Güneş, Kadim Dağ'ın zirvesini kırmızıya boyarken, savaş meydanı çoktan dolmuştu. Haber hızla yayılmıştı: Ruhsal Hareket Aşaması'nın başındaki bir çaylak, Savaş Oluşumu dalının en gözde öğrencisi Drake'e karşı savaşacaktı. Üstelik Drake bu kez yalnız değildi.
Meydanın etrafında yüzlerce öğrenci toplanmıştı. Kimi heyecanla, kimi endişeyle, kimi ise alaycı bir gülümsemeyle bekliyordu.
Leon, meydanın bir ucunda duruyordu. Üzerinde yeni cübbesi, belinde babasının eski kılıcı, cebinde ise yeşim taşı vardı. Rüzgâr saçlarını dalgalandırırken, gözleri karşı taraftaki birliğe odaklanmıştı.
Drake, on beş öğrenciyle birlikte meydanın diğer ucunda dizilmişti. Hepsi siyah cübbeleri içinde, ellerinde mızraklarıyla adeta tek bir vücut gibi duruyordu. Drake'in gözlerinde dünkü yenilginin utancı yerini soğuk bir kararlılığa bırakmıştı.
“Son şansın, Leon,” dedi Drake sesini meydana yayarak. “Pes et. Bu savaşı kazanamazsın.”
Leon cevap vermedi. Sadece başını iki yana salladı.
Meydanın kenarında, Usta Thorne ve Madam Iris yan yana duruyordu. Thorne'un yüzü ifadesizdi, ama gözleri Leon'un her hareketini takip ediyordu. Madam Iris'in elleri cübbesinin altında sıkılıydı.
“Başlamasına izin ver,” dedi Thorne.
Meydandaki hakem, elindeki bayrağı indirdi.
---
Drake, bir an bile beklemedi. “Savaş Düzeni!” diye haykırdı.
On beş öğrenci, tek bir vücut gibi hareket etti. Mızraklarını aynı anda kaldırdılar, aynı anda indirdiler. Havada, görünmez bir dalga yükseldi—Savaş İradesi. Leon, o dalgayı hissetti. Sanki on beş kişinin azmi, hırsı, savaşma arzusu bir noktada toplanıyor, korkunç bir basınca dönüşüyordu.
Leon geri çekildi. İlk hamlede kaçıyor gibi görünmek istemiyordu, ama Usta Thorne'un sözlerini hatırlıyordu: Birliğin tam gücüyle karşılaşma. Dağıt.
Ellerini havaya kaldırdı. Parmak uçlarında, Mühür'ler belirmeye başladı. Bir, iki, üç... On beşinci Mühür yerini aldığında, avucunda küçük bir ışık halkası parladı. Birinci Sıra Ruhsal Dizi.
Ama bu sefer, dizi sadece bir ateş topu değildi. Leon, diziyi avucunda tutarak, içindeki enerjiyi şekillendirmeye başladı. Madam Iris'in öğrettiği gibi, her Mühür'ün sesini dinledi. Tiz olanı öne çıkardı, pes olanı arkaya koydu. Hızlı olanı döndürdü, ağır olanı ortaya yerleştirdi.
Dizi, avucunda küçük bir rüzgâr topuna dönüştü.
“Saldır!” diye emretti Drake.
On beş mızrak aynı anda havaya kalktı, aynı anda Leon'a doğru saplandı. Ama mızrakların uçlarında fiziksel bir silah yoktu—Savaş İradesi'nin yoğunlaşmış hali vardı. On beş ayrı irade, tek bir noktaya çakılıyordu.
Leon, rüzgâr topunu fırlattı. Top, mızrakların oluşturduğu dalgayla çarpıştığında, meydanda bir patlama oldu. Rüzgâr topu dağıldı, ama Savaş İradesi'nin dalgasını da yavaşlatmıştı.
Leon o anı kullandı. Hızla yana sıçradı, birliğin kanadına doğru hareket etti.
“Çevreleyin!” diye bağırdı Drake.
Birlik, tek bir vücut gibi döndü. On beş öğrenci, aynı anda yön değiştirdi, Leon'u kuşatmaya başladı. Sanki tek bir zihin tarafından yönetiliyorlardı.
Leon dişlerini sıktı. İkinci bir dizi oluşturmaya başladı. Bu sefer Mühür'ler daha hızlı geldi—on beş Mühür, üç nefeste tamamlandı. Ama bu dizi farklıydı. Rüzgâr yerine, topraktı.
Diziyi yere vurdu. Toprak, aniden dalgalandı. Birliğin önündeki zemin, sanki canlanmış gibi yükseldi, küçük bir duvar oluşturdu. Duvar kalın değildi, ama birliğin ilerlemesini bir an için durdurdu.
O bir an, Leon'un ihtiyacı olan şeydi.
Üçüncü bir dizi oluşturmaya başladı. Ama enerjisi tükeniyordu. On beş Mühür'ü bir araya getirmek bile zorken, üçüncü diziyi oluşturmak... Elleri titremeye başladı.
“Leon yoruluyor!” diye fısıldadı meydanın kenarındaki bir öğrenci.
Lily'nin elleri titriyordu. “Lütfen,” diye mırıldandı. “Lütfen dayan.”
Meydanın diğer ucunda, Drake gülümsedi. “Gördün mü? Tek başına bir hiçsin. Birliğin gücü karşısında...”
Sözünü tamamlamadı. Çünkü Leon'un avucunda, üçüncü dizi tamamlanmıştı. Ama bu seferki, diğerlerinden farklıydı. Leon, üç diziyi birden kullanıyordu.
Rüzgâr, toprak ve... ışık.
Leon, üçüncü diziyi havaya kaldırdı. Dizi, güneşin batışını yakaladı, onu kırıp binlerce parçaya böldü. Meydan, aniden kör edici bir ışıkla doldu.
“Gözlerinizi kapatın!” diye bağırdı Drake. Ama çok geçti.
On beş öğrenci, aynı anda gözlerini kırptı. O kısa an, birliğin senkronizasyonunu bozmaya yetti. Savaş İradesi dağıldı. On beş kişi, artık tek bir vücut değil, on beş ayrı bireydi.
Leon, o anı bekliyordu.
Kılıcını çekti. Işığın içinden hızla ilerledi. Drake, gözlerini ovuştururken, kılıcın ucunu boğazında hissetti.
Meydanda ölüm sessizliği.
“Komutan olmadan,” dedi Leon nefes nefese, “askerler sadece kalabalıktır.”
Drake'in yüzü bembeyazdı. Arkasındaki öğrenciler, ne yapacaklarını şaşırmış, birbirlerine bakıyorlardı. Savaş İradesi tamamen dağılmıştı.
“Pes ediyorum,” dedi Drake sessizce.
Leon kılıcını indirdi. Ama bu sefer, yere yığılmadı. Ayakta durdu. Bacakları titriyordu, elleri kan içindeydi—Mühür'leri bu kadar zorlamak, parmak uçlarını yarmıştı. Ama ayaktaydı.
Meydanda, önce bir alkış sesi duyuldu. Sonra iki, sonra on, sonra yüz... Tüm meydan alkışlıyordu.
---
Savaşın ardından, Leon meydanın kenarında oturuyordu. Lily, ellerini sarıyordu. Parmak uçlarındaki yaralar derindi, ama kanama durmuştu.
“Aptal,” dedi Lily gözleri dolu. “Parmaklarını mahvedebilirdin.”
“Ama mahvetmedim,” dedi Leon gülümseyerek.
Yanlarına Usta Thorne geldi. Yüzünde, ilk kez görülen bir ifade vardı—takdir.
“Üç farklı dizi,” dedi Thorne. “Üstelik aynı anda. Bunu sadece Ruhsal Dizi Ustaları'nın ileri seviyeleri yapabilir. Sen nasıl başardın?”
Leon düşündü. “Rünlerin seslerini duyuyorum,” dedi. “Her birinin farklı bir sesi var. Onları bir araya getirdiğimde, bir orkestra gibi oluyorlar. Üç farklı dizi, üç farklı orkestra. Ama hepsi aynı müziğin parçası.”
Thorne uzun uzun baktı. Sonra, “Büyük Hükümdar'ın da rünleri duyabildiği söylenirdi,” dedi sessizce. “Belki de bu, tesadüf değildir.”
Arkadan Madam Iris geldi. Elinde, üzerinde altın rünler işlenmiş küçük bir kutu vardı.
“Bu,” dedi, “Ruhsal Dizi Ustaları'nın kullandığı özel eldivenler. Parmak uçlarını korur, Mühür'leri daha kolay yoğunlaştırmanı sağlar. Bunu hak ettin.”
Leon eldivenleri aldı. İçine giydiğinde, parmak uçlarında hafif bir karıncalanma hissetti. Sanki eldivenler, kendi Mühür'lerini üretiyor gibiydi.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Madam Iris başını salladı. “Ama unutma. Bugün üç dizi kullandın. Yarın, dört. Beş. On. Her yeni dizi, on kat daha zordur. Yolun daha başındasın.”
---
Gece olduğunda, Leon yurduna döndü. Kapısının önünde bir paket daha vardı. Açtığında, içinde siyah bir cübbe çıktı. Cübbenin göğsünde, kılıç ve kalkan simgesi vardı—Savaş Oluşumu dalının simgesi.
Paketin içinde bir not vardı:
“Birliği dağıtmayı öğrendin. Şimdi, birliği kurmayı öğren. — Usta Thorne”
Leon gülümsedi. Cübbeyi giydi, aynada kendine baktı. Üzerinde hem Ruhsal Dizi rozeti, hem de Savaş Oluşumu simgesi vardı. İki yol, bir cübbede.
Cebindeki yeşim taşını çıkardı. Avucuna koydu, gözlerini kapadı. İçindeki Ruhsal Enerji'yi taşa aktardı. Bu sefer, taşın üzerinde dört Mühür belirdi. Dördüncüsü, diğerlerinden daha parlaktı.
Leon gözlerini açtı. “Dört Mühür,” dedi. “Daha çok yolum var.”
Pencereden gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onların sadece Mühür olmadığını, sadece dizi olmadığını biliyordu. Her yıldız, bir savaşçıydı. Her takımyıldız, bir birlikti. Ve tüm gökyüzü...
Tüm gökyüzü, onun yürüyeceği yoldu.
O gece, Kadim Dağ'ın zirvesinde, rüzgâr yeniden esti. İçinde, artık sadece bir fısıltı değil, net bir ses vardı: üç yolun birleştiği noktaya doğru ilerleyen bir genç adamın ayak sesleri.
---
Bölüm Sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
