı.

 

O ayakta durabilirken Rem, dört uzvunun üzerindeydi. Durum Subaru’nun lehineymiş gibi görünse de bu, tek bir şeyle tersine çevrilecek bir avantajdan ibaretti, o da fiziksel güçtü.

 

Bunun yanı sıra Rem, yalnızca kollarını kullanarak bir hayalet gibi çevikçe ilerlemeye başlayacak olursa Subaru bu defa kesinlikle o koca çukura düşer ve bu da onun sonu olurdu.

 

Yani Rem’le arasındaki mesafeyi hesap etmesi ve mevcut yanlış anlaşılmayı adım adım yok etmesi gerektiğini biliyordu.

 

Subaru: [Rem, beni dinle lütfen. Sanırım senin gözünde bayağı kokuşmuş durumdayım……]

 

Rem: [……Evet, leş gibi kokuyorsun.]

 

Subaru: [Nostaljik bir ifade şekli oldu……! Evet, sanırım leş gibi kokuyorum ve bunun iyi bir şey olmadığını hissettiğini biliyorum ama sana karşı hiçbir kötü niyet beslemiyorum!]

 

Ellerini havaya kaldıran Subaru, Rem’e düşmanca davranmayı planlamadığını gösteriyordu.

 

Fakat onun bu iddiasına rağmen Rem’in yüzündeki temkinlilik dinme belirtisi vermiyordu. Bu bağlamda Cadının miasması, bomboş haldeki Rem’in köşeye sıkışmasındaki en büyük etkendi.  

 

Subaru nereye giderse gitsin Cadıyla ilişkili hiçbir şeyden hayır gelmiyordu. 

 

Subaru: [Koku meselesi ortada ve sana verdiğim ilk izlenimin korkunç olduğunu da biliyorum. Buna rağmen ben, kendim denilen bu varlığa on sekiz yıl boyunca katlandım. O yüzden tekrar etmeme izin ver lütfen.]

 

Rem: [……Tekrar etmene mi?]

 

Subaru: [Hatalı olan bendim. Endişeli, tedirgin ve her şeyi unutmuş olmana rağmen sana tek bir şey bile açıklayamadım. Tamamen şahsi meselelerim yüzünden senin hislerini dinleyip bu konuda düşünceli davranamadım……]

 

Hevesli düşünceleri ve sabırsız hisleri, işte Rem’e düşünceli davranamama sebepleri bunlardı.

 

Kabahat tamamen bu iki sebepteydi ― Subaru için kendini bu şekilde savunmak kolaydı. Fakat bu acınası, yetersiz haklı çıkma çabalarının ne anlamı vardı?

 

Onun ihtiyaç duyduğu şey, kendisini savunacağı kelimeler değildi.

 

Onun ihtiyaç duyduğu şey, Rem’e hitap edecek, onun inatçı kalbindeki gerilimi yatıştıracak kelimelerdi.

 

Subaru: [Sen benim için önemlisin. Tek isteğim seni korumak. O yüzden lütfen dinle beni. Lütfen reddetme beni. ――Lütfen, bir şans daha ver bana.]

 

Rem: [――――]

 

İki eli de hala havada olan Subaru, olduğu yerde iyice eğilmiş halde Rem’e yalvarıyordu.

 

Tüm bedeni ve tüm ruhuyla samimi olup olamadığını bilmiyordu ama hiç değilse bu yakarışa hislerini katabilmişti. Eğer Rem’in kalbine azıcık olsun dokunabildiyse, eğer Rem ona kendisini açıklama fırsatı verebilirse――

 

Rem: [――Söyleyeceklerin bitti mi?]

 

Subaru: [……Eh?]

 

Rem: [Yalnızca bu açıklamayı yapmakla mı yetineceksin?]

 

Subaru, aldığı bu yanıt karşısında çekinerek kafasını kaldırdı.

 

Rem’in sesinde yoğun bir şekilde var olan duygu, Subaru’nun umduğundan farklıydı. Bununla birlikte işlerin ters gitmesi durumunda beklediği şeyden de farklıydı ve bu da afallamasına yol açmıştı.

 

Rem’in sesi, sessiz bir öfke ve katlanılmaz bir hiddetle bezenmişti.

 

Subaru: [Re, Rem……?]

 

Rem: [Bizi kovalamış olman ve korkunç derecede uğursuz kokunun şüpheli olması, elbette ki fena halde tuhaf bulduğum şeyler. Ama-]

 

Bu noktada konuşmayı kesen Rem, dudaklarını sımsıkı kapattı.

 

Ve mavi gözlerinde, önünde yatan yanıtlardan emin olamayan Subaru’yu kalbinin en derinlerinde affı olmayan bir kötü adam olarak görüyormuşçasına bir düşmanlık parıldadı.

 

Rem: [Hepsinden öte, küçücük bir kızı bir başına bırakmaya çalıştığın gerçeğini ortadan kaldıramazsın. Bana böylesine acımasız ve aşağılık birine güvenmemi nasıl söylersin?]

 

Subaru: [――ah]

 

Aşağılık olduğuna hükmeden o bakışlar karşısında nutku tutulmuştu.

 

Ona yöneltilen bu sözler beynine nüfuz etmiş ve Subaru, Cadının miasmasından bağımsız olarak kazanıp kazanamayacağı bilinemese de ilk hamlesiyle Rem’in güvenini sarsarak yanlış seçim yaptığını anlamıştı.

 

Rem’in güvenini gerçek anlamda yaralayan şey ne annesinden miras aldığı korkutucu gözlerdi ne de zorla kendisine geçirilmiş olan miasma.

 

Rem’in inancını yok eden şey, halihazırda sahip olduğu şeyler değil, gerçekleştirdiği eylemlerdi.

 

Louis, bir Günah Başpiskoposu ve kötülüğün vücut bulmuş hali olsa da bu konuda hiçbir şey bilmeyen Rem’in gözünde gencecik, güçsüz bir kızcağızdı ve Subaru bu gerçeği gözden kaçırmıştı.

 

Subaru: [――――]

 

O anda vermesi gereken cevabı bulmayı başaramıyordu.

 

Subaru, pek çok farklı zamanda pek çok farklı zorluğun üstesinden gelmişti. Bazen canından olmuş ve farklı bir açıdan çözüm bulmayı denemişti ama bu seferki cevap, içinde bulunmuyordu.

 

Özür, mazeret veya gerçek. Hangisine öncelik vermeliydi?

 

Bir çocuğu terk etmeye çalıştığı gerçeği için özür mü dilemeliydi?

 

Bunu süslemek için mazeretlerini sıralamalı, bir sebebi olduğunu mu söylemeliydi?

 

Yoksa o “güçsüz kızcağız” aslında bir canavar mı demeliydi?

 

Hangisini seçerse seçsin hemen karşısındaki Rem’in güvensiz bakışlarını değiştirebileceğini sanmıyordu.

 

Ve bu, Subaru’nun “Ölümden Dönüş” aracılığıyla çoktan tarihe yazılmış eylemlerinin sonucuydu.

 

Rem: [――Artık konuşmuyorsun.]

 

Subaru’nun bakışları etrafı tarar, yanakları kaskatı kesilir ve ağzından hiçbir söz çıkmazken Rem, onu beklemekten usanmıştı.

 

Böylece muazzam bir çabayla ayaklanarak Subaru’dan uzaklaşmaya çalıştı. ――Geleceğe yönelik endişelerinin kaynağını ortadan kaldırmak için onu olduğu yerde pataklamaya niyetli değilmiş gibi görünüyordu.

 

Belki de bitap olan Subaru’nun peşinden gelmeyeceğini düşünüyordu.

 

Ama elbette ki öyle olmayacaktı. Subaru, burada itilip kakılsa bile, Rem tarafından tutulana dek elini uzatmaya devam edecekti.

 

Yollarının ayrılması ― gibi bir şey gerçekleşmiyordu. Gerçekleşmiyordu, ama――

 

Subaru: [――Re,]

 

Bedeninin doğrultusunu değiştiren Subaru, bölgeden ayrılmak üzere olan Rem’e durması için seslendi.

 

İlk olarak, cümlesinin devamını getirecek herhangi bir kelime düşünmeden, yalnızca adını söylemeyi, ona seslenmeyi denedi.

 

Ve sonra da――

 

Subaru: [――――]

 

Tam bedenini büken Rem’in sırtına uzanacakken, görüş alanında bir değişiklik gerçekleşti.

 

Sık ağaçların arasında minicik bir gölge titreşti ― ve Subaru, o gölgeyi tanıdı.

 

Subaru: [――Rem!!]

 

Geliyor! Subaru, bu düşüncenin zihninde belirişinden de hızlı şekilde kendisini Rem’in sırtına doğru attı. Ve bu ani eylem karşısında gafil avlanan Rem’in minyon bedeni kaskatı kesildi.

 

İşte tam da Subaru’nun o ufak bedeni etrafını sarıyormuşçasına kucakladığı anda…

 

――Ağır, güçlü bir yaydan salınan bir ok, kafalarının üzerinden uçup geçti ve koca bir ağaç, gövdesinin ortadan delinip geçilmesiyle parçalandı.

 

#Subaru Yeşil Odadayken son anda hamle yapıp Louis’i almasaydı işler çok daha sorunsuz ilerliyor olabilirdi. Gerçi Rem Subaru’dan kaçmasa bile şüphe duyacak, sağa sola ok atan avcımız veya avcılarımız yine karşılarına çıkacaktı. Bakalım tam da Subaru Rem’i bulmuşken yolları bir okla ayrılacak ve bizi yeni bir ölümden dönüşle yeni bir kovalamaca mı bekleyecek, yoksa bizimkiler bir çözüm mü bulacak? Okumaya devam!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32599 Üye Sayısı
  • 332 Seri Sayısı
  • 43293 Bölüm Sayısı


creator
manga tr