Cilt 7 Bölüm 50 [ Manzarası Güzel Çukur ] (2/3)

avatar
228 4

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 50 [ Manzarası Güzel Çukur ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



――Uçmaları gereken noktayı işaret eden Subaru, Louis’in elini sıktı.

 

Bu, Kırmızı Lapis Kaleye sızmak için Louis’e öğrettiği bir sinyaldi.

 

Bir yavru köpeği bir şeyler yapması adına eğitmek gibi olsa da esasında o kadar basit değildi.

 

Subaru Louis’e bir köpek ya da bir yavru köpek gibi davranmayacaktı ki aslında öylesi daha tatlı olurdu. Hiç değilse her an birinin üzerine atlayıp onu fena halde yaralayabilir gibi bir korku taşıması gerekmezdi.

 

Onunla muhatap olurken çok dikkatli olması gerekiyordu.

 

Subaru: [Dur.]

 

Subaru, sessizce böyle söyleyip kolundan çekiştirerek Louis’i durdurdu.

 

Ve parmağını ağzına götürerek “Şışşşş” talimatını verdi. Louis de aynı şeyi yapıp parmağını kendi ağzına götürüp “Uu” diyerek çenesini kapattı.

 

Ortalığı kolaçan eden Subaru, Louis’i arkasına alarak sokağın sonundaki köşeden usulca sağa sola bakındı. ――Yaklaşık on metre ötede güçlü görünümlü bir kapı muhafızı vardı.

 

Kollarını önünde kavuşturmuş şekilde kapının önünde asil bir şekilde oturan muhafız, yüzü kertenkeleyi andıran bir kertenkele adamdı. Tüm bedeninin mavi pullarla kaplı olması da son derece güçlü ve havalı görünmesine yol açıyordu.

 

Ama muhafızlık işini pek de ciddiye almıyormuş gibi görünüyordu, çünkü Subaru o mesafeden adamın ağzını kocaman açmış esnediğini görebiliyordu. Tabii yine de onu atlatıp kapıdan geçebilme ihtimalleri düşüktü.

 

Dolayısıyla――

 

Subaru: [Louis.]

 

Dikkatini çekmek için Louis’e seslendi. Sonra da görebilmesi için parmağıyla duvarı―― yani Kırmızı Lapis Kaleyi çevreleyen taş duvarı işaret etti.

 

Ve sonra da Louis’in elini güzelce sıktı.

 

Subaru & Louis: [――――]

 

Hemen ardından Subaru ve Louis’in bedenleri Kale duvarlarının ötesine sıçradı ve ikili, Kale topraklarına giriş yaptı.

 

Kapı muhafızlarıyla tartışma ve onları güç kullanarak devre dışı bırakma sürecini atlamalarını sağlayan bir sızış olmuştu―― Ve Subaru muhafızlar adına üzülüyordu, çünkü çocuksu zihni bile hile yaptığının bilincindeydi.

 

Louis’in ışınlanması karşısında sıkı güvenlik de temkinlilik de fayda etmezdi.

 

Belki güvenlik kameraları olsaydı girişimleri engellenebilirdi ama bu dünyada öyle bir şey yoktu. Haliyle güvenliğin insan gücüne dayandığı bu dünyada ışınlanmak, katıksız bir hileydi.

 

Yine de――

 

Subaru: [Görülmeyi göze alamayız, çok dikkatli olmamız gerekiyor…]

 

Kalenin dışında veya uzağında yakalandıkları takdirde bir bahane uydurabilirdi ama kale topraklarına girdikten sonra yakalanacak olurlarsa hiçbir mazereti olamazdı.

 

Louis’in kısa menzilli ışınlanması da art arda iki kullanımla sınırlıydı. Üç veya daha fazlasına başvurduğu zaman kullanıcıyı kusma noktasına getireceği kesindi, hatta bayıltma ihtimali bile vardı.

 

Birileri onları bulur da Subaru kaçarken bayılırsa sonları ne olurdu?

 

Subaru: [Bu çocuğu hiç kimse durduramaz.]

 

Louis: [Uu?]

 

Louis masum bir şekilde kafasını eğerek Subaru’ya bakıyor, endişelerini anlayamıyor gibi görünüyordu.

 

Subaru, onun artık tek bir kişiyi dahi öldürmesine izin vermeyecekti. ――Onu yanına alıp kaçtığı anda kendine bu yemini etmişti.

 

Ufalan, gençleşen Natsuki Subaru, Louis konusunda adamakıllı bir karara varamazdı. Bu nedenle hiç değilse şu anki haliyle varabileceği en iyi karara varmak istiyordu.

 

Louis’in başkalarının canını almasına mani olmanın tek yolu da buydu.

 

Subaru: […Dış duvara tutunup mola vere vere atlayamayız, değil mi?]

 

Subaru’nun hedefi “manzarası güzel bir çukur” idi. Ve orası Kalenin tepesi olsa bile yalnızca Louis’in ışınlanmalarına güvenip kalenin dışından tırmanmak zor olurdu.

 

Muhtemelen bir noktada kayıp düşerlerdi ve ne kadar gizli saklı, gözlerden ırak olmaya çalışsalar da duvara tırmandıkları takdirde mutlaka birilerinin dikkatini çekerlerdi.

 

Oranın Yorna Mishigure’ün kalesi olduğundansa bahsetmeye dahi lüzum yoktu.

 

Subaru: [Yorna-san bizi bulursa beterin de beteri olur.]

 

Yol boyunca Ruh Evliliği Tekniği aracılığıyla Yorna’nın gücünden faydalanan çok sayıda takipçiyle çarpışmışlardı.

 

Louis güçlü bir dövüşçü olsa da maharetsizdi ve Dokuz İlahi Generalden biri olan Yorna’ya denk olamazdı.

 

Peki ya savaşacak olurlarsa Louis’in akıbeti ne olurdu?

 

Yorna’yla mücadele etmek zorunda kaldıkları takdirde bu şehre gelme amaçlarını yerine getirmeleri imkansız hale gelirdi. Bu da büyük bir falso olurdu. Bu durumda Subaru, Rem’in yüzüne dahi bakamazdı.

 

Subaru: [Dikkatli olarak kalenin içinde ilerlemekten başka çaremiz yok.]

 

Önceki gün kaleye girdiklerinde edindiği tecrübeye dayanarak içeride devriye gezenlerin sayısının çok az olduğunu biliyordu.

 

Ziyaretçi oldukları sırada bile bekleme odasında bir başlarına bırakılmışlardı. Muhtemelen ortalıkta kimseler yokken güvenlik daha da baştan savma davranırdı. Kapı muhafızının esneyişi bunun kanıtıydı.

 

Bununla birlikte Subaru, kendisi şehrin hükümdarının kalesinde bu denli pervasız olabilir miydi merak ediyordu.

 

Subaru: [――Sitem etmenin faydası yok herhalde, değil mi? Çoktan içeri girdik sonuçta.]

 

Louis: [Uu?]

 

Subaru: [Aynen, hadi gidelim… Dua edelim de duvarın diğer tarafında kimse olmasın.]

 

Neticede kale duvarları söz konusu olduğu için kulağını yaslasa bile diğer tarafta olup bitenleri işitemezdi. Dolayısıyla duvarlardan geçerken birileri tarafından tespit edilip edilmemeleri tamamen şansa bağlıydı.

 

Ve Subaru, şu ana kadarki tecrübelerine dayanarak şanslı olduğunu söyleyemezdi.  

 

Yine de――

 

Subaru: […Kimseyi göremiyorum.]

 

Issız denilebilecek bir kalenin içerisinde saniyesinde yakalanmak gibi bir talihsizlik yaşamamışlardı.

 

Subaru: [――――]

 

Önce soluna, sonra sağına bakınan Subaru, Louis’i arkasına alarak kısa menzilli ışınlanmayla güvenle sızmış oldukları kalenin koridorunu gözlüyordu. Önceki gün hiç umursamamış olsa da bu defa ahşap zeminde yürürken adım seslerine çok dikkat etmek zorundaydı.

 

Ayrıca koridorda biriyle karşılaştıkları takdirde her iki tarafta da saklanacak bir yer bulmaları çok zordu.

 

Yani ihtiyaç halinde hiç tereddütsüz farklı bir odaya ışınlanmaları gerekecekti.

 

Subaru: [Peş peşe çok fazla kullanmadığımız sürece sıkıntı çıkmaz herhalde.]

 

Louis’in üzerindeki etkilerinden bihaber olsa da kendisi, belirli aralıklarla olduğu sürece ışınlanmayı kusmadan tolere edebiliyordu.

 

Tabii arada bir sağ ve sol yerine yukarı ışınlanmayı da değerlendirmeleri gerekirdi.  ――Yo, belki de aktif olarak yukarı çıkmaya çalışmaları daha doğruydu.

 

Subaru: [Merdivenleri dikkatlice arayıp taramaktansa buralarda dolanmaya daha az zaman mı harcamış oluruz acaba? Ama fazla ağırdan alırsak da birilerine yakalanabiliriz.]

 

Elbette ki Yorna, Kırmızı Lapis Kalede yaşaması gereği her daim orada olmalıydı. Ve Kalenin Lordu olarak ikamet ettiği oda da en üst kattaydı.

 

Dolayısıyla kalenin zirvesine yaklaşmak demek, Yorna’ya yaklaşmak demekti.

 

Subaru buna pek anlam veremese de bu dünyada insanların varlığını sezmekte uzman kişiler vardı.

 

Louis’in ışınlanma gücüne ve soluk ve adım seslerini gizlemekteki tüm çabalarına rağmen ortadan kaldıramayacakları şeyler söz konusuydu. Bunun nasıl bir dezavantaj teşkil edeceğiyse yakında anlaşılacaktı.

 

Subaru: [Neyse, biz olabildiğince dikkatli olalım. Eğer yakalanırsak――]

 

???: [――Ne olmuş yakalanırsanız?]

 

O saniyede arkasından yükselen tüyler ürpertici ses, Subaru’nun omuzlarının kasılmasına yol açtı.

 

Ve elini tutmakta olan Louis de aynı şoku yaşadı, gözleri faltaşı gibi açıldı. Ardından her ikisi de bir anda arkaya döndü.

 

Karşılarında――

 

???: [El ele tutuşan çocukları görmek ne tatlı. Yanaklarımın istemsizce gevşeyişine mani olamıyorum.]

 

Karşılaşmamaları gereken tek kişi olan güzeller güzeli Yorna Mishigure’ü bulmuşlardı.

 

△▼△▼△▼△

 

Subaru: [――Ah.]

 

Orada kimseciklerin olmaması gerekiyordu.

 

Daha saniyeler önce o koridorda yalnızca Subaru ve Louis bulunuyordu.

 

Ama Yorna, az önce açıkça orada değilken bir anda oracıkta belirivermişti.

 

Bu kadın, Subaru gibi sıradan insanların dikkat ve özeniyle alay eden, her türlü hazırlığı fırlatıp atan bir gücü elinde tutan bir varlıktı.

 

――Bu farklı dünyanın üstün şahıslarından biriydi.

 

Yorna: [İkinizin siması da bana yabancı.]

 

Subaru ve Yorna’ya bakarak bu şekilde mırıldanan Yorna’nın elindeki kiserudan dumanlar yükseliyordu.

 

Bugün de dün kalenin tepesinde giymekte olduğu o şaşaalı kimonoyu giyiyordu. Fakat Subaru, onu çoğunlukla yerinde otururken görmüş olduğu için karşısında dikildiğini görmenin ağırlığı altında eziliyordu.

 

Yorna, kısmen de küçülmüş olması gereği Subaru’dan uzundu. Medium kadar uzun sayılmasa da topuklu ayakkabıları sayesinde Abel’den yükseğe erişiyor olsa gerekti.

 

İşte o yükseklikten kadının mavi gözlerinin içine bakan Subaru’nun nutku tutulmuştu.

 

Yorna: [Bu kadar korkmanıza gerek yok. Sizi kaleme getiren şey nedir?]

 

Subaru: [Ah…]

 

Sesinin tonu düz ve ılımandı, sorgulanan kişiyse aptallığı için kendisine lanetler okumaktaydı.

 

Subaru, epeyce temkinli davranıp içeriye sızdığına inansa da yakalanma ihtimaline karşın tek bir bahane dahi hazırlamamıştı. Öngörüsüzdü, evet, tam olarak öyleydi.

 

Beklenildiği üzere Subaru kekeliyor, tek kelime edemiyor, Yorna’ysa badem gözlerini kısarak onu izliyordu. Böyle devam ederse şüpheli görünecek olan Subaru’nun kalbi göğsünden çıkacakmışçasına atarken――

 

Yorna: [Tanza için gelmiş olabilir misiniz acaba?]

 

Subaru: [Ha…?]

 

Yorna: [Kaleye gelme sebebiniz Tanza sanırım.]

 

Bunu duyan Subaru’nun donuk boğazından bir ses yankılandı.

 

Tek kelime edemediği o birkaç saniyelik süreçte içinin okunmuş olmasını hiç beklemiyordu. Aynı zamanda gerçek kimliğinin açığa çıktığının da farkındaydı.

 

İblis Şehrine yaptıkları uzun yolculuğun ve geri kalan her şeyin boşa gittiğini görebiliyordu. Ve kafasının içinde Abel’in soğukça “ahmak” deyişini duyabiliyor, onu kovuşunu gözünde canlandırabiliyordu.

 

Subaru’nun pervasız çabaları burada sona eriyor, adeta ayaklarının altındaki zemin kayıyor ve pişmanlığın derinliklerine kafa üstü çakılıyordu――

 

Louis: [Uau.]

 

Derken elinin kuvvetle sıkıldığını hissedişiyle bilincinin o mutlak karanlığın içerisine düşüşü son buldu.

 

Ve hiç düşünmeden yanı başındaki Louis’e dönen Subaru, onun kendisine bakmakta olduğunu gördü. Kızın hafifçe titreşen mavi gözlerinin anlattığı şeyse―― Subaru’nun talimatıyla her an oradan kaçabilecek olduğuydu.

 

Bakışlarının yoğunluğu, Subaru’nun kararsız ruhunu onarmak için yeterliydi.

 

Böylece kafasını kaldıran Subaru, Yorna’nın kendisini aceleye getirmeye dahi çalışmadan sessizce yanıt beklemekte olduğunu gördü. ――Henüz pes etmek için çok erken olabilirdi.

 

Yorna, Subaru ve Louis’in Kaleye gelme sebebinin Tanza olup olmadığını sormuştu.

 

Bu uygundu. Ama yarı yarıya. Diğer yarıyı telafi etmek içinse bir kumar oynamak zorundaydı.

 

Subaru: [Um, Yorna-san… Yorna-sama.]

 

Yorna: [Evet?]

 

Subaru: [Tanza-chan nerede?]

 

Yorna, aradığı kararlılığı bulmuş olan Subaru’nun sorusu karşısında gözlerini kıstı.

 

Ve Subaru, bir iki saniyeden de kısa bir süre için, tilkiye yem olmuş bir farenin hissedeceklerini hissetti. Aslına bakarsanız büyük ihtimalle rakibiyle arasındaki güç farkı tilkiyle fare arasındakinden de fazlaydı.

 

Böylesi bir rakip karşısında da geride kalan birkaç saniye sonsuzluğa bedeldi. Derken Yorna, çıt çıkarmayan Subaru ve Louis’in önünde kiserusunu ağzına götürüp ciğerlerinden mor dumanlar üfleyerek,

 

Yorna: [Üzgünüm ama Tanza ayak işleri için dışarı çıktı. Dönmesine az kalmış olmalı…]

 

Subaru: [――――]

 

Yorna’nın yanıtıyla Subaru, Louis’in elini hafifçe sıktı. Bu da Louis’in herhangi bir yeri işaret ediyor olabilir mi merakıyla Subaru’ya bakmasına yol açtı.

 

Subaru ise bu karşılığa üzüldü, çünkü ona kaçmaları için ipucu vermemişti. Yalnızca oynadığı kumarın başarılı olduğunu anladığı anda kızın elini sıkıvermişti.

 

Kumarı başarılı olmuştu, evet, kazanmıştı.

 

Yorna’nın az önceki sorusu, Subaru ve Louis’in gerçek amacını çözmemiş olduğunu gösteriyordu. Doğal olarak gerçek kimlikleri de açığa çıkmamıştı.

 

Yalnızca basit, kibarlıktan kaynaklı bir soruydu.

 

Hatta aldığı yanıt sonrasında tek gözünü kapatıp “Gerçekten” diyerek,

 

Yorna: [Ben de Tanza için endişeliyim açıkçası. Kendisini bana adamasında bir sakınca olmasa da arkadaşlarına verdiği sözü unutması bir ast için hoş bir özellik değil.]

 

Subaru: [A-arkadaşlar mı…]

 

Yorna: [O sadık bir çocuk, değil mi? Halbuki ona sürekli her daim bana odaklanamazsın deyip duruyorum.]

 

Diyen Yorna, Tanza’nın tavrını yorumladıktan sonra omuz silkti.

 

Subaru’ysa Yorna’nın söz ve mimikleri karşısında şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

 

Önceki gün, kendisini kalenin tepesinde sergileyen kötücül ve akıl sır ermez İblis Şehri İmparatoriçesiydi.

 

Ama o izlenim 180 derece değişmişti, çünkü şu andaki tavırlarının uyandırdığı his bambaşkaydı. Daha anlaşılır, daha samimi bir tavrı vardı, çocuklarla ilgilenmeyi bilen bir yetişkin gibiydi.

 

İşte bu izlenimi desteklemek istercesine ufak bir nefes verip “Hmm” diyerek,

 

Yorna: [Tanza biraz dikkatsizlik etmiş olabilir ama o dönünceye dek boş duramam. ――Hadi, onun dönüşünü benim odamda bekleyelim.]

 

Diyen Yorna, ikiliye arkasını dönerek yavaşça yürümeye başladı.

 

Kalın topuklarına rağmen ahşap zeminde sessiz ve zarifçe yürüyüşünü izleyen Subaru, kadının baştan ayağa zarafet saçışı karşısında gözlerine inanamıyordu.

 

Ve Yorna, yürüyüşü karşısında bile büyülenen Subaru’nun önünde duraksayarak,

 

Yorna: [E gelin hadi. Size yolu göstereyim.]

 

#Sinsice kaleye girip de kalenin lordunu çat diye karşılarında bulmaları mükemmeldi gerçekten. Yorna’nın karakter değişimiyse biraz ilginç. Bakalım bu karşılaşma nerelere evrilecek, bizleri neler bekleyecek… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34416 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr