Sabahın erken saatlerinde, Leon Savaş Meydanı'na geldiğinde, Usta Thorne'u çoktan beklerken buldu. Yaşlı savaşçı, çıplak kollarıyla meydanın ortasında duruyor, gözleri kapalıydı. Nefes alışverişi o kadar düzenliydi ki, sanki rüzgârla birlikte dalgalanıyordu.
“Geldin,” dedi Thorne gözlerini açmadan. “Dün gece dinlendin mi?”
“Dinlendim,” dedi Leon. Aslında bütün gece uyuyamamıştı. Zihninde, dünkü savaşın her anını tekrar tekrar yaşıyordu. Üç diziyi aynı anda kullanmak, on beş kişilik birliğin Savaş İradesi'ni dağıtmak... Hâlâ inanamıyordu.
“Yalan söylüyorsun,” dedi Thorne gözlerini açarak. “Uyumamışsın. Gözlerinin altındaki halkalar, ellerindeki titreme... Ama sorun değil. Çünkü bugün sana öğreteceğim şey, uykusuzluğu unutturacak.”
Thorne, elindeki siyah mızrağı yere sapladı. Mızrak, taş zemini sanki tereyağı keser gibi yardı.
“Savaş Oluşumu,” dedi Thorne, “tek başına öğrenilmez. Çünkü Savaş Oluşumu, yalnızlığın reddidir. Bir ordunun parçası olmayı, birliğin iradesine teslim olmayı, kendi benliğini kolektifin içinde eritmeyi gerektirir.”
Leon dikkatle dinliyordu.
“Dün, Drake'in birliğini dağıttın. Peki bunu nasıl başardığını biliyor musun?”
“Işık dizisiyle senkronizasyonlarını bozdum,” dedi Leon. “Gözlerini kapattıkları an, birlik dağıldı.”
“Yüzeysel,” dedi Thorne. “Asıl sebep, Drake'in birliğinin gerçek bir birlik olmamasıydı. On beş kişi, aynı anda aynı şeyi yapıyordu, evet. Ama aralarında gerçek bir bağ yoktu. Korku, senkronizasyonu bozar bozmaz, her biri kendi canının derdine düştü.”
Thorne, mızrağı yerden çekti. “Gerçek bir birlik, gözlerini kaybetse bile savaşır. Çünkü o birliğin her ferdi, diğerlerinin ne yapacağını hisseder. Tek bir vücut gibi değil, tek bir ruh gibi.”
Leon'un gözleri parladı. “Savaş İradesi...”
“Evet,” dedi Thorne. “Savaş İradesi, sadece iradelerin birleşmesi değildir. Ruhların birleşmesidir. Bunu başarabilen birlikler, savaş meydanında yenilmez olur.”
Mızrağı Leon'a doğru uzattı. “Bugün, ilk adımı atacaksın. Birliğin bir parçası olmayı öğreneceksin.”
---
Thorne, Leon'u meydanın ortasına getirdi. Etrafta, daha önce görmediği on kadar öğrenci vardı. Hepsi siyah cübbeleri içinde, elleri mızraklarının üzerinde, sessizce bekliyordu.
“Bu on kişi,” dedi Thorne, “Akademi'nin en eski Savaş Oluşumu öğrencileri. Her biri, en az üç yıldır bu yolda yürüyor. Bugün, onların birliğine katılacaksın.”
Leon, on kişiye baktı. Yüzlerinde ne düşmanlık ne de arkadaşlık vardı. Sadece boş bir ifade. Sanki tek bir varlığın parçaları gibiydiler.
“İlk kural,” dedi Thorne. “Kendi iradeni unut. Birlik ne istiyorsa, sen de onu isteyeceksin. Birlik nereye gidiyorsa, sen de oraya gideceksin. Birlik nefes aldığında, sen de nefes alacaksın.”
Leon başını salladı. “Anladım.”
“O zaman başla.”
Leon, on kişinin arasına girdi. İlk başta hiçbir şey hissetmedi. On kişi, mızraklarını omuzlarında, hareketsiz duruyordu. Leon da onlar gibi durmaya çalıştı. Ama içindeki Ruhsal Enerji, onunkilerle uyum sağlamıyordu. Sanki farklı bir frekansta titreşiyordu.
“Rahatla,” dedi Thorne. “Zorlama. Onların ritmini hisset.”
Leon gözlerini kapadı. Nefes almaya odaklandı. Önce kendi nefesini duydu. Sonra, yanındaki öğrencinin nefesini. Sonra diğerlerini. On kişinin nefesi, tek bir ritimdeydi. Sanki tek bir akciğer, tek bir nefes alıp veriyordu.
Leon, kendi nefesini o ritme uydurmaya çalıştı. İlk başta uyumsuzdu. Ama denedikçe, ritmi yakalamaya başladı. Bir, iki, üç... On birinci nefes, diğerleriyle aynı anda alındı.
Thorne başını salladı. “İyi. Şimdi, kalp atışlarını hisset.”
Leon, nefesin ardından kalp atışlarını dinlemeye başladı. On kişinin kalbi, tek bir davul gibi atıyordu. Bum. Bum. Bum. Leon'un kalbi, önce uyumsuzdu. Sonra yavaşça, o ritme yaklaştı. Bum. Bum. Bum.
On bir kalp, aynı anda atıyordu.
Leon, bedeninde bir şeyin değiştiğini hissetti. Sanki kendisi artık tek başına bir varlık değildi. On kişinin hissettiği her şeyi hissediyordu. Yorgunluğu, kararlılığı, savaşma arzusu... Hepsi, içinde birleşiyordu.
“Savaş İradesi,” dedi Thorne. “İşte bu.”
Leon gözlerini açtı. Etrafındaki dünya, bambaşka görünüyordu. Artık on kişiyi ayrı ayrı görmüyordu. Tek bir varlık görüyordu. On bir kişiden oluşan dev bir varlık.
“Şimdi,” dedi Thorne, “o iradeyi kullan. Mızrağını kaldır.”
Leon, mızrağını kaldırmak istedi. Ama kolu hareket etmedi. Çünkü kaldırmak isteyen sadece o değildi. On kişiyle birlikte, tek bir vücut olarak hareket etmek zorundaydı.
“Bırak kendini,” dedi Thorne. “Kontrol etmeye çalışma. Birliğin bir parçası ol. O seni yönlendirsin.”
Leon, direnmeyi bıraktı. Kendini, birliğin akışına bıraktı. Sanki büyük bir nehrin içinde yüzüyor gibiydi. Nehrin akışına karşı koymaya çalışmazsa, nehir onu taşıyordu.
Mızrağı, on bir kişiyle birlikte havaya kalktı. Aynı anda. Tek bir ses.
Thorne'un yüzünde, ilk kez görülen bir gülümseme belirdi. “Bir saatin sonunda, birliğin parçası olmayı öğrenmek... Daha önce görmemiştim.”
---
Öğleden sonra, ders bitiminde Thorne, Leon'u kenara çekti.
“Bugün, birliğin parçası olmayı öğrendin,” dedi. “Ama asıl zorluk şimdi başlıyor. Çünkü sen sadece birliğin parçası olmakla kalmayacaksın. Birliğe liderlik edeceksin.”
Leon şaşırdı. “Ben mi?”
“Evet,” dedi Thorne. “Drake'in birliğini dağıttın. Şimdi, kendi birliğini kuracaksın. Kendi Savaş İradesi'ni yaratacaksın.”
Leon sessiz kaldı. Kendi birliği. Kendi Savaş İradesi. Bu, dün gece rüyasında bile görmediği bir şeydi.
“Zor olacak,” dedi Thorne. “Sana katılacak kişiler, senin gibi yeni başlayanlar olacak. Onları bir araya getirmek, onların iradelerini birleştirmek... Kolay değil. Ama eğer başarırsan...”
Sözünü tamamlamadı. Anlamı belliydi.
Leon başını salladı. “Deneyeceğim.”
“Denemek yok,” dedi Thorne sertçe. “Ya yaparsın, ya da yaparsın. Başka seçenek yok.”
---
Akşam, Leon yurduna döndüğünde, kapısının önünde Lily'yi buldu. Genç kızın yüzünde garip bir ifade vardı.
“Duydum,” dedi Lily. “Kendi birliğini kuracakmışsın.”
Leon başını salladı. “Evet. Ama henüz kimse yok.”
“Ben varım,” dedi Lily.
Leon şaşkınlıkla baktı. “Ama sen Ruhsal Enerji dalındasın. Savaş Oluşumu...”
“Fark etmez,” dedi Lily kararlı bir sesle. “Savaş Oluşumu'nun temelini öğrenebilirim. Hem...” Duraksadı. “Seni yalnız bırakmayacağım.”
Leon'un gözleri doldu. “Lily...”
“Sakın ağlama,” dedi Lily gülerek. “Yoksa birlikteki ilk savaşçını kaybedersin.”
Leon güldü. Sonra, arkasından bir ses daha duydu:
“Ben de varım.”
Döndüğünde, Mia'yı gördü. Gözlüklü, ince yapılı kız, elinde bir tomar parşömenle duruyordu.
“Ruhsal Dizi dalında okuyorum,” dedi Mia. “Ama Savaş Oluşumu'nun prensipleri, dizilerle birleştirilebilir. Birlikte kullanıldığında, çok daha güçlü olur.”
Leon, iki arkadaşına baktı. Sonra, “Daha fazla kişiye ihtiyacımız var,” dedi.
“Olacak,” dedi Lily. “Bugünkü savaştan sonra, seninle birlikte olmak isteyen çok kişi var.”
---
Gece, Leon yurduna döndüğünde, cebindeki yeşim taşını çıkardı. Avucuna koydu, gözlerini kapadı. İçindeki Ruhsal Enerji'yi taşa aktardı. Bu sefer, taşın üzerinde beş Mühür belirdi. Beşincisi, diğerlerinden daha parlaktı.
Leon gözlerini açtı. “Beş Mühür,” dedi. “Ama bir birlik için, on beş kişi gerek. Ve on beş kişinin iradesi...”
Taşı sıkıca tuttu. “On beş Mühür gibi. Bir araya gelmeli, uyum içinde olmalı. Tıpkı bir Ruhsal Dizi gibi.”
Pencereden gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onları farklı görüyordu. Her yıldız bir Mühür değildi artık. Her yıldız, bir savaşçıydı. Ve o savaşçıları bir araya getirecek olan...
O, liderdi.
O gece, Kadim Dağ'ın zirvesinde, rüzgâr esti. İçinde, artık sadece bir fısıltı değil, net bir ses vardı: yeni bir birliğin doğuşunun habercisi.
---
Bölüm sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
