Lyra'nın sırrını öğreneli iki gün olmuştu. Kaelen, her gece onunla birlikte çalışıyor, yıldırımını geliştirirken Lyra'nın buzunu dengelemesine yardım ediyordu. İkisi arasında konuşmaya gerek kalmadan kurulan bir ritüeldi bu. Kaelen avuçlarında yıldırımı oluşturuyor, Lyra ise onun parmak uçlarındaki yanıkları buzla sarıyordu. Bazen saatlerce konuşmadan çalışıyorlar, sadece nefes sesleri ve yıldırımın çatırtısı duyuluyordu. Ama her gece, ikisi de biraz daha güçleniyor, biraz daha yakınlaşıyordu.
Rowan ise bu durumu fark etmişti. "Siz ikiniz bir şeyler çeviriyorsunuz," demişti iki gün önce, kaşlarını çatarak. "Gece nereye gidiyorsunuz? Ben de geliyorum."
"Çalışmaya," demişti Kaelen. "Lyra bana yardım ediyor. Tekniğim için."
"Bana neden söylemedin?"
Kaelen, Lyra'ya bakmıştı. Lyra başını hafifçe sallamıştı. "Çünkü sen herkese anlatırsın," demişti Lyra, soğuk bir sesle. Ama sesinde alay değil, şaka vardı.
Rowan, kalbinden vurulmuşa dönmüştü. "Ben mi? Ben hiçbir şey anlatmam! Ben sır tutan biriyim!"
"Geçen hafta yemekhanede Caelus'a ne dediğini unuttun sanırım," demişti Lyra.
Rowan'ın yüzü kızarmıştı. "O... o farklıydı. Ona Kaelen'in parmaklarının neden yandığını söylemedim ki! Sadece... dikkatli olması gerektiğini söyledim."
Lyra, Kaelen'e bakmıştı. "İşte."
Kaelen gülmüştü. "Tamam, Rowan. Bu gece gel. Ama söz ver, kimseye anlatmayacaksın."
Rowan, elini kalbinin üzerine koymuştu. "Söz. Fırtınadan Doğan'ın adına söz veriyorum."
O gece, üçü birlikte çalışmıştı. Rowan ateşini kontrol etmeyi, Lyra buzunu dengelemeyi, Kaelen ise yıldırımını hedefe göndermeyi öğreniyordu. İlk başta uyumsuzdular; Rowan'ın ateşi Lyra'nın buzunu eritiyor, Lyra'nın buzu Rowan'ın alevlerini söndürüyor, Kaelen'in yıldırımı ise ikisini de çarpıyordu. Ama zamanla, birbirlerine alıştılar. Ateş, buzu eritmiyor, sadece ısıtıyor; buz, ateşi söndürmüyor, sadece dengeleyip serinletiyor; yıldırım ise ikisinin arasında dans ediyordu.
Bu gece ise farklıydı. Çalışmayı bitirmişler, bahçedeki taş platforma oturmuşlardı. Ay, bulutların arasından çıkmış, üzerlerine gümüş bir ışık döküyordu. Rowan, elinde küçük bir alev topuyla oynuyor, onu havada döndürüp duruyordu. Lyra, kristalini avucunda tutmuş, içindeki altın ışığı izliyordu. Kaelen ise gökyüzüne bakıyor, yıldızları sayıyordu.
"Kaelen," dedi Rowan aniden. Alev topunu söndürdü, ellerini dizlerine koydu. "Sana bir şey söylemek istiyorum."
Kaelen, Rowan'a döndü. Arkadaşının yüzünde, daha önce görmediği bir ifade vardı. Ağır, derin, acı dolu.
"Dinliyorum."
Rowan derin bir nefes aldı. Alevler avuçlarında bir an için parladı, sonra söndü. "Ailemden hiç bahsetmedim, değil mi?"
"Hayır," dedi Lyra, sessizce. "Kimseye bahsetmedin."
Rowan başını salladı. "Çünkü anlatacak pek bir şey yok." Sustu, gözleri uzaklara daldı. "Aslında var. Ama anlatması zor."
Kaelen sessizce bekledi. Lyra da öyle. Rowan'ın anlatmaya hazır olduğunu biliyorlardı.
"Ailem," dedi Rowan, sesi boğularak, "ateş ruhu kanı taşıyan eski bir soydan gelirdi. Babam, dedem, onun babası... hepsi ateş ustasıydı. Küçük bir köyümüz vardı, dağların eteklerinde. İnsanlar bize saygı duyardı. Çünkü ateşimiz, kışın soğuğunda onları ısıtır, geceleri karanlıkta onlara yol gösterirdi."
Alevler avuçlarında yeniden belirdi, bu sefer daha büyük, daha parlaktı. Rowan onlara baktı, sanki içinde bir şey uyanıyordu.
"Beş yıl önce," dedi, sesi titreyerek, "bir gece, her şey bitti."
Kaelen'in içindeki tohum, sanki Rowan'ın acısını hissediyormuş gibi titreşti.
"Şeytanlar geldi," dedi Rowan. "Kızıl Pençe klanı. Liderleri, Razorclaw adında bir canavar. Köyümüzü bastılar. Herkesi... herkesi öldürdüler."
Sesini duymakta zorlanıyordu. Alevler avuçlarında büyüdü, kontrolsüzce parladı. Lyra elini kaldırdı, ince bir buz tabakası Rowan'ın ellerini sardı, alevleri yatıştırdı.
"Babam," dedi Rowan, "bana koşmamı söyledi. Ateşini son bir kez kullandı, Razorclaw'ı durdurmak için. Ama... yeterli değildi." Gözlerinde yaşlar vardı, ama akmıyordu. "Onu parçaladılar. Annemi, kardeşimi... herkesi."
Sessizlik. Rüzgâr, ağaçların arasında inledi. Ay, bulutların ardına saklandı.
"Ben kaçtım," dedi Rowan, sesi fısıltıya dönüşerek. "Korkaktım. Savaşmadım. Sadece... kaçtım. Dağlarda günlerce yürüdüm, aç, susuz, yalnız. Sonra bir tüccar kervanı beni buldu, bu okula getirdi."
Alevleri tamamen söndü. Elleri boş, avuçları açık, dizlerinde duruyordu.
"O gün," dedi Rowan, "yemin ettim. Razorclaw'ı bulup öldüreceğim. Kızıl Pençe klanını yok edeceğim. Babamın, annemin, kardeşimin intikamını alacağım."
Kaelen, Rowan'ın omzuna koydu elini. Omuzu, ateş gibi sıcaktı. Ama titriyordu.
"İşte bu yüzden," dedi Rowan, "ateşimi kontrol etmek zorundayım. Geçen yıl turnuvada kaybettim çünkü öfkem kontrolden çıktı. Ateşim, beni yaktı. Bu yıl... bu yıl kazanmalıyım. Çünkü eğer burada bile kazanamazsam, Razorclaw'ı nasıl yeneceğim?"
Lyra, sessizce Rowan'ın diğer omzuna koydu elini. Eli, buzdan soğuktu. Ama Rowan çekinmedi.
"Kazanacaksın," dedi Lyra, sessizce. "Birlikte kazanacağız."
Rowan, Lyra'ya baktı. Gözlerinde, ilk kez gördüğü bir ifade vardı. Minnettarlık.
"Sen de," dedi Rowan. "Sen de kazanacaksın. Buz kanın, seni durdurmasına izin verme."
Lyra başını salladı. "Durdurmayacağım."
Kaelen, ikisine baktı. Rowan, ateşiyle; Lyra, buzuyla; o, yıldırımıyla. Üçü, farklıydı. Ama aynıydılar da. Her biri bir şey kaybetmişti. Her biri bir şeyin intikamını almak, ya da bir şeyi kanıtlamak zorundaydı.
"Yemin edelim," dedi Kaelen.
Rowan ve Lyra, ona döndü.
"Ne yemini?" diye sordu Rowan.
Kaelen, elini uzattı, avucu açık. "Birlikte. Ne olursa olsun, yalnız savaşmayacağız. Birimiz düşerse, diğeri kaldıracak. Birimiz kaybederse, diğeri kazanacak. Ama asla, asla yalnız bırakmayacağız birbirimizi."
Rowan, Kaelen'in elinin üzerine koydu kendi elini. Avucu, ateş gibi sıcaktı. "Yemin ederim. Kanım ateş, sözüm ateşten daha sıcak."
Lyra, bir an duraksadı. Sonra, yavaşça, elini diğer ikisinin üzerine koydu. Eli, buzdan soğuktu. Ama titremiyordu.
"Yemin ederim," dedi. "Kanım buz, sözüm buzdan daha sağlam."
Kaelen, son olarak kendi elini onların üzerine kapadı. İçindeki tohum, altın bir ışıkla parladı, avucundan diğerlerine yayıldı. Rowan'ın ateşi, o ışıkla bir an için altın rengine döndü. Lyra'nın buzu ise, erimeden, sadece hafifçe ısındı.
"Yemin ederim," dedi Kaelen. "Kanım yıldırım, sözüm gökyüzünden daha yüksek."
Üç el, birleşti. Ateş, buz, yıldırım. Bir an için, bahçe aydınlandı. Sonra ışık söndü, geriye sadece ay ışığı kaldı.
Rowan, elini çekti, güldü. Ama bu sefer, gülüşünde acı yoktu. Sadece... umut vardı. "İşte oldu. Üç silahşörler. Ateş, buz ve yıldırım. Kim tutar bizi?"
"Caelus tutar," dedi Lyra, ama sesinde şaka vardı.
"Caelus," dedi Rowan, alevleri avuçlarında parlatarak, "Caelus'un ne olduğunu turnuvada görecek."
Kaelen gülümsedi. Parmak uçlarında küçük bir yıldırım çatladı. Zayıftı, küçüktü. Ama büyüyecekti. Hepsi büyüyecekti.
O gece, Kaelen odasına döndüğünde, madalyonu çıkardı, avucunda tuttu. Hâlâ hafifçe ısınıyordu. Ona baktı, Elder Aldric'i düşündü. Köyünü, Thorn'u, kaybettiği her şeyi.
"Yalnız değilim," diye fısıldadı. "Artık yalnız değilim."
Madalyon, bir an için parladı. Sonra söndü.
Yatağına uzandı, gözlerini kapadı. Rüyasında, üç gölge gördü. Biri ateş, biri buz, biri yıldırım. Üçü, gökyüzünde dans ediyor, birbirine karışıyor, ayrılıyor, tekrar birleşiyordu. Ve gökyüzü, onların dansıyla aydınlanıyordu.
Orion'un sesi, uzaklardan geldi. "Ateş, buz, yıldırım. Üçü birleşirse, gökyüzü bile eğilir."
Kaelen, rüyada gülümsedi. "Eğilecek."
Sabah olduğunda, Kaelen yemekhanede Rowan ve Lyra'yla buluştu. Rowan, önünde dev bir tabak yemekle, her zamanki gibi gürültücüydü. Lyra ise sessizce oturuyor, elindeki kristali inceliyordu. Ama ikisi de, dün geceki yeminin ağırlığını omuzlarında taşıyordu.
"Ön eleme iki hafta sonra," dedi Rowan, ağzı doluyken. "Hazır mısınız?"
"Hazırım," dedi Lyra.
"Hazırım," dedi Kaelen.
Rowan güldü. "O zaman kazanalım. Üçümüz de finale çıkalım. Sonra da... sonra ne olursa olsun, dost kalalım."
Kaelen, Rowan'ın elini tuttu, Lyra da onunkini. Üçü, masanın altında, kimseye göstermeden, ellerini birleştirdi.
"Dost kalalım," dedi Kaelen.
"Dost kalalım," dedi Lyra.
"Dost kalalım," dedi Rowan.
Yeminleri, sadece onların duyabileceği kadar alçak, ama gökyüzünün duyabileceği kadar yüksekti.
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
