Bölüm 12: Gece Çalışmaları

avatar
38 7

Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 12: Gece Çalışmaları


Disiplin kurulunun üzerinden üç gece geçmişti. Gündüzleri Kaelen, diğer öğrenciler gibi derslere giriyor, Qi kontrolü çalışıyor, Eğitmen Seraphina'nın gözetiminde temel teknikleri öğreniyordu. Ama geceleri, odasının kapısını kilitlediğinde, gerçek çalışmaları başlıyordu.

Parşömen, yastığının altında saklıydı. Her gece, okulun ışıkları söndükten sonra onu çıkarıyor, mum ışığında harfleri okuyordu. Kalbin Yıldırımı – Yıldırım Ruhunun Adımı.

İlk gece, sadece okumakla geçti. Metni defalarca okudu, her kelimeyi ezberledi. "Qi'yi kalpte toplamak. Kalbin ateşiyle Qi'yi kaynaştırmak. Nefesle birlikte yıldırımı avuçlara yönlendirmek. Yıldırımı serbest bırakmak." Dört adım. Basit görünüyordu. Ama değildi.

İkinci gece, ilk adımı denedi.

Gözlerini kapadı, derin nefes aldı. İçindeki nehri hissetti. Ruh Tohumu, göbeğinin altında sıcak ve canlı duruyordu. Qi'sini tohumdan alıp yavaşça yukarı, göğsüne, kalbine doğru yönlendirdi.

Nehir aktı. Göğsüne ulaştığında, bir an için her şey sıcak ve aydınlıktı. Ama sonra, Qi dağıldı. Kalbinde toplanmak yerine, boşluğa yayıldı, kayboldu.

Kaelen gözlerini açtı. Parmakları titriyordu. Başaramamıştı.

Tekrar denedi. Aynı sonuç.

Üçüncü denemede, Qi'sini kalbine ulaştırdığında bir direnç hissetti. Sanki kalbinin etrafında görünmez bir duvar vardı. Qi, o duvarı aşamıyor, geri dönüyordu. Kaelen zorladı. Dişlerini sıktı, tüm gücünü topladı.

Acı geldi. Göğsünde, sanki biri ateşten bir bıçak saplamıştı. Nefesi kesildi, bir an için nefes alamadı. Qi, kontrolsüzce bedenine yayıldı, parmak uçlarına kadar ulaştı. Parmak uçlarında, altın bir ışık çatladı, sonra söndü.

Ama o çatlama, parmaklarını yaktı.

Kaelen ellerine baktı. İşaret ve orta parmaklarının uçları kıpkırmızı olmuş, derileri soyulmaya başlamıştı. Acı, keskin ve derindi. Ama içindeki tohum, ona bir şey fısıldıyordu: Yakın. Ama doğru yoldasın.

Üçüncü gece, Kaelen daha dikkatli başladı.

Xian'ın sözlerini hatırladı: "Zorlama. Qi'ni zorlama." Orion'un sesini: "Sadece izle." Belki de yanlış yapıyordu. Belki de Qi'yi kalbine zorla sokmaya çalışmak, onu itmek doğru değildi. Belki de... çağırmalıydı.

Gözlerini kapadı. Derin nefes aldı. İçindeki nehri hissetti, onu izledi. Tohumdan çıkıp göğsüne doğru yükselen akıntıyı. Bu sefer, onu itmedi. Sadece izledi. Nereye gitmek istediğini gördü. Qi, kalbinin etrafında dönüyor, duvarı aşmaya çalışıyor, ama geri dönüyordu.

Kaelen, nefesini yavaşlattı. Qi'yi değil, kalbini dinledi. Kalbinin atışını. Atışlar, yavaş, düzenli, güçlüydü. Her atışta, içinde küçük bir ateş yanıyordu. Orion'un dediği gibi: "Kalbindeki ateşi bul."

O ateşi buldu. Küçük, sönük, ama canlı. Qi'sini çağırdı, o ateşe doğru yönlendirdi. Qi, bu sefer dirençle karşılaşmadı. Ateş, onu içine çekti, kucakladı.

Ve bir anda, Kaelen'in göğsü aydınlandı.

Altın bir ışık, kalbinden yayıldı, göğüs kafesini, omuzlarını, kollarını doldurdu. Işık o kadar parlaktı ki göz kapaklarının ardından bile görüyordu. Nefes aldı, ışığı kollarından avuçlarına yönlendirdi.

Avuçlarında, küçük bir yıldırım çatladı.

Kaelen gözlerini açtı. Avuçlarının arasında, incecik, altın rengi bir elektrik akımı dans ediyordu. Küçüktü, zayıftı, bir an sonra sönecek gibiydi. Ama oradaydı. Gerçekti.

Gülümsedi. Parmak uçlarındaki yanıklar hâlâ acıyordu. Ama avuçlarındaki yıldırım, o acıyı unutturuyordu.

Sonra yıldırım söndü. Qi'si tükenmişti. Kaelen, yatağına yığıldı, derin nefesler alıyordu. Çok yorgundu. Ama içinde, daha önce hiç hissetmediği bir tatmin vardı. İlk adımı geçmişti.

Dördüncü gece, Kaelen daha da ileri gitmek istedi.

İlk adımı artık yapabiliyordu. Qi'sini kalbinde topluyor, kalbin ateşiyle kaynaştırıyor, avuçlarına yönlendiriyordu. Ama yıldırım, sadece bir an için kalıyor, sonra sönüyordu. Onu serbest bırakmayı, hedefe göndermeyi öğrenmeliydi.

Parşömendeki üçüncü adımı okudu: "Nefesle birlikte yıldırımı avuçlara yönlendir." Bunu yapabiliyordu. Dördüncü adım: "Yıldırımı serbest bırak."

Kaelen, avuçlarında yıldırımı oluşturdu. Küçük, altın bir akım, parmaklarının arasında dans ediyordu. Nefes aldı, yıldırımı avuçlarından dışarı itmeye çalıştı.

Yıldırım, avuçlarından çıkmadı. Geri tepip parmaklarına çarptı.

Acı, keskin ve yakıcıydı. Kaelen, ellerini sallayarak acıyı bastırmaya çalıştı. Parmakları yine yanmıştı, bu sefer daha da kötüydü. Derileri kızarmış, kabarmıştı.

Dişlerini sıktı. Tekrar denedi.

Aynı sonuç. Yıldırım, avuçlarından çıkmak istemiyor, sanki bedenine yapışıyor, serbest kalmak yerine içine işliyordu.

Beşinci denemede, Kaelen'in sabrı tükenmek üzereydi. Parmakları o kadar yanmıştı ki artık hareket ettirmekte zorlanıyordu. Ama bırakmadı. Xian'ın sözleri geldi aklına: "Sabır, en büyük erdemdir."

Nefes aldı. Sakinleşti. Parmak uçlarındaki acıyı kabul etti. Avuçlarında yıldırımı yeniden oluşturdu. Bu sefer, onu itmeye çalışmadı. Sadece nefes verdi, yıldırımı avuçlarından usulca bıraktı.

Yıldırım, avuçlarından süzüldü, havada bir an asılı kaldı, sonra odanın duvarına çarptı. Küçük bir çatlak oluştu, birkaç toz zerresi düştü. Ama yıldırım, oradaydı. Hedefi bulmuştu.

Kaelen, ellerine baktı. Parmakları yanmış, kabarmış, kan içindeydi. Ama gülümsüyordu. Başarmıştı. Küçük bir başarıydı, belki de hiçbir şeydi. Ama onundu.

Sabah olduğunda, Rowan Kaelen'i yemekhanede buldu. Ellerini masanın altına saklamış, kimseye göstermemeye çalışıyordu. Ama Rowan fark etti.

"Ellerin ne oldu?" diye sordu, sesini alçaltarak.

"Bir şey yok," dedi Kaelen.

Rowan, masanın altına uzandı, Kaelen'in ellerini tuttu. Yanıkları gördü. Parmak uçları kıpkırmızı, derileri soyulmuş, kabarcıklar oluşmuştu.

"Kaelen!" diye fısıldadı Rowan, endişeyle. "Bu ne? Tekniği mi çalışıyorsun?"

"Sessiz ol," dedi Kaelen, elini çekerek. "Kimse duymasın."

Rowan, masaya eğildi, sesini iyice alçalttı. "Delirdin mi? Xian seni uyardı. O tekniğin bedeli büyük, dedi."

"Biliyorum. Ama öğrenmem gerekiyor."

"Parmaklarını mahvediyorsun!"

Kaelen, ellerine baktı. Acıyordu, evet. Ama içindeki tohum, ona güç veriyordu. "İyileşir," dedi. "Önemli olan öğrenmek."

Rowan, derin bir nefes aldı, başını salladı. "Tamam. Ama sakın kendini mahvetme. Lyra öğrenirse, ikimizi de dondurur."

Kaelen gülümsedi. Lyra. Ona henüz söylememişti. Ama Lyra'nın her şeyi bildiğinden emindi. O kız, hiçbir şeyi kaçırmazdı.

O gece, Kaelen odasında yine çalışıyordu. Parmakları sargılarla kaplıydı; Lyra sabah ona buz uygulamış, şişlikleri indirmişti. Sormamıştı neden. Sadece soğuk parmaklarını onun ellerine dokundurmuş, acıyı dondurmuştu.

"Dikkatli ol," demişti, arkasını dönüp giderken. Sesi hâlâ soğuktu, ama içinde bir şey vardı. Endişe.

Şimdi, Kaelen parşömeni önüne açmış, dördüncü adımı tekrar tekrar çalışıyordu. Yıldırımı avuçlarında oluşturuyor, serbest bırakıyor, duvarda küçük çatlaklar oluşturuyordu. Her seferinde yıldırım biraz daha güçlü, biraz daha kontrollü oluyordu. Ama her seferinde, parmakları da biraz daha yanıyordu.

Gece yarısını geçtiğinde, Kaelen yorgunluktan yere yığıldı. Parmakları o kadar yanmıştı ki artık sargıları değiştirecek gücü bile yoktu. Tavanı izledi, derin nefesler alıyordu.

Kapı hafifçe açıldı.

Lyra. Elinde bir tas buzlu su, yanında temiz bezlerle içeri süzüldü. Kaelen'in yanına oturdu, sessizce ellerini aldı. Sargıları çözdü, yanıkları inceledi. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ama elleri, çok dikkatli, çok nazikti.

"Kaç gecedir çalışıyorsun?" diye sordu.

"Dört."

"Her gece?"

"Her gece."

Lyra sustu. Bezleri buzlu suya batırdı, Kaelen'in parmaklarını sardı. Soğuk, acıyı dindirdi. Kaelen rahat bir nefes aldı.

"Neden?" diye sordu Lyra. "Neden bu kadar acele ediyorsun?"

Kaelen, Lyra'nın gözlerine baktı. Buz mavisi, soğuk, ama derin. "Caelus beklemeyecek. Babası da. Bir sonraki hamlelerini bilmiyorum. Ama hazır olmalıyım."

Lyra başını salladı. "Anlıyorum." Bir an sustu. "Ama kendini mahvedersen, hazır olamazsın."

Kaelen gülümsedi. "Lyra Frost mu beni uyarıyor? Buz Kraliçesi'nin kalbi mi eridi?"

Lyra'nın yüzünde bir an için bir kıpırtı oldu. Gülümsemeye benzer bir şey. Ama hemen kayboldu. "Sadece mantıklı düşünüyorum. Yanmış parmaklarla savaşamazsın."

Ellerini bıraktı, ayağa kalktı. Kapıya yürüdü, sonra durdu. "Yarın gece, ben de geliyorum."

"Ne?"

"Çalışmana yardım edeceğim. Buzum, yanıklarını iyileştirir. Daha fazla çalışabilirsin." Arkasını dönmeden, "Ama fazla zorlarsan, seni dondururum," dedi.

Kapı kapandı. Kaelen, arkasından baktı, gülümsüyordu. Parmakları hâlâ acıyordu. Ama içinde, sıcak bir şey vardı. Soğuğun içindeki sıcaklık.

Parşömeni katladı, yastığının altına koydu. Yatağına uzandı, gözlerini kapadı. Rüyasında, altın bir yıldırım gördü. Gökyüzünü kesiyor, bulutları dağıtıyor, yeri titretiyordu. Ve yıldırımın ortasında, Orion'un gözleri parlıyordu.

"Devam et," dedi ejderhanın sesi. "Yolun başındasın. Ama sonunu göreceksin."

Kaelen, rüyada gülümsedi. "Göreceğim."






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr