Cilt 7 Bölüm 50 [ Manzarası Güzel Çukur ] (1/3)

avatar
155 4

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 50 [ Manzarası Güzel Çukur ] (1/3)


Çevirmen : Clumsy



Şaibeli Ubilk’le yollarını ayıran ikili, bir iki küçük ara sokakta mola vermişti.

 

Etrafına bakınarak ortalığı kolaçan eden Subaru, yalnız olduklarından emin olmaya çalışıyordu. Haliyle Ubilk’in onları takip edip etmediğini de özenle gözlemlerken,

 

Subaru: [――Yanıt içimde.]

 

Louis: [Auu.]

 

Subaru Ubilk’in söylediklerini düşünedururken Louis kafasını eğmiş onu izliyordu.

 

Subaru, detaylarını bilemediği bir meslek olan “danışmanlık” yaptığını belirten Ubilk’in dolandırıcı olma ihtimalini elemiş olmasa da söylediklerinde haklılık payı olduğuna inanıyordu.  

 

Ubilk’in gerçekten de arzuladığı şeyi görüp göremediğini bilemese de――

 

Subaru: [… “Manzarası güzel çukuru” çözdüm sanırım.]

 

Ubilk’in “yanıt senin içinde” deyişi Subaru’ya bir ipucu vermişti.

 

Kastettiği şey, kayıp Olbart’ın gizli gizli Subaru’nun bedenine girdiği değildi. Bu bir metafor ve Olbart’ın ipucu da bir bilmeceydi.

 

“Gözkapaklarının ardında” bilmecesi, içerisinde bulundukları odayı işaret ediyordu.

 

Dolayısıyla “manzarası güzel çukur” da bir bilmeceydi ve yanıt da ortada olmalıydı.

 

Ve Ubilk’in sözleri de eklenince Subaru’nun içinde olan yanıt――

 

Subaru: [İçerisinde bulunduğum bir yer olmalı diye düşünüyordum ama öyle olamaz ki.]

 

Louis: [Auau?]

 

Subaru: [Bu şehirde içerisinde bulunduğum pek fazla yer yok. Hanı elersek geriye sadece Yorna’nın kalesi kalıyor. Ama orasının da çukura benzer bir hali yok. Hem de hiç.]

 

Louis: [Uu.]

 

Subaru: [Çukura benzer bir yerle ne kastediyor olabilir?]

 

Olbart “manzarası güzel bir çukur” ipucunu vermişti fakat “manzarası güzel” ve “çukur”, birbirine taban tabana zıt şeylerdi.

 

Bir yerin manzarasının güzel olması için yukarıda olması gerekirdi. Çukursa derin bir boşluktu. Haliyle manzarası güzel bir çukur kulağa pek anlamlı gelmiyordu.

 

Dolayısıyla bu ikisinden biri yalan olmalıydı. Ve manzaranın güzelliğiyle ilişkili bir yalan anlamsız olacağına göre yalan söylenen kısım çukurla ilişkili olabilirdi.

 

Subaru: [Çukurla ilişkili ama çukur olmayan bir şey…]

 

Kaos Alevinde bu tanıma uyan ve Subaru’nun daha önce bulunduğu bir yer yoktu.

 

Aynı şeyin handan ayrılmamış olan Abel ve diğerleri için de geçerli olduğundan emindi. ――Her şeyden önce Olbart’ın İblis Şehrini ne kadar tanıdığını da hiç bilemiyordu.

 

Ama onun da fazla bilgisi olacağına ihtimal vermiyordu. Neticede görevi sahte İmparatora―― Vincent’e eşlik etmek ve onu korumaktı.

 

Haliyle pek tanımadığı bu şehirde çok zor bir yeri seçmeyeceği kesindi.

 

“Manzarası güzel çukur”, yalnızca Kaos Alevinde bulunan bir yer olmamalıydı.

 

Bu nedenle――

 

Subaru: [――Louis, yukarılara çıkıyoruz.]

 

Louis: [Uau?]

 

Louis, gözlerini kapatarak bu cümleyi kuran Subaru karşısında şaşkına dönmüştü. 

 

Subaru, kastettiği şeyin anlaşıldığını zannetmiyordu. Ama elini tutan Louis’in sessizce kendisini takip edeceğini teyit edebilmesi yeterliydi.

 

Fazla vakitleri kalmamıştı. Yanılıyor olabileceğinden endişe duysa da deneyip görmekten başka çaresi yoktu.

 

Olbart’ın saklandığı yer “manzarası güzel bir çukur” idi ve buna en yakın mekan――

 

Subaru: [――Göğe en yakın noktaya çıkmamız gerekiyor.]

 

△▼△▼△▼△

 

Ubilk’in tek taraflı bir konuşma ile verdiği “danışmanlık” hizmeti Subaru’yu bir yanıta ulaştırmıştı.

 

“Manzarası güzel bir çukur”, başka bir deyişle “manzarası güzel bir uçurum” idi.

 

Ve bir uçurum yalnızca bir yükselti olmakla kalmaz, insanın düştükçe düşebileceği dipsiz bir kuyu da olurdu. Yani derinliğinin sonu yokmuş hissi uyandıracak kadar büyük bir boşluk söz konusuydu.

 

Ve Ubilk’in belirttiği üzere Subaru, bunu daha önce tecrübe etmişti.

 

Ve bunu çok kısa bir süre önce yapmıştı.

 

Subaru: [Sokakta, o çocuk beni fırlattığı sırada.]

 

Subaru aklını yitirmiş halde koştururken koyun oğlan onu kolundan kavramıştı. Ve bir özür eşliğinde fırlatılan Subaru, daireler çize çize göğe yükselirken aynı şeyi düşünüp durmuştu.

 

――Mavi göğe doğru “düşüyorum” demişti.

 

Elbette ki yaşananlar hesaba katılınca yanılmıştı.

 

Etrafındakilerin açısından Subaru basitçe göğe fırlatılmıştı. Ama fırlatılan kişi olan ve nerenin aşağı, nerenin yukarı olduğunu bilemeyen Subaru’nun aklından başka bir şey geçmişti.

 

Mavi göğe doğru düştüğünü düşünmüştü.

 

Sonu gelmez, mavi, dipsiz bir “çukura” düşüyorum demişti.

 

Subaru: [Manzarası güzel çukur bu işte… Yani bu şehirde göğe en yakın yeri bulmalıyım.]

 

Subaru, Olbart’ın “manzarası güzel çukur” dediği yerin orası olduğuna inanıyordu.

 

Haliyle en yüksek noktayı hedeflemeyi düşünüyordu, ama――

 

Louis: [Aa, uh!]

 

Subaru’nun hislerinden haberdar olup olmadığı meçhul Louis, yüzünde koca bir gülümsemeyle spesifik bir noktayı işaret etmekteydi.

 

Ancak o neşeyle bir elini sallar, diğeriyle de uzakları işaret ederken Subaru, eliyle yüzünü örtüyordu.

 

Sebepse Louis’in söylediklerini idrak edememesi veya aptallık edişi değildi.

 

Aslına bakarsanız Louis ilk defa Subaru’nun aklından geçeni anlamıştı. Ve Kaos Alevi şehrindeki göğe en yakın binayı işaret etmişti.

 

Sorun şu ki o bina, Subaru için endişe konusuydu.

 

Louis: [Uh!]

 

Subaru: [Demek sen de aynı şeyi düşünüyorsun ha…]

 

Louis’in bir hevesle elini çektiği Subaru, kafasını kaldırarak kızın işaret etmekte olduğu binaya―― yani Kırmızı Lapis Kaleye bakıyordu.

 

Evet, orası Yorna Mishigure’ün kalesi ve İblis Şehrinin en uzun binasıydı. Ve hala çocuk olan Subaru’nun kesinlikle kapısından geri döndürüleceği bir yerdi.

 

Her şeyden önce Olbart’la saklambaç oynama amaçları, Kalede bekleyen Yorna’nın talebini yerine getirebilmekti. ――Derken düzen bozulmuştu.

 

Subaru: [Ama Olbart’ın karaktersizliğini göz önünde bulundurursak bunun onun çevireceği bir dolap olma ihtimali yüksek.]

 

Olbart da Subaru ve diğerlerinin eski hallerine dönmek istediğini biliyordu.

 

Eski hallerine dönebilmek için en azından bir defa Kırmızı Lapis Kaleye gitmek zorunda kalmalarıysa “Acımasız İhtiyar” olarak bilinen Olbart’ın başvurması muhtemel bir numaraydı.

 

Ama sorun şu ki――

 

Subaru: [Kaleye nasıl gireceğiz…?]

 

Subaru, bu “çocuklaşmış” ve ufalmış görünümüyle ben Natsumi Schwartz’ım diyemezdi. Zaten böyle bir seçenek olsaydı en başta Olbart’la saklambaç oynamaya kalkışmazdı.

 

İçerisinde bulunduğu durumdan Yorna’ya bahsedemezdi. Hele de yaveri Tanza Olbart’la iş çevirirken.

 

Bu durumda Kaleye yaklaşmak epey tehlikeli olacağa benziyordu.

 

Louis: [Uau.]

 

Subaru: [Hı hı, biliyorum… Tanza Olbart-san’la işbirliği içerisinde olduğunu Yorna-san’dan gizliyorsa başına buyruk hareket ettiği kesin demektir.]

 

Subaru’ya kalırsa Kırmızı Lapis Kalenin etrafında Tanza’nın boynuzlu yarı insan yoldaşlarından pek fazla olmamalıydı.

 

Kalenin yakınlarında bir hengame çıktığı takdirde Yorna öyle ya da böyle gerçeği öğrenirdi. Ve bu da Tanza’nın işine gelmezdi.

 

Belki de Subaru Tanza’nın yaramazlığını ispiyonlasa iyi ederdi.

 

Subaru: [Durdur, çok acele ediyoruz. Yorna-san’ın Tanza’nın tarafını tutma ihtimali de var. Hatta büyük ihtimalle öyle olacaktır.]

 

Biri kıymetliniz, biri de yabancının tekiyken iki çocuktan hangisine inanacağınız ortadaydı.

 

Yani neresinden bakarsa baksın Subaru’nun Yorna’ya Tanza’nın çevirdiği dolapları anlatma planına pervasızca başvurmaması gerekirdi.

 

Ama içinden bir ses, Kırmızı Lapis Kalenin yakınlarındaki düşman sayısının gerçekten de az olduğunu söylüyordu.

 

Subaru: [Sonuç olarak en iyi seçenek Kaleye sızmak… Bu noktada elimizden Olbart-san’ın zirvede gizlenmesi için dua etmekten başka bir şey gelmez. Louis, bir bakar mısın?]

 

Louis: [Aa?]

 

Subaru: [Senin, o ışınlanma hareketin… seninle uçmama imkan tanıyor, değil mi?]

 

Louis’in mavi gözlerinin içine bakan Subaru, ona bu soruyu sordu.

 

Louis, sokakta kendinden geçtiği o ilk seferde çöken çadırın altından çıkmak için yeteneğini kullanmış ve üzerine eğilmiş olan Subaru’yu başka bir noktaya ışınlamıştı.

 

Subaru o anda midesinin altüst olduğunu hissetmişti ki bu bir daha tecrübe etmek istemediği bir şeydi ama epey işine yaradığı da aşikardı.

 

Tabii uçabilecekleri mesafenin de bir sınırı olmalıydı.

 

Subaru: [O güçle Kaleye girebiliriz. Doğru düzgün kullanabilir misin peki?]

 

Louis: [Au!]

 

Subaru: [Emin misin? Çünkü “muhtemelen” diyorsan sıkıntı çıkabilir. Doğru düzgün kullanmayı bilmiyorsan ikimizin de başı derde girer.]

 

Louis: [Uu…]

 

Subaru tarafından zorlanan Louis, hüsran içerisinde yanaklarını şişirdi. Ve bu sırada Subaru’nun elini iyice sıkıp daha çok güç kullanışıyla,

 

Louis: [Uau.]

 

Subaru: [――Hk.]

 

Etraflarındaki manzara göz açıp kapayıncaya dek, puf diye değişiverdi.

 

Subaru karşısındaki Louis’e odaklandığı için gözlerinin önünde bir değişim yaşamıyordu. Ama etraflarındaki manzara önce puslu sokaktan ışıl ışıl bir sokağa, oradan bir binanın odasına ve oradan da bir çatıya evriliyor, bu değişim devam ediyordu.

 

Louis, gücü üzerinde kontrolü olduğunu kanıtlıyordu adeta.

 

Subaru: [A-anladık! Anladık, yeter! Yeter artık!]

 

Louis: [Auu.]

 

Subaru: [Kaybettim! Pes ediyorum, sen kazandın!]

 

Kazandığını işiten Louis, şişirdiği yanaklarını gevşeterek içlerindeki havayı bıraktı. Subaru ise yaşadığı korkunç tecrübe nedeniyle ürpererek yanı başında diz çöktü.

 

Louis, Subaru’nun elini tutarken kısa mesafede en az beş ışınlanma gerçekleştirmişti. Ve her defasında etraflarındaki manzara değişmişti. Ne absürt bir tecrübeydi.

 

Resmen kabus gibiydi.

 

Subaru: [Ama, işe yarayacaktır… Ah.]

 

Louis: [Uu?]

 

Subaru: [Ouehhhhhk!]

 

Yumruklarını sıkmaya çalışan Subaru’nun mide sıvısı o saniyede boğazını yakmaya başladı. Ve olduğu yerde diz çökmeye devam ederken midesinde ne var ne yoksa şaşaalı bir şekilde sokağa boşalttı.

 

Kısa mesafeli ışınlanma ile iç organlarının çalkalanması hissiyatı ayrılmaz bir ikiliydi.

 

Yine de――

 

Subaru: [İ-iş görür. Bununla… Ouehk.]

 

Louis: [Uua.]

 

Midesinden yükselen sıvılarla mücadele eden Subaru, gözlerini Kırmızı Lapis Kaleye dikmişti.

 

Yanı başındaki Louis ise ilk defa elini Subaru’nunkinden ayırmış ve burnunu kırıştırmış şekilde belli bir mesafede onun kusmayı bitirmesini bekliyordu.

 

#Subaru nihayet -umarım- ikinci ipucunu çözdü. Bence de Olbart’tan beklenecek bir hamle. Louis sayesinde kaleye olaysızca ulaşıp sorunsuzca ikinci turu geçip geçemeyecekleriyse muamma. Her an her şey olabilir. Ortalık iyice karışmadan şu saklambaç oyununa bir son verseler çok iyi olur diyor ve sıradaki bölüme geçiyorum. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 34418 Üye Sayısı
  • 355 Seri Sayısı
  • 43755 Bölüm Sayısı


creator
manga tr