Sabah dersleri bittiğinde, Kaelen kendini okulun ana avlusunda buldu. Rowan, yanında bir şeyler anlatıyordu ama Kaelen'in aklı başka yerdeydi. Lyra'nın sözleri hâlâ kulağındaydı: "Benim ne çektiğimi bilmiyorsun." O soğuk sesin ardında ne vardı? Rowan ona dün gece biraz anlatmıştı. Lyra'nın ailesi, buz ruhu kanını taşıdığı için kendi klanı tarafından dışlanmış, o küçük yaşta okula gönderilmişti. Buz kanı güçlüydü ama bedeli ağırdı: Her kullanışta, vücudunda bir parça daha donuyordu.
"Kaelen? Dinliyor musun?" Rowan'ın sesi onu kendine getirdi.
"Ne? Evet, dinliyorum."
"Ne dediğimi tekrarla o zaman."
Kaelen sustu. Rowan güldü. "Aklın hâlâ Buz Kraliçesi'nde, değil mi? Boşver. O kimseyi yanına yaklaştırmaz. Ben iki yıldır buradayım, onunla beş kelimeden fazla konuşabileni görmedim."
"İki yıl mı?" Kaelen şaşırdı. "Sen daha önce de burada mıydın?"
Rowan başını salladı. "Geçen yıl başladım. Ama sınavları geçemediğim için birinci sınıfı tekrarlıyorum. Bu yıl son şansım." Omuz silkti, ama sesinde bir ağırlık vardı. "Ateş kanım var dedim ya. Güçlü ama kontrolsüz. Geçen yıl bir antrenmanda hocamın sakalını yaktım. İyi ki sakalı vardı da... neyse." Kıkırdadı, ama gözlerinde utanç vardı.
"Bu yıl geçeceksin," dedi Kaelen.
Rowan ona baktı, gülümsedi. "Bakalım."
Avlunun ortasında, mermerden bir çeşme vardı. Suyu, havaya yükselip gökkuşağı renklerine dönüşüyor, sonra tekrar havuza dökülüyordu. Çeşmenin etrafı, okulun en popüler öğrencileriyle doluydu. Hepsi temiz giysiler, parlak madalyonlar ve kendinden emin tavırlarla doluydu.
Ve ortada, bir tahtta oturur gibi, Caelus Vane vardı.
Dün platformda gördüğü gençti. Ama şimdi daha da gösterişliydi. Altın işlemeli mavi cübbesi, omzunda asılı duran gümüş kılıcı, parmaklarında döndürdüğü yeşim yelpazesi. Etrafında, ona hayranlıkla bakan en az on öğrenci vardı.
"İşte," diye fısıldadı Rowan, sesini alçaltarak. "Okulun Prensi. Caelus Vane. Babası Lord Vane, okul konseyinin en güçlü üyesi. Caelus'un kendisi de üç yıldır hiçbir sınavı kaybetmemiş. Ruh Çekirdeği seviyesinde. Biz daha Ruh Tohumu'nu tam oturtamamışken o ikinci seviyeye geçti."
"Ruh Çekirdeği?" diye sordu Kaelen.
Rowan başını salladı. "Güç seviyeleri. Qi Hissetme, Ruh Tohumu, Ruh Çekirdeği, Ruh Gökdeleni... daha üstleri de var ama bizim görebildiğimiz kadarı bu. Caelus, Ruh Çekirdeği'ni geçen yıl oluşturdu. Bu yaşta çok nadir görülen bir şey."
Kaelen, Caelus'a baktı. Genç, yelpazesini açıp kapıyor, etrafındakilere bir şeyler anlatıyor, onlar da gülüyordu. Tam o sırada, Caelus'un gözleri Kaelen'e takıldı.
Yelpaze durdu.
Caelus'un dudaklarında bir gülümseme belirdi. Ama bu Rowan'ın sıcak gülümsemesi gibi değildi. Daha çok, bir kedi fare gördüğünde yaptığı gibiydi.
"Bakın bakın," dedi Caelus, sesi avluda yankılandı. "Dünkü altın ışık. Fırtınadan Doğan, değil mi?"
Etrafındaki öğrenciler başlarını çevirdi. Kaelen'e bakan gözlerde merak, alay ve kıskançlık karışıktı.
Kaelen olduğu yerde durdu. Rowan yanında gerildi, ama Kaelen'in kolunu tuttu. "Bulaşma," diye fısıldadı. "Babanın gücüyle oynama."
Ama Kaelen'in kaçacak hali yoktu. Caelus ayağa kalktı, yanındaki iki öğrenciyle birlikte yanlarına geldi. Yaklaştıkça, Kaelen Caelus'un ne kadar uzun olduğunu fark etti. Bir baş kadar uzundu ve omuzları genişti. Ama asıl çarpıcı olan, gözlerindeki soğukluktu. Lyra'nın soğuğu farklıydı; koruyucu bir kabuktu. Caelus'unki ise avcının soğuğuydu.
"Fırtınadan Doğan," dedi Caelus, Kaelen'in etrafında dolaşarak. "Ne kadar epik bir isim. Ama sahibine bakıyorum da..." Kirli giysilerini, çamurlu ayakkabılarını, yanaklarındaki çatlakları süzdü. "Daha çok Çamurdan Doğan'a benziyorsun."
Etrafındakiler kıkırdadı. Rowan'ın yumrukları sıkıldı, ama Kaelen onu tuttu.
Caelus, Kaelen'in boynundaki madalyonu gördü. Gülümsemesi bir an dondu. Yelpazesini kapadı, madalyona daha yakından baktı. Kaşları hafifçe çatıldı.
"O madalyon nereden?" diye sordu, sesi artık alaycı değildi. Dikkatliydi.
"Köyümün ihtiyarı verdi," dedi Kaelen sakinçe.
"Elder Aldric mi?" Caelus'un gözleri kısıldı. Bir şey düşünüyordu. Sonra gülümsemesi geri geldi, ama bu sefer farklıydı. Daha... hesaplı. "Demek Aldric'in madalyonu. İlginç."
Arkasını döndü, birkaç adım attı. Sonra durdu, başını omzunun üzerinden çevirdi. "Burada yeni olduğun için bilmezsin belki, Fırtınadan Doğan. Ama bu okulda herkesin bir yeri vardır. Benim yerim... en üstte. Senin yerin ise..." Gözleri Kaelen'in ayaklarına indi. "En altta. Bunu unutma."
Kaelen'in içindeki sıcaklık bir an yükseldi. Parmak uçlarında altın bir ışıltı belirdi, o kadar kısaydı ki kimse fark etmedi. Ama Kaelen hissetti. Öfke değildi bu. Daha çok... bir meydan okumaydı.
"Yerimi ben seçerim," dedi Kaelen.
Caelus durdu. Yavaşça döndü. Gözlerinde artık alay yoktu. Sadece soğuk, hesapçı bir bakış. "Cesur sözler. Ama cesaret, güç olmadan sadece aptallıktır."
Çeşmeye dönüp yürüdü. Yanındaki iki öğrenci, Kaelen'e son bir kez baktıktan sonra peşinden gitti.
Rowan derin bir nefes verdi. "Kurtulduk."
Kaelen başını salladı. Ama içinde, kurtulmadıklarını biliyordu. Caelus'un gözlerinde bir şey vardı. Bir hesap. Bir plan.
O gece, Kaelen yemekhaneden odasına dönerken yolunu kesti.
Üç kişiydiler. Caelus yoktu, ama onun adamlarıydı. Biri iri yarı, kolları dövüş sanatlarından sertleşmiş; diğeri daha ufak tefek ama gözleri hızlı, elleri sürekli kemerindeki hançeri yokluyordu. Üçüncüsü ise elinde bir sopa tutuyordu; sopanın ucu, Qi ile güçlendirilmiş gibi hafifçe parlıyordu.
"Fırtınadan Doğan," dedi iri yarı olan, sesinde bir eğlence vardı. "Caelus, sana bir mesaj gönderdi."
Kaelen olduğu yerde durdu. İçinde korku yoktu. Dağlarda tek başına uyurken, kurt sürülerinin ulumasını dinlemişti. Açlıktan, yorgunluktan, yalnızlıktan geçmişti. Üç zorba, bir kurt sürüsünden daha korkutucu değildi.
"Mesajını alıyorum," dedi Kaelen. "Ama iletmene gerek yok. Söyle ona: Yerimi ben seçerim."
İri yarı olan güldü. "Cevap vermene gerek yok, köylü. Mesaj şu: Bu okulda ezilmen gerektiğini öğren."
Sopayı tutan adam, bir adım attı. Sopa havada ıslık çaldı.
Kaelen geri çekilmedi. İçindeki sıcaklığı hissetti, onu çağırdı. Parmak uçlarında altın bir ışıltı belirdi. Ama henüz yeterli değildi. Kontrol edemiyordu. Sopa, omzuna indiğinde acı tüm koluna yayıldı.
"İlk uyarı," dedi iri yarı olan. "Sıradaki kırık olur."
Sopa tekrar kalktı. Ama bu sefer inmedi.
Bir alev topu, sopayı tutan adamın eline çarptı. Adam çığlık atarak sopayı düşürdü, elini sıcak suya sokmuş gibi sallıyordu.
"Üçe bir mi?" Rowan'ın sesi, koridorun öteki ucundan geldi. Kızıl saçları loş ışıkta ateş gibi parlıyor, avuçlarında iki alev topu dönüyordu. "Bu pek adil değil. Hadi, dörde iki yapalım."
İri yarı olanın yüzü gerildi. Rowan'ı tanıyordu. Geçen yıl hocasının sakalını yakan, kontrolsüz ama güçlü ateş kanı taşıyan öğrenci.
"Rowan, sen karışma," dedi iri yarı olan. "Bu senin işin değil."
"Yanılıyorsun," dedi Rowan, yanlarına gelerek. "Fırtınadan Doğan benim arkadaşım. Arkadaşıma dokunan, bana dokunur."
Alev topları büyüdü. Rowan'ın yüzünde, Kaelen'in daha önce görmediği bir ifade vardı. Şakacı, gürültücü çocuk gitmiş, yerine ateşin ta kendisi gelmişti. Gözleri kırmızı parlıyor, saçları rüzgârda dalgalanıyormuş gibi hareket ediyordu.
"Bir adım daha atın," dedi Rowan, sesi tehditkâr bir uğultuya dönüşerek. "Atın da ne olduğunu görün."
Üçlü birbirine baktı. İri yarı olan, dişlerini sıktı ama geri adım attı. "Bu bitmedi, Fırtınadan Doğan. Caelus sabırsız değildir ama unutmaz da."
Arkalarını dönüp hızla uzaklaştılar. Rowan'ın avuçlarındaki alevler söndü. Bir anda eski haline döndü; neşeli, gürültücü Rowan.
"İyi misin?" diye sordu, Kaelen'in omzuna bakarak.
Kaelen omzunu oynattı. Acıyordu ama kırık yoktu. "İyiyim. Teşekkür ederim."
"Ne teşekkürü?" Rowan güldü. "Arkadaşız, dedim ya." Sonra yüzü ciddileşti. "Ama Caelus'u hafife alma. O herif, babasının gücüyle oynar. Bugün adamlarını gönderdi, yarın başka bir şey dener. Dikkatli ol."
Kaelen başını salladı. Omzundaki acı, içindeki sıcaklığı daha da net hissetmesine neden oluyordu. Sanki bedeni, yarayı iyileştirmek için Qi'sini oraya yönlendiriyordu.
"Rowan," dedi Kaelen. "Bana dövüş sanatlarını öğretebilir misin?"
Rowan kaşlarını kaldırdı. "Şimdi mi?"
"Evet. Qi'yi hissedebiliyorum ama onu nasıl kullanacağımı bilmiyorum. Caelus'un adamları tekrar gelirse, alev toplarına her zaman güvenemem."
Rowan bir an düşündü, sonra güldü. "Sabah erkenden gel, seni antrenman alanında bulayım. Ama şimdilik..." Omzuna hafifçe vurdu, acıyan yerden kaçınarak. "Dinlen. Yarın ilk dersin var. Eğitmen Seraphina'nın özel programı. Unutma."
Kaelen odasına döndüğünde, madalyon hâlâ ısınıyordu. Avucuna aldı, parmaklarıyla okşadı. "Orion," diye fısıldadı. "Yol göster bana."
Madalyon, bir an için altın rengi parladı. Sonra söndü. Ama Kaelen, içindeki sıcaklığın giderek güçlendiğini hissetti. Küçük bir dereydi hâlâ, ama yavaş yavaş nehre dönüşüyordu.
Sabah olurken, Kaelen odasının penceresinden dışarıyı izledi. Bulutların üzerinde, güneş doğuyordu. Uzakta, antrenman alanında bir gölge hareket etti. Rowan'dı. Ateşle dans ediyor, alevleri yumruklarında şekillendiriyor, havaya savuruyordu.
Kaelen giyindi, kapıya yöneldi. Omzu hâlâ acıyordu ama azalmıştı. İçindeki nehir, her geçen gün biraz daha güçleniyordu.
Kapıyı açtığında, koridorda birinin durduğunu gördü.
Lyra Frost.
Siyah saçları omuzlarına dökülmüş, buz mavisi gözleri Kaelen'e dikilmişti. Elinde, dünkü kristal yoktu. Sadece duruyor, sessizce bakıyordu.
"Lyra?" dedi Kaelen.
Lyra bir şey söylemedi. Bir an öylece durdu, sonra elini kaldırdı. Avucunda, ince bir buz tabakası belirdi. Buz, havada süzülerek Kaelen'in omzuna doğru ilerledi. Kaelen geri çekilmedi. Buz, omzundaki morluğun üzerine kondu. Soğuktu ama yakıcı değildi. Birkaç saniye sonra, acı tamamen kayboldu.
Lyra elini indirdi. "Rowan'ın ateşi iyileştirmez," dedi. Sesi hâlâ soğuktu, ama dünkü keskinlik yoktu. "Buz, acıyı dondurur. Unutma."
Arkasını döndü, hızla uzaklaştı. Kaelen, ardından bakakaldı. Omzuna dokundu. Acı gitmişti. Sadece hafif bir serinlik kalmıştı.
Lyra'nın koridorun sonunda kaybolduğunu gördü. Ardında, yine ince bir buz tabakası bırakmıştı. Ama bu sefer, soğuk değildi.
Kaelen gülümsedi. Antrenman alanına doğru yürüdü. Rowan, alevlerle dans ediyordu. Lyra, soğuğuyla iyileştiriyordu. Ve o, içindeki fırtınayı büyütüyordu.
Okulun Prensi ona savaş açmıştı. Ama o yalnız değildi.
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
