Bölüm 15: Yıldızlar Savaşı Başlıyor
Güneş, Kadim Dağ'ın zirvesini altın rengine boyarken, “Üç Yol” Birliği Savaş Meydanı'nda toplanmıştı. Bugün, Yıldızlar Savaşı için yola çıkacakları gündü. Yirmi beş kişi, arkalarında altın sancak, göğüslerinde üç yolun simgesiyle dimdik duruyordu.
Leon, birliğinin önünde duruyordu. Üzerindeki cübbe artık sadece bir öğrenci üniforması değildi. Üzerinde Ruhsal Dizi rozeti, Savaş Oluşumu simgesi ve Ruhsal Enerji Yetiştirme nişanı vardı. Üç yol, tek bir bedende birleşmişti.
“Bugün,” dedi Leon, “yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yıldızlar Savaşı, her yıl düzenlenen en büyük turnuvadır. Beş büyük akademinin en güçlü birlikleri, bu turnuvada yarışır. Ve bu yıl...”
Birliğine baktı. Yirmi beş çift göz, ona bakıyordu. Yirmi beş yürek, onunla birlikte atıyordu.
“...bu yıl, biz de varız.”
Meydanın kenarında, tüm akademi toplanmıştı. Öğrenciler, “Üç Yol” Birliği'ni uğurlamak için gelmişti. Usta Thorne, Madam Iris, Eğitmen Bai... Hepsi oradaydı.
Thorne, Leon'un yanına geldi. Elinde, altın işlemeli bir kılıç vardı. “Bu,” dedi, “akademinin en eski silahı. ‘Ruh Kılıcı’ adını veririz. İçinde, yüzlerce yıllık savaşçıların iradesi var. Onu sana emanet ediyorum.”
Leon, kılıcı aldı. Kabzasını tuttuğunda, içinde binlerce ses duydu. Geçmişin savaşçılarının iradesi, hâlâ kılıçta yaşıyordu.
“Bu kılıç,” dedi Thorne, “hiç kaybetmedi. Onu da kaybettirme.”
Leon başını eğdi. “Kaybetmeyeceğim.”
Madam Iris, elindeki küçük kutuyu Leon'a uzattı. “İçinde, beşinci sıra bir dizi var. ‘Yıldız Ağı’. Acil durumda kullan. Ama dikkatli ol. Bu dizi, çok fazla enerji tüketir. Yanlış kullanırsan, kendini tüketirsin.”
Leon kutuyu aldı. “Teşekkür ederim, Madam Iris.”
Eğitmen Bai, son olarak Leon'un omzuna dokundu. “Babanla gurur duyardı. Git ve kazan.”
Leon'un gözleri doldu. Başını salladı. “Kazanacağım.”
---
Büyük Bin Dünya'nın merkezinde, bulutların üzerinde, dev bir arena vardı: Yıldız Arenası. Burası, her yıl Yıldızlar Savaşı'nın düzenlendiği yerdi. Arena o kadar büyüktü ki, içinde on bin kişi aynı anda savaşabilirdi. Etrafında ise yüz bin kişilik dev bir seyirci tribünü vardı.
“Üç Yol” Birliği, arenaya girdiğinde, diğer akademilerin birlikleri çoktan gelmişti. Göksel Kılıç Akademisi'nin “Gök Kılıcı” Birliği, kırk kişi, ellerinde parlayan kılıçlarla, meydanın bir ucunda duruyordu. Başlarında, uzun boylu, keskin bakışlı bir genç vardı: Kaelen. Üzerindeki gümüş zırh, güneşte parlıyordu.
Yıldırım Kulesi'nin “Yıldırım Yumruk” Birliği, otuz beş kişi, ellerinde mızraklarla, meydanın diğer ucunda bekliyordu. Liderleri, kısa boylu ama kaslı bir kızdı: Zephyra. Gözlerinde, adeta yıldırım çakıyordu.
Kadim Bilgelik Salonu'nun “Bilge Yılan” Birliği, otuz kişi, ellerinde asalarla, meydanın ortasında duruyordu. Liderleri, ince yapılı, gözlüklü bir gençti: Orin. Etrafında, karmaşık diziler dönüyordu.
Demir Dağ Akademisi'nin “Demir Kale” Birliği, kırk beş kişi, ellerinde dev kalkanlarla, meydanın son ucunda yerini almıştı. Liderleri, dev gibi bir adamdı: Goran. Üzerindeki ağır zırh, her adımda yeri titretiyordu.
Ve son olarak, Ruh Akademisi'nin “Üç Yol” Birliği. Yirmi beş kişi. Diğerlerinden daha az, daha zayıf görünüyorlardı. Ama Leon'un gözlerinde, bir kararlılık vardı.
Kaelen, Leon'a doğru yürüdü. “Ruh Akademisi mi?” dedi alayla. “Bu yıl sizi mi gönderdiler? Yirmi beş kişi? Ruhsal Hareket Aşaması mı?”
Leon sessizce dinledi.
“Bu turnuva, çocuk oyuncağı değil,” dedi Kaelen. “Sakatlanabilirsin. Hatta ölebilirsin. Geri dönün, daha vakit varken.”
Leon, Kaelen'in gözlerine baktı. “Geri dönmeyeceğiz.”
Kaelen'in kaşları havada kaldı. Sonra güldü. “Cesur. Ya da aptal. Hangisi olduğunu göreceğiz.”
Arkasını döndü, birliğinin yanına gitti.
---
Turnuvanın kuralları basitti. Beş birlik, aynı anda arenada savaşacaktı. Ayakta kalan son birlik şampiyon olacaktı. Birlikler, ittifak kurabilir, birbirine ihanet edebilir, her şey serbestti. Tek kural: ölümcül güç kullanmak yasaktı.
Arenanın ortasında, dev bir ışık sütunu yükseldi. Sütunun tepesinde, turnuvanın başladığını duyuran altın bir ışık parladı.
“Başlasın!”
Kaelen, bir an bile beklemedi. “Gök Kılıcı! Savaş Düzeni!”
Kırk kılıç aynı anda havaya kalktı. Savaş İradesi, dev bir kılıç şeklini aldı. Kılıç o kadar keskindi ki, arenanın taş zemininde bile yarıklar oluşuyordu.
Zephyra da emir verdi: “Yıldırım Yumruk! Saldır!”
Otuz beş mızrak, yıldırım hızıyla havada çizildi. Savaş İradeleri, dev bir yumruk şeklini aldı. Yumruk, o kadar hızlıydı ki, gözle takip edilemiyordu.
Orin, asasını kaldırdı. “Bilge Yılan! Dizi Kur!”
Otuz kişi, aynı anda ellerinde diziler oluşturdu. Diziler, dev bir yılan şeklini aldı. Yılan, arenada süzülüyor, etrafındaki her şeyi sarıyordu.
Goran ise kalkanlarını kaldırdı. “Demir Kale! Savunma!”
Kırk beş kalkan, tek bir duvar haline geldi. Duvar o kadar sağlamdı ki, üzerine dağ inse dayanırdı.
Leon, birliğine baktı. “Üç Yol! Bekle!”
“Bekle mi?” dedi Kael şaşkınlıkla. “Herkes saldırıyor!”
“Bekleyeceğiz,” dedi Leon. “Önce onlar birbirini yorsun.”
---
“Gök Kılıcı” ile “Yıldırım Yumruk” ilk çatıştı. Kılıç ile yumruk havada buluştu. O kadar büyük bir patlama oldu ki, arenanın zemini paramparça oldu. İki birlik de geri çekildi, ama dağılmadı.
“Bilge Yılan” o anı kullandı. Yılan, kılıç ile yumruğun arasına süzüldü, ikisini de sardı. “Gök Kılıcı” ve “Yıldırım Yumruk” aynı anda tuzağa düştü.
“Demir Kale” ise hâlâ bekliyordu. Goran, diğer birliklerin birbirini tüketmesini bekliyordu.
Leon, gözlerini kıstı. “Şimdi,” dedi. “Mia!”
Mia, ellerinde hazırladığı diziyi havaya saldı. “Üç Yol Dizisi”nin ilk versiyonuydu. Henüz tamamlanmamıştı, ama yeterince güçlüydü.
Dizi, arenanın ortasında dönmeye başladı. Üç katman, üç farklı renkte parlıyordu. Ruhsal Enerji katmanı mavi, Savaş İradesi katmanı kırmızı, Ruhsal Dizi katmanı altın rengindeydi.
Orin, şaşkınlıkla diziyi izledi. “Bu nedir? Üç farklı güç aynı dizide mi?”
Dizi, “Bilge Yılan”ın üzerine indi. Yılan, üç katmanın baskısıyla çözülmeye başladı. Otuz kişilik birlik, dağıldı.
“Şimdi, Kael!” diye bağırdı Leon.
Kael ve Savaş ekibi, kanatlardan fırladı. Savaş İradeleri, “Bilge Yılan”ın dağılmış birliklerine ayrı ayrı saldırdı. Her biri, kendi hedefine odaklanmıştı.
Orin, dişlerini sıktı. “Geri çekilin! Yeniden toplanın!”
Ama Leon izin vermedi. “Lily!”
Lily ve Ruhsal Enerji ekibi, ön safhaya çıktı. Enerji topları, “Bilge Yılan”ın lider kadrosuna doğru fırladı. Orin ve dört yardımcısı, enerji toplarının baskısıyla geri çekilmek zorunda kaldı.
“Bilge Yılan” dağılmıştı.
---
Kaelen, Zephyra ve Goran, aynı anda Leon'a döndü. “Üç Yol” Birliği, “Bilge Yılan”ı saf dışı bırakmıştı. Şimdi arenada dört birlik kalmıştı: “Gök Kılıcı”, “Yıldırım Yumruk”, “Demir Kale” ve “Üç Yol”.
“Bu çocuk tehlikeli,” dedi Kaelen. “Önce onu bitirelim.”
Zephyra başını salladı. “Anlaştık.”
Goran da kabul etti. “Önce ‘Üç Yol’, sonra aramızda.”
Üç birlik, aynı anda “Üç Yol” Birliği'ne saldırmaya hazırlandı.
Leon, birliğine baktı. “Hepiniz hazır mısınız?”
“Hazırız!” diye haykırdı yirmi beş kişi.
“O zaman,” dedi Leon, “onlara kim olduğumuzu gösterelim.”
Ellerini kaldırdı. Parmak uçlarında, Mühür'ler belirmeye başladı. Ama bu sefer, tek bir dizi değil, on beş farklı dizi aynı anda oluşuyordu. “Zaman Dokuması”nın en gelişmiş hali.
“Her biriniz, bu dizilerden birini alın,” dedi Leon. “Kendi gücünüzle besleyin. Ve tek bir irade halinde birleşin.”
Yirmi beş kişi, aynı anda dizileri aldı. Her biri, kendi yolunun gücünü diziye kattı. Ruhsal Enerji, Savaş İradesi, Ruhsal Dizi... Üç yol, yirmi beş farklı renkte parlıyordu.
Ve hepsi, tek bir desende birleşti.
---
Üç birlik, aynı anda saldırdı. “Gök Kılıcı”nın kılıcı, “Yıldırım Yumruk”un yumruğu, “Demir Kale”nin kalkanı... Üç dev güç, “Üç Yol” Birliği'nin üzerine indi.
Ama desen dağılmadı.
Leon, içindeki tüm gücü topladı. Ruhsal Rotasyon Aşaması'nın döngüsü, hızla dönüyordu. İrade Kılıcı, avucunda şekilleniyordu. Ve Üç Yol Dizisi, arenanın tamamını kaplıyordu.
“Şimdi!” diye haykırdı Leon.
Desen, üç saldırıyı aynı anda karşıladı. Kılıç, desene çarptı, dağıldı. Yumruk, desene çarptı, söndü. Kalkan, desene çarptı, parçalandı.
Üç birlik, aynı anda geri savruldu.
Meydanda ölüm sessizliği.
Sonra, tribünlerden yüz bin kişinin alkışı yükseldi.
---
“Üç Yol” Birliği, arenanın ortasında ayaktaydı. Yorgundular. Bazıları kan içindeydi. Ama ayaktaydılar.
Kaelen, ayağa kalktı. Yüzünde yenilginin utancı vardı. Ama aynı zamanda bir saygı da.
“Üç Yol,” dedi. “Adınız gibi, gerçekten üç yolu birleştirmişsiniz. Bu turnuvayı hak ettiniz.”
Zephyra ve Goran da ayağa kalktı. Üç lider, Leon'un önünde eğildi.
Leon başını salladı. “Siz de iyi savaştınız.”
Arenanın ortasında, altın ışık sütunu yeniden parladı. Bu sefer, sütunun tepesinde “Üç Yol” Birliği'nin sancağı dalgalanıyordu.
“Şampiyon,” dedi anons sesi, “Ruh Akademisi, ‘Üç Yol’ Birliği!”
---
Gece, şampiyonluk kutlaması yapılıyordu. “Üç Yol” Birliği, Yıldız Arenası'nın en büyük salonunda onur konuğuydu. Diğer akademilerin liderleri, Leon'u tebrik ediyordu.
Kaelen, Leon'un yanına geldi. Elinde, gümüş işlemeli bir kılıç vardı. “Bu,” dedi, “Göksel Kılıç Akademisi'nin en değerli hediyesi. ‘Yıldız Kılıcı’. İçinde, bin yıllık savaşçıların iradesi var. Onu sana emanet ediyorum.”
Leon, kılıcı aldı. “Teşekkür ederim.”
Zephyra, yanına geldi. “Yıldırım Kulesi de sana bir hediye gönderdi.” Küçük bir kristal uzattı. “İçinde, bir yıldırım dizisi var. Acil durumda kullan.”
Orin, asasını uzattı. “Kadim Bilgelik Salonu'nun en eski dizisi. ‘Bilge Yılan’. İçinde, binlerce yıllık bilgelik var.”
Goran ise dev kalkanını Leon'un önüne koydu. “Demir Dağ Akademisi'nin en sağlam kalkanı. ‘Demir Kale’. Hiç kırılmadı.”
Leon, hediyelere baktı. Dört büyük akademinin en değerli silahları, şimdi onun elindeydi.
“Bunları hak etmedim,” dedi.
“Hak ettin,” dedi Kaelen. “Bize, gerçek gücün ne olduğunu gösterdin. Sayı değil, seviye değil. Birlik. İşte gerçek güç bu.”
---
Gece yarısı, Leon Yıldız Arenası'nın tepesinde tek başına duruyordu. Bulutların üzerinde, yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Elinde, babasından kalan eski kılıç vardı. Belinde, Ruh Kılıcı. Sırtında, Demir Kale. Cebinde, Yıldırım Kristali, Bilge Yılan ve Yıldız Kılıcı.
Cebindeki yeşim taşını çıkardı. Avucuna koydu, gözlerini kapadı. Taşın üzerinde, yüz Mühür parlıyordu. Yüzüncü Mühür, diğerlerinden çok daha parlaktı.
Leon gözlerini açtı. “Yüz Mühür,” dedi. “Ama daha çok yolum var.”
Pencereden gökyüzüne baktı. Yıldızlar, her zamanki gibi parlaktı. Ama Leon artık onları sadece Mühür olarak görmüyordu. Her yıldız, bir sınavdı. Her takımyıldız, bir zaferdi. Ve tüm gökyüzü, onun yürüyeceği sonsuz yoldu.
O gece, Yıldız Arenası'nın tepesinde, rüzgâr esti. İçinde, artık sadece bir fısıltı değil, net bir ses vardı: “Üç Yol” Birliği'nin zaferinin ilanı. Ve o ses, tüm Büyük Bin Dünya'ya yayılacaktı.
Leon uykuya daldığında, avucundaki yeşim taşı hâlâ parlıyordu. Ve taşın üzerinde, yüz birinci Mühür'ün ışığı belirmeye başlamıştı.
---
Bölüm Sonu
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
