Ejderha İmparatorluğu'nun Kayıp Kanı: Gökyüzüne İsyan - Bölüm 14: Lyra'nın Sırrı


Turnuvanın duyurusundan bu yana üç gece geçmişti. Kaelen, her gece olduğu gibi odasında "Kalbin Yıldırımı"nı çalışıyor, her sabah ise parmaklarındaki yeni yanıklarla uyanıyordu. Ama bu gece farklıydı. Gece yarısını geçmişti, odasının penceresinden sızan ay ışığı yerde gümüş bir halı gibi yayılıyordu. Kaelen yatakta uzanmış, tavanı izliyor, içindeki tohumun titreşimini dinliyordu.

Uyuyamıyordu.

Bir ses duydu. Hafif, ince, rüzgârın camı titretmesi gibi. Ama farklıydı. Sanki birinin nefesi, soğuktan donmuş bir camın üzerinde bıraktığı buhar gibi. Kaelen yataktan kalktı, pencereye yürüdü. Aşağıda, okulun arka bahçesinde, bir figür vardı.

Lyra.

Ay ışığında, siyah saçları gümüş gibi parlıyordu. Yalnızdı, her zamanki gibi. Ama bu gece, Kaelen onu izlemeye karar verdi. İçinde bir şey, ona gitmesini söylüyordu. Belki tohumdu, belki meraktı. Belki de, soğuğun ardındaki sıcaklığı bulma isteğiydi.

Sessizce odasından çıktı, koridorlarda yankı yapmamaya dikkat ederek yürüdü. Ayakları taş zemine basarken ses çıkarmıyordu. Dağlarda avcılardan gizlenmeyi öğrenmişti; bu yetenek, şimdi işine yarıyordu.

Arka bahçeye vardığında, bir ağacın arkasına gizlendi. Lyra, bahçenin ortasındaki taş platformda duruyordu. Gözleri kapalı, elleri yanlarında, derin nefes alıyordu. Etrafındaki hava, ondan yayılan soğukla titreşiyor, yerlerde ince bir buz tabakası oluşuyordu.

Sonra hareket etti.

Ellerini kaldırdı, parmakları havada dans etmeye başladı. Buz iplikleri, parmak uçlarından süzülüyor, havada şekiller oluşturuyordu. Önce bir çiçek, sonra bir kuş, sonra bir kılıç. Her şekil, bir an için havada asılı kalıyor, sonra eriyip kayboluyordu. Hareketleri zarif, ama aynı zamanda acı doluydu. Her kıpırdanışta, yüzünde bir gerilme oluyor, dudakları biraz daha morarıyordu.

Kaelen, Lyra'nın kollarına baktı. Kollarını sıyırmıştı; ince, soluk kollarında, mavi renkte damarlar gibi uzanan çizgiler vardı. Ama damar değildi bunlar. Buz izleri. Derinin altında, sanki donmuş bir nehir akıyor, yavaşça yayılıyordu. İzler, parmak uçlarından başlıyor, bileklerden dirseklere, dirseklerden omuzlara doğru ilerliyordu. Ve her geçen gün, biraz daha yayılıyorlardı.

Lyra, ellerini göğsünde birleştirdi. Buz iplikleri, bir araya gelerek küçük bir mızrak oluşturdu. Mızrağı havada tuttu, bir an için dengeledi, sonra platformun karşı ucundaki taş hedefe fırlattı. Mızrak, hedefi deldi geçti, taş paramparça oldu. Ama Lyra, mızrağı fırlattığı anda bir çığlık attı. Sesi boğuktu, acı doluydu.

Dizlerinin üzerine çöktü. Elleri yere değdiğinde, yer anında buz tuttu. Nefes alışverişi hızlandı, dudakları neredeyse maviye dönmüştü.

Kaelen, ağacın arkasından çıktı.

"Lyra."

Lyra'nın başı hızla döndü. Gözlerinde, ilk kez gördüğü bir ifade vardı. Korku. Ama hemen kayboldu, yerini soğuk bir maskeye bıraktı.

"Burada ne işin var?" dedi Lyra, sesi keskin. "Beni mi gözetliyordun?"

"Uyuyamadım. Sesini duydum." Kaelen, yavaşça yaklaştı. "Kollarını gördüm."

Lyra, kollarını hızla cübbesinin içine çekti. "Görmemelidin."

"Çok geç."

Lyra ayağa kalktı. Ama bacakları titriyordu, dengesini bulmakta zorlanıyordu. Kaelen, ona doğru bir adım attı.

"Dokunma!" diye bağırdı Lyra, geri çekilerek. "Buzum... sana zarar verir."

"Zarar vermez," dedi Kaelen. "Daha önce dokundun bana. Omzumu iyileştirdin."

Lyra sustu. Gözlerinde, o soğuk maskenin ardında bir şey kırılıyordu. "O farklıydı. O zaman kontrolüm vardı. Şimdi..."

"Şimdi ne?"

Lyra, başını eğdi. Saçları yüzüne döküldü, gözlerini gizledi. Sesi, ilk kez bu kadar kırılgandı. "Büyüyor. İzler. Her gece biraz daha yayılıyor. Yakında... durduramayacağım."

Kaelen, sessizce yaklaştı. Lyra'nın karşısında durdu. "Göster bana."

Lyra başını kaldırdı. Gözlerinde yaşlar vardı. Buz mavisi gözler, ilk kez buğulanmıştı. "Gösterirsem... korkar mısın?"

"Korkmam."

Lyra, bir an duraksadı. Sonra yavaşça kollarını cübbesinden çıkardı. Ay ışığında, buz izleri daha da belirgindi. Mavi, soğuk, derinin altında akan bir nehir gibi. Parmak uçlarından başlıyor, bileklerden dirseklere, dirseklerden omuzlara kadar uzanıyordu. Omuzlarda, izler dallanıp budaklanıyor, göğse ve sırta doğru yayılıyordu.

"Bu," dedi Lyra, sesi titreyerek, "buz kanının bedeli. Ailemdeki herkes bununla doğar. Güçlüyüz, evet. Ama her kullanışta... bedenimiz donar. Yavaş yavaş. Önce parmaklar, sonra eller, sonra kollar... Sonra kalp."

"Kalp donarsa?"

Lyra, Kaelen'in gözlerine baktı. "Ölürsün."

Sessizlik. Rüzgâr, ağaçların arasında inledi. Ay, bulutların ardına saklandı.

"Ne kadar zamanın var?" diye sordu Kaelen.

"Bilmiyorum. Belki yıllar. Belki aylar. Buzu ne kadar çok kullanırsam... o kadar hızlı."

"Turnuvada kullanacaksın."

Lyra başını salladı. "Kullanmak zorundayım. Kazanmak için."

"Neden? Neden kazanmak zorundasın?"

Lyra sustu. Uzun bir an. Sonra, "Ailem," dedi. "Beni buraya gönderdiler çünkü buz kanım kontrolsüzdü. Eğer turnuvayı kazanırsam, okul beni fark eder. Ailem de... belki geri çağırır. Belki... kabul eder."

Sesinde, ilk kez duyduğu bir acı vardı. Bir çocuğun, terk edilmişliğin acısı.

Kaelen, Lyra'nın ellerini tuttu. Elleri, buzdan soğuktu. Ama Kaelen çekmedi. Avuçlarının sıcaklığı, Lyra'nın soğuğuyla buluştu.

"Yalnız değilsin," dedi.

Lyra, ellerine baktı. Kaelen'in parmak uçlarındaki yanık izlerini gördü. "Sen de acı çekiyorsun. Her gece."

"Evet. Ama senin acın farklı."

"Nasıl farklı?"

Kaelen düşündü. "Benim acım, öğrendikçe geçecek. Güçlendikçe, yanıklar azalacak. Ama senin acın... her kullanışta artıyor. Ve duramıyorsun."

Lyra başını salladı. "Duramam. Buz, kanımda. O benim parçam. Onu reddedemem."

"Reddetmene gerek yok," dedi Kaelen. "Ama yalnız taşımak zorunda da değilsin."

Lyra'nın gözlerinde, bir şey değişti. Soğuk maskenin ardında, bir umut belirdi. Küçük, zayıf, ama canlı.

"Ne yapabilirsin ki?" diye sordu. "Buz kanının tedavisi yok."

"Belki yoktur. Ama belki... onu kontrol etmenin başka bir yolu vardır. Xian gibi. O her şeyi bilir. Ona sorabiliriz."

Lyra başını iki yana salladı. "Xian biliyor zaten. Herkes biliyor. Ama kimse yapabileceği bir şey olduğunu söylemedi."

"O zaman kendimiz bulacağız," dedi Kaelen. "Birlikte."

Lyra, Kaelen'in gözlerine baktı. Uzun bir an. Sonra, dudaklarının kenarında bir şey belirdi. Gülümseme. İlk kez.

"Sen çok tuhafsın, Fırtınadan Doğan," dedi. "Herkes kendi derdine bakar. Sen başkalarının derdine koşuyorsun."

"Elder Aldric öyle öğretti," dedi Kaelen. "Köyümde, herkes birbirine yardım ederdi. Yalnız kalan, kaybolur."

Lyra, ellerini Kaelen'in avuçlarından çekti. Ama soğuk, azalmıştı. Ya da Kaelen'in sıcaklığı, ona geçmişti.

"Teşekkür ederim," dedi Lyra, sessizce. "Ama... kimseye söyleme. İzleri. Rowan'a bile. O herkese anlatır."

Kaelen gülümsedi. "Söz."

Lyra arkasını döndü, birkaç adım attı. Sonra durdu. "Yarın gece de gelecek misin?"

"Gelirim."

"O zaman... beraber çalışırız. Sen yıldırımını, ben buzumu. Belki... birbirimizi dengeleriz."

Kaelen başını salladı. "Dengeleriz."

Lyra, karanlıkta kayboldu. Arkasında, bastığı her yerde ince bir buz tabakası kalmıştı. Ama bu sefer, soğuk değildi. Ya da Kaelen, soğuğa alışmıştı.

Kaelen odasına döndüğünde, sabah olmak üzereydi. Pencereden sızan ilk ışık, ellerine vurdu. Parmak uçlarındaki yanık izlerine baktı. Lyra'nın buz izlerini düşündü. İkisi de acı çekiyordu. İkisi de güçlerinin bedelini ödüyordu. Ama belki de, birlikte, o bedeli hafifletebilirlerdi.

Parşömeni yastığının altından çıkardı, açtı. Kalbin Yıldırımı. Son sayfadaki kırmızı uyarıyı okudu: "Bu yolu izleyen, Gökyüzünün gazabını üzerine çeker."

Gökyüzünün gazabı. Lyra'nın buz kanı. İkisi de, tanrıların laneti gibiydi. Ama belki de, lanetler, kırılabilirdi. Belki de, birlikte, onları aşabilirlerdi.

Parşömeni kapadı, yastığının altına koydu. Yatağına uzandı, gözlerini kapadı. Rüyasında, altın bir yıldırım ve mavi bir buz dans ediyordu. Birbirlerine karışıyor, erimiyor, donmuyor, sadece... dengede duruyorlardı.

Orion'un sesi, uzaklardan geldi. "Soğuk ve sıcak. Yıldırım ve buz. Birlikte, dünyayı değiştirebilirler."

Kaelen, rüyada gülümsedi. "Değiştireceğiz."

Sabah olduğunda, Kaelen yemekhanede Rowan'la buluştu. Rowan, bir tabak dolusu yemeği bitirmek üzereydi. "Dün gece Lyra'yı gördün mü? Koridorda geziyordum, odasında yoktu."

Kaelen, Rowan'ın gözlerine baktı. Lyra'ya verdiği sözü hatırladı. "Uyuyamadım ben de. Bahçede biraz yürüdüm. Kimse yoktu."

Rowan omuz silkti. "Tuhaf. Neyse, turnuva hazırlıkları başladı. Ön eleme iki hafta sonra. Sen ne yapıyorsun? Tekniğin nasıl?"

"İlerliyor," dedi Kaelen. Parmak uçlarındaki yanıkları masanın altında gizledi. "Yavaş ama emin."

Rowan güldü. "Emin olan tek şey, Caelus'un kazanacağına dair bahislerin açıldığı. Ama ben sana güveniyorum, Fırtınadan Doğan."

Kaelen gülümsedi. "Güvenme. Henüz hazır değilim."

"Hazır olacaksın," dedi Rowan, ciddileşerek. "Bir ay var. Ve sen... sen her şeyi başarabilecek birine benziyorsun."

Kaelen, Rowan'ın sözlerini düşündü. Her şeyi başarmak. Lyra'nın buzunu durdurmak. Caelus'u yenmek. Gökyüzünün gazabına meydan okumak. Belki de, hepsi birbirine bağlıydı. Belki de, önce birini başarmalıydı.

"Rowan," dedi. "Lyra'nın buz kanı hakkında ne biliyorsun?"

Rowan kaşlarını çattı. "Çok değil. Güçlü olduğunu biliyorum. Ama her kullanışta bedel ödediğini de. Neden sordun?"

"Merak ettim. Belki turnuvada onunla karşılaşırız. Onu yenmek için zayıflığını bilmek gerek."

Rowan başını salladı. "Zayıflığı, çok fazla buz kullanması. Ama o kadar güçlü ki, birkaç dövüşte buzu tükenmez. Yeter ki kendini fazla zorlamasın."

Kaelen, Lyra'nın kollarındaki buz izlerini düşündü. Kendini fazla zorlamamak. Ama turnuvada, her dövüşte zorlanacaktı. Ve her zorlanışta, buz izleri biraz daha yayılacaktı.

Onu durdurmalıydı. Ya da en azından, kazanmak zorunda olmadığını anlatmalıydı. Ama Lyra, ailesinin kabulünü kazanmak istiyordu. Bu, onun için her şeydi.

Kaelen, içindeki tohumu hissetti. Küçük, zayıf, ama büyüyen bir güç. Belki de, bu güç, sadece savaşmak için değildi. Belki de, başkalarını korumak, onların yükünü hafifletmek içindi.

"Yalnız değilsin," demişti Lyra'ya. Ve bu söz, sadece bir teselli değildi. Bir sözdü.

Onu tutmalıydı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr