Cilt 7 Bölüm 59 [ Shudraq Taritta ] (2/4)

avatar
376 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 59 [ Shudraq Taritta ] (2/4)


Çevirmen : Clumsy



Tek bir darbeyle toprak un ufak olmuş, yükselen şok dalgası Büyük Felaketin devasa bedenini ikiye ayırmıştı.

 

Elbette ki çok geçmeden kıvrılıp bükülerek eski haline dönmüştü fakat İblis Şehrinin Hanımının fark edilir düzeyde hasar vermesine yol açan mutlak bastırma yeteneği ortadaydı.

 

Bu başarının ardındaki kişi, yani Yorna Mishigure, kalın tabanlı terliklerinden yüksek bir ses çıkararak tozu toprağı, önüne çıkan her şeyi silip süpürecek hırçın bir denizin dalgalarıymışçasına ilerleyen gölgelerin önünü kesmişti.

 

Medium: [Yorna-chan!]

 

Yorna: [Geri çekilin! Can sıkıcı olsa da o adamın söylediğini yapacağız.]

 

Medium: [Abel-chin’i mi kastediyorsun?]

 

Bu fırtınanın ortasında iletişim kuran Yorna, Medium’un sorusunu ince çenesini aşağı yukarı sallayarak yanıtladı. Ve badem gözleri, bir tepenin üzerinde dikilerek savaş alanını gözlemleyen oni maskeli, yakışıklı adama çevrildi.

 

O adamın savaşacak güce sahip olmamasına rağmen kaçıp gitmeyişi, hala orada oluşu, belki de gururdandı.

 

Öyle ya da böyle zihninde şekillenen algılarla elde ettiği planı Yorna’ya aktarmış ve Yorna da bunu hareket planı olarak benimsemişti.

 

Böylece――

 

Yorna: [――Bu şehrin yutulmasına izin vereceğim ve sonra da onun içerisindeyken şehri patlatacağım. Bu sefahate sebep olan Felaketin önünü kesmenin tek yolu bu.]

 

Kafma: [Bunu yapabilir misin ki?]

 

Yorna: [Bir kale yeterli gelmiyorsa bir şehri kullanmak icap eder. Artık o da yetmezse İmparatoriçe ilan edilip ülkeyi kullanmak durumunda kalırım.]

 

Kafma: [İmparatorun hizmetkarlarından biri olarak böyle bir şeye katiyen karşı olduğumu belirtmek zorundayım!]

 

Yorna’nın planını işiten Kafma bu gereksiz yorum yüzünden kıpkırmızı kesilmiş halde haykırsa da kabilesinin dürüst bir savaşçısı olarak ifadesini değiştirip “Anlaşıldı” diyerek başını sallaması uzun sürmedi.

 

Muhtemelen sebep, Yorna’nın şehri terk etme kararının ona etinden et kopartmaya benzer bir acı getirdiğinin farkına varmasıydı.

 

Onun kısa yanıtını işiten Yorna’ysa önce başını hafifçe öne eğdi, sonra da büyüleyici, hoş bir gülümseme sergiledi.

 

Yorna: [Endişeye lüzum yok. Ben ve beni sevenler var olduğu sürece böyle bir şehir yeniden kurulabilir. ――Bizler böyle bir teselliye sahibiz.]

 

Elini göğsüne koyarak böyle söyleyen Yorna’ya kimsenin bir itirazı yoktu.

 

Aslına bakarsanız Yorna’nın sahip olduğu kozun nasıl bir güç taşıdığı muammaydı ama an itibarıyla Büyük Felaket karşısında dengeleri değiştirebilecek başka bir şey olmadığı da açıkça ortadaydı.

 

Dolayısıyla――

 

Medium: [――Hepimizin savaşa savaşa geri çekilmesi gerekecek! Hem de bir an önce!]

 

Medium’un dudaklarından dökülen bu birkaç kelime, İblis Şehri mücadelesinde oynanacak son kumarın işaretiydi.

 

△▼△▼△▼△

 

――Her gece gördüğü kabuslar, dondurucu bir soğuğun ve solgun bir ayın altında, tüyler ürpertici bir gecede başlamıştı.

 

Mariuli, bir Yıldız Gözlemcisi olduğunu söyledikten sonra meçhul bilgileri açığa çıkartma noktasına gelmişti.

 

Yoldaşları bu bilgilerin nereden geldiğini umursamazken Taritta’nın korkuları günbegün artmıştı. Fakat yaşadığı acıyı kimselerle paylaşamamıştı.

 

Mariuli, Taritta haricinde hiç kimseye bir Yıldız Gözlemcisi olduğundan bahsetmemişti. Sebepse kişisel çıkarlar değil, aralarındaki yalın bağdı.

 

Yalnızca ruh ikizlerinin paylaşabileceği sırlar ve yeminler olurdu.

 

Her ikisi de Shudraqlara güçlü bir aidiyet besleyen Kuna ve Holly ikilisinin de diğer yoldaşlarıyla paylaşmadıkları sırlar olduğu kesindi.

 

Mariuli için bu sır, Taritta’ya anlattığı Yıldız Gözlemciliğiydi. Bir ruh ikizinin büyük bir güvenle verilmiş böylesi bir sırrı ağzından kaçırmasıysa akıl almaz bir şeydi.

 

Dolayısıyla Taritta’nın acısı yüreğini kemirmeye devam etmiş, bunu kimselerle paylaşamamıştı.

 

Derken o günler Taritta’nın hiç tasarlamadığı bir şekilde, ansızın son bulmuştu.

 

Şöyle ki――

 

Mariuli: [――Ne yapmalıyım, Taritta? Ben bir Yıldız Gözlemcisiyim, ama buna rağmen…]

 

Mariuli’nin bu sözleri, kımıldayamayacak kadar sersemlemiş olan Taritta’da şok etkisi doğurmuştu.

 

Çünkü dudaklarından dökülenler zayıf iniltilerden ibaret değildi, onlara göğsünü ıslatan taze, kırmızı kanlar da eşlik etmişti.

 

Zaten Mariuli’nin bedeni hiçbir zaman güçlü olmamıştı.

 

Avcı yerine gardiyan olma sebebi yalnızca avcılıktaki tecrübesizliği değildi, bedeninin kırılganlığı da etkili olmuştu.

 

Çocukken sık sık hastalanıp yatağa düşerdi. Fakat yaş aldıkça ve bu hastalıkların sıklığı azalınca herkes her şeyin yolunda olacağını varsaymış ve rahatlamış olmalıydı.

 

Ama maalesef o sağlıksızlık illeti usul usul iliklerine dek işlemiş, işleri geri dönülmez bir noktaya getirmişti.

 

Mariuli durmaksızın kan kusar hale gelmiş, beti benzi atmıştı. Bedeninin günden güne çöktüğü ve hayat ışığının sönmek üzere olduğu apaçık ortadaydı.

 

Bu sebeple――

 

???: [Gerisi Mariuli’nin irade gücüne kalmış, Taritta.]

 

Taritta: [Ama… Abla…]

 

???: [Mariuli’yle zaman geçir. Son nefesine dek. Bu bir ruh ikizinin görevidir.]

 

Mizelda, kardeşini bu şekilde telkin etmiş, ona çok ağır gelen bu sözleri sarfetmişti.  

 

Bir ruh ikizinin görevi, bir buyruktan farksızdı.

 

Ablası tarafından verilmiş bir buyruk da göklerden gelen bir emir misali mutlaka yerine getirilmeliydi.

 

Kuna ve Holly gibi Mariuli’yi uzun zamandır tanıyor olan diğer Shudraqlar çoktan onunla biraz sohbet etmişti. Sonra da her biri Taritta’ya birkaç kelime ederek oradan gitmişti.

 

Bunun Mariuli’yle konuşmak için son şansları olduğunu biliyorlardı.

 

Mariuli’nin son anına kendi gözleriyle tanık olacak kişiyse Taritta olacaktı. Yani onunla aynı günde doğmuş ama farklı bir günde ölecek olan ruh ikizi.

 

???: [Maa…]

 

Mariuli’nin henüz olup bitenleri idrak edemeyen küçük kızı, annesinin elini sıkmış ve yanağını usulca yanağına sürtmüştü.

 

Anne kız ikilisi, etraftakilerin yönlendirmesiyle anlayıştan yoksun şekilde son vedalarını etmişlerdi. Bu, annesini yarın yeniden göreceğinden en ufak bir şüphesi olmayan masum bir kız ile ölüm döşeğindeki annesinin vedasıydı.

 

Mariuli: [İyi geceler.]

 

Kendisine el sallayan evladına ve son sözlerini söyleyen yoldaşlarına veda etmeyi bitiren Mariuli için sıra kendi ölümüyle yüzleşmekteydi ki bu da özel bir şeydi.

 

Taritta’nın inanıp sevdiği Mariuli’nin özünde güçlü biri olduğuna hiç şüphe yoktu.

 

Fakat――

 

Mariuli: [Ne yapmalıyım, Taritta? Daha buyruğumu yerine getiremedim ama buna rağmen…]

 

Taritta: [Mariuli…]

 

Mariuli: [Daha yapamadım… Ben… Neden…]

 

Taritta’yla yalnız kaldığı anda elle tutulur bir gerginlik doğmuştu.

 

Mariuli’nin yüzü daha da solmuştu. Onu endişelendiren şeyse ne üzerine çöreklenen ölüm ne de evladının geleceğiydi, yıldızların fısıltısı gibi akıl sır ermez bir şeydi.

 

Çaresizlik içerisinde bir sebep arayan Mariuli’nin gözleri yaşlarla doluydu.

 

Fakat Taritta’nın çaresizliğe kapılışı, onun bu ifadesi ve gözyaşlarından da önceye dayanıyordu.

 

Taritta: [Se-sen hala aynı şeyden mi bahsediyorsun…!]

 

Mariuli: [Taritta…]

 

Taritta: [Buyrukmuş bilmem neymiş, yok öyle bir şey. Kesinlikle yok! Sen Shudraqlardan Mariuli’sin! Hepsi bu, bundan öte ne istiyorsun ki!]

 

Shudraq gibi yaşayıp Shudraq gibi ölmek.

 

En önemli şeyin, en büyük önceliğin bu olması gerekirdi.

 

Öyleyse Shudraqlardan biri olan Mariuli’nin onlardan biri olarak ölmesi için yapması gereken şey――

 

Mariuli: [――Var olmamın anlamı.]

 

Taritta: […Anla… mı mı?]

 

Mariuli: [İstediğim şey bu işte.]

 

Mariuli’nin böylesi bir anda bile buyruğa değer biçen sözlerini işitmek Taritta’nın yüreğini acıtmıştı.

 

Bir Shudraq olarak doğmak, yaşamak ve ölmek.

 

Bundan öte ne isteyebileceği sorgulanmış ve varlığının ardındaki anlamı aradığı yanıtını vermişti.

 

――Bir kızı vardı. Taritta’sı vardı. Shudraqlar vardı. Ama buna rağmen bir anlam aradığını söylüyordu.

 

Evet, Mariuli işte o anda damarlarında akan kandan vazgeçmiş, onu anlamsız bularak bir kenara atmıştı.

 

Kendi kanına ihanet etmiş, onca şey dururken bir aldatmacadan ibaret olan yıldızların fısıltısına değer biçtiğini ilan etmişti.

 

Taritta’ya kalırsa böyle bir ihaneti affetmek çok zordu.

 

Bu sebeple――

 

Taritta: [――Artık yeter.]

 

Mariuli: [――――]

 

Taritta: [Ben, senin ruh ikizinim… Benim önümde varlığının anlamından nasıl söz edebilirsin!]

 

Bunu daha fazla dinleyemeyecekmiş gibi görünen Taritta, soğuk bıçağını kullanarak niyetini belli etmişti.

 

Hançerini çekmiş, ucunu sessizce Mariuli’nin solgun boğazına yaslamıştı. Mariuli’nin aklını başına getirebileceğini, bıçağının keskinliği ve soğukluğuyla sözlerini geri almasını sağlayabileceğini ummuştu.

 

Elbette ki halihazırda ölüm döşeğinde olan Mariuli’yi bu tarz bir tehditle dize getiremezdi.

 

Ama aklına başka bir yol da gelmemişti. Haliyle geriye tek bir şey kalmıştı.

 

Buna rağmen bu, Taritta’nın hayatı boyunca yaptığı en büyük hata olmuştu.

 

Mariuli: [Haklısın, Taritta. ――Sana sahiptim.]

 

Taritta: [Ha?]

 

Beti benzi atan Mariuli, Taritta’ya odaklanmıştı.

 

Gözlerinde, onu tanıdı tanıyalı hiç görmediği bir ışıltı vardı ve bu durum Taritta’nın kaskatı kesilmesine yol açmıştı.

 

Ve o anın Maruili için ―― hayati olduğu açığa çıkmıştı.

 

Taritta: [Mariuli…!?]

 

Mariuli’nin ince eli Taritta’nınkine sıkıca bastırmış, kendisine doğrultulmuş bıçağın bedenine saplanmasını sağlamıştı.

 

Taritta anında karşı koymaya çalışsa da anlık kafa karışıklığı ve Mariuli’nin anormal gücü buna mani olmuştu.

 

O bıçak, canavarların kalın postlarına karşı tasarlanmıştı.

 

Ve bu denli keskinlikle bilenen bıçak, Mariuli’nin vücudunu su misali kesip geçmiş, kanını akıtmaya başlamıştı. Mide bulandırıcı bir hisse eşlik eden mide bulandırıcı bir ses işitiliyor ve Taritta, hançerinin ucunun Mariuli’nin bedeninde ölümcül bir yara açtığını biliyordu.

 

Taritta: [Bir an önce…! Bir an önce sana dikiş attırmamız gerekiyor…!]

 

Mariuli: [Hayır, Taritta! Senin oynaman gereken bir rol var…]

 

Taritta: [Bu aptalca sözlere bir son ver lütfen! Hiç zamanı değil…]

 

Mariuli: [BENİ DİNLE!]

 

Taritta: [――Hk!]

 

Derken kan kusarcasına bir çığlık atmıştı―― Yo, kelimenin tam anlamıyla kan kusmuştu.

 

Göğsü bir hançerle delinip geçilmişti, hayat ışığı anbean sönmekteydi; fakat Mariuli’nin kolu Taritta’nınkinden ayrılmamıştı. Dudaklarının köşelerinden kanlar sızarken bakışları Taritta’nın içine işlemişti.

 

Ve yitirmesine ramak kaldığı canına tutunarak, tırnaklarını zorla kollarına saplayarak demişti ki:

 

Mariuli: [Bin gece… geçtikten sonra… Benim… Senin… karşına bir gezgin çıkacak…]

 

Taritta: [――――]

 

Mariuli: [Bu gezgin, bu topraklara yıkım getirecek olan Büyük Felaketin müttefiki olacak… Bu yüzden, onu, öldürmek zorundasın…]

 

Taritta: [Mariuli……]

 

Mariuli: [Onu… öldürmek zorundasın…]

 

Taritta: [Mariuli…? Mariuli!]

 

Istırap dolu sesine kustuğu kanlar karışırken Taritta’nın kollarındaki gücü çalmıştı.

 

Derken farkına bile varamadan o inanılmaz gücü yitirmişti. İşte o an, Taritta’nın ayaklanıp birilerine seslenmesi gereken andı. ――Ama hayır, artık bunun için çok geçti. Her şey için çok geçti.

 

Azrail çoktan parmaklarını Mariuli’nin ruhuna dolamış ve onu çekip almasına ramak kalmıştı.

 

Artık bunu bir saniye olsun geciktirmek bile bir temenniden ibaretti.

 

Mariuli: [Kara kaşlı, kara gözlü bir gezgin… Onu öldürmelisin.]

 

#Ve nihayet Taritta’nın bir nevi ödünç aldığı “buyruk” netleşmiş oldu. Omzunda taşıdığı yükün büyüklüğü de tüm hatlarıyla açığa çıktı. Onun adına bayağı üzüldüm açıkçası. Olayların nasıl ilerlediğini ve savaş cephesinde neler olduğunu öğrenmekse diğer iki kısma kaldı. Dediğim gibi bir aksilik çıkmadıkça o kısımları da cuma atacağım. Orada tekrar görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 35374 Üye Sayısı
  • 363 Seri Sayısı
  • 43883 Bölüm Sayısı


creator
manga tr