Lms 16.1 : Aranıyor

avatar
2277 22

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 16.1 : Aranıyor


Çevirmen : Clumsy-nim



Embinyu Kilisesi tapınağındaki Karanlık Şövalyeler düzenli bir şekilde pozisyon almaktaydı. Şövalyelerin üzerindeki zırhlar Mitril ve Adamantiumdan yapılmıştı ve daha önce hiç kullanılmamışçasına mücevher gibi ışıl ışıllardı. Zemin yumuşak ve lükstü, en üst kalite halıyla kaplanmıştı ve tavanda ince kesim zümrütler ve safirlerden oluşan bir avize mevcuttu.

 

"Ritüel başarısız mı oldu? Ritüel için gerekli şeylerin toplanmış olmasına rağmen mi?"

 

Rahipler ve Karanlık Şövalyeler, Embinyu Kilisesi 11. Tarikatı Başrahibi Feylord’un sitemi karşısında başlarını eğmişti.

 

"Çok mahcubuz, Feylord-nim."

 

Başrahip, Feylord, obez denilebilecek derecede şişmandı ve yüzü, örtmüş olduğu başlığı tarafından gizlenmişti. Bununla birlikte şeytani Tanrılarının altın Embinyu heykeli, Başrahibin arkasında belirgin şekilde göze çarpıyordu. 12 elinin her birinde farklı birer silah tutarak İnsanları, Elfleri, Cüceleri, Ejderhaları ve diğer ırkları katleden bir figürdü.

 

İnsanda mide bulantısı uyandıran altın heykel, kasvetli bir sis misali bir şeyle hafifçe sarmalanmıştı.

 

"İşimize burnunu sokan adamı öldürmek için tüm güçlerimizi harekete geçirin. Ayrıca, çaldığı Matallost Kilisesi öğelerini geri aldığınızdan da emin olun."

 

"Başrahip-nim’in emirlerine itaat edeceğiz."

 

Diyen Karanlık Şövalyeler ve Rahipler bellerine dek eğildi.

 

Ding!

****


- Embinyu Kilisesinin düşmanı ilan edildiniz!

 

Embinyu Kilisesi, en yıkıcı ve aşağılık şeytani Tanrıya tapanlardan oluşan merhametsiz bir grup.

 

Gasp etme ve yayılma konularında dur durak bilmedikleri için Versailles Kıtasındaki diğer Kiliselerle aralarındaki ilişki bir karış toprağı veya bir damla suyu paylaşmayacakları noktadaydı.

 

Embinyu Kilisesinin 11. Tarikatı, ritüellerine müdahale eden adama düşmanlıklarını alenen ilan ederek takipçilerini harekete geçirdi.

 

Takipçi Oluşumu:

10 Orta Düzey Kara Şövalye

3 Rahip

100 Asker

 

Weed-nim, Embinyu Kilisesi tarafından aranıyorsunuz.

 

Takipçiler izinizi sürüyor olacak.

 

****

 

Mesaj penceresiyle birlikte Weed, Embinyu Kilisesinde olanlara dair bir görüntü görebilmişti.

 

"Takipçiler... can sıkıcı olacak."

 

Biri cinayet konusunda şöhret kazanınca Krallığın takipçi gönderdiği vakalar oluyordu. O takipçiler de hedefin izlerini oldukça hızlı şekilde sürüyordu.

 

İlk grup başarısız olursa ikinci bir grup bir an önce ilkini takip ediyordu. Ve bir sonraki grup daha yüksek sayıda, daha üstün yetenekli kişilerden oluşuyordu.

 

Yani bir takipçi grubundan kaçmak neredeyse imkansızdı!

 

Bir noktada mutlaka yakalanacaktı.

 

Hızlı hareket etse veya ‘Gizlilik’ yeteneğine sahip bir Hırsız veya Suikastçı olsa bile yalnızca kaçabileceği sürede minimal bir oynama olurdu. Takipçi sayısı biriktikçe de gruba olağanüstü Hırsızlar ve Suikastçılar eklenirdi.

 

Weed pozitif düşünmeye karar verdi.

 

"Bir noktada böyle bir şey olmasını bekliyordum zaten."

 

Şu ana dek bir şey olmamış olması bile büyük şanstı! Görevleri hallederek pek çok kötü ilişki biriktirmişken kovalanması şaşırtıcı değildi.

 

Her halükarda işin ucunda muazzam ödüllerle dolu bir zincirleme görev varken önde gelen şey, görevi tamamlamaktı.

 

Zaten Weed'in yanında işe yarar Bingryong, Anka Kuşları ve Sarı Oğlan vardı. Matallost Kilisesinin Koruyucu Şövalyeleriyse hem Feryat Nehri bölgesinden ayrılamazdı hem de Kilisenin tapınağını koruma görevleri gereği Weed’e görevi tamamlamasında eşlik edemezlerdi.

 

* * *

 

Bingryong’un sahneye dahil oluşuyla Anka Kuşları kanatlarını alçaltmış ve eğilmişti.

 

Kıdemli kardeşlerine yaraşır bir muameleydi!

 

Sarı Oğlan da uysal bir Kore ineği gibi uysallığını sergiliyordu.

 

Bingryong kendini beğenmişlikle dolup taşıyordu.

 

"Sıkı çalışıyorsunuz beyler."

 

"Hiç de bile, kıdemlim. Yalnızca senin çoktan açmış olduğun yolda yürüyoruz."

 

Sarı Oğlan bilhassa dostane davranıyordu.

 

"Bakıyorum da bu işten anlıyorsun. Bizim zamanımızda kıdemlilerimizin bir dediğini iki etmezdik."

 

"Bize bu fena efendinin emri altında yaşamaya katlanmak için ne yapmamız gerektiğini ve nasıl yaşayacağımızı anlat lütfen."

 

Bingryong gördüğü muameleden çok memnun kalarak yaşamlarını sürdürmeleri için mutlaka gerekli olan şeyleri anlatmaya başladı.

 

"Ne kadar acıkırsanız acıkın dikkatli beslenmelisiniz. Efendinin etrafında asla yemeyin. Çok yerseniz sizi hor kullanır. Sakın avlardan düşen etleri pervasızca yiyeyim demeyin. Lezzetli ve taze etleri satılması için teslim etmeniz lazım."

 

Sarı Oğlan ve Anka Kuşları anlayarak sempatiyle birlikte kafa salladı.

 

"Neticede yalnızca efendinin verdiği yemekleri yiyerek yaşamak zorunda mıyız? Peki ne zaman lezzetli bir et yiyebileceğiz?"

 

"Gizlice yemeniz lazım. Tümsek olur, çukur olur, karnınızı öyle yerlerde doyurmalısınız. Ustanın bizi sürekli aç tutmak gibi bir yeteneği var. Tanrım. Bir aracın çok benzini oldu diye tembelleştiği görülmüş mü hiç? Siz doğru düzgün beslendiğinizden emin olun."

 

"Kıdemlimizden de bu beklenirdi."

 

"Bu benim hayatta edindiğim bilgelik işte. Zamanı gelince siz de tüm bunları öğrenmiş olacaksınız ama ben çile çekmeyin diye size önceden anlatıyorum. Efendiyle birlikte avlandığınız zamanlar da oluyor, değil mi?"

 

"Çok oluyor. Kendimize biraz zaman ayırmak istiyoruz ama sürekli bizi de peşinde sürüklüyor."

 

"Ganimetler için gözünüzü açık tutun. Az ganimet düşünce sinirleniyor. Öyle günlerde göze çarpmamak ve büyük bir gayretle çalışıyor gibi yapmak iyidir."

 

"Ooh, demek öyle!"

 

"Bir silah veya zırh düştüğünde aşırı mutlu oluyor. Daha beş dakika önce tepesi atmış olsa bile neşeli kahkahalar atıyor. Bu yaşandığında yakınına yaklaşıp varlığınızı belli etmeniz gerekiyor."

 

"Neden?"

 

"Bu işteki payımızla övünebilelim diye. Onca gevezelik ve suistimale rağmen…"

 

Tüm bunlar huzurlu bir yaşam için hayati bilgilerdi!

 

Bingryong kıdemlileri olarak payına düşeni yapmıştı.

 

* * *

 

Weed zincirleme görevin devamını getirebilmek için Matallost Kilisesi sembolü olan Ölüm Heykelini çıkarttı. Ve Ölüm Heykeli ağzını açtı.

****

Matallost Kilisesi cehenneme yakın bir noktada üç kabileyle sözleşti. Bu, kendilerini tehdit eden tüm düşmanlara karşı birlikte çarpışmaya yönelik bir ittifak sözüydü.

 

Vaat edilen ittifaktan faydalanabilmek için müttefiklik sembolü olan Asaya ihtiyacınız var. Asayı alın ve o kabileleri ikna edin.

 

Takipçilerden kaçınmak ve kaçmak için elinizden geleni yapın.

 

Ding!

 

****

 

Kurtarıcıların İttifakı (1)

 

Embinyu Kilisesi'ne misilleme yapabilmek için 130 yıl önce imzalanan ittifaka ihtiyacınız var. Lakin ittifaka dahil olan kişiler çoktan öldüğü için bu kabilelerin soylarını ikna etme göreviniz kolay olmayacak.

 

Uzman bir uzlaşmacının iletişim yeteneğine ve cüretkar bir zihne ihtiyacınız olacak; kendinizi bir darağacında sallanırken bulmanız bile mümkün.

 

Büyük bir tehlikeyi kucaklamalı ve yola çıkmalısınız.

 

İttifak Kabileleriyle yüzleşmeden önce Embinyu Kilisesinin gönderdiği takipçilerle aranızdaki mesafeyi açmalısınız.

 

Bu arazinin Embinyu Kilisesi hükümdarlığındaki diğer kabileleri tarafından görülmekten kaçınmalısınız ki size karşı çıkamasınlar. Üç ittifak kabilesi dışında bir noktada dinlenemezsiniz.

 

Kurtarıcıların İttifakını diriltin ve Embinyu Kilisesi kalesini ele geçirin.


İttifakı diriltirseniz Matallost Kilisesinin kutsal emaneti olan Vaat Asasını kullanabileceksiniz.

 

Bu görev Matallost Kilisesi Mahkumlarını Kurtarma, Embinyu Kilisesinin 11. Tarikatını Tarihten Silme ve Matallost Kilisesinin Uzun Vadeli Arzusu görevleriyle bağlantılı.

 

Zorluk: S

 

Ödül: Muazzam miktarda Şöhret ve Karizma

 

Görev Kısıtlamaları: Toplam üç adımlı bir görev. Her biri başarıyla tamamlanmalı.

 

Görevin ilk aşamasını tamamlamak için Embinyu Kilisesi kalesini işgal edin. Görevin ikinci aşamasına ilerleyebilmek için gereklilikleri yerine getirin.

 

Takipçiler Asayı ele geçirirse görev başarısızlıkla sonuçlanır. Bu görevde başarısız olursanız Matallost Kilisesiyle ilişkili tüm görevler sonlanır.

****


Nihayet S sınıfı zorlukta bir görev belirmişti!

 

"Bu noktaya dek geldim."

 

Diyen Weed gözlerini kapattı.

 

Üç kabileyle ittifak oluşturacak ve Embinyu Kilisesinin kalesini yok edecekti!

 

İşler basit bir şekilde sonlanmayacaktı da. Bu yalnızca uzun bir görevin ilk adımıydı!

 

Tabii ki büyük ihtimalle ödül de muazzam olacaktı ama Weed, üzerinde zihinsel bir yük de hissediyordu.

 

'Normal bir Oymacı olmadığım doğru olsa da...'

 

Yalnızca Oymacılık mesleğine sahip olanlarla kısıtlı bir görevdi!

 

Weed kıtayı birleştiren tek kişiye bahşedilen bir meslek olan Efsanevi Ay Işığı Oymacısıydı. Emrinde Bingryong, Anka Kuşları ve Sarı Oğlan olduğu için de diğerlerinden çok daha avantajlı bir pozisyondaydı.

 

‘Embinyu Kilisesi Ritüeline Müdahale Etme’ görevi bile büyük bir zorluğa sahipti. Okkalı bir A idi. B ve yukarısındaki görevler zorluklarından bağımsız olarak Versailles Kıtasını etkilerdi.

 

Ritüele müdahale etme görevi A sınıfı zorluktaki görevlere nazaran kolay sayılırdı fakat Matallost Kilisesinin Koruyucu Şövalyeleriyle baş edebilmek adına liderlik ve komuta etme kabiliyeti gerekliydi.

 

Weed’in önceden hazırlamış olduğu heykelleri, Karizması ve hızlı taktiksel kararları olmasa görev son derece zor olabilirdi!

 

Ah ‘*True Blood Vampirleri’ gibi diğer görevlerde veya Ölümsüz Lejyonuyla çarpışırken nasıl da çile çekmişti! True Blood Vampirleriyle çarpışırken ilk avında başarısız olmuş ve çaresizce ölmüştü. Ayrıca Liç Shire ile çarpışırken de ölmüş ve Kemik Ejderhanın Nefesiyle kelimenin tam anlamıyla eritilmişti. Karşı koyacak vakit bile bulamamıştı! (Sanırım daha önce bu haliyle bırakılmış, ben de değiştirmedim bu ne demeyin diye.)

 

Oyma Bıçağı, Heykele Hayat Bahşetme, Heykel Dönüşümü Sanatı, Ölümü Reddetme Gücü. Elinde avcundaki tüm teknikleri kullanmıştı; dayanabilmek için Hızlı İyileşme, Azim ve gösterişli kılıç ustalığından faydalanmıştı.

 

O tehlikeli görevleri tamamlamış olsa da bu defa karşısına bir S sınıfı görev çıkmıştı.

 

Heykel ordusuna liderlik eden güçlü bir Oymacı lordu! Bu Weed’in geleceğe yönelik belli belirsiz bir hayaliydi fakat yarattığı ve hayat bahşettiği heykellerin bir kısmı hayatını kaybetmişti.

 

Körü körüne Efsanevi Ay Işığı Oymacılığı mesleğine veya emrindeki heykellerin etkilerine bel bağlayamazdı.

 

S sınıfı zorlukta bir görevi tüm bedeni ve ruhunu kullanmadan tamamlarsa işler görevin çözümlenmemiş olarak işaretlenmesiyle sonuçlanabilirdi.

 

Diğerleri S sınıfı görevlere göz ucuyla bile bakamıyor olabilirdi fakat Weed bunu bir lütuf olarak göremiyordu.

 

Gözlerini kapatan Weed, derin düşüncelere dalmış durumdaydı.

 

'Görevi şu anda bırakacak olursam… hatırı sayılır ölçüde Şöhret ve güven kaybederim herhalde.'

 

Yüksek zorlukta bir görevin, bilhassa da bir zincir görevin ortasında durmak muazzam bir kayıp olurdu. Kaldırılması zor bir lanet yiyebilir veya kıymetli servetinden, biriktirdiği şöhret ve katkılarından olabilirdi.

 

Weed net bir karara varmıştı.

 

'Kabul edelim gitsin.'

 

Muhtemelen vazgeçmenin doğuracağı zararla görevde başarısız olmanın doğuracağı zararın pek farkı olmayacaktı.

 

En kötü senaryoda bile Ölümü Reddetme Gücüyle yalnızca ikinci defa hayatını kaybedebilirdi!

 

Bu yüzden en kötü senaryoya hazırlıklı olarak şansını denemeye karar verdi.

 

Zayıflayan ruhunu özgüvenle güçlendirebilmişti.

 

Eğer güçsüzse, güçlenene dek mücadeleye devam etmek zorundaydı.

 

500 set kıyafete düğme dikmişliği ve bebeklere göz yapmak için tüm gece ayakta kalmışlığı vardı!

 

Şimdi de başarı uğruna verdiği o çabaları birazcık daha ileri taşıması lazımdı, hepsi buydu.

 

"Uzun zaman geçmiş olabilir ama güvenilir arkadaşlar olmaya devam edeceklerdir. Vaat edilen ittifak mutlaka canlanacaktır."

 

- Görevi kabul ettiniz.

 

* * *

 

Nehalles Metropolü — Brent Krallığının başkenti, Rosenheim Krallığının uzun soluklu düşmanı.

 

Meyve satan seyyar satıcılar, oyunculara sesleniyordu.

 

"Hanımefendi, Rosenheim Krallığından Weed’i duymuş muydunuz?"

 

"Ha? Weed mi?"

 

Bir Çağırıcı olan Saerin, seyyar satıcının yalnızca sohbet etmeye çalıştığını biliyor ve söylediklerine pek dikkat etmiyordu. NPCler ara sıra bilgi verseler de çok nadir yardımları dokunurdu!

 

"Rosenheim Krallığından biriyse… Weed isminde ünlü bir Maceraperest veya Savaşçı tanımıyorum, Oymacı Weed’den bahsediyor olabilir misin acaba?"

 

Piramidi yapan ünlü Oymacı Weed!

 

Saerin Doğuyu gezmişti ve Rosenheim Krallığında durduğu günden bu yana Weed’i tanıyordu.

 

"Demek onu tanıyorsun. O Weed’in harika bir görev aldığını söylüyorlar!"

 

"Nasıl bir görevmiş? Bir başka Krallığın kralıyla mı tanışmış?"

 

Kulak misafiri olan başka kullanıcılar da Saerin’in seyyar satıcıyla yaptığı sohbete katılmaya başlıyordu.

 

"Neler oluyor?"

 

"Oymacı Weed’in bir görev üstünde olduğunu söylüyorlar..."

 

"Ünlü Oymacı Weed mi?"

 

Brent Krallığında bile hemen hemen herkes, Rosenheim Krallığını üne kavuşturan Oymacı Weed’i tanıyordu.

 

"Oymacı Weed’den bahsediyorsanız o, yakın zamanda Morata Lordu oldu.”

 

"Peki nasıl bir görev almış?"

 

"Şşşş! Susun da dinleyelim."

 

Saerin bir anda etrafında toplanan oyuncular yüzünden son derece sinirlemişti. Weed’in bu kadar popüler olduğunu bilmiyordu!

 

Brent Krallığındaki oyuncular sıklıkla Rosenheim Krallığına avlanma seferlerine çıkardı. Piramidin etkisinin çok yardımı dokunuyordu. Brent Krallığındaki Oymacıların popülerliği de tavan yapmıştı.

 

Rosenheim Krallığı oyuncularının ta Kuzeydeki Morata’ya ve oradaki Işık Kulesine dek gittiği bile söyleniyordu.

 

Weed’in lezzetli çimen lapası ve arpa ekmeği şimdiden bölgenin spesiyalitesi haline gelmişti! Deniz mahsullü çimen lapası, Mantarlı çimen lapası, Tavuklu çimen lapası, Biftekli çimen lapası gibi çeşitli varyasyonları da üretilmişti. Son derece besleyici ve aromatik olan Arpa Ekmeği de oldukça popüler bir atıştırmalıktı.

 

Bunlar aşçılıkta da çok yetenekli olan Weed’in Piramidin inşasına yardım eden işçilere dağıttığı efsanevi yemeklerdi.

 

Pek çok taklidi yapılsa da hiçbiri Weed’in bizzat yaptığı darı ve çimen lapası gibi hafif ve iştah açıcı olmuyordu.

 

Weed’in lapasını yiyenlerin ağzından dökülen hikayeler, bir şehir efsanesi olarak yayılma noktasına gelmişti.

 

Seyyar satıcı, sıkıntılıymışçasına kafasını salladı.

 

"Versailles Kıtasına karanlık ve korkuyla hükmeden Embinyu Kilisesini biliyor musunuz?"

 

"Ne? Ne kilisesi?"

 

Seyyar satıcının dudaklarından Embinyu Kilisesiyle ilgili bilgiler dökülmeye başlamıştı!

 

Saerin’in de dahil olduğu Brent Krallığı oyuncuları Kilisenin ismini ilk kez işitiyordu.

 

"Karanlık ve korkuyla hükmeden Embinyu Kilisesi. Hala aktif olan kadim, günahkar bir grup oldukları söyleniyor."

 

"Embinyu Kilisesi, bu ismi ilk defa işittim."

 

"Yalnızca kötülükleriyle nam saldıkları için normal şartlarda açılmayan bir konudur."

 

"Ee, bunun Oymacı Weed’le ne ilgisi var?"

 

"Görünen o ki Weed, Embinyu Kilisesine karşı çıkmış. Oymacılığın Kökeninin izlerini sürerken onlar hakkında bilgi edinmiş ve şu anda da yalnızca tarihte bulunabilecek bir kilise olan Embinyu Kilisesiyle çarpışıyormuş. Peşine takılan adamlara rağmen Versailles Kıtası hatırına bir ittifakı canlandırmaya çalışıyormuş."

 

S sınıfı zorlukta bir görev.

 

Fazlasıyla ünlü Weed’in bu görevi alışıyla birlikte Versailles Kıtasının hemen hemen tüm NPCleri bundan bahsetmeye başlamıştı.

 

"Oymacı Weed’i tanıyor musunuz? Onun hakkında daha çok şey öğrenmek istemeye başlıyorum."

 

"Bir Rosenheim Oymacısı olması çok kötü cidden."

 

"Sizce Morata ne kadar güzeldir? Sanatkar ve cesaretli bir Oymacının hükümdarlığında olduğuna göre kesinlikle büyülü maceralara kapı açan bir şehirdir, sizce de öyle değil mi?"

 

* * *

 

"Bir Elementsel Büyücüyüm mü dedin? Yeteneklerin görevimi alabileceğin kadar harikulade değil." Vikont Boldman, kızı alaycı bir gülüşle reddetti.

 

Selsia ise utanç içerisinde cüppesinin yakasını indirdi. "Korkarım ki ben yapamayacağım."

 

Hegel, Nide, Selsia ve Twitter, okul görevlendirmesini tamamladıktan sonra bile sıklıkla birlikte seyahate çıkmaya başlamışlardı.

 

Hegel Kara Aslan Loncasından yardım istese de bunu her gün yapmak tuhaf kaçardı. Kara Aslan Loncası yalnızca yüksek seviyeli oyunculardan oluşuyordu, dolayısıyla Hegel’in birlikte avlara veya görevlere çıkacağı bir lonca dostu yoktu.

 

Bu şekildeyse yetenekleriyle gösteriş yapıp kızlarla arkadaş olabiliyordu, yani arkadaşlarıyla seyahat etmek bir taşla iki kuş vurma şansı demekti!

 

Hegel özgüvenli bir şekilde yürüdü. "Ben görevi aldıktan sonra seninle de paylaşırım."

 

Hegel parti üyesi olduğu için Selsia bu fikri onayladı. Görevi alabilecek olursa paylaşılabilir bir görev olduğu takdirde parti üyeleriyle de paylaşabilirdi.

 

"Sana yardım edeceğim."

 

Boldman ise homurdanmakla yetindi. "Yardım mı? Bir sürü görevi ortasında bırakmışsın, haksız mıyım? Yani ortalıkta güvenilmez olduğuna dair söylentiler dolaşıyor. Sur Krallığının Asilleri sana hiçbir görev emanet etmez."

 

Boldman’dan gelen bir aşağılanma!

 

Hegel'in suratı pancar kırmızısına dönüyordu.

 

Ancak Boldman’ın ekleyecek birkaç kelimesi daha vardı. "Oymacı Weed gibi yetenekli olsaydın problemimi çözebilirdin… Ama o etkileyici kişi çok meşgul ve yapacak bir sürü işi var, o yüzden hepsinin üstüne bir de benim görevime yardımcı olamaz muhtemelen."

 

"Weed-hyung mu?"

 

"Oymacı Weed’i tanıyor musun? Versailles Kıtası Maceraperestleri için iyi bir örnek teşkil etmeye layık. Ondan daha büyük bir Maceraperest görülmemiştir. Kendini zorluklarla boğuşanlara yardım etmeye ve dünyayı düzeltmeye adayan biri. Neden kıtada hala kırılgan da olsa bir barış ortamı olduğunu sanıyorsun? Oymacı Weed yüzünden değil mi sence de?"

 

Hegel serseme dönmüştü.

 

Kendisine ve partisine hakaretlerden başka tek kelime etmemiş olan Boldman, Weed’i övdükçe övüyordu.

 

"Weed hiç kimsenin karşılarına çıkamadığı Embinyu Kilisesinin entrikalarını engelledi. Embinyu Kilisesiyse onun için bir av başlattı fakat ben, Weed’in asla yakalanmayacağına inanıyorum."

 

Hegel gerçekten ağzına geleni söylemek istiyordu. 'Yakalanıp öldürülse havalara uçardım cidden!"

 

Boldman ise iltifatlarına devam ediyordu.

 

"Weed kıtanın huzurunu koruyan ulu Oymacı olarak çağrılmayı kesinlikle hak ediyor. Oymacılığın kökenini bulma yolundaki uzun yolculuğu sırasında Embinyu Kilisesini durduruyor. Oymacılıkta gizli pek çok sır var belli ki."

 

Kara Aslan Loncasının sohbet penceresi mesajlarla dolup taşıyordu.

 

Provence: Oymacı Weed maksimum zorlukta muazzam bir görev üzerindeymiş sanırım. Tüm siviller ve Askerler Weed’den bahsediyor.

 

Ject: Provence-hyung, aynı şeyler benim kulağıma da geldi.

 

Provence: Şu anda neredesin?

 

Ject: Zen Krallığında Neria isimli ufak bir köydeyim. Tüm NPCler Weed’den bahsediyor.

 

Shen: Ben Birleşik Britten Krallığındayım; burada da Weed’den bahsediyorlar.

 

Pine: Ben Batı kıtasında bir kasabadayım. Burada da Weed’in bahsini işitebilirsiniz.

 

Shen: Bay Pine, bu haber doğru mu?

 

Kara Aslan Loncası sohbet penceresine bakılırsa Versailles Kıtasındaki tüm NPCler Weed’den bahsediyordu.

 

Provence: Böyle bir hengame çıktığına göre nasıl bir görev acaba?

 

Ject: İnanılmaz bir görev olduğu kesin, oymacılıkla mı ilişkiliymiş ki?

 

Bindel: Bir Oymacı... Bugünlerde pek çok harika Oymacı bulunabiliyor.

 

Provence: Bindel-hyung, sence nasıl bir görev olabilir? Ve elbette tek başına yapmıyordur, değil mi?

 

Bindel: Ben de bilmiyorum. Ama mutlaka birileriyle paylaşıyor olmalı. Kurueso’da tanıştığım Cüce Oymacıyla daha çok yakınlaşmalıydım. O zaman oymacılıkla ilgili daha çok şey öğrenebilirdim belki.

 

A sınıfı bir görevi tamamlayıp ardından S sınıfı bir görev almanın etkisi muazzamdı. Weed'in Kramado Zindanındaki eylemlerini takiben ismi tüm Versailles Kıtasında parlamaya başlamıştı.

 

Selsia Hegel’in kindarlığından habersiz, "Ne harika. Weed-oppa cidden müthiş bir görev yapıyor olmalı." dedi.

 

Twitter'ın heyecanı da barizdi. "Arkadaşlarıma fısıldadım ve Versailles Kıtasında bu olaydan haberdar olmayan tek bir kişi bile olmadığını söylediler."

 

Hegel ise içten içe şiddetle kıvranıyordu. Artık okulda bile Weed’i tanımayan kalmayacaktı.

 

* * *

 

"Duydunuz mu? Weed isimli bir Oymacı, oymacılık gücünü kullanarak Embinyu Kilisesiyle çarpışacakmış."

 

Yurokina Dağlarındaki genç bir kadın Karanlık Elf, kendisine yaklaşan herkese bu şekilde fısıldıyordu.

 

"Embinyu Kilisesi bizim de düşmanımız!"

 

"Onlar tüm ırkların düşmanı."

 

Sevimli ve zayıf Karanlık Elfler, Embinyu Kilisesine yönelik düşmanlıklarını gizlemiyordu.

 

Geomchiler hızla kafalarını kullandı. Normalde beyinlerindeki çarklar pek dönmezdi ama artık Weed’den nasıl yaşanacağına dair bir eğitim almışlardı.

 

'Kesinlikle coşkulu bir karşılık vermemiz lazım.'

 

'Elimizde avcumuzda ne varsa verecekmişiz gibi yanıtlamalıyız.'

 

Geomchi360 da başıyla onay verdi.

 

"Embinyu Kilisesini yok edeceğiz. Weed öne çıktıysa onlar artık bizim de düşmanımız demektir."

 

"Oymacı Weed’i tanıyor musunuz?"

 

"Silah arkadaşıyız. Aileyiz de denilebilir."

 

"Vay be! Çok erkeksisiniz!"

 

Büyüleyici Karanlık Elflerle yakınlıkları artıyordu!

 

Geomchiler Weed’e minnettardı. Çabaları günbegün güçleniyordu. Her şey avlanma yoluyla Kılıç Ustalığı yeteneğini zirveye taşımak ve seviyelerini yükseltmek içindi!

 

* * *

 

"Sarı Oğlan, biraz yavaşlayalım."

 

Weed basit bir yük arabası yapmış ve ayyaş Paralı Asker Smith’i içerisine yerleştirmişti.

 

Görev zorluğu başlı başına yeterince külfetliyken bir de işleri iyice kötüleştirecek şekilde takipçiler mesafe kaydediyordu.

 

'Körü körüne koşturarak üstesinden gelinecek bir iş değil.'

 

Weed soğuk bir şekilde durumu analiz etmişti ve bilerek rahat davranıyordu. S sınıfı zorlukta bir görevi çözecekse aceleci davranamazdı. Olup bitenleri göremez hale gelirse iğne deliğinden de ufak olan şansını yitirebilirdi.

 

Neticede yaklaşan takipçiler için mühim olan yalnızca zaman değildi; fırsat da mühimdi.

 

"Hayatın derinliklerine düşmek korkutucu olsa da derinler huzurlu aslında."

 

Esasında Weed, en yüksek zorluk seviyesindeki görevi gönül rahatlığıyla ilerletiyordu!

 

Bingryong keşiften ve civar bölgelerden bilgi toplamaktan sorumluydu.

 

"Bu arada, Bingryong."

 

"Neden seslenmiştiniz, Efendim?"

 

Bingryong ve Beş Anka Kuşu Kardeş, gruba havadan eşlik ediyordu. Bingryong'un daha da devasa bir hal alan fiziği ve Anka Kuşlarının arkalarında bıraktığı kırmızı izler sıradan canavarları korku içerisinde kaçırtacak manzaralardı!

 

"Bu noktaya gelene dek neredeydin ve neler yapıyordun?"

 

"Şey..."

 

"Otur da öyle açıkla. Göğe bakıp durmak zor oluyor."

 

"Emredersiniz, Efendim."

 

Diyen Bingryong kanatlarını katlayarak yere oturdu.

 

Buzdan yapıldığı için bedeninin bazı kusurları vardı!

 

Azıcık ısınsa etrafa buzlu sular damlatıyordu. Bu doğrultuda becerilerinin düştüğünü söylemeyeyse gerek yoktu.

 

Şu anda rüzgarlı ve ferahlatıcı bir hava olduğu doğruydu, dolayısıyla Bingryong tamamen formundaydı.

 

Bedeni eskisine nazaran çok daha iriydi ve sergileyebildiği kuvvet artış göstermişti. Öncesinde ağırlığı yüzünden yerde yürürken sendelerken şimdi kanatlarını yayarak ve üst bedenini eğerek boynunu yere yaklaştırabiliyordu!

 

Bingryong'un yapılı, asil burnu alabildiğince açıktı. Beyaz bıyıklarıysa kıvrılıp titriyordu.

 

"Ee şey... efendimin yanından ayrılışımdan hemen sonraydı."

 

* * *

 

Bingryong Morata’dan ayrılır ayrılmaz kuzeye yönelmişti. Soğuk Gül Loncası Sırp Damlacıklarını aldıktan sonra sıcaklıklar bir nebze düşmüştü.

 

Bu da Bingryong için iyi bir şeydi.

 

"ROOOOOOOOAAAAARRRR!”

 

Dondurucu soğuklara sahip Kuzeyde olduğu gibi gücünün zirvesinde değildi fakat buna rağmen normal canavarlar Bingryong’a rakip olamazdı.

 

Bingryong derin, karnını şişirecek kadar kuvvetli bir nefes almıştı. Kısa bir süre sonrasındaysa çenesi neredeyse yırtılma noktasında açılmıştı.

 

*VOOOOOOŞ!*

 

Havayı arktik bir soğuk doldurmuş ve tüm araziye yayılmıştı.

 

Bingryong'un Buz Nefesi!

 

Canavarlar gruplar halinde donmuştu. Toprak, ağaçlar, hatta kökler bile donarken on binlerce buz parçası ile gümüşi tozlar etrafa saçılmıştı.

 

"BOYUN EĞİN!"

 

Ejderin Korkusu!

 

Gerçek bir Ejderin Korkusuna kıyasla gücü pek azdı. Fakat Bingryong'un kükreyişi tüm sıradan canavarların kedi gören fareler misali donup kalmasını sağlamıştı.

 

"Kuhehehe."

 

O geliştikçe bedeni de irileşmiş ve giderek daha zeki hale gelmişti.

 

Güçlü canavarlara yalnızca havadan saldırmıştı. Bunun altındaki sebepse kazanamayacakmış gibi hissederse istediği zaman uçup kaçabilecek olmasıydı!

 

Ne zaman bir savaş azıcık tehlikeli hale gelse çabucak kaçıp gitmişti.

 

İlk başta kendisinden daha hızlı uçabilen veya havada büyü yapabilen tehlikeli, yüksek seviyeli canavarlara dokunmamıştı.

 

Yerde kıvranan ve uçabilen canavarların geçip gitmesini bekleyen bir korkaktı!

 

Soğuk bölgeye geçtiğindeyse etraf tamamen Bingryong'un sahası olmuştu. Canavarları avlayarak giderek gelişmişti.

 

Weed ve insan oyuncular için bir zaman limiti vardı. Kraliyet Yoluna ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar uyumaya ve beslenmeye de ihtiyaç duyarlardı.

 

Fakat Kraliyet Yolunda yaşayan Bingryong’un böyle bir zaman limiti olmadığı için mütemadiyen avlanarak gelişebilmişti. O, ölmediği takdirde tüm oyunculardan daha güçlü ve daha hızlı olabilirdi; bu da hayat bahşedilen bir heykele mahsus bir özellikti.

 

* * *

 

"Ama neden Kuzeyde değilsin de buradasın?"

 

Weed'in sözleri karşılığında Bingryong’un içi dürüst bir cevap vermeye elvermedi.

 

"Kesin tuhaf bir şey yapmaya çalışıyordun, değil mi?"

 

"..."

 

"Önce dayak yiyip sonra konuşmak mı istersin? Yoksa önce konuşup sonra dayak yemek mi?"

 

Bingryong kaçınılmaz itirafını yapmaya mecbur kalmıştı. "Dürüst olmak gerekirse ben de bir in yapmaya çalışmak istiyordum."

 

Bingryong gerçek ejderhaların yaptığı her şeyi yapmak istiyordu. Seviyesi ve zekası arttıkça tavırları da gerçek bir ejderhaya benzemeye başlıyordu.

 

"Ortalığı araştırırken bir buzdağının altında yaya olarak ulaşılması zor, geniş bir mağara buldum. Oradaki kadim canavarı avladıktan sonraysa buraya gönderildim."

 

"Canavar avı mı?"

 

"Canavar ölünce havada çatlak gibi bir şey açıldı ve kendimi burada buldum."

 

"Peki ya neden hala buradasın? Geri dönüş yolunu bilmediğin için değildir herhalde?"

 

"..."

 

Bingryong bakışlarını kaçırdı. Sessizce kanatlarını savuruşu onu tam bir ezik gibi gösteriyordu!

 

Weed Bingryong ile telaşsızca konuşurken ayyaş Smith gergin görünüyordu. O kadar sevdiği alkollerine gömülmeyişine bakılırsa kesinlikle yaklaşan krizin farkındaydı.

 

"Kafayı mı yedin sen?"

 

"Ne?"

 

"Embinyu Kilisesi takipçilerinin peşinde olduğunu söylememiş miydin!? Bir an önce kaçmamız lazım, nasıl burada vakit harcayabiliyorsun?"

 

Takipçiler yola çıkmışsa aranan suçluya düşen şey de elbette ki tabanları yağlamak olurdu!

 

Fakat Weed'in eylemleri bundan fazlasıyla uzaktı. Evet Sarı Oğlanın üzerinde koşturuyordu ama zaman kazanmaya çalışmak farklı bir meseleydi; en ufak bir telaş belirtisi vermiyordu.

 

Sarı Oğlan da tembel tembel otlanmakla meşguldü. Katledilmeye götürülürken bile ağır ağır otlanan ineklerin doğası buydu zaten!

 

Weed’in acelesi yoktu. "Bu aceleye getirilerek halledilecek bir iş değil."

 

"Takipçiler gelmeden önce birazcık daha hızlanmamız gerektiğini düşünmüyor musun?"

 

"Neden hızlanalım ki?" Weed’in yanıtı beklenenin tam tersiydi.

 

Avlanma veya görevler konusunda tüm plan programı yapan kişi Weed iken şu anki ihmalkarlığının eşi benzeri yoktu.

 

"Benim yardım etmem gerekecek anlaşılan."

 

Diyen Smith, öfkeli bir şekilde yük arabasından indi.

 

Ve eski bir Paralı Askerden beklenileceği üzere arkalarında bıraktığı izleri yok ederek dağıttı; böylece takipçilerin onları yakalamak için harcayacağı süreyi uzattı.

 

"Doğuya gidelim, etrafı araştırmıştım, orada bir dere olmalı. Dere boyunca ilerlersek ayak izlerimizi ve kokumuzu büyük ölçüde gizleyebiliriz."

 

Eski Paralı Asker Smith’in bolca zamanı vardı. Fakat görev ilerledikçe daha da telaşlanıyordu, bu nedenle gönüllü olarak ilerleyişlerine yardımcı oluyor, rotayı belirliyor, izlerini siliyor ve benzeri işlerle geçmiş tecrübelerini kullanarak takipçilerle aralarındaki mesafeyi açıyordu.

 

* * *

 

Takipçiler Embinyu Kilisesinin tapınağından çıkmıştı!

 

10 Karanlık Şövalye, 3 Rahip ve 100 Askerden oluşan bir gruptu.

 

"İzleyecekleri rota önceden belirli. Asayı bulduktan sonra Matallost Kilisesinin kurduğu ittifakı diriltmeye çalışacaklar."

 

Takipçiler gece gündüz hareket ediyor, ovaları aşıyordu. Karanlık Şövalyeler at üzerindeydi fakat Rahip ve Askerler güçlü dayanıklılıklarıyla koşturuyordu. Takipçi grubu dinlenmeksizin ilerliyordu! Dayanıklılıkları düştüğündeyse Rahipler iyileştirici büyü ve kutsamalar gerçekleştiriyordu.

 

Weed ile takipçileri arasındaki mesafe bir günden ibaretti.

 

* * *

 

"Sarı Oğlan."

 

MÖÖÖÖÖÖÖ!

 

"Acıktın, değil mi? Hadi bir şeyler yiyelim."

 

Möööööööööööööö.

 

Weed ne zaman geniş bir çayıra denk gelse Sarı Oğlana dinlenip otlanması için çokça vakit tanıyordu.

 

"Fazla yeme ve doğru düzgün çiğne."

 

Gösterdiği nezaket Sarı Oğlanın kafasını minnettarlıkla Weed’e sürtmesi için yeterliydi! Weed’in gerçekten de ineğini seven bir efendi olduğu yanılsamasını yaratacak kadar iyi bir muameleydi!

 

Fakat Weed'in gözlerindeki ışıltılar buz gibiydi.

 

'Güzelce şişip irileşiyor.'

 

Takipçilerle aralarındaki mesafe hızla kapanıyordu. Weed Sarı Oğlanın tepesinde boş boş heykel yaptığı için takipçiler iyice hızlı yaklaşıyordu. Matallost Kilisesinin en yakın müttefik kabilesi hala iki gün uzaklıktaydı.

 

Boşa zaman harcayıp normalden yavaş hareket ettikleri için takipçileri aralarındaki mesafeyi yarım günde kapatabilmişti. Ayyaş Paralı Asker Smith tüm gücüyle mücadele etmesine rağmen onları daha fazla geciktirememişti.

 

Fakat Weed, onların belli bir mesafede çıkardığı toz bulutlarını görmesine rağmen paniklememişti.

 

"Demek geldiler. Boş boş beklemek çok sıkıcıydı."

 

Diyen Weed, Bingryong ve Anka Kuşlarına seslendi.

 

"Beyler."

 

"Buyurun Efendim."

 

"Şunların işini bitirin!"

 

"Anlaşıldı. Ben tek başıma hallederim." Diyen Bingryong göğe süzüldü.

 

Ve bedeni avuç kadar görünecek hale gelene dek kanatlarını her çırpışında düz bir rotada yükseldi.

 

Ardından karnını şişirdi ve kar beyazı nefesini takipçilere doğru üfledi.

 

Ejderin Nefesi meteor misali havalanarak ardında bıraktığı uzun izle takipçilerin üzerinde patladı.

 

Bu güçlü saldırı zemini ve takipçileri bütünüyle, tek seferde dondurdu!

 

Karanlık Şövalyeler atlarını bırakıp kendilerini ortalığa sıçratarak canlarını ucu ucuna kurtarabildi. Fakat bedenlerinin bir kısmı donmuştu.

 

Ayrıca tüm savaşma arzularını yitirmişlerdi ve titrek kavaklar misali titriyorlardı!

 

Bingryong onlara doğru uçarak hepsini ayaklar altına aldı.

 

*Çat!*

 

Ve takipçileri tek nefesiyle imha etti!

 

Ardından koca bir nefes daha alıp etrafına bakınarak kükredi, Dinozor Çağının Kralı Tyrannosaurus Rex’inkine benzer muzaffer bir savaş çığlığı attı.

 

"ROOOOOOOOOOOOAAAR!"

 

Kükreyişi dört bir yanda yankılandı.

 

O kırılgan, ürkek, güçsüz Bingryong'un seviyesi 446yı geçmişti. Ve yetişkin Bingryong, gücüyle hava atıyordu.

 

* * *

 

KMC Medyanın programı 'Weed'.

 

Vampir diyarındaki maceranın yayınlanışının ardından bir süre ara verilmişti.

 

—'Weed’in’ anlamı nedir?

 

— Bu günlerde yayın yapmıyor musunuz?

 

'Weed' programı düşük reytingli bir yayın olduğu için sitenin mesaj alanına çok nadiren bu tarz sorular düşüyordu.

 

Site Yöneticisi Oh Yun Sil ise bu soruları kibarca yanıtlıyordu.

 

—'Weed' lakabının ardındaki anlam bir sır. Bu izleyicilerin dahil olabileceği bir şov haline gelseydi hoş olurdu. İstasyonun dahili programına göre ayarlandığı için gelecekteki yayın programını aktarmam zor.

 

Yöneticinin sözlerini gören izleyiciler durumdan emindi.

 

'Bu program yakında iptal olur. Hiç duyurmadan sonlandırmış bile olabilirler...'

 

Böylece 'Weed' programı, izleyiciler tarafından yavaşça unutulmaya başlanmıştı.

 

Fakat KMC Medyanın kodamanlarının 'Weed' programına yönelik beklentileri sona ermemişti. Ekipman Teknisyenleri, Üretim Direktörü, Yazarlar ve Sunucular göreve çağrılmayı bekliyordu.

 

Derken Oymacı Weed’in inanılmaz bir görev yaptığı söylentisi Versailles Kıtası boyunca yayılmıştı.

 

KMC Medya da anında yayın için bir toplantı düzenlemişti.

 

"Versailles Kıtası tarihini kurcaladık ama Embinyu Kilisesinin esas doğasını hiçbir yerde bulamadık."

 

"Kilisede 12 tarikat varmış ve bir de onlara hükmeden ayrı bir düzen olduğunu tahmin ediyoruz."

 

"Oyuncular bu duruma nasıl yaklaşıyor?"

 

"Nükleer bomba patlamış gibi. Her köyde Embinyu Kilisesi ve Oymacı Weed’i konuşuyorlar."

 

"Versailles Kıtasının yerlileri Embinyu Kilisesinden bahsetmeyi kesmediği için bunun en çok konuşulan konu halini aldığını söylemek abartı olmaz."

 

Bizzat Baş Direktörün başkanlık ettiği bir toplantıydı.

 

Lee Hyun’un kapsülüyle bağlantılı görüntüleri inceledikten sonra temel bir analiz yapmışlardı.

 

"Ölümsüz Bölgesi ve Palrangka savaşında olduğu gibi bir kez daha Weed’in başarılarını görme fırsatı doğdu."

 

Baş Direktör büyük bir Weed fanıydı.

 

Yayınlar dışında da Weed’in maceralarını görebildiği için heyecanlıydı!

 

Direktör Kang, konuşma izni almak için elini kaldırdıktan sonra yüzünü mikrofonuna yaklaştırdı.

 

"Saygıdeğer Baş Direktörüm ve sevgili meslektaşlarım, mesele bu kadar basit değil."

 

"Problem nedir, Direktör Kang?"

 

"Şey, Baş Direktör. Öncelikle, görev zorluğunu görmezden gelemeyiz. Bir S sınıfı görev! Tek bir kişinin bile böyle bir görevi tamamlamadığı doğru, değil mi? Söylentilerin yayılmasına yettiğine göre sıradan bir görev değildir. İlgi çekebilir fakat neticede izleyicileri hayal kırıklığına uğratmamız da mümkün."

 

"Ama burada Weed’in görevinden bahsediyoruz. İlk defa A sınıfı zorlukta bir görev tamamlayan da o değil miydi?"

 

"Orası doğru. Bunu yaptı ama..."

 

Direktör Kang bir mendil çıkartarak alnında biriken terleri sildi. Maaşlı bir çalışan olarak Baş Direktörün sözlerine karşı çıkmanın baskısını taşıyordu!

 

Gömleğinin terden sırılsıklam olduğu çaresizce, tehlikeli bir durumdaydı lakin söylenmesi gerekenleri söylemek zorundaydı.

 

"Weed’in tamamladığı görevleri incelememiz gerekiyor. Ölümsüz Lejyonu görevi A sınıfı zorluktaydı fakat Orkların ve Karanlık Elflerin yardımını almıştı."

 

Baş Direktör başıyla onay verdi.

 

Weed’in Ork Karichwi olarak verdiği mücadele öyle etkileyiciydi ki hala aklından çıkaramıyordu. Ölümsüz Lejyonu yayını da hala indirilme sayısında listenin zirvesindeydi.

 

"Devam edin lütfen."

 

"Tabii. Farklı güçlere komuta ettiği büyük çaplı savaşlarda bir Oymacı olarak absürt yükseklikte bir Liderlik ve Karizma sergiledi, hızla değişen çarpışmalarda ani kararlar verdi ve savaş boyunca en ufak bir noktayı bile atlamayacak şekilde detaylı bir göze ve konsantrasyona sahipti."

 

Direktör Kang, Weed’i adamakıllı övüyordu. Baş Direktör onun fanıyken bu kanalda Weed’i eleştirmek yasaktı!

 

"Bu durum yalnızca savaşmayı bilen oyunculara sunulacak olsaydı Orklar ve Karanlık Elfler arasındaki ırk mücadelesinde gömülür gider ve mağlup olurlardı. Seviyeleri yüksek olsa bile Ölümsüz Lejyonunu durduramazlardı. Weed’in gücü büyük ölçekli mücadelelerde kendisini gösteriyor."

 

"Ondaki komuta etme kabiliyetine rakip olmak zor; Weed’in güçlü noktası bu."

 

"Evet. Tam da söylediğiniz gibi. Weed’in askeri destek sağlayan görevlerde muazzam bir güçlü noktası var. Diğer A sınıfı zorlukta görevler de aynı şeyi gösterdi. Nilfheim İmparatorluk Ailesinin onuruyla ilişkili görevde ve Kemik Ejderhanın belirdiği görevde ne kadar çile çekmişti?"

 

Direktör Kang’ın ne söylemek istediğini anlayan Baş Direktör başıyla onay verdi.

 

Weed, soğuk ve ıssız Kuzeyi aşarken yüzleştiği onca sıkıntıdan sonra bir Wyvern’in üzerine binerek büyük bir mücadele neticesinde Kemik Ejderhayı yenmişti.

 

"Yani Direktör Kang, Weed’in bu görevde başarısız olma ihtimalinin… çok yüksek olduğunu düşünüyor."

 

"Evet. Şu anki görevinde de askeri desteği olduğu söylense de bunu tek başına altından kalkması için fazla büyük bir yük olarak görüyorum. A sınıfı bir görev olsaydı bir direnç geliştirir ve yaptığı heykeller kendince yetenekler sağlayacağı için başarabilirdi. Fakat S sınıfı zorlukta bir görevin çok ağır olduğunu düşünüyorum."

 

A sınıfı zorlukta bir görevin ağırlığı daima büyük olurdu.

 

Rakipleri olan CTS Medya, Devasa Orman Golemlerinin tarihten silinişini ve bununla ilişkili A sınıfı zorlukta bir görevi yayınlamış ve izleyici reytingleri bir anda %7 sıçrama yapmıştı. Başlı başına oyun yayınları reytingleri hisselerin %60ından fazlasını oluşturuyordu.

 

"Ayrıca... bu seferki yayını paylaşırsak Weed’in kimliği ifşa olabilir."

 

"Kimliği mi?"

 

"Savaş Tanrısı Weed ile Oymacı Weed’in aslında aynı kişi olduğu gerçeğini gizlemek epey zorlaşır."

 

"Hmm, böyle bir problem de var."

 

"Yayınlara devam ederken bu gerçeği sonsuza dek gizleyemeyecek olsak da riski görmezden gelir ve yayını paylaşırsak büyük bir kaybımız olur. Dolayısıyla henüz çok erken olduğu kanısındayım."

 

Baş Direktör ve diğer Direktörlerin yüzleri ciddileşmişti. Weed her şeyini verse bile başarılması fazla zor bir görevdi. Üstüne üstlük sahip olduğu yetenekleri gizlemesi mümkün değildi.

 

"Gerçi S sınıfı zorlukta bir görevi yayınlama şansını düşününce yazık olacak."

 

Baş Direktörün sözleriyle birlikte toplantı yayından vazgeçme kararıyla sonuçlanmak üzereydi.

 

*Ring!*

 

Derken Direktör Kang'ın masasındaki telefon çaldı.

 

Direktör Kang anlık bir tereddütten sonra telefonun üzerindeki butona bastı.

 

"Şu anda bir toplantıdayım... ne oldu?"

 

Hoparlörden sekreterin sesi işitildi.

 

— Affedersiniz. Önemli bir telefon var, Direktör Kang.

 

"Kim arıyor?"

 

—Lee Hyun isimli biri.

 

"Lee Hyun mu? Eğer Lee Hyun’sa..."

 

Direktör Kang'ın suratına bir şaşkınlık yayıldı. Sonra da durumu Baş Direktör ve diğer Direktörlere açıkladı.

 

"Lee Hyun’un Weed karakteri olduğundan eminim."

 

"Öyle mi? Öyleyse konuş onunla."

 

"Hoparlöre veriyorum o halde."

 

Bir müddet sonra Lee Hyun'un çağrısı Sekreter odasından toplantı odasına bağlandı.

 

— Merhaba Bay Kang.

 

"Oh yo, pardon, önce ben aramalıydım."

 

— Hiç sorun değil. Esas mühim olan yatırdığınız parayı almış olmam, teşekkür ederim.

 

Palrangka Savaşından aldığı para banka hesabına yatırılmıştı. Reytinglere göre teşvikler verildiği ve yayının indirildiği her seferde pay aldığı için hatırı sayılır bir meblağdı!

 

"E doğal olarak emeğinizin bedelini ödememiz gerekiyordu."

 

— Huhuhu.

 

Lee Hyun son derece tatminkar bir kahkaha patlattı!

 

— Aslında, bir sorum olacaktı. Sizinle şu anda yaptığım görevin yayınıyla ilgili iletişime geçtim. Ne durumda?

 

"Şey...karar vermek çok zor."

 

Direktör Kang durumu adım adım açıkladı. Hem S sınıfı bir görev hem de ilgi odağı olduğu için elbette yayınlamak istiyorlardı. Ama büyük gerginliğiyle birlikte durumun zorluğunu da izah etmişti.

 

"Dolayısıyla yayını yapsak mı yapmasak mı konusunda bir toplantıdayız şu anda."

 

Direktör Kang'ın acı hislerini anlamış mıydı bilinmez fakat Lee Hyun’un yanıtı eşsiz bir rahatlıktaydı.

 

— İstiyorsanız yayınlayabilirsiniz.

 

"Ne?"

 

— Reytingleri arttırmak için yayınlamanız gerekmez mi? Reklam almak için reytinglerin yükselmesi gerekiyor.

 

"Bu doğru olabilir ama mesele şu ki..."

 

— İhtiyacınız olan bir program varsa tek yapmanız gereken onu yayınlamaktır. Bu kanal ve izleyiciler için, şirketinizin halkla ilişkileri sağlam bir pazarlama yapamaz mı?

 

Lee Hyun bu alanda emektar olan Direktör Kang’a yayının gerekliliğini açıklıyordu!

 

— İzleyicileri düşünün lütfen. İzleyiciler ne istiyor? Eğlenmek ve meraklarını gidermek! Peki bunun tadını birlikte çıkarmak istemezler mi?

 

"..."

 

— Bir kanal izleyicilerin taleplerini nasıl görmezden gelebilir? Normal mi bu? İzleyicilerinize saygınız varsa bir an önce bilgi aktarımı yapmanız gerekmez mi?

 

Olsa olsa bir yayın kuruluşunun toplantısında rastlanılabilecek cinsten bir nutuktu!

 

— Mesaj panolarında bir sürü izleyici yayında nasıl bir görev olduğunu soruyor.

 

Doğal olarak kanalın izleyici forumunda yayındaki görevle ilgili pek çok yorum geliyordu. Yalnızca KMC Medya değil, CTS Medya ve diğer kanalların izleyicilerinin ortak fikirleri de bu şekilde dolup taşıyordu.

 

Direktör Kang endişeli bir şekilde açıkladı. "Bir kanal olarak elbette ki programı organize etmek isteriz ama senin için doğabilecek dezavantajlardan yana endişeliyiz Lee Hyun-nim."

 

— Bu dünyada bedeli olmayan bir şey var mı ki?

 

"..."

 

Bedava para diye bir şey yoktu. Lee Hyun bunu çok erken yaşta öğrenmişti.

 

"Ama görevin zorluğu çok fazla."

 

— Elimden geleni yapmak zorunda kalacağım.

 

"Biz de düzenleme sürecinde elimizden geleni yapmaya çalışırız ama senin Savaş Tanrısı Weed olduğun gerçeğini tam anlamıyla gizlemek zor olabilir. Buna rağmen yayını paylaşmamızı istiyor musun?"

 

Direktör Kang ve KMC Medya Lee Hyun’a Savaş Tanrısı Weed olmanın doğurduğu şöhretten ve bu maceranın ana karakteri olduğu gerçeğinden ötürü sıkıntı vermek istemiyordu! Kanal, onun iyiliği için yayını askıya almanın veya iptal etmenin eşiğine gelmişti.

 

— Evet.

 

Lee Hyun'un yanıtı netti. Fakat hemen ardından titrek, boğuk bir sesle bir soru geldi.

 

— Hey, bu arada... Ummm.

 

"Söyle lütfen."

 

— Bu seferki yayının da teşvik primi olacak değil mi? Sözleşme koşullarında teşvik vardı çünkü.

 

"..."

 

Endişelendiği tek şey buydu!

 

Değerleri tahmin edilemeyecek şekilde yükselip düşebilecek olan senetlere, kuponlara veya hisse gibi şeylere güvenmiyordu. Yalnızca anlaştıkları tarihte mutlaka ödeme yapan KMC Medyaya güveni vardı.

 

'Bu kanal cidden güvenilir. İnsanların güvenini haklı çıkaran iyi bir kanal.'

 

Lee Hyun'un çağrısının sonlanışının ardından toplantı odasındaki hava ani bir değişim geçirdi.

 

"Denesek mi ki?"

 

"Yapalım gitsin. O istiyor ve… izleyicilerin isteği de bu yönde değil mi zaten?"

 

"Direktör Hyun, beklenen reyting ne düzeyde?"

 

"Evet, Baş Direktör. Yayını yaparsak reytinglerin sağlam olacağını hesap ediyoruz. Normalde neredeyse hiç oyun yayını izlemeyen sıradan insanları bile çekebildiği için minimum %17 olacağından eminim.”

 

"Reklamlara yer ayrılacak mı?"

 

"Elbette."

 

Pozitif zihniyet yayılıyordu!

 

Bu defa Baş Direktör, Direktör Kang’a sordu: "Görevin zorluğu muazzam ama altından kalkabilir mi sizce?"

 

"Ben de emin değilim. Ama o, ‘Savaş Tanrısı’ lakaplı Weed değil mi? Bir şekilde zorlayacaktır. Başarsa da başaramasa da bu işten bir şeyler kazanacaktır."

 

O daima şaşırtıcı sonuçlar, hiç kimsenin aklına hayaline gelmeyecek sonuçlar alan Savaş Tanrısı Weed’di. Asla kolay bir mücadelesi olmamıştı.

 

Diğer zamanlarda Büyü Kıtasındaki mutlak otorite ve karizmasını konuşturmuyordu. Cimri bir insan, makine gibi çalışan biri, bir Şef, bir Oymacı, bir Demirci, bir Terzi ve dolandırıcı sınırlarında biri olarak özgürce dolaşıyordu.

 

Fakat bir savaş çıktığında Ork Karichwi veya İskelet görünümüyle esasında kim olduğu gerçeğini izleyicilere açıkça sergiliyordu.

 

Kanalın ona olan güveni mutlaktı.

 

Yalnızca muazzam şöhreti zarar görebilir diye endişeleri vardı. Fakat kanalla ilişkili hiç kimsenin Savaş Tanrısı Weed’in yayınıyla ilgili herhangi bir tereddüdü yoktu.

 

Baş Direktör nihayet kararını vermişti.

 

"Programı hazırlayın. En iyi personelimizi toplayıp hemen işe koyulun."

 

* * *

 

Embinyu Kilisesi Rahipleri meslektaşlarının ölümünü hissedebilmişti.

 

Ve kilise peşlerine düşmeleri için yeni bir grup oluşturmuştu.

 

"Ritüelimize burnunu sokan adamı yok edin!"

 

Bu seferki takipçiler 20 Karanlık Şövalye, 5 Rahip ve 300 Askerden oluşuyordu!

 

Karanlık Şövalyeler hızlı süvari atlarına binmişti, Askerler ve Rahipler ise yük arabalarıyla ilerliyordu.

 

Hareket kabiliyetlerini geliştirişlerinin ardından bir kez daha Weed’in peşine düşmüşlerdi.

 

#Bizim ejder bayağı güçlenmiş, kaç yüz kişiyi tek nefeste halletti. Bir de minnoş minnoş yeni dostlarına işin yolunu yordamını anlatıyor. Bu gidişle Weed’in peşindeki takipçiler pek sorun çıkaramaz. Bahaneyle Smith de ayyaşlıktan paralı askerliğe ufak ufak dönüş yapıyor gibi. Ve Weed inanılmaz ünlendi, bu yayınla birlikte ünü iyice tavan yapacaktır. Peki koskoca kanal görevlilerini yayını yapmaları için ikna etme şekli ve son anda teşvikten bahsedişi… Çok orijinal karakter çok…

Neyse. Bayağı uzun bir bölümdü arkadaşlar, yine aşağı yukarı bu uzunluktaki bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr