Cilt 7 Bölüm 39 [ Huysuz ] (1/3)

avatar
501 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 39 [ Huysuz ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



Salon duvarındaki koca delikten dışarıya göz atan Kafma, tiksintiyle dudaklarını büzdü.

 

Ayaklarının altında rüzgar esiyor, dumanlar usulca dağılıyordu. Kafma da kısık gözleriyle başarıyla salondan kaçan üçlünün gözden kaybolduğu binaya doğru bakıyordu. ——Kaçakları hiçbir yerde göremiyordu.

 

Kafma: [————]

 

Çatırdamaya yol açan o huzme yoğun bir sesle un ufak olurken fazla uzakta olması gereği direğin o küstah grubu ezdiğini umut etmek aptallık olurdu.

 

Ama——

 

Kafma: [Kaçmanıza izin vermeyeceğim. Ekselanslarına ettiğiniz saygısızlığın intikamını almak için ne gerekirse yapacağım…]

 

Olbart: [Yo, yo, bunu yapamayız. Kaçmak için bu fırsata varlarıyla yoklarıyla sarıldılar, öyle diil mi? Bu saatten sonra onları kovalamamız nafile olmaz mı?]

 

Kafma: [Üstat Olbart!]

 

Kaçakları takip etmesi engellenen Kafma, dişleri birbirine çarparak kendi etrafında dönerken onun bakışlarıyla karşılaşan ufak ihtiyar, “Oh, korkunç” diyerek olduğu yerde iyice ufaldı.

 

Bu tepkiyi gören Kafma da gözleri iyice irileşip öfke dolarak,

 

Kafma: [En başta o kızların gitmesine neden izin verdin ki zaten? Üstat olarak sen, onları göz açıp kapayıncaya dek yakalayabilirdin!]

 

Olbart: [Oh? Ben de senin için aynı şeyi söyleyebilirim. Hem pek öyle kolaya da kaçmadım. O miğferli genç adamın ilginç kozları vardı.]

 

Kafma: […Genç adam mı, ben onun aslında çok da genç olmadığı izlenimini edindim.]

 

Olbart: [Bunun bi önemi yok ki. Benim gözümde çoğunuz emekleyen bebelersiniz. Siz doğduunuzda bile ihtiyardım ben.]

 

Kırışık suratını büzüştürerek gülümseyen Olbart, kendisini işaret ederek böyle söyledi. Kafma onun bu gamsız tavrına değinmek üzereykense “Ve” diye devam etti.

 

Olbart: [Unutmuş olabilirsin ama benim gözümün o tilki kızın üstünde olması lazımdı, diil mi? Ne zaman Ekselanslarına yüz çevireceğini bilemeyiz.]

 

Kafma: [Birinci Sınıf General Yorna… Doğru, pervasızlık ettim.]

 

Olbart: [Kakakakka, anladığın sürece sıkıntı yok.]

 

Kafma, bu bahsin açılışıyla soğukkanlılığını yitirdiği için kendinden utanmışçasına çöktü. Genç adamla ihtiyar arasındaki bu etkileşimde tehlikeli kişi olarak yaftalanan Yorna’ysa eliyle gözlerinin üzerini örterek,

 

Yorna: [Amma kabasınız. Benim gibi zarif bir kadından tehlikeli bir hayvan gibi bahsetmeniz ne büyük cüret… Hayatım boyunca hiç bu kadar aşağılanmamıştım.]

 

Kafma: [Siz kendinizi ne zannediyorsunuz…!]

 

Genç kadın ağlama numarasıyla karşısındakilerle alay ederek Kafma’nın öfkesini çekiyordu. Ancak onun sert bakışlarına maruz kalınca boğazını temizleyip elini gözlerine dokunacak şekilde usulca indirdi.

 

O anda kiserusunu da ağzına götürdü, ciğerlerini mor dumanlarla doldurdu, derin bir nefes vererek büyük bir duman öbeği çıkarttı. ——O duman da hafif bir dalgalanmayla duvardaki geniş deliğe doğru yol aldı.

 

Ve dalgalanan mor dumanlar hedefine ulaştığında akıllara zarar bir değişiklik gerçekleşti.

 

Yıkılan duvar, halüsinasyona çok benzer bir havayla onarıldı.

 

Kırmızı Lapis Kalenin zarar görüp çöken duvarlarında kullanılan ahşaplar bir yaratığın yaralarının iyileşmesi misali kıpırdanıp kaynaştı. Evet, bu onarılmakta olan bir bina manzarasıydı ama tuhaf ve doğaüstü bir binaydı; verdiği izlenim inorganik bir şeyden ziyade canlı bir varlığa yakındı.

 

İşte bu gerçekçi olmayan sahne, duvarların yanı başındaki Kafma’nın yanakları gerilmiş halde geri çekilerek Yorna’ya dönmesine yol açtı.

 

Yorna: [Böylece her şey normale döndü… Yani mümkünse sen de kendine bir çekidüzen ver lütfen.]

 

Kafma: [Bu, General Yorna’nın…]

 

Vincent: [İnsan bu yüzden dikkatsizce İblis Şehrine bulaşamıyor işte… Ama bu, bu kadının teşkil ettiği tek tehdit değil.]

 

Kafma, dış duvarı onarmasının ardından koca bir gülümsemeye bürünen kadını soluksuz izliyordu.

 

Bu sırada az önceki hengamede kılı bile kıpırdamayan Vincent, ürpertisini nihayete erdirecek bu cümleleri kurdu. Ve İmparatorluğun zirvesindeki adam, önce duvara bakıp sonra Yorna’ya odaklanarak,

 

Vincent: [Kaleden çıktılar. Senim ve benim koyduğumuz koşullar karşılandı.]

 

Yorna: [Eh, madem öyle, çabalarını görmezden gelmemiz hoş olmaz. Umarım anlayış gösterirsiniz, Ekselansları.]

 

Vincent: [————]

 

Yorna: [Elbette ki kendinizce bir fikriniz vardır, Ekselansları. Buna saygı duyuyorum. Ama unutmayın ki...]

 

Başından beri İmparatorun karşısında kendisine çekidüzen vermek için en ufak bir çaba sarf etmemiş olan İblis Şehri Lordu, Yorna Mishigure, sessizleşen Vincent’a gülümsedi.

 

Yorna: [Burası İblis Şehri, yani benim şehrim. ——O mavi delikanlının kılıcı bile bana erişemez.]

 

Bu beyan İblis Şehri Lordu olarak normal olsa da muhatabı İmparatorken hiç de münasip değildi.

 

Tüm İmparatorluğa hükmeden Vollachia İmparatoru için tek bir şehir üzerindeki kontrolünü üstün gören Yorna’nın yaptığı şey, saygısızlıktan da öteydi.

 

Bununla birlikte Yorna Mishigure’in ağzından dökülenler inkâr edilemezdi.

 

Çünkü bunu dile getirmekte haklı olsa da olmasa da söylediklerinin doğru olduğu herkesçe biliniyordu.

 

Yorna Mishigure, İblis Şehri Kaos Alevinde mutlak güç sahibiydi.

 

Bu nedenle——

 

Vincent: [Sana bir gece vereceğim.]

 

Bunu Vollachia İmparatoru için bir yenilgi olarak görmek, İmparatorun öngörü ve derin düşüncelerini göz ardı etmek olurdu. Lakin İmparatorun kara gözlerinin derinliklerinde gizlediği entrikaların ayırdına varmak, İmparatora yakın olanlar için bile kolay değildi.

 

Onların yalnızca Vincent’ın sözlerinin mantıksız veya yanlış olmadığına inanmaları gerekirdi.

 

Yorna: [Teşekkür ederim. Öyleyse vaktimi mektubu inceleyip yanıtlamaya ayıracağım.]

 

İşte böylece Yorna, Vincent’ın onayıyla yanıtını verdi ve sözleri hevesli görünürken tavrıyla yüzüne en ufak bir nezaket yansımadı.

 

Vincent’ın her iki muhafızı da -Kafma ve Olbart- Yorna’nın tavrıyla ilgili kendince bir fikre sahipti. Onun bunu yapmasına müsaade etme sebepleriyse üçlünün kaçmasına izin verdikleri için kendilerini suçlamalarıydı.

 

Zaten Vincent onay verdikten sonra geri adım atarak hiçbir şey elde edilemezdi.

 

Kafma: [Ancak bu tavırlarınız mazur görülemez. Bunu tekrarlamaya devam edeceğim.]

 

Yorna: [Kuhu. Bana o korkutucu gözlerle bakmayı sürdürürsen titremeyi kesemeyeceğim. Üstat Olbart, bu konuda benim için bir şeyler yapabilir misin acaba?]

 

Olbart: [Bu işi bana mı yıkacaksınız? Ben önünde kısacık bi ömrü kalmış ihtiyarın tekiyim, siz gençlerin yaşlı nesle kibar davranması lazım. Bi saniye, belki de çoğu kişiden iyi niyet görmek için harika bi fikir bulmuşumdur? Benim çağım mı yaklaşıyo ki?]

 

Kafma: [Üstat Olbart!]

 

Kafma, Olbart’ın muzip söylemi karşısında öfkeye kapılarak sesini yükseltti.

 

Bunu bir gülümseme eşliğinde izleyen Yorna’ysa kiserusundan yayılan dumanları dağıttı. Generalleri gözlerini kısarak seyreden Vincent da burnundan bir nefes vererek hafifçe homurdandı.

 

Ve sonra da kendisinin son eşlikçisine——Kafma ve Olbart’ın aksine Vincent’tan daha çok kılını kıpırdatmamış olan şahsa döndü.

 

Vincent: [Hiç sesin çıkmıyor. Senden beklenmeyen bir şey.]

 

???: […Sahiden öyle, değil mi? Eh, bazı kişilerle karşılaşacak olsaydım işler karışırdı.]

 

Böylece buruk bir gülümseme sunan genç bir adamın sesi işitildi.

 

Gencin kafasına, yüzünün diğerleri tarafından görülmesini engelleyen mavi bir başlık örtülüydü. Bu onun için normal bir şeydi ancak cüppesinin yakasını her zamankinden de fazla sıkmasının, az önce orada bulunan konuklarla bir ilgisi olmalıydı.

 

İç çeken adam, sessizleşen İmparatorun gözleri önünde omuz silkerek,

 

???: [Bu İblis Şehrinde çenemi tutmam gerektiğini düşündüm. ——Yıldızların arzusu da bu anlaşılan.]

 

Vincent: [Yıldızların arzusu mu? Saçmalık.]

 

???: [Buna saçmalık dememenizi yeğlerim.]

 

Omuz silken adam, Vincent’ın umursamaz sözcükleri karşısında sırıttı.

 

Ve acı bir gülümseme eşliğinde devam etti.

 

???: [Ekselansları ciddi olup yıldızların arzuları doğrultusunda ilerleseydi buraya dek gelmiş olmazdı, haksız mıyım?]

 

Vincent: [Seni ahmak, kalbimde neler yattığını bildiğine mi inanıyorsun?]

 

???: [Saçmalamayın lütfen.]

 

Vincent kollarını kavuşturup sesini bir nota alçaltırken genç adamın omuzları düştü.

 

Ve Vincent bakışlarını genç adamdan—— Yıldız Gözlemcisinden ayırarak üç isyancının kaçmış olduğu noktanın, çoktan kapanmış duvarın ötesindeki göğe doğru gözlerini kıstı.

 

Sonra da——

 

Vincent: [——Yıldızların arzuları saçmalıktan ibaret.]

 

Kimsenin işitemeyeceği o mırıldanma bir fısıltı misali belirdi ve yitip gitti.

 

△▼△▼△▼△

 

Subaru: [Öhööhö! Kahk! Hapşuu!]

 

Subaru, yoğun toz bulutlarının içerisinde aksırıp tıksırıyor, çaresizce ciğerlerini zorluyordu.

 

Ardından düşüşün etkisiyle sırtı ağrır halde yaralarını bulmak için etkilenen noktalarının üzerinde avcunu gezdirdi. Elini korka korka geri çektiğindeyse kana bulanmamış olduğunu gördü; yalnızca biraz hırpalanmıştı. Bu bir mucizeydi.

 

Yıkılan binadan çıkan yapı malzemelerinin veya çöken kirişlerin parçalarının vücuduna saplanıp hayati organlarını parçalamış olma olasılığı yüksekti. Şansı amma da yaver gitmişti!

 

Subaru: [Buna ayıracak vaktimiz yok… Medium-san! Al!]

 

???: [Be-ben buradayım… Ooofooff.]

 

Kafasını sallayarak düşüncelerini dağıtan Subaru, yanında olması gereken iki kişiye seslendi. Hemen yanındaki molozun altından gelen yanıtı işittiği andaysa yoldaşlarını aramak için telaşla enkazı dağıtmaya koyuldu.

 

O enkazın altındaki Medium da öksürükler arasında gözlerini kırpıştırdı.

 

Medium: [Uaah, öleceğimi sanmıştım! Sen iyi misin Natsumi-chan?]

 

Subaru: [Medium-san ve Al’ın koruması sayesinde bir şekilde üstesinden geldim… Medium-san, yaralandın mı? Acıyan bir yerin var mı?]

 

Medium: [Uhyahyahya, gıdıklandım~! Bir şeyim yok, bir şeyim yok! Ben iyiyim!]

 

Omuzları ve sırtı yoklanan Medium, olduğu yerde kıpırdanarak Subaru’nun göğsüne doğru çekildi.

 

Ne blöf yapıyor ne de yalan söylüyordu; anlaşılan onun da fark edilir bir yarası yoktu. Yani her ikisinin başına da muazzam birer talih kuşu konmuş olmalıydı.

 

Subaru: [Al——]

 

Bu sırada henüz yanıt vermemiş olan Al’ı arayan Subaru, gözleriyle etrafı tarıyordu.

 

Toz bulutları nihayet dağıldığındaysa boş bir ahıra düşmüş olduklarını fark etti. Anlaşılan Kırmızı Lapis Kalenin yanındaki bina, Fırtına Atlarının tutulduğu bir depoydu.

 

Subaru’nun grubunun büyük bir yükseklikten gerçekleştirdikleri çaresizce düşüşü sağ atlatabilme sebebiyse onlara minder görevi gören samanlardı. O samanlar olmasaydı Subaru korkunç bir ölüm tadarak domates misali paramparça olur, etrafa saçılırdı.

 

Şifa büyüsünün çok nadir kullanıldığı -Rem hariç- Vollachia’da ağır yaralanan kişilerin kurtarılamama ihtimali yüksekti. Bu bağlamda İmparatorluk ortamı Lugnica’ya kıyasla ölüme çok daha elverişliydi.

 

Elbette ki bu tehlikenin her şeyden önce İmparatorluğun ‘en güçlü olan hayatta kalır’ ideolojisinden kaynaklandığı söylenebilirdi.

 

Medium: [İşte orada! Al-chin!]

 

Subaru loş ışıklı odaya bakınıp düşünürken yanı başındaki Medium, zıplayacakmışçasına hareketlendi.

 

Sonra da düşüşün etkisiyle devrilmiş olan bir aracın yanına eğildi. Birbirlerine dolanarak düştükleri ağır saman yığınının altında bir hareketlilik vardı.

 

Subaru telaşla yanına koştururken o ve Medium, samanları karıştırmaya başladı. Ve en nihayetinde samanların altında gevşek, kalın bir kol bulan ikili, onu yukarı çekti.

 

Ardından——

 

Al: [Yeoch! Sağ kolum da kopacak şimdi!]

 

Subaru: [Hiç komik değil!]

 

Medium: [Ama Al-chin de hayatta! Bu harika!]

 

Subaru nahoş şakası yüzünden Al’ı azarlasa da Medium’un sözleri rahatlatıcıydı.

 

Ancak samanlıktan çekilip alınan Al’ın vücudu korkunç durumdaydı. Mucizevi bir şekilde bir iki sıyrıkla kurtulan Subaru ve Medium’un aksine Al’ın bedeni kesikler ve yara berelerle doluydu.

 

Al, geçici süreliğine de olsa Kafma’nın dikenlerini ve Olbart’ı durdurmuştu. Son anda Subaru ve Medium’un ardından gerçekleştirdiği atlayıştaysa düşman tarafından rahatlıkla takip edilebilecek pozisyondaydı.

 

——Yani onun bedenindeki yaraların her biri, aslında Subaru ve Medium’un alması gereken yaralardı.

 

Subaru: [————]

 

Al: [Mesele nedir, kardeşim… Depresif bir ifaden var.]

 

Subaru: [Şey, yalnızca…]

 

Al: [Hepimizin o ipsiz atlayışı sağ tamamlaması bir mucizeydi. Yine de bana öyle bakman sırtımdaki yaralar konusunda daha iyi hissetmemi sağlamıyor. Bir kılıç ustası için utanç verici bir şey, anlıyor musun?]

 

Usulca omuzlarını çeviren Al, Subaru’ya cesaret verircesine böyle söyledi.

 

Bu tavır karşısında nefesi kesilen Subaru’ysa hızlıca bir onay vererek “Sanırım öyle.” dedi.

 

Al tüm bunlar bir başkasının problemiymişçesine gamsız davranmaya çalışsa da hücum ve savunma süresince sergilediği tüm çabalar Subaru’ya olan samimiyetinden kaynaklanıyordu.

 

Onun amacına sempati duyuyor, ona yardım etme sözünü tutuyordu.

 

Evet, bu amaçla Subaru’nun hayatı için savaşmaya bile razı olan o adam, Al’dı.

 

Subaru: [Hakkında yanılmışım…]

 

Al: [Ha?]

 

Subaru: [Senin her daim ilgisiz ve sorumsuz, her konuda ciddiyetsiz ve güvenilmez biri olduğunu zannediyordum.]

 

Al: [Oi oi.]

 

Subaru: [Ama benim için hayatını riske attın. ——Bunu unutmayacağım.]

 

Diyerek elini sahte göğsünün üzerine koyan Subaru, Al’a sahici düşüncelerini aktardı.

 

Al olmasaydı Natsuki Subaru şu anda hayatta olmayacaktı. Bu nedenle bundan böyle Al’ın yaptığı iyiliği unutmadan mücadele edecekti.

 

Her an hayatı sona erebilecek olsa bile——

 

Medium: [Natsumi-chan, Al-chin, fazla oyalanırsanız…]

 

Subaru: [Tamam tamam, biliyorum. Bir an önce şuradan çıkalım hadi. Aksi takdirde Al’ın fedakarlığı boşa gidecek.]

 

Al: [Fedakarlık değildi!]

 

Subaru, Medium’un teşviki üzerine koluyla yüzünü silerek güçlü bir yanıt verdi.

 

Tesadüfen üçü de hayatta kalmış olabilirdi ama henüz rahatlamak için çok erkendi. Hiç değilse Yorna ve Vincent’ın koyduğu koşullar sağlanmış olsa da Kafma ve Olbart’ın geri adım atıp atmayacağı muammaydı.

 

Bundan emin olacakları ana dek hayatta kalma mücadelesi vermeleri gerekecekti.

 

Subaru: [Artık gitmeliyiz. Kendimizi gizlemeli ve yanıt alm…]

 

???: [——Bu konuda endişelenmenize gerek yok.]

 

Subaru: [——Hk!?]

 

Subaru, tam da Al’a omzuyla destek verip yürümek üzereyken birinin seslenişini işitti.

 

Ve gafil avlanıp bir anda ellerini çekişiyle ona yaslanmakta olan Al’ın devrilip “Guoh!” diye feryat etmesine yol açtı. Fakat onun için endişelenmeye ayıracak vakti yoktu.

 

Çünkü Subaru’nun grubunu ikinci bir yüzleşme bekliyor ve ahırın girişinde yeni bir figür dikiliyordu.

 

Subaru: [Sen…]

 

???: [Sizi karşılamakta geciktiğim için özür dilerim. Bendeniz Yorna Mishigure-sama’nın hizmetkarı, Tanza.]

 

Başını saygıyla eğerek bu kelimeleri dile getiren kişi, karakteristik kimonosu ve geyik boynuzlarıyla—— Yorna’nın yanındaki geyik kızdı.

 

#Üçünün de kazasız belasız, yeni bir döngüye geçmeden bu düşüşü atlatmış olmasına sevindim. Valla geçen bölüm biter bitmez yaşıyorlar mı diye şöyle göz ucuyla bu bölüme bir bakmıştım zaten. Peki Yorna’nın hizmetkarının karşılarında belirme sebebi nedir? Kötü niyetle gelmiş gibi görünmüyor ama yine de ne söyleyeceğini merak ediyorum doğrusu.

İkinci kısım biraz daha uzun ama yarına atmaya çalışacağım. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 33006 Üye Sayısı
  • 350 Seri Sayısı
  • 43547 Bölüm Sayısı


creator
manga tr