Bölüm 13: Okul Turnuvası Duyurusu

avatar
27 4

Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 13: Okul Turnuvası Duyurusu


Kaelen, "Kalbin Yıldırımı" tekniğinin temelini öğreneli bir hafta olmuştu. Artık avuçlarında küçük bir yıldırım oluşturabiliyor, onu bir hedefe gönderebiliyordu. Ama yıldırım hâlâ zayıftı, bir mum alevi kadar güçsüzdü. Parmak uçlarındaki yanıklar iyileşmişti; Lyra'nın her gece uyguladığı buz, acıyı dindirmiş, iz bırakmadan geçmesini sağlamıştı. Ama her çalışmada, her başarısızlıkta, yeni yanıklar ekleniyor, Lyra'nın soğuk parmakları onları tekrar iyileştiriyordu.

Sabah derslerinin başlamasına bir saat kala, Kaelen odasında parşömeni katlayıp yastığının altına saklıyordu. Parmak uçları yine kızarıyordu. Dün gece yıldırımı serbest bırakmayı onuncu kez denemiş, başarmıştı ama bedeli ağır olmuştu. Yıldırım, hedefteki taşı parçalamıştı. Aynı anda parmakları da paramparça olmuş gibi yanmıştı.

Kapı çalındı.

"Kaelen! Çabuk ol!" Rowan'ın sesi, koridordan geliyordu. "Ana salonda bir şey oluyor. Herkes toplanıyor!"

Kaelen parşömenin yerinde olduğundan emin olup kapıyı açtı. Rowan'ın yüzü heyecanla parlıyordu, saçları her zamankinden daha dağılmış, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

"Ne oldu?"

"Bilmiyorum! Ama Eğitmen Seraphina tüm birinci sınıfları çağırdı. Lyra çoktan gitti. Hadi!"

Kaelen, Rowan'ın peşinden koridorlarda koşmaya başladı. Diğer öğrenciler de aynı yöne akıyor, herkesin yüzünde aynı merak ifadesi vardı. Ana salonun devasa kapıları ardına kadar açılmış, içeriden bir uğultu geliyordu.

Salona girdiklerinde, yüzlerce öğrencinin toplandığını gördüler. Birinci sınıflar önde, üst sınıflar arkada dizilmişti. Salonun ortasındaki platformda, Eğitmen Seraphina duruyordu. Yanında, okulun diğer eğitmenleri de sıralanmıştı. Xian da oradaydı, her zamanki gibi sessiz, gözleri yarı kapalı, sanki uyukluyor gibiydi. Ama Kaelen, onun her şeyi gördüğünü biliyordu.

Seraphina elini kaldırdı. Salon aniden sessizleşti.

"Değerli öğrenciler," dedi Seraphina, sesi salonun her köşesine yayılarak. "Bugün sizlere müjdelemek istediğim bir haber var. Bir ay sonra, okulumuzun geleneksel Yeni Çırak Turnuvası düzenlenecek."

Salonda bir heyecan dalgası yükseldi. Fısıltılar, kıkırdamalar, heyecanlı bakışlar... Kaelen, Rowan'a döndü. "Bu turnuva nedir?"

Rowan'ın gözleri parlıyordu. "En büyük olay! Her yıl birinci sınıflar arasında düzenlenir. Kazanan, okulun en yetenekli çırağı ilan edilir. Ama ödül..." Rowan'ın sesi titredi. "Ödül her yıl değişir. Geçen yıl üst seviye bir Qi kristaliydi. Ama bu yıl..."

Seraphina devam etti. "Bu yılın birincilik ödülü, okul konseyinin özel izniyle, ikinci seviye bir Ruh Çekirdeği olacaktır."

Salonda bir an için tam bir sessizlik oldu. Sonra, fısıltılar patladı. Ruh Çekirdeği. İkinci seviye. Bu, birinci sınıf öğrencileri için neredeyse ulaşılmaz bir hazineydi.

Kaelen'in içindeki tohum, duyduğu anda titreşti. Ruh Çekirdeği. Kendi Ruh Tohumu'nu oluşturmuştu, ama Çekirdek... Çekirdek, bir sonraki seviyeydi. Onu elde eden, gücünü katlayabilirdi.

"Ruh Çekirdeği mi?" diye fısıldadı Rowan, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. "Bu, normalde üçüncü sınıfların bile zor elde ettiği bir şey. Kim verdi bunu?"

Kaelen'in gözleri, salonun diğer ucuna kaydı. Caelus Vane orada duruyordu, yelpazesini açmış, etrafındaki öğrencilere kibirli bir gülümsemeyle bakıyordu. Babası Lord Vane, okul konseyindeydi. Bu ödülün onaylanmasında onun parmağı olduğundan şüphelenmek zor değildi. Ama neden? Caelus zaten Ruh Çekirdeği seviyesindeydi. Onun için ikinci seviye bir Çekirdek, daha da ileri gitmek demekti.

"Kaelen," dedi Rowan, sesini alçaltarak. "Caelus da katılacak. O zaten Ruh Çekirdeği seviyesinde. Onu kimse yenemez."

"Yenebilirim," dedi Kaelen.

Rowan ona baktı. Kaelen'in gözlerinde, o altın parıltı vardı. Fırtınadan Doğan'ın parıltısı.

"Daha bir ay var," dedi Kaelen. "Yeter."

Seraphina, turnuvanın kurallarını açıkladı. Katılmak isteyen her birinci sınıf öğrencisi, ön eleme sınavını geçmek zorundaydı. Ön eleme, iki hafta sonra yapılacaktı. Turnuvanın kendisi ise bir ay sonra, üç gün sürecekti. Dövüşler teke tek, eleme usulüydü. Son kalan, birincilik ödülünü alacaktı.

"Katılmak isteyenler, bugünden itibaren Eğitmen Xian'a başvurabilir," dedi Seraphina. "Hepinize başarılar."

Salon dağılırken, Kaelen Xian'ın yanına gitti. Yaşlı eğitmen, hâlâ gözleri yarı kapalı, sanki onu beklemiyormuş gibi duruyordu.

"Katılmak istiyorum," dedi Kaelen.

Xian'ın gözleri açıldı. Derin, kadim, her şeyi gören gözler. "Biliyorum."

"Beni durdurmaz mısınız?"

Xian gülümsedi. Dağlardaki yaşlı bir çam ağacının rüzgârda hafifçe sallanması gibi bir gülümsemeydi bu. "Durdurmak mı? Neden?"

"Tekniğim henüz hazır değil. Çok zayıf."

"Zayıf," dedi Xian, başını sallayarak. "Ama büyüyor. Bir ay, bir tohumun filizlenmesi için yeterlidir. Yeter ki suyunu iyi versin."

Kaelen başını eğdi. "Teşekkür ederim, Eğitmen Xian."

Xian, elini Kaelen'in omzuna koydu. Eli, yaşlıydı ama güçlüydü. "Unutma, Fırtınadan Doğan. Turnuvada sadece güç değil, akıl da savaşır. Rakiplerini tanı. Onların zayıflıklarını bul. Ve asla..." Gözleri, birden ciddileşti. "Asla, öfkenin kontrolü ele almasına izin verme. Öfke, yıldırımı kör eder."

Kaelen başını salladı. "Anlıyorum."

Xian elini çekti, arkasını döndü. Birkaç adım attıktan sonra durdu. "O gece çalışmalarına devam et. Ama sabahları da uyu. Uykusuz bir savaşçı, ölü bir savaşçıdan farksızdır."

Kaelen'in yüzü kızardı. Xian, her şeyi biliyordu. Gece çalışmalarını, yanmış parmaklarını, Lyra'nın ziyaretlerini... Her şeyi.

"Anlaşıldı, Eğitmen."

Kaelen, Rowan ve Lyra'yı kütüphanenin arka bahçesinde buldu. Rowan, bir taşın üzerine oturmuş, avucunda küçük alevlerle oynuyordu. Lyra ise duvara yaslanmış, elindeki kristali inceliyordu. Kaelen'in Qi'sini sakladığı kristal. Hâlâ içinde altın bir ışık dans ediyordu.

"Katılıyorum," dedi Kaelen, yanlarına oturarak.

Rowan alevleri söndürdü. "Biliyorum. Xian'a gittiğini gördüm."

"Sen de katılacak mısın?" diye sordu Kaelen.

Rowan güldü, ama gülüşünde bir acı vardı. "Geçen yıl katıldım. İlk turda elendim. Ateşim kontrolsüzdü, rakibimin Qi kalkanını delemedim, kendim yandım." Ellerine baktı. Parmaklarında, geçen yıldan kalma yanık izleri hâlâ duruyordu. "Bu yıl... belki."

"Katıl," dedi Lyra, sessizce. Kristali avucunda döndürdü. "Ateşin artık daha kontrollü. Kaelen sayesinde."

Rowan, Kaelen'e baktı. Gözlerinde minnet vardı. "Belki. Ama sen, Lyra? Katılacak mısın?"

Lyra sustu. Kristali avucunda sıktı, parmaklarının arasında ince buz iplikleri dans etmeye başladı. "Buz kanım... çok fazla kullanırsam, bedelini öderim. Turnuvada birden fazla dövüş yapmak zorundayım. Her dövüşte buz kullanırsam..."

"Ölür müsün?" diye sordu Kaelen, doğrudan.

Lyra'nın yüzünde bir an için bir şey kırıldı. Soğuk kabuğunun altından, korku sızdı. Ama hemen toparlandı. "Ölmem. Ama... geri dönüşü olmayan bir noktaya gelebilirim. Buz kanı, bedeni dondurur. Her kullanışta, bir parçam daha donar."

Kaelen, Lyra'nın elini tuttu. Eli, buzdan soğuktu. Ama Kaelen'in avucundaki sıcaklık, onu ısıtmaya yetmedi.

"Kazanmak zorunda değilsin," dedi Kaelen. "Ama katıl. Denemek, kaybetmekten iyidir."

Lyra, Kaelen'in gözlerine baktı. Buz mavisi gözler, altın parıltıyla buluştu. "Denemek," diye tekrarladı. "Belki."

Rowan ayağa kalktı, kollarını açtı. "O zaman karar verildi! Üçümüz de katılıyoruz. Ön eleme iki hafta sonra. Çalışmamız lazım!"

"Ben çalışıyorum zaten," dedi Kaelen, gülümseyerek.

Rowan, Kaelen'in parmak uçlarındaki yanık izlerini gördü. Yüzü ciddileşti. "Kaelen... o teknik... gerçekten turnuvaya hazır olacak mı?"

Kaelen ellerine baktı. Yanıklar iyileşmişti ama izleri kalmıştı. Her bir iz, bir başarısızlığın, bir denemenin hatırasıydı. Ama aynı zamanda, her bir iz, biraz daha yaklaştığının da kanıtıydı.

"Hazır olacak," dedi. "Olmalı."

O gece, Kaelen yine çalıştı. Ama bu sefer, gece yarısını geçmedi. Xian'ın sözlerini hatırladı: "Uykusuz bir savaşçı, ölü bir savaşçıdan farksızdır."

Avuçlarında yıldırımı oluşturdu. Küçük, altın bir akım, parmaklarının arasında dans ediyordu. Nefes aldı, yıldırımı serbest bıraktı. Odanın karşı duvarındaki hedef taşına çarptı, küçük bir çatlak oluşturdu. Dün geceden daha büyük bir çatlak.

İlerleme kaydediyordu. Yavaştı, ama emindi.

Yatağına uzandı, gözlerini kapadı. Rüyasında, altın bir yıldırım gördü. Ama bu sefer, yıldırımın içinde bir şekil vardı. Bir ejderha. Orion. Kanatlarını açmış, gökyüzünde süzülüyor, ağzından yıldırımlar saçıyordu.

"Bir ay," dedi Orion'un sesi. "Yeterli mi?"

"Yeterli," dedi Kaelen.

"Peki ya düşmanların? Caelus, senden aylar önce Ruh Çekirdeği'ni oluşturdu. Teknikleri yılların birikimi. Senin ise sadece bir ayın var."

Kaelen, rüyada gülümsedi. "Bir ay, bir tohumun filizlenmesi için yeterlidir. Yeter ki suyunu iyi versin."

Orion'un gözlerinde, bir şey parladı. Gurur muydu? Yoksa sadece bir yansıma mı?

"Xian'ın sözlerini mi tekrarlıyorsun?"

"O bilgedir. Ben de ondan öğreniyorum."

Orion güldü. Ses, gök gürültüsü gibiydi. "Öğreniyorsun, evet. Belki de gerçekten hazırsın."

Işık söndü. Kaelen, gözlerini açtı. Sabah olmak üzereydi. Pencereden sızan ilk ışık, odasını altın rengine boyuyordu.

Ayağa kalktı, ellerini havaya kaldırdı. Parmak uçlarında, küçük bir yıldırım çatladı. Zayıftı, küçüktü. Ama canlıydı. Ve büyüyecekti.

"Bir ay," diye fısıldadı. "Yeter."







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr