Cilt 7 Bölüm 47 [ Ölmeyen ■■ ] (2/2)

avatar
329 5

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 47 [ Ölmeyen ■■ ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Etrafı sarılan ve bir çıkmaza girmiş olması gereken Abel’in sesinde korkudan eser yoktu. Aksine, önü kesilmesine rağmen küstahça konuşarak etrafındakileri rahatsız ediyordu.

 

――Yo, onları rahatsız eden şey yalnızca küstahlığı değildi, söylediği şey de bir o kadar etkiliydi.

 

Medium: [Boynuz, lu……]

 

Diyen Medium, kafasını kaldırarak kendisini saçından yakalamış olan gergedan adama baktı.

 

O devasa adam da Abel’in az önceki yorumuna odaklanmış durumdaydı ve Medium, iri burnunun üzerinden çıkan tek ve tıknaz boynuzu görebiliyordu.

 

Şimdi bir düşününce az önceki genç koyun adamın ve hanın önünde Taritta’ya saldıranların da boynuzlu olduğunu anımsıyordu.

 

Medium: [Ama, ne olmuş öyleyse!]

 

Abel: [Ahmak. ――Her şeyin temelinde bu yatmıyor mu?]

 

Medium: [Ha?]

 

Abel, Medium’un sözlerini işitmişçesine böyle söyledi.

 

Fakat Medium olduğu yerden onu göremiyor ve sebebi işitmiş olsa da önemini idrak etmekte zorlanıyordu. Abel’in onun anlayabileceği şekilde doğru düzgün bir açıklama yapmasındansa onun konuyu kavramasına imkan tanımadan devam etmesini bekliyordu. Aksi takdirde bu gidişle――

 

Abel: [――Deneyebilirsin.]

 

Öküz Adam: [Eh?]

 

Bu, Medium’un gönlünden geçenlerin karşılığı değildi.

 

Abel’in büyük bir ciddiyet taşıyan bu sözcükleri etrafını saranların başını çeken öküz adama gözlerini dikerek telaffuz ettiğiyse kesindi.

 

Bunu duyan öküz adam da irileşen gözlerini Abel’e dikerek karşılık vermekteydi. Bu tepkiyi alan Abel ise sözlerinin devamını getirerek,

 

Abel: [Beni öldürüp öldüremeyeceğini deneyebilirsin.]

 

Öküz Adam: [……O ince boynunu başından ayırmakta ne zorluk olabilir ki?]

 

Diyen adamın ayağını yere geçirişiyle sol gözündeki alevler hiddetlendi.

 

Yorna’nın Ruh Evliliği Tekniğinin etkisi olmadan da o iriyarı koluyla Abel’in boynunu rahatlıkla kırabilirdi.

 

Ve o boynu kırmak için gerekli olan kararlılığa da sahipti.

 

Ancak Abel buna rağmen kollarını korkusuzca önünde kavuşturmuş ve oni maskesinin ardındaki kara gözbebekleri rakibinin içine işler halde――

 

Abel: [Kolay olup olmadığı sorusunun cevabı eyleme bağlı. Bu yüzden deneyebilirsin diyorum. Eğer o kalibredeysen alevler seni methedecektir. Fakat――]

 

Öküz Adam: [Fa-fakat?]

 

Abel: [O kalibrede değilsen, alevler ruhunu dahi kasıp kavuracaktır. ――Evet, neye göre hareket etmeyi düşünüyorsun?]

 

Öküz Adam: [――――]

 

Diyen Abel’in kolları önünde bağlıyken öküz adam sessizliğe gömülmüştü.

 

Gözlerinin önünde umursamazca dikilen o çelimsiz adama karşı verdiği psikolojik savaşı kaybediyordu. Elbette ki söz konusu kaba kuvvet olduğunda galip gelenin o olacağı su götürmez bir gerçekti. Öyleyse bu sakin tavırlar da neyin nesiydi?

 

Bunun yanıtı az önce dile getirilen o yanıltıcı görünümlü sözcüklerin içerisinde ortaya çıkmamış mıydı?

 

Abel: [Deneyebilirsin. ――Yargı adı verilen alevlerden baskın çıkıp çıkamayacağını görebilirsin.]

 

Öküz Adam: [Gh, ugh, u~u~gh……!]

 

Baskıya uğrayan adam hantal boğazını titreterek inliyordu. Kan ter içerisinde kalmıştı, tüm bedeninden gerginlik akıyor ve yoldaşları bile ona ulaşmaya çalışmıyordu.

 

Abel’in gözlerini görerek çekilmeyi seçmişlerdi.

 

Abel’in söylediklerine karşılık verme yetkinliğine sahip tek bir kişi vardı, o da karşısındaki adamdı.

 

Ve onun da sıkılı dişlerinin arasından nahoş bir ses yankılandıkça yankılanıyor, yankılandıkça yankılanıyordu――

 

Öküz Adam: [Agh, A~a~a~argh!!]

 

Derken sıktığı dişlerinin kırılışının sesiyle birlikte o acının sonucuymuşçasına her iki kolunu birden kaldırdı.

 

Boynunu kırmak yerine Abel’in hem bedenini hem de hayatını un ufak etmeye yönelik bir saldırıya geçecekti. Ve o adamın kütük kalınlığındaki kollarından inen tek bir darbeyle Abel’in narin bedeni püreye dönecekti.

 

Medium saçını tutan ellerden kurtulmaya çalışıp çırpınsa da tamamen nafileydi.

 

Al hala Abel’in başına gelecekleri umursamaksızın yatmayı sürdürüyordu.

 

Ve Subaru’yla Louis de――

 

Medium: [――Eh?]

 

Louis yıkılan çerçevenin altına gömülmüş, Subaru da onu kurtarmak için koşturmuştu. Medium, Subaru’nun o enkazın arasına kıvrılıp Louis’in elini tutmakta olduğunu görebiliyordu.

 

O enkaza gömülü Louis’in hafifçe kımıldadığını fark ettiği andaysa――

 

――İkilinin bedeni ansızın o çerçevenin altından silindi.

 

Louis: [Uu!]

 

Ve o noktada gözden kaybolan Louis, her iki kolunu da kaldırmış olan öküz adamın çenesinin tam altından fırladı.

 

△▼△▼△▼△

 

Subaru yaşananlardan bihaber gibiydi.

 

Çerçevenin altına gömülmüş halde usul usul kan kaybeden Louis’e yapışıp kalmıştı. Ve onu rahatlatmak ya da kurtarmak yerine ‘sakın ölme’ gibi keyfi kelimeler sıralamaya başlamıştı.

 

Onun bu sözler üzerine kımıldadığını düşünmüş ve hemen sonrasında da…

 

Görüş alanı değişmiş, dünyanın altüst olduğu hissini tatmıştı.

 

Subaru: [Ah, egh.]

 

Bu ekstrem bir hız veya zamanın durması tarzında bir şey değildi.

 

Subaru gerçek anlamda göz açıp kapayıncaya dek farklı bir noktaya taşınmıştı.

 

Ki bu da――

 

Abel: [Sen……]

 

Gözlerinin önünde Subaru’yu bularak böyle söyleyen Abel’in hafiften nefesi kesilmişti.

 

Sırtını temkinli bir şekilde duvara yaslayıp kollarını önünde kavuşturmuş Abel’in ve etrafını saranların varlığıysa Subaru’yu şaşkınlıktan yığılıp kalmanın eşiğine getirmişti.

 

Az önce Louis için duyduğu endişe yüzünden biriken gözyaşları şimdi geri çekilmiş, boğazını tıkar hale gelmişti.

 

Bu ani fenomen yüzünden aklını sıyırmasına yol açan Louis’e gelince――

 

Louis: [Aa, uu!]

 

Öküz Adam: [Goagh!?]

 

Bedenini döndürerek langırtta görülebilecek bir hareket ve çeviklikle adamların baş, gövde, diz gibi tüm hayati noktalarına vuruyor, onları geri çekilmeye zorluyordu.

 

Onun gücü ve kabiliyetiyle karşı karşıya kalan adamlarsa hep birlikte geriye doğru eğiliyor ve hayretler içerisinde bakakalıyordu.

 

İşte Louis, adamların şaşkınlık ve ıstırabının yarattığı bu fırsatı değerlendirerek sıradaki eylemi için harekete geçti.

 

Louis: [Uaau.]

 

Aralarındaki boşluğu aşarak kuşatmadan kurtuldu. Uzuvları bir hayvan gibi yere değerken toprağı her iki eliyle çekerek yüzeyini kazıyordu.

 

Yere serili halıyı şiddetle çekmeye benzer bir hareketti―― elbette ki şehrin orta yerine halı serilmiş olamazdı. Ama adeta yer yerinden oynuyordu.

 

Haliyle herkes dengesini yitiriyor, olduğu yerde sendeliyordu.

 

???: [Ne!? Nasıl yani, bu çocuk……!]

 

Louis: [Au! Auau!]

 

???: [Şerefsiz!]

 

Bu sırada dengesini yitiren adamlar arasında zor da olsa bir başına dikilmeyi başaran genç geyik adam Louis’i yakalama arzusuyla dudaklarını şapırdatarak koşmaya başladı. Louis de saniyeler önce yontmuş olduğu toprağı adamın üzerine fırlattı. Genç adamın koluyla darbeyi savuşturduğu saniyedeyse zemin sürtünme olmaksızın eski haline geri döndü.

 

Başka bir deyişle kütlesine ve dokusuna yaraşır bir toprak duvarı halini aldı.

 

Geyik Adam: [Bugah!?]

 

O duvara toslayan genç adam, karşı saldırının tadına vararak geriye doğru eğildi.

 

Hemen sonrasında Louis, toprak duvarı yıkıp geçti ve ayak tabanları adamın çehresiyle buluşurken genç geyik adamın kanayan bir burunla yere serilmesi kaçınılmaz hale geldi.

 

???: [Seni küçük!]

 

Louis: [Uaau!]

 

Gecikmeli olarak doğrulup ayaklanan adamlar genç adamın yere serili bedeninin üzerinden geçerek Louis’e yaklaşmaya başlamıştı. Ancak parmaklarının uzanmasıyla Louis’in bir illüzyon misali gözlerinin önünden silinmesi bir oldu.

 

Hemen sonrasındaysa genç kız yaklaşık iki buçuk metrelik bir duvarın tepesinde belirdi ve toprakta yapmış olduğu şeyi tekrarlayarak duvarın yüzeyini çekip geri döndürme işine koyuldu.

 

Böylece duvar yüzeyi tüm kütlesi ve sağlamlığıyla adamların üzerine yağdı.

 

???: [A~a~a~a~argh――!!]

 

Louis muazzam bir güçle donanmış adamlarla bir başına alay ederken sokak boyunca çığlık ve inleme sesleri yankılanıyordu.

 

Subaru’ysa sersemlemiş ve şaşkına dönmüş halde bu manzarayı izliyordu.

 

Subaru: [L-Louis, bu……]

 

Sesi titrer halde tek kolunu kaldırırken gözlerinin önündeki bu kabusvari manzara karşısında korkudan siniyordu.

 

Kabus, evet, kabus gibiydi. Bunun Subaru’nun korktuğu o kabusun ta kendisi olduğuna zerre kadar şüphe yoktu.  

 

Louis, zemin ve duvarları gönlünce soyarak, göz açıp kapayıncaya dek kısa mesafede ışınlanarak ve eşine nadir rastlanan dövüş sanatı uzmanlarına denk bir savaş gücü sergileyerek adamları sırayla pataklıyordu.

 

Bunun genç kızın doğuştan gelen üstün bir yeteneği olmadığı barizdi―― hayır, Natsuki Subaru bu gücü kökenine dek gayet iyi tanıyordu.

 

Bu güç, bu güç, var olmaması gereken bu güç, ölmüş olması gereken ■■ ――

 

Abel: [Onun sıradan bir kız olmadığını tahmin etmiştim, şimdi anlaşıldı işte.]

 

Subaru: [Eh……?]

 

Hala sinmiş halde durumu sersemce izlemekten öteye gidemeyen Subaru’nun yanı başındaki Abel bu şekilde mırıldandı.

 

Onun kendisiyle aynı manzarayı izleyerek bu kelimeleri kullanışını işiten Subaru’nun gözleri dolar ve niyetinin ne olduğunu bilemezken onu göz ucuyla izleyen Abel, tek başına peşindeki herkesin icabına bakan Louis’i işaret ederek,

 

Abel: [Demek o kızı peşinde taşıma sebebin buydu.]

 

Subaru: [Ya-yanılıy……]

 

Diyen Subaru, anında sitem ederek Abel’i haksız çıkarmaya yeltendi.

 

Ama bunu yapar da ‘öyleyse Louis’i peşinde taşıma sebebin nedir’ sorusuyla karşılaşırsa buna verecek bir yanıt bulamazdı. Şimdiye dek öyle olmuştu, bundan böyle de öyle olacaktı.

 

Gergedan Adam: [Yeter! Beni dinleseniz iyi olur, aksi takdirde bu kız―― gah!?]

 

Louis: [Auau!]

 

Yoldaşlarının düşüşüne tanık olan gergedan adam, bunu durdurma teşebbüsüyle sesini yükseltti.

 

Devasa koluyla sıkıştırdığı Medium’u rehine olarak kullanmaya kalksa da bu tehdidi dile getirme fırsatı dahi bulamadan Louis’in saldırısıyla karşı karşıya kaldı.

 

Louis birkaç metrelik mesafeyi aştı ve her iki kolunu kullanarak tüm gücüyle adamın kafasına iki yandan saldırdı. Kulakları Louis’in avuçlarıyla dövülen adam adeta un ufak olurken gözleri beyaza döndü.

 

Medium: [Uah kya~h…… L-Louis-chan?]

 

Louis: [Aaauuu.]

 

Böylece bir anda serbest kalan Medium, Louis önüne doğru atlarken yere serildi. Ve sendeleyerek Louis’in kafasını okşarken etrafı incelemeye başladı.

 

Görebildiği kadarıyla sokakta toplanmış olan adamların her biri yere yığılıp kalmıştı.

 

Louis, tek başına ondan fazla düşmanı bozguna uğratmıştı.

 

Abel: [Senin ve soytarının gerçek doğası açığa çıktı. Neyse, sıkıntı yok.]

 

Subaru: [B-bu hiç mantıklı değil…… Ne haltlar dönüyor!]

 

Abel: [Yaygara koparma. Diğer adamları da üstümüze çekeceksin. Git de soytarıyı kaldır.]

 

Diyen Abel, içerisinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmuş olmasına dair herhangi bir duygu belirtisi vermeksizin çenesini kaldırarak emirlerini sıraladı.

 

İşaret ettiği yerin ilerisinde görünen kişi, hareketsizce yere çöküp kalmış olan Al’dı. Onun izlemedikleri bir anda korkunç bir yara almış olmasından korkan Subaru, aceleyle koşturmaya başladı.

 

Subaru: [A-Al! Hey, sen iyi misin! Yaralı mısın……]

 

Al: [……Ben iyi, değilim.]

 

Subaru: [――! Yaralandın mı!? Yaran nerede? Bir an önce tedavi etmeliyiz……]

 

Al: [Öyle bir şey söylemedim!]

 

Subaru: [――~hk.]

 

Subaru, yanına ulaştığı saniyede güçlü bir sesle bağırmış olduğu Al’ı omuzlarından sarstı. Al’sa başı öne eğik halde titreyen elini kaldırarak sağ avcunu iyice sıktı.

 

Al: [――İşe yaramaz.]

 

Subaru: [……Y-yo, öyle değil.]

 

Al: [İşe yaramazın tekiyim. Şimdiki benliğim, ölecek.]

 

Subaru: [――? Bu da ne demek-]

 

Titreyen sesiyle başladığı cümleyi “oluyor?” diye bitirecekti.

 

Ancak şüpheleri, arkadan gelen endişeli bir ses tarafından arka plana atıldı.

 

Medium: [Abel-chin! Zalimlik etmemelisin!]

 

Abel: [Sessiz ol. Sorgulanması gereken şeyler var.]

 

Medium: [Ama yine de……]

 

Medium’un duygusal sesi, Abel’in sakin sesiyle karşılık buldu. Arkalarını dönerek yöneldikleri köşede, zeminde yatan genç koyun adam―― bu sokağa vardığı anda Subaru’yu tüm gücüyle havaya fırlatan kişiydi.  

 

Genç oğlan, yüzünde belirgin bir korkuyla bedenini uyandırıyordu.

 

Bu da anlaşılabilir bir şeydi. O bir yetişkinken küçülmemişti, fiziğine uygun şekilde gerçek bir çocuktu. Yetişkinler tarafından afallatılmış, etrafı tamamen sarılmıştı, üstüne üstlük kendisine tepeden bakanlardan biri şeytani görünümlü bir maske takmışken dehşete düşmemesi mümkün değildi.

 

Ancak Abel, dehşete düşmüş o oğlana merhamet etmeyecekti.

 

Kendisini durdurmaya çalışan Medium’u omzundan tutarak geri çekilmeye zorlayan Abel, oğlanın önünde eğildi. Suratlarının arasındaki mesafe kapanırken korku dolu oğlanın gözündeki alevler hiddetlenerek gücüne gölge indirdi.

 

Ve Abel, korkmuş oğlanın tavırlarını görmezden gelerek bir soru patlattı.

 

O kısa ve net soru――

 

Abel: [Bu yaşananları planlayan, boynuzlu ırkların arabulucusu olan kişi―― kendisini Tanza olarak adlandıran o kız nerede saklanıyor? Hemen cevap ver.]

 

İşte buydu.

 

#Merhaba arkadaşlar. Kızım hastalandığı için anesteziden onay alamadık, ameliyat biraz ertelendi. O yüzden fırsat buldukça az az çeviri yaparak size minik bir sürprizle döneyim dedim. İyi dilekleriniz ve hala buralarda olduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum.

Bölüme gelince, Abel bayağı zeki biri değil mi ya? Arka plandan her şeyi gözlemleyip analiz edişi, duygularına yenik düşmeden plan yapıp eyleme döküşü falan gerçekten İmparatorluğun hakkını veren hareketler. Tabii empati ve nezaketini biraz geliştirmesi iyi olabilir. Bu arada Louis’in içinden ne çıktı öyle ya!? Bir noktada bir şeyler yapmasını bekliyordum ama ilk defa böyle bir performans sergilemesi şaşırttı. Al’ın neden bahsettiğini ve neden çöküp kaldığını da çok merak ediyorum. Bakalım bir şeyler öğrenebilecek miyiz, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34417 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr