Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 7: Ruh Tohumu


Eğitmen Xian'ın dersinden sonraki üç gün, Kaelen için bir uyanış dönemi oldu. Her sabah güneş doğmadan kalkıyor, okulun doğu terasına çıkıyor, bulutların üzerinde oturup nefes alıyordu. İçindeki sıcaklık artık bir dere değil, durmadan akan bir nehirdi. Göbeğinin altındaki nokta, her geçen gün daha da belirginleşiyor, sanki küçük bir ışık tohumu orada filizlenmeyi bekliyordu.

Rowan ona sabahları eşlik ediyor, ateşini kontrol etmeye çalışıyordu. Çoğu zaman başaramıyor, alevler avuçlarında patlıyor, saçlarını yakacak gibi oluyordu. Ama pes etmiyordu. Her başarısızlıkta dişlerini sıkıyor, tekrar deniyordu.

"Seninki neden bu kadar kolay?" diye sordu Rowan üçüncü sabah, avucundaki alevleri söndürmeye çalışırken. "Benimki sanki canavar gibi. Durmuyor, dinlemiyor."

Kaelen, Rowan'ın yanına oturdu. "Xian, 'zorlama' demişti. Sen zorluyorsun."

"Zorlamasam hiç olmuyor!"

"Belki de zorlamaman gereken şey, ateşin kendisidir."

Rowan kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?"

Kaelen düşündü. Dağlarda, rüzgârı nasıl dinlediğini hatırladı. Rüzgârı durdurmaya çalışmazdı; onunla birlikte hareket ederdi. "Ateşin, senin parçan. Onu kontrol etmeye çalışma. Onunla birlikte ol."

Rowan bir an duraksadı. Gözlerini kapadı. Avuçlarında alevler yeniden belirdi, bu sefer daha yavaş, daha... uyumlu. Alevler dans etti, bir top haline geldi, sonra söndü. Rowan gözlerini açtığında, yüzünde şaşkınlık vardı.

"Oldu," dedi fısıltıyla. "İlk kez... kontrol edebildim."

Kaelen gülümsedi. "Göreceksin, daha da iyi olacak."

Rowan ona baktı, gözlerinde minnet vardı. "Sen... tuhafsın, Fırtınadan Doğan. İyi ki geldin."

Dördüncü gecenin sabahı, Kaelen rüyasında Orion'u gördü.

Altın ejderha, bu sefer daha da büyüktü. Pullarından dökülen ışık, tüm rüyayı aydınlatıyordu. Ama Orion'un gözlerinde, önceki rüyadaki huzur yoktu. İçinde bir telaş, bir acele vardı.

"Zaman daralıyor," dedi Orion, sesi rüzgâr gibi uğuldayarak. "Tohumunu oluşturmalısın. Şimdi."

"Nasıl?" diye sordu Kaelen.

"Qi'n zaten hazır. Sadece onu bir noktada yoğunlaştır. Göbeğinin altında, bedeninin en derin noktasında. Tüm nehri o noktaya çek. Orada biriktir. Sıkıştır. Ta ki bir tohum haline gelene kadar."

"Ama Xian, zorlamamam gerektiğini söyledi."

Orion'un gözleri parladı. "Xian, senin Qi'nin diğerleri gibi olmadığını biliyor. Onunki gibi zorlamak yanlış olur. Ama senin Qi'n... o benim kanımdan geliyor. O zaten tohumu taşıyor. Sadece onu uyandırman gerekiyor."

Kaelen başını salladı. "Anlıyorum."

"Dikkatli ol," dedi Orion, gövdesi ışığa karışmaya başlarken. "Tohumunu oluşturduğunda, herkes görecek. Ve herkes, senin ne olduğunu merak edecek. Düşmanların... çoğalacak."

Işık söndü. Kaelen gözlerini açtı.

Hava daha aydınlanmamıştı. Odasında tek başına, yatağında oturuyordu. Ama içindeki nehir, hiç olmadığı kadar güçlü akıyordu. Sanki Orion'un sözleri, onu çağırmıştı.

Kaelen gözlerini kapadı. Nefes aldı. İçindeki nehri hissetti. Onu göbeğinin altına, o küçük noktaya doğru yönlendirdi. Qi, itaat eder gibi aktı. Toplandı. Sıkıştı.

Acı başladı. Sanki göbeğinin altında bir ateş yakılmıştı. Dişlerini sıktı, nefesini tuttu. Xian'ın sözleri geldi aklına: "Zorlama." Ama Orion'un sözleri de: "Şimdi."

Acı büyüdü. Kaelen terlemeye başladı, bedeni titriyordu. Ama bırakmadı. Qi'yi o noktaya pompalamaya devam etti. Nehir, sel oldu, taştı, her şeyi önüne kattı.

Ve sonra, bir anda, acı kesildi.

Göbeğinin altında, küçük, sıcak, canlı bir şey vardı. Bir tohum. Ruh Tohumu.

Kaelen gözlerini açtığında, odasının her yeri altın ışıkla doluydu. Işık, duvarlardan sızıyor, pencereden dışarı taşıyor, bulutların üzerinde bir an için güneşi bile solluyordu. Sonra yavaşça söndü, içine çekildi, tohumun içinde hapsoldu.

Kaelen ellerine baktı. Titriyorlardı. Ama içinde, daha önce hiç hissetmediği bir güç vardı. Küçük, zayıf, ama derin. Sanki bedeninin tam merkezinde, sonsuz bir kuyu açılmıştı.

Tohum, filizlenmeyi bekliyordu.

O sabah, okulda fısıltılar başladı.

Yemekhanede, Rowan'ın yanına oturduğunda, herkesin ona baktığını hissetti. Gözlerde merak, korku, kıskançlık... hepsi vardı.

"Ne oldu?" diye sordu Rowan, gözleri parlayarak. "Sabah ışığı gördüm. Odandan geldi. Herkes gördü."

"Ruh Tohumu'nu oluşturdum," dedi Kaelen sessizce.

Rowan'ın ağzı açık kaldı. "Daha bir hafta olmadı... bu normalde aylar alır. Nasıl?"

"Bilmiyorum. Oldu işte."

Rowan bir an sustu, sonra güldü. "Tabii ki oldu. Sen, Fırtınadan Doğan. Her şeyi 'oldu işte' ile açıklıyorsun." Omzuna vurdu. "Tebrikler, arkadaşım. Gerçekten tebrikler."

Ama masanın öteki ucunda, Caelus Vane'in yüzü asılmıştı. Yelpazesini kapamış, parmaklarıyla masaya vuruyordu. Yanındaki öğrenciler, ona çekinerek bakıyorlardı.

"Bir haftada Ruh Tohumu," dedi Caelus, sesi soğuk. "Benim iki ayımı aldı."

"O bir köylü," dedi yanındaki iri yarı öğrenci, dün gece Kaelen'e saldıranlardan biri. "Şans eseri."

Caelus başını çevirdi, adama baktı. O bakışta, adam geri çekildi. "Şans mı?" dedi Caelus. "Şans, Ruh Tohumu oluşturmaz." Ayağa kalktı. "Onu izleyin. Ne yapıyorsa, bana bildirin."

"Emredersiniz," dedi adam.

Caelus, yemekhaneden çıkarken Kaelen'e son bir kez baktı. Gözlerinde, kıskançlığın ötesinde bir şey vardı. Korku muydu? Yoksa... tanıma mı?

Öğleden sonra, Eğitmen Seraphina, Kaelen'i odasına çağırdı.

Oda, okulun en yüksek kulesindeydi. Duvarlar kitaplarla doluydu, ortada büyük bir masa, masanın üzerinde ise parlayan kristaller vardı. Seraphina, pencerenin önünde duruyor, bulutların üzerinde yükselen güneşe bakıyordu.

"Ruh Tohumu'nu oluşturduğunu duydum," dedi arkasını dönmeden.

"Evet, Eğitmen."

Seraphina döndü. Gözlerinde, Kaelen'in daha önce görmediği bir ifade vardı. Endişe. "Bir hafta. Bu, bu okulun tarihinde görülmemiş bir şey."

"Bilmiyordum, Eğitmen."

"Biliyorum." Seraphina masasına yürüdü, bir kristal aldı. Kristal, Kaelen'in Qi'si gibi altın rengi parlıyordu. "Bazı öğretmenler, bunun normal olmadığını söylüyor. Hatta... tehlikeli olduğunu."

"Tehlikeli mi?"

Seraphina kristali bıraktı. "Her büyük güç, bir bedel taşır. Senin Qi'n... farklı. Onu kimse tanımıyor. Bu, seni güçlü kılar, ama aynı zamanda hedef haline getirir."

"Caelus mu?"

Seraphina gülümsedi, ama gülümsemesi hüzünlüydü. "Caelus, görünen düşman. Ama görünmeyenler... daha tehlikelidir." Elini Kaelen'in omzuna koydu. "Dikkatli ol. Ve bana güven. Sana yardım edeceğim, ama sen de kendine yardım etmelisin."

Kaelen başını salladı. "Anlıyorum."

Seraphina başını salladı. "Git şimdi. Dinlen. Yarın erken saatte burada ol. Sana özel bir eğitim programım var."

Kaelen odadan çıkarken, Seraphina'nın arkasından fısıldadığını duydu: "Fırtınadan Doğan... umarım fırtınaya hazırsındır."

O gece, Kaelen uyuyamadı.

Tohum, içinde durmadan titreşiyor, sanki ona bir şey söylemek istiyordu. Madalyon ısınıyor, kristal ise yastığının altında hafifçe parlıyordu. Üçü arasında bir bağ vardı; anlamıyordu ama hissediyordu.

Gece yarısını geçtiğinde, kapısının önünde bir ses duydu.

Ayak sesleri. Hafif, sessiz, ama net. Bir değil, iki kişiydi. Kaelen yatağında doğruldu, nefesini tuttu. Kapının aralığından, bir gölge geçti. İkinci gölge, daha iri.

Kapı yavaşça açıldı.

Kaelen yatağından sessizce indi, ayaklarını yere basmadan hareket etti. Dağlarda avcılardan gizlenmeyi öğrenmişti. Bedenini duvara yapıştırdı, nefesini tuttu.

Kapı tamamen açıldı. İki siluet içeri sızdı. Biri elinde bir bıçak tutuyordu, bıçağın üzerinde Qi titreşiyordu. Diğeri ise bir ip taşıyordu, ipin ucu bir ilmek yapılmıştı.

"Yatakta," diye fısıldadı bıçaklı olan. "Hareketsiz."

İkisi yatağa doğru yaklaştı. Bıçak havada parladı, yastığa saplandı.

Ama yatak boştu.

"Nerede?" diye fısıldadı ipli olan, panikle.

"Burada," dedi Kaelen.

Sesi, duvardan geldi. İkisi birden döndü. Kaelen, karanlıkta gözleri parlayarak duruyordu. İçindeki tohum, ona güç veriyordu. Korkmuyordu. Öfke vardı, evet. Ama korku yoktu.

"Kim gönderdi?" diye sordu.

Bıçaklı olan cevap vermedi. Bıçağını kaldırdı, üzerine atıldı. Kaelen geri çekildi, bıçak omzunu sıyırdı. Acıdı ama dayandı. İçindeki Qi'yi çağırdı, avucunda altın bir ışık parladı. Işık, bıçaklı olanın gözlerini kamaştırdı, bir an ne yapacağını şaşırdı.

O an yeterliydi.

Kapı açıldı, bir alev topu içeri uçtu. Bıçaklı olanın eline çarptı, bıçak yere düştü. İpli olan, çığlık atarak geri çekildi.

"Seni pislikler!" Rowan'ın sesi, koridordan geldi. Elinde alevler dans ediyor, gözleri ateş gibi parlıyordu. "İkinizi de yakacağım!"

İkili, Rowan'ı görünce panikle kapıya koştu. Ama koridorda, onları bekleyen başka biri vardı.

Lyra.

Buz mavisi gözleri, karanlıkta soğuk bir ay gibi parlıyordu. Ellerini kaldırdı, havada ince buz iplikleri belirdi. İplikler, ikilinin ayaklarına dolandı, onları yere çaktı.

"Kim gönderdi?" diye sordu Lyra, sesi o kadar soğuktu ki ikilinin dişleri takırdamaya başladı.

"Kimse... kimse göndermedi," dedi ipli olan, titreyerek.

Lyra parmağını oynattı. Buz iplikleri sıkıştı, adamın ayak bileklerinden kan aktı. "Son şans."

"Caelus!" diye haykırdı bıçaklı olan. "Caelus gönderdi! Babasına iyi görüneceğiz, dedi. Onu ortadan kaldırırsak, bize üst seviye teknikler vereceğini söyledi!"

Lyra'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu. Buz ipliklerini çözdü, ikili yere yığıldı. "Gidin. Ve bir daha görünmeyin. Yoksa bir daha buzlarınızı çözmem."

İkili, sürünerek koridorda kayboldu.

Rowan alevlerini söndürdü, Kaelen'in yanına koştu. "İyi misin? Omzun kanıyor."

"Hafif," dedi Kaelen. Lyra'ya baktı. "Teşekkür ederim. İkinize de."

Lyra başını çevirdi. "Caelus'un babası Lord Vane, okul konseyinde. Ona dokunamayız. Ama o bize dokunabilir."

"Ne yapacağız?" diye sordu Rowan.

Kaelen omzundaki yaraya baktı. Kan, parmaklarına bulaşmıştı. İçindeki tohum, sanki ona bir şey fısıldıyordu. "Büyüyeceğiz," dedi. "Ona yetişeceğiz. Ve sonra... kimsenin bize dokunamayacağı kadar güçlü olacağız."

Lyra, ilk kez ona doğrudan baktı. Gözlerinde, daha önce görmediği bir şey vardı. Umut muydu? Yoksa sadece merak mı?

"Büyümek," dedi Lyra, "zaman alır."

"O zaman," dedi Kaelen, "zamanı iyi kullanacağız."

Üçü, karanlık koridorda öylece durdular. Rowan'ın avuçlarında alevler dans ediyor, Lyra'nın etrafında buz tanecikleri uçuşuyor, Kaelen'in içinde ise altın bir tohum filizlenmeyi bekliyordu.

Fırtına başlıyordu. Ve onlar, fırtınanın ortasında, birbirlerine tutunuyorlardı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr