Bölüm 6: İlk Ders: Qi'yi Hissetmek

avatar
29 1

Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 6: İlk Ders: Qi'yi Hissetmek


Sabahın ilk ışıkları, okulun doğu kanadındaki eğitim salonunun kristal tavanından süzülerek içeri dolduğunda, Kaelen çoktan yerini almıştı. Rowan yanında oturuyor, uykusunu atmaya çalışırken esniyordu. Lyra yine herkesten uzakta, salonun en arka köşesinde, buz gibi bir sessizlik içinde duruyordu. Caelus ise en ön sırada, yelpazesini açmış, etrafındaki öğrencilere bir şeyler fısıldıyordu.

Kaelen'in omzu hâlâ hafifçe sızlıyordu ama Lyra'nın buzunun bıraktığı serinlik, acıyı neredeyse tamamen dindirmişti. O anı düşündü. Lyra, neden ona yardım etmişti? Dün "arkadaşlığa ihtiyacım yok" diyen kız, sabahın köründe kapısında beklemiş, söylemeden iyileştirmişti. Kaelen, ona teşekkür etmek için arkasına döndü ama Lyra başını çevirdi, göz göze gelmekten kaçındı.

Salonun kapısı açıldı ve içeri bir adam girdi. Beklenen Eğitmen Seraphina değildi. Adam orta yaşlarda, sıradan görünüşlüydü; gri saçları dağınık, cübbesi kırışık, ayakkabıları bile birbirine uymuyordu. Ama gözleri... gözleri, Kaelen'in şimdiye kadar gördüğü en derin kuyulardı. İçinde yıldızlar yüzüyormuş gibiydi.

"Eğitmen Xian," diye fısıldadı Rowan, Kaelen'in kulağına. "Okulun en yaşlı hocası. Herkese ilk dersi o verir. Tuhaf biridir ama kimse onun ne kadar güçlü olduğunu bilmez."

Eğitmen Xian, salonun ortasına yürüdü. Ayakları yere basarken ses çıkarmıyordu, sanki havada süzülüyordu. Öğrencilere baktı, gözleri sırayla herkesin üzerinde gezdikten sonra Kaelen'de durdu. Bir an, çok kısa bir an, gözlerinde bir şey parladı. Tanıma mıydı, yoksa sadece merak mı? Kaelen bilemedi.

"Bugün," dedi Xian, sesi salonun her köşesine yayılırken, "Qi'yi hissedeceksiniz."

Öğrenciler arasında homurdanmalar yükseldi. Caelus yelpazesini şaklattı. "Eğitmen Xian, bunu zaten biliyoruz. Hepimiz Qi'yi hissedebiliyoruz."

Xian gülümsedi. Bu gülümseme, Kaelen'e dağlardaki yaşlı bir çam ağacını hatırlattı. Köklü, sabırlı, rüzgârda eğilen ama kırılmayan.

"Qi'yi hissettiğini sanıyorsunuz," dedi Xian. "Ama hissetmekle bilmek arasında uçurum vardır. Bugün o uçurumu geçeceğiz."

Elini kaldırdı. Salonun ortasında, havada bir anda bir harita belirdi. Harita, ışıktan yapılmıştı; üzerinde dağlar, nehirler, ormanlar canlanıyor, hareket ediyordu.

"Bedeniniz," dedi Xian, "bir diyardır. Kemikleriniz dağlar, damarlarınız nehirler, ciğerleriniz rüzgârdır. Qi ise bu diyarda akan sudur. Suyun nereden gelip nereye gittiğini bilmeden, diyarınızı yönetemezsiniz."

Haritanın üzerinde, mavi ışıklar akmaya başladı. Dağların zirvelerinden doğuyor, vadilerden geçiyor, denizlere dökülüyordu.

"Gözlerinizi kapayın," dedi Xian. "Nefes alın. Ama ciğerlerinizle değil. Bedeninizin her zerresiyle."

Kaelen gözlerini kapadı. Xian'ın sesi, salonun içinde yankılanıyor, her kelime sanki doğrudan zihnine işliyordu.

"Nefesinizi, bedeninizin en derin noktasına, göbeğinizin iki parmak altına gönderin. Orada bir tohum var. Onu hissedin."

Kaelen, dağlarda öğrendiğini hatırladı. Nefesini göğsüne değil, tüm bedenine çekmeyi. İçindeki sıcaklığı hissetti. İncecik dere, yavaşça akıyordu.

"Tohum uyanıyor," dedi Xian'ın sesi. "Şimdi onu büyütün. Nefesinizle sulayın. Qi'nizi, bedeninizin her köşesine gönderin. Dağlarınızı, nehirlerinizi tanıyın."

Kaelen, nefesini derinleştirdi. Sıcaklık, göbeğinin altında bir noktada toplanmaya başladı. Küçük, sıcak, canlı bir nokta. Dün Seraphina'nın dersinde zorladığında olmayan şey, şimdi kendiliğinden geliyordu. Çünkü zorlamıyordu. Sadece nefes alıyor, izliyor, kabul ediyordu.

Sıcaklık büyüdü. Göbeğinden göğsüne yayıldı, göğsünden omuzlarına, omuzlarından kollarına, kollarından parmak uçlarına. Parmak uçlarında, altın bir ışıltı belirdi. Ama bu sefer sönmedi. Dans etti, parladı, sonra yavaşça geri çekildi.

Kaelen gözlerini açtığında, salonun yarısının hâlâ gözleri kapalı, nefes almaya çalıştığını gördü. Rowan yanında, alnı terlemiş, dişlerini sıkmıştı. Ateş kanı, onun için farklı işliyordu; sıcaklık onu yakıyor, kontrol etmesini zorlaştırıyordu.

Xian, Kaelen'in yanına geldi. Gözlerinde, daha önce gördüğü o derin kuyular vardı.

"Sen," dedi Xian, sesi sadece Kaelen'in duyabileceği kadar alçak, "nefes almayı biliyorsun."

"Dağlarda öğrendim," dedi Kaelen.

Xian başını salladı. "Dağlar iyi öğretmendir. Ama şimdi sana daha fazlasını öğreteceğim." Avucunu açtı. Avucunda, küçük bir ışık dans ediyordu. Işık, Kaelen'in içindeki sıcaklığa benziyordu ama daha saf, daha yoğundu.

"Qi," dedi Xian, "sadece bedeninizde akmaz. Evrenin her yerindedir. Dağlarda, nehirlerde, rüzgârda, yıldırımda. Onu bedeninize çekmeyi öğrendiğinizde, gerçek güç başlar."

Işığı söndürdü. "Ama önce, bedeninizdeki nehri tamamen tanımalısınız. Onu hissettiğin gibi, devam et. Zorlama. Sadece izle."

Xian, diğer öğrencilere doğru yürüdü. Kaelen tekrar gözlerini kapadı. İçindeki sıcaklık, artık daha güçlü, daha kararlı akıyordu. Göbeğindeki tohum, filizleniyor gibiydi. Küçük, zayıf ama canlı.

Dersin sonunda, Xian herkesin gözlerini açmasını söyledi. Salonun yarısı başarmıştı; Qi'lerini hissedebiliyor, bedenlerindeki akışı fark edebiliyorlardı. Diğer yarısı ise hâlâ zorlanıyordu.

"Herkesin yolu farklıdır," dedi Xian. "Acele etmeyin. Sabır, en büyük erdemdir."

Kaelen, Rowan'a döndü. Rowan'ın yüzü kıpkırmızıydı, saçları terden sırılsıklamdı. "Başaramadım," dedi Rowan, dişlerini sıkarak. "Ateşim, Qi'mi yakıyor. Kontrol edemiyorum."

"Zorlama," dedi Kaelen, Xian'ın sözlerini hatırlayarak. "Sadece izle."

Rowan ona baktı, gülümsemeye çalıştı ama başaramadı. "Seninki farklı. Seninki kolay akıyor. Benimki... ateş. Ateş kontrol edilmezse yakar."

Kaelen, Rowan'ın omzuna koydu elini. "Öğreneceksin. Beraber öğreneceğiz."

Salonun arka köşesinde, Lyra ayağa kalkmış, çıkışa doğru yürüyordu. Ama Kaelen, onun gözlerinin kendisinde olduğunu fark etti. Sadece bir anlıktı, sonra Lyra başını çevirdi, dışarı çıktı.

Ama o an yeterliydi. Lyra Frost, ilk kez birine merakla bakmıştı.

Kaelen, ders çıkışında Lyra'yı bulmak için koridorlarda yürüdü. Rowan, "Boşver," dedi ama Kaelen dinlemedi. Onu, okulun en eski bölümündeki kuyunun başında, tek başına otururken buldu.

Kristal yine elindeydi. Buz, kristalin etrafında dans ediyor, incecik iplikler halinde havada süzülüyordu.

"Lyra," dedi Kaelen.

Lyra başını kaldırmadı. "Ne istiyorsun?"

"Teşekkür etmek istedim. Sabah için."

"Bir şey yapmadım."

"Omzumu iyileştirdin."

Lyra sustu. Kristali bıraktı, buz iplikleri dağıldı. "Rowan'ın ateşi iyileştirmez. Başka çaren yoktu."

"Yine de teşekkür ederim."

Lyra başını kaldırdı. Buz mavisi gözlerinde, dünkü keskinlik yoktu. Sadece... yorgunluk vardı. "Senin Qi'n," dedi, sesi düşünceli. "Altın. Daha önce hiç görmedim."

"Ben de."

Lyra'nın dudaklarının kenarı, bir an için kıpırdadı. Gülümsemeye çalışmıştı belki. Ama hemen geri çekti. "Xian, senin hakkında bir şey söyledi mi?"

"Hayır. Sadece nefes almayı bildiğimi söyledi."

Lyra başını salladı. "Xian her şeyi bilir. Eğer bir şey söylemediyse, bir sebebi vardır." Ayağa kalktı. "Dikkatli ol. Caelus, seni izliyor. Ve onun babası... okulda her şeyi kontrol eder."

"Sen neden umursuyorsun?" diye sordu Kaelen.

Lyra durdu. Arkasını dönmeden, "Umursamıyorum," dedi. Ama sesinde, sözlerinin tam tersini söyleyen bir şey vardı.

Hızla uzaklaştı. Kaelen, ardından baktı. Kuyunun başında, Lyra'nın bıraktığı kristal hâlâ duruyordu. Üzerinde, incecik bir buz tabakası oluşmuştu. Ama buzun içinde, bir şey parlıyordu. Kaelen yaklaştı, kristali aldı. Buz, elinde eridi. Kristalin içinde, altın rengi küçük bir ışık dans ediyordu.

Onun Qi'si. Lyra, onun Qi'sini kristalin içinde hapsetmişti.

"Neden?" diye fısıldadı Kaelen.

Cevap yoktu. Ama elindeki kristal, sıcacıktı.

O gece, Kaelen odasında kristali inceledi. Altın ışık, hâlâ içinde dans ediyor, hafifçe titriyordu. Madalyonu boynundan çıkardı, ikisini yan yana koydu. Madalyon, kristali görünce parladı. Işık, madalyondan kristale, kristalden madalyona geçiyor, sanki birbirleriyle konuşuyorlardı.

Kaelen gözlerini kapadı. İçindeki nehri hissetti. Artık dere değildi; daha güçlü, daha geniş akmaya başlamıştı. Göbeğindeki tohum, filizlenmişti. Küçük, zayıf ama canlı bir filiz.

"Orion," dedi. "Bu ne anlama geliyor?"

Rüya gelmedi. Ama madalyonun içinden, hafif bir ses geldi. Bir fısıltı gibi. "Başlangıç."

Kaelen gözlerini açtı. Kristali avucuna aldı, madalyonun yanına koydu. İkisi de parladı, sonra söndü.

Sabah olacaktı. Ve yeni bir ders onu bekliyordu. Ama şimdi, içinde bir şey değişmişti. Yalnız değildi. Rowan arkadaşıydı. Lyra... Lyra neydi? Bilmiyordu. Ama onun da bir şeyler hissettiğini biliyordu. Soğuğun ardında, sıcak bir şey vardı.

Kaelen yatağına uzandı, kristali yastığının altına koydu. Uykuya dalarken, altın ışık, rüyalarında dans etti.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr