Lms 18.4 : Ahreupen Mimarisi

avatar
1836 21

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 18.4 : Ahreupen Mimarisi


Çevirmen : Clumsy-nim



Lee Hyun, 23 günün sonunda Avrupa turunu tamamlayıp evine dönmeyi başardı. Kız kardeşi sabah erken saatlerde kütüphaneye gittiği için evde kimse yoktu, bu nedenle ilk iş salonun ve diğer odaların gündelik temizliğini yapmaya koyuldu.

 

İşini bitirdiğindeyse bitap düşmüş şekilde yere serildi.

 

‘Bu kadar yorucuysa insanlar ne demeye seyahat etme zahmetine giriyor anlamıyorum. Şahsen ben evde takılmayı tercih ederim.’

 

Yabancı turistlerin her tatil sezonunda bir yerlere gitmesine akıl sır erdiremiyordu. Halbuki o, dışarıda çile çekmektense evde yan gelip yatmayı tercih ederdi! Onun dinlendirici bir tatilden anladığı kahvaltıda pilav, öğle yemeğindeyse sırasıyla acı tatlı domuz etiyle tavuk yemek, sonra da vantilatörü açıp uyumaktı.

 

“Oh… keşke sürekli böyle yatabilsem.”

 

Birazcık keyifsizdi. Ne kadar fit olursa olsun Orta Asya, Avrupa ve Afrika’nın dört bir yanını gezdikten sonra yorgun olmamasına imkan yoktu. Ama kazanılacak paralar varken dinlenemezdi. Yazın altın çağı! Rakiplerinin seviye ve yeteneğine yetişmek için kendisini tamamen oyuna adamak zorundaydı. Ev halkı için kazanması gereken hatırı sayılır bir meblağ vardı ve bir aylık hesap açıkları olmasına müsaade edemezdi.

 

“Versailles Kıtası ve Morata’da bir şeyler değişmiş olabilir…”

 

Gerçek hayattaki 23 gün Kraliyet Yolunda muazzam bir zamana denkti, 4 kat zaman farkı hesaba katılınca Kraliyet Yolunda tam 92 gün geçmişti. Lee Hyun’u seyahatleri boyunca endişelendiren de buydu.

 

“Morata iyi durumda mı değil mi bilmiyorum. Elbette bıraktığım gibidir, harabeye dönmemiştir.”

 

Diyen Lee Hyun valizini açtı ve getirdiği hediyelik eşyaları çıkarttı. Tüm bunlar Avrupa’ya gittiğinin kanıtlarıydı.

 

Mavi Çan Oteli

 

Otel Hilton

 

Paris Pansiyonu

 

Otellerden aldığı havluları, diş fırçalarını, diş macunlarını, sabunları ve şampuanları tek tek sıraya dizdi! Uçaktan birkaç battaniye de araklamıştı, dolayısıyla çantaları tıklım tıklım doluydu. Bir başka çantaysa kız kardeşi için aldığı Fransız ve İtalyan markalarına ait kıyafetler, kolyeler ve ıvır zıvırla doluydu. Onun hatırına ne var ne yoksa satın almış, hiçbir şeyi atlamamıştı.

 

“90 euro mu? Yo, yo, yo yo olmaz. 40 euro olsun.”

 

“Olmaz, hoşça kalın.”

 

“40 euro. 40 euro. 40 euro!”

 

Lee Hyun dükkanlarda pazarlık yapmaktan da çekinmemişti. İçlerindeki materyallere bakarak nesnelerin değerlerini tespit edebiliyordu. Dolayısıyla Avrupa’daki yüksek işçilik maliyetlerini hesaba kattıktan sonra bile 40 euroda ısrarcı olup nihayetinde makul bir fiyat olan 52 euroya inebilmişti.

 

“Dünya dolandırıcı dolu.”

 

Yabancı turistler için her şey çok daha pahalıydı. Bu nedenle böylesine zehirli bir atmosferde ısrarcı ve saldırgan olmaktan kendisini alıkoyamamıştı. Yaptığı her ödeme sonrası elleri kontrolsüzce titremişti.

 

“Konichiwa!” (Japonca merhaba)

 

Bu, seyahat eden Korelilerin gururuydu!

 

Lee Hyun kız kardeşinin yanı sıra Oh Dongman, Choe Jihun, Jeong Hyo-Lynn ve geri kalanlar için de hediyeler getirmişti.

 

“Hepsine bir şeyler verdiğim sürece sorun çıkmaz.”

 

Lüks Avrupa markalarına ait tişörtler!

 

Avrupa’dan onları ve daha pek çok Çin pazarı ürününü satın almıştı.

 

Aldığı en pahalı ürüne 60 bin won olmak üzere toplam 800 bin won harcamıştı. Makul bir fiyat üzerine pazarlığa başlamadan önceyse her birini en az on beşer defa kontrol etmişti.

 

Gezilerde yapılan alışverişin tadı işte böyle çıkardı! Aldığı her şeyi kabaca organize etmeyi tamamlayan Lee Hyun, oturup televizyonu açtı. Versailles kıtasıyla ilgili yayına tam vaktinde yetişmişti. Kraliyet Yolunda neler olup bittiğini görmek için yayını izleyecekti.

 

***

 

“Oh Juwan-nim, Haven Krallığının Kallamore Krallığıyla topyekün savaşa girip girmediğinden haberiniz var mı?”

 

“Evet var, bilgiler doğru. Kallamore Krallığı şövalyelerinin ilerleyişine son verildiği haberini aldım. Şimdi de kalenin içerisindeki düşman askerlerinin teslim olmasını bekliyorlarmış, aksi takdirde 20 bin askerden oluşan bir orduyla karşı karşıya gelecekler ve kalenin tedarik zinciri kesildiği için yaşanacaklar artık kaçınılmaz görünüyor.”

 

Lee Hyun Haven Krallığının nihayet Kallamore Krallığına savaş ilan ettiğinden haberdar değildi. Haven Krallığında hatırı sayılır miktarda güçlü oyuncu vardı. Ana kıtadaki oyuncu sayısı da muazzamdı. Başlı başına bu güç, yenilemez olduğu söylenen Kallamore Şövalyelerini yenmeye yeterdi.

 

Hermes Loncası haricindeki diğer büyük prestijli loncaların bahsi geçmemişti. Haven Krallığı ve loncaları, Hermes Loncasının savaşa katılmama kararı almasıyla ciddi bir hasara uğramıştı. Parmakla gösterip suçlayacak birini arıyorlardı. Elbette ki bunun için tek aday BardRay’di. Herkesçe bilinmese de BardRay, gizliden gizliye prestijli Hermes Loncasının liderliğini yürütüyordu. BardRay Kraliyet Yoluna başladı başlayalı loncalar üzerindeki etkisini arttırıyordu, Hermes Loncası da o günden beri en güçlü loncalar arasındaydı.

 

“Hermes Loncası. Hermes Loncasının Haven Krallığını temsil ettiğini söylemek sorumsuzca mı olur?”

 

“Suç Hermes Loncasında değil. Diğer loncalar da aynı şeyi yapıyor.”

 

Suç, Haven Krallığının tüm prestijli loncaları arasında paylaştırılmıştı. Lee Hyun, Haven Krallığının Kallamore Krallığı topraklarına yerleşmiş olduğundan ve ordularının günbegün güçlendiğinden haberdar değildi.

 

“An itibarıyla Haven Krallığını mağlup edebilecek hiçbir düşman bulunmuyor.”

 

BardRay savaşa katılma kararı almıştı. Bu Hermes Loncasının verdiği bir emir değildi, şahsi kararıydı. Mücadele esnasında grubuyla birlikte Kallamore Krallığını pusuya düşürmüştü. Hermes Loncası birlikleri düşmanın tedarik ettiği gıdalara ve vagonlara saldırmıştı. Sonrasında da gıdaları yağmalayıp yakınlardaki bir kentte satarken çekilen videoları Şeref Listesine yüklenmişti. Haven Krallığına bağlı tüm kullanıcılar yüklenen her videoda kutlama yapmıştı.

 

“BardRay’den güçlüsü yok.”

 

“Haven Krallığının Koruyucusu!”

 

Videoların her birine bu tarz yüz binlerce yorum yapılıyordu. Oyuncular yayınları izledikçe BardRay’in Versailles Kıtasının en güçlüsü şeklindeki şöhreti sağlamlaşıyordu. Koca Versailles Kıtasının en güçlü ve en yüksek seviyeli kılıç ustasını görmezden gelmek mümkün değildi.

 

Weed’in Karichwi olarak Ölümsüz Lejyonuyla yaşadıkları ve Kemik Ejder mücadelesine karşılık olarak gösteriş yapıyorlardı. Bir başka prestijli lonca olan Lancashire Loncası da işin içindeydi fakat Hermes Loncasıyla kıyaslanması mümkün değildi. Haven Krallığı Kallamore Krallığının tedarik rotalarını kesmiş ve sonra da zorlu bir savunmayla sonuçlanan iki yönlü bir saldırı gerçekleştirmişti. Kallamore Krallığı kale içine çekilmek zorunda kalmıştı. BardRay ve birliği iki ulus arasındaki savaşta kritik bir rol oynamıştı. Ancak Hermes Loncası tüm bunlar nedeniyle BardRay’e bir ceza vermişti.

 

BardRay ve yoldaşları Hermes Locasının kararına uymadıkları için 200 günlüğüne loncadan uzaklaştırılmıştı.

 

Hermes Loncası temsilcileri, Haven Krallığı oyuncularından aldıkları muazzam şikayetler doğrultusunda bir ceza vermişti. İnternet siteleri BardRay’e verilen cezanın iptal edilmesi adına bir sürü şikayet ve hakaretle doluydu. Diğer taraftan BardRay’in Versailles Kıtasının en iyi oyuncusu olduğu fikri hızla yayılıp kuvvetleniyordu.

 

“Ayrıyeten pek çok kişiyle birlikte krallıklara katkısı bulunan bir zindanda maceraya atılmış olan Chase kullanıcısına duyulan ilgi de büyük.”

 

“Yeni haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Kadife fiyatı hatırı sayılır bir artış göstermiş. Bu iş nereye varır sizce?”

 

“Shin Hye-Min, terzilerin kadifeden öğe yaratabildiğinden haberiniz var mıydı?”

 

“Oh, bu mümkün müymüş?”

 

“Başlangıç düzeyi 6. seviye sonrası kumaş, yün ve kadife gibi materyalleri birleştirmek mümkün hale geliyor. Yani terzilerin kullanımı için iyi bir malzeme.”

 

Versailles Kıtasına dair türlü türlü haber veriliyordu. Esas haber değeri olanlar krallıkların gelişimleri hakkında bilgi verenlerdi, dolayısıyla haberleri çeşitlendirmeleri gerekiyordu. Ardından Kraliyet Yolu haberleriyle ilgili profesyonel bir yayına giriş yapıldı.

 

“Kuzey bölgesindeki kullanıcıların çok dikkatli olması gerekecek gibi görünüyor.”

 

“Oh Juwan, kuzeyde bir şeyler mi dönüyor ki?”

 

“Kuzeye dair haberler giderek daha da yoğunlaşıyor. Bazı paralı askerler ana kıtadan kuzeye gitmeleri adına görevlendiriliyormuş.”

 

Shin Hye-Min endişeli görünüyordu.

 

“Yani kuzeyde bir savaş mı yaşanacak?”

 

“Morata zapt edilecek.”

 

“Ama Morata’yı Savaş Tanrısı Weed yönetiyormuş gibi görünüyor.”

 

“Kuzey bir ticaret ve macera merkezine dönüştü. Lord bunca zaman ortalıkta olmayınca böyle bir şeyin olması kaçınılmazdı. Ekrana videoyu aktaralım.”

 

Bu cümle sonrası televizyon ekranı kuzey köylerini yansıttı. Bin, iki bin derken sayısız eğitimli asker ve beraberinde silah yapımıyla meşgul demirciler toplanmıştı. 10u aşkın lonca ittifak halindeydi, demirciler kuşatma silahları hazırlıyordu. Liderlerin şövalyeleri eğitişi ve onlara emirler verişi harikulade bir manzara teşkil ediyordu. Morata gibi büyük bir şehri indirmek için güçlerini birleştirmişlerdi. Lee Hyun bu noktada televizyonu kapattı.

 

“Demek Morata’ya bulaşmayı düşünüyorsunuz!”

 

***

 

Lee Hyun, şimdi öfkelenme zamanı olmadığını bilerek televizyonu kapattı. Elektrik faturasını düşük tutma zorunluluğundan bahsetmeye gerek dahi yoktu! Hele kumandayı fırlatmak veya duvarı yumruklamak gibi bir şey aklının ucundan bile geçmezdi.

 

“Ne cüretle benim pilav kasemi elimden almaya çalışırlar…”

 

Buna müsamaha gösteremezdi. Bir sürü yatırım yaptığı Morata’yı elinden alacaklardı. Üzerinde hakkının olduğu bir şeyi kirleteceklerdi. Söz konusu tatlı ve hoş görünümlü bir köpek olsa bile sahibi aynı olmayacaktı. Lee Hyun, o kaseye kaşığını herkesten önce daldıracaktı!

 

“Onlara hadlerini bildireceğim ve sonrasında… görecekleri zarara hazır olsalar iyi ederler.”

 

Weed, ayaklanıp kalesinin penceresinden dışarı baktı. Freya heykeli, ana meydan ve göllerdeki oyuncuları izliyordu. Çaylaklar için hoş bir yerdi ve her geçen gün gelişim gösteriyordu. Yolun kenarında tembel tembel uyuklayan genç buzağıları görüyordu. Ve görünüşe bakılırsa hepsi de Sarı Oğlanın evlatlarıydı.

 

“Bu şehri bu hale getirmek için kan ve ter döktüm ben.”

 

Weed, şehir hızla gelişebilsin diye bir sürü heykel yapmış ve muazzam miktarda altın yatırmıştı. Tüm bunlar dışında bir farklılık daha söz konusuydu. O da başka bir binaydı.

 

Morata Sanat Merkezi!

 

Yakın zamanda inşa edilen bina hayat doluydu. Ağaçlar ve çiçeklerle donatılmış kocaman bir bahçesi vardı. Böylesine büyük bir bina, inşa edilişiyle gurur kaynağı olmuştu ve Morata’nın her noktasından görülebiliyordu.

 

“Lord olarak burayı ilk görüşüm.”

 

Weed’in burada bulunma sebebi çılgınca seviye atlamak değildi. Kuzeye maceralara atılmak için gelenlerin sayısı her geçen gün kayda değer bir artış gösteriyordu. Her seviyeden insan vardı. Oyuncuların sayısı arttıkça gelişim seviyeleri de artıyordu. Tıpkı yemek yaparken yükselen harikulade koku gibiydi. Ve gelişmekte olan Morata’ya son verilmesi utanç verici bir eylem olurdu! Weed, yurdunu tüm sadık şövalye ve askerlerinin de içerisinde bulunduğu bir pilav kasesi gibi görüyordu.

 

“Ben tatildeyken pilav kasemi elimden almaya çalışmaya cüret ediyorsunuz demek…”

 

Weed’in toplam 390 bin altını vardı. Hepsini de Hidra Kralı avından, silah ve öğe satışlarından kazanmıştı. O parayla ne rom gibi pahalı yiyecek içecekler ne de kıymetli metaller almıştı. O sağlam meblağ ile yatırım yapacaktı.

 

“İçişleri Modu!”

 

****

 

-Ekran son yirmi haftalık içişleri meselelerini aktaracak. Morata’yı yönetme kabiliyetine sahipsiniz.

Kaynaklar her an için erişilebilir olacak.

 

Askeriye: 51

Ekonomi: 989

Kültür: 1512

Teknoloji: 338

Kentsel Gelişim: 121

Temizlik İşleri: 41

Güvenlik: %65

Yolsuzluk: 3

Ayrılmış Fonlar: $518,642

 

****

 

Morata düzenli olarak büyüyordu. Topraklarını genişletmek için daha çok paraya ihtiyaçları vardı. Kültür ve teknoloji ekonomik gelişmeyi tetikliyor, dolayısıyla hatırı sayılır paralar birikiyordu. İnsanların çalışkan olmaları sayesinde pek fazla ticari yozlaşmanın görülmediği bir bölgeydi.

 

“Gelir geçmişine bakalım.”

 

****

 

Morata’nın aylık gelirleri (birim altın ile)

Emlak Vergisi: 12,116

Çevre Vergisi: 918

Satış Vergileri: 22,889

Ticaret Vergileri: 57,901

Tüccar ve Paralı Askerlerden Alınan Vergiler: 3,051

Toprak Vergileri: 6,373

Madencilik Malzemeleri: 9,230

Mağaza Gelirleri: 49,749

Gıda Satış Geliri: 35,461

 

İnsanlar düzenli olarak kuzeye, Morata’ya geliyor.

Seyyahlardan alınan vergi oranları düşük.

Kalifiye uzman eksikliği söz konusu (Demircilik, Aşçılık, Terzilik vb mesleklerde)

20,000 kişi işsiz.

Ana meydan civarındaki evler fazla kalabalık. Emlak vergisi düşük. 

Ucuz mal satışı hızla artış gösteriyor.

Geç saatlere dek açık kalan mağaza sayısı 9 ile sınırlı olduğu için üretim ve mal satışları iyi değil.

Yüzdeler üzerinden gidilecek olunursa Versialles Kıtasının alım satım odağında düşük kaliteli ama çeşitliliği oldukça fazla olan ucuz malların ithalatı bulunuyor.

Morata’nın spesiyalitesi olan elyaf ve kumaş ürünleri yüksek fiyata ihraç ediliyor.

Morata, tüccarlar ve paralı askerler için oldukça ilgi çekici bir konum teşkil ediyor.

Tüccarlar Morata’dan mal alıp kuzeyin geri kalanına satış yapıyor.

Ana meydan bir hayli kalabalık ve sıkışık.

Kaliteli demir cevheri toplanıyor, bakır ve gümüş madenlerinin kalitesi artıyor.

Morata’nın daha fazla maden geliştirmesi gerekiyor.

Bar ve hanların işlerinde bir patlama söz konusu.

Silah Dükkanı, Zırh Dükkanı ve Demirci ise pek iş yapmıyor.

 

****

 

Morata’daki yoğun kullanıcı sayısına bağlı olarak ekonomi gelişim gösteriyordu. Bu nedenle Weed, tüm altınını yatırma kararı aldı.

 

Ding!

 

****

 

Morata’ya geniş çapta bir yatırım yapıldı. Morata Lordu bölgeye astronomik bir fon yatırdı.

Verimlilik iki aylığına %45 artacak.

Şehrin etrafındaki bölge genişleyecek.

Nüfus artışı kuvvetlenecek.

 

****

 

Artık Morata’ya yaptığı yatırım 900 bin altını aşmıştı.

 

“Öncelikle genişleyebilsinler diye madenleri ve tarım alanlarını geliştirmeliyim.”

 

Diyen Weed, tam 320 bin altın aktardı!

 

İnanılmaz bir şekilde genişleyen tarım alanını ve civar dağlardaki madenleri geliştirmeyi planlıyordu.

 

- Arazi temizlendi.

- Ahreupen İmparatorluğuna ait bilgiler sayesinde temizlenen bölge %13 artış gösterdi.

- Boğalar tarıma uygun şekilde gelişti.

- İşçi ve madenciler 3 farklı madene dağıtıldı.

- Morata, araziyi araştırmak adına civar dağlara gözcülerini gönderdi.

 

Tanrıça Freya’nın Versailles Kıtasını kutsayışı sayesinde Morata, üç ay boyunca yiyecek üretebilmişti. Çiftçilik görevini üstlenen kişi sayısının artmasıysa işe yarardı.

 

“Ekonominin anahtarı bu işte.”

 

Tahıl ve maden üretimi arttıkça aylık gelir de kayda değer bir artış gösterirdi. Weed, para kazanmak için diğerlerindense bu stratejiyi tercih ediyordu.

 

“Para insana ihanet etmez.”

 

Koşulsuz para ve kaynaklar!

 

Parasını lüks şeylere harcamaktansa altyapıyı güçlendirmeyi yeğlerdi.

 

Morata’nın pek çok sakini vardı ve para katlanarak artacaktı. Köylüler görev veriyor, sakinler kendilerini çiftçiliğe veya ticarete adadıkça ekonomik aktivite gelişiyordu. Oyuncular oradan ayrılsa bile Versailles Kıtası sakinleri avlanmaya ve para kazanmaya devam edebiliyordu. Her türden görev veriliyor ve ödülleri değişkenlik gösteriyordu. Zengin insanlar daha kaliteli görevler veriyor ve onlar da ekonominin sağlığı için hayati önem taşıyordu. Çok şükür ki kuzeyde avlama görevleri ve geniş çapta bilgi sağlayan çok sayıda vatandaş yaşıyordu.

 

Niflheim Krallığının yok oluşundan kalma eserler çok yaygındı. Bu sayede yüksek kalite görevlere sık rastlanıyordu. Ve Lordun, gelişimi sağlayabilmek adına şehrin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurması gerekiyordu.

 

“Bir büyücü kulesi inşa edelim.”

 

Büyücü Kulesinin inşa bedeli helalinden 100 bin altındı!

 

Ancak Weed bugüne dek bir kule inşa etmemiş olsa da artık buna ayıracak parası vardı.

 

“Burası ana kıtanın aksine soğuğuyla meşhur kuzey, yani bir Buz Büyücü Kulesinde karar kılmalıyım.”

 

Buz Büyücüleri soğukta daha fazla avantaj elde ederdi. Weed, uygun bir yer aradı. Büyücü kuleleri pek güzel olurdu ve şehrin güzelliği de hesaba katılınca iyi bir konum seçmek gerekiyordu. Morata Meydanı çok sayıda ev ve işyeriyle doluydu. Freya heykeli civarıysa daha tenhaydı.

 

“Orası olsun.”

 

Weed İçişleri Modunda olduğu için Freya Heykeli civarındaki kullanıcıları görebiliyordu.

 

İşte o noktaya bir Büyücü Kulesi inşa etti.

 

Buz Kulesi!

 

20 metre yükseklikte, tepetaklak sarkıt yerini almıştı.

 

“Şuna bakın!”

 

“Morata’nın Lordu geri dönmüş!”

 

Büyücü Kulesinin tamamlanışıyla oyuncu ve bölge sakinlerinin kuvvetli tezahüratları yükseldi. Morata’nın ortalardan kaybolan lordu geri dönmüştü. Ve oyuncu ile sakinlerin Savaş Tanrısı Weed’e olan saygısı büyüktü.

 

“Büyücü Kulesinden sonra sıra birazcık daha yatırım yapmakta.”

 

Oyuna yeni başlayan kişilerin Morata’da seçebildiği meslek sayısı sınırlıydı. Büyücü kulesinin gelişiyle büyücülük de meslek olarak seçilebilir hale gelmişti. Bununla birlikte pek çok kişi Elementsel Şamanlık sınıfının var olmasını umuyordu. Oyuna pek aşina olmayan kişiler için çok popüler bir seçimdi. Yeni başlayanların Morata’yı seçme nedeni meslek çeşitliliği değildi. Ve bunu değiştirmek adına bir elementsel şamanlık loncası gerekliydi.

 

“Element Evi inşaatı!”

 

Diyen Weed’in önünde ruh seçebilmesi adına bir ekran belirdi.

 

Düzinelerce popüler ruh vardı!

 

Küstah görünümlü ruhlar birbirlerinden uzak duruyordu.

 

“Sıradaki. Sıradaki…”

 

Weed ruhları arayıp tarıyordu. Ateşle oynayan Ateş ruhu ve yeri kazıyan Toprak ruhuysa bir köşede bir başlarına oyalanıyordu.  

 

“O ikisi için ev yapacağım.”

 

-Ruhların tabiatı gereği inşaat ücreti minimum 20 bin altın. Bütçeden ne kadar kullanmak istersiniz?

 

“20 bin altın.”

 

-Ateş Ruhu Evi tamamlandı.

-Toprak Ruhu Evi tamamlandı.

 

Artık şekil verdiği heykel ruhunun rahatça dinlenebileceği bir evi olmuştu. Binaların temel özellikleri içerisindeki ruha bağlı olurdu. Toprak ruhunun evi taştanken ateş ruhunun yuvası sıcacıktı.

 

****

 

Ruh Evleri içlerindeki ruha bağlı olarak ruhlarla olan yakınlığı arttırır.

Bir ruh rahatlayıp oyun oynayabilir… ancak etkiler, binanın boyutuna göre hassasiyet gösterir. Ruhlarla sözleşme yapılabilir.

 

****

 

Weed’in gözlerinin önünden çeşit çeşit bina geçiyordu. Yarattığı ruhu göz önüne alınca bir hayli tutumlu davranacaktı.

 

“Elementsel Şaman Loncası İnşaatı!”

 

****

 

Elementsel Şaman Loncası inşa edildi.

 

80 bin altın tutsa da bundan böyle Morata’daki çaylaklar oyuna şaman olarak başlangıç yapabilecek. Elementsel şamanlar bir yakınlık seçerek rüzgar veya su gibi ruhları çağırabilirler. Ancak bir ruh evi olduğu takdirde bir sözleşme de yapılabilir.

 

****

 

“Böylelikle o tipler bir sürü sözleşme yapabilecek.”

 

Ruhlar zorlu karakterlerdi ve diğer ruhlarla iyi anlaşmazlardı. Aşırı huysuz olur, kavga çıkartır ve Elementsel Şamanları duymazdan gelerek emirlerine uymayı reddederlerdi. Bu durumlarda da çokça mana ziyan edilirdi. Bu can sıkıcı ruhlarla sorun yaşamaları anlaşılabilirdi. Fakat Weed’in ruhları daha uysaldı. Böyleleri başka yerde bulunamazdı.

 

“Onları yapmakla iyi etmişim.”

 

Ruhların en iyileri olmasalar da diğer ruhların karşısında güçsüz kalmazlardı.

 

Hiçbir sözleşmeyi reddetmeyin.

 

Tüm konuklara krallar gibi davranın.

 

Weed’in emri altındaki ruhlar sıklıkla sözleşmeye bağlanıp çağrılabiliyordu. Gayret gösterilen aktiviteler yoluyla güçleri artıyordu. Sözleşme tarafları ruhları duyabildiği için aşinalık geliştirilebiliyordu. Ve Weed, yarattığı ruhlarla ilgilenmek istiyordu.

 

“Şimdi, yalnızca gerekli yatırımlara gelirsek…”

 

Geriye yalnızca özel bir bina kalmıştı! Tabii ki Ahreupen İmparatorluk Sarayını yapmayı düşünmüyordu. Çok fazla para ve kıymetli materyal gerektirmesinin yanı sıra içerisinde yaşamak bile Weed’in karşılayamayacağı bir lüks olurdu.

 

“Özel Ahreupen Tahıl Ambarı inşaatı.”

 

- Tahıl Ambarı inşaatı sayesinde bol miktarda tahıl depolanabilecek.

Gıda fiyatlarındaki dalgalanmalar azalacak, ekonomik gelişme ve çocuk doğum oranlarına katkı sağlanacak.

Ekonomik güç 7 yükselecek.

Aç köylüler Morata’ya göç edecek.

 

Element Evinin yanında kocaman bir tahıl ambarı belirmişti.

 

O taş bina, tıpkı bir gökdelen gibiydi.

 

Morata’nın en büyük binası olan kara kaleden çok daha büyüktü.

 

%95 oranında taştan oluşan görkemli bir bina, tahıl ambarı olarak inşa edilmişti.

 

“Bina mı bu?”

 

“Neyin nesi ki?”

 

İnsanlar Elementsel Şaman Loncası ve ruh evlerinin etrafında toplanıyordu. Şamanlar bundan böyle Morata’da ruhlarla sözleşme başlatabilecek olduğu için moraller yükseliyordu.

 

“Büyücü ve Şaman sayısı epey artacak.”

 

“Böyle olacağını bilseydim meslek seçmeden önce beklerdim!”

 

Ruh evlerinde ziyaretçiler toplanıyordu. Taştan ve alevden evlerin görünümleri eşsizdi. Ruhların da keyfi yerindeydi.  

 

“Size mutlak bir sadakatle hizmet edeceğim.”

 

“34e kadar düşmanı toprağa gömebilirim.”

 

Ruhlar kullanıcıları kendilerini ziyaret etmeye çağırıyordu!

 

Derken Ruh Evlerinin yanı başında Ahreupen Tahıl Ambarı belirmişti.

 

“Ahreupen İmparatorluğu Tahıl Ambarı mı?”

 

“Ahreupen İmparatorluğu neredeydi ki? İçerisi tahıl dolu. Yiyecek başka şeyler de var.”

 

Versailles Kıtasında türünün tek örneği bir binaydı. İçerisinde muazzam miktarda gıda depolanabiliyordu.

 

“Bu binayı Lord Weed mi yaptı?”

 

“Bu işin sonu forumlarda biter!”

 

“Morata’da sağdan soldan binalar fışkırdığı haberi deli gibi yayılacaktır.”

 

Morata halihazırda kıtanın en güzel şehri olarak görülüyordu. Turistler Şeref Listesi nedeniyle sıklıkla ziyarete geliyordu. Manzara fotoğrafları tüm internete yayılmıştı. Tahıl ambarının görkemli belirişiyse kullanıcılar arasında popüler bir sohbet konusuydu.

 

“Büyülü Peri Göleti İnşaatı.”

 

- Peri göleti inşa edildi. Periler göleti bulmak için toplanacak.

 

İnşaatların tamamlanışıyla birlikte Weed’in oyundan çıkış yapma vakti de gelmişti. Kız kardeşi geliyordu ve akşam yemeği vakti yaklaşmıştı. Eve varmasına bir saat bile kalmamıştı.

 

“Bir an önce kendisine iyi bir adam bulması gerekiyor.”

 

***

 

Lee Hayan’ın gelişi pencereden görünebiliyordu.

 

“Oppa bugün dönecekti.”

 

Abisi Avrupa’ya gitmişti ve bu büyük bir meseleydi. Lee Hayan, içerisine bir gazete tıkıştırdığı çantasıyla sokakta yürüyordu. Güncel olaylardan haberdar olması ve takipte kalması hoş, etkileyici bir şeydi.

 

‘Bir şeyleri bilmek iyidir. Hiç değilse ileride bunu yapmadığım için pişman olmam.’

 

Lee Hayan’ın okula gitmediği bir dönem olmuştu. Tefecilerin bir günde düzinelerce kez okula geldiği oluyordu ve artık hayattan soğumuştu. Söylentiler hızla tüm okula yayılmıştı. Arkadaşlarıyla buluşmaktan utanç duyar hale gelmişti, böyle korkunç bir evde doğup yaşıyor olmak istemiyordu. Borçlardan kurtulmalarından sonraysa nihayet bir mola verebileceği hissine kapılmıştı. Derken okula geri dönmeyi seçtiği bir gün, Lee Hyun’un bir yerlere gittiğini görmüştü.

 

‘Nereye gidiyor bu?’

 

Diyen Lee Hayan abisini gizli gizli takip etmişti. Lee Hyun’un gittiği yerse kendisinin öğretmeninin evi çıkmıştı.

 

“Özür dilerim. Bunun bir daha tekrarlanmayacağından emin olacağım.”

 

Lee Hyun’un öğretmenin önünde eğilip özür dilemesi gerekmişti. Okul para kaybı olduğu için kardeşinin ricalarına rağmen okumayı bırakıp iş bulmuştu. İşte Lee Hayan, abisinin içerisine girdiği bu durumu hiç unutmamış, o günden sonra tavrını değiştirmiş, zorbalığa bir son vermişti ve iyi bir kız kardeş olmaya çalışıyordu. Evlerinin ön kapısına geldiğindeyse müzik sesini işitti. Hoş bir havası vardı, caz olmasa da şarkı söyleyip dans eden bir grup kadına ait bir şarkıydı!

 

Ne hoş. Tatlı. Sevimli.

Senin için mini bir etek giyeyim mi?

Sana göstermek için kolsuz gömlekler de giyerim.

Sonsuza dek kız arkadaşınım senin.

 

İşte bu tarz bir şarkıydı!

 

Lee Hyun, küçük avlularında tezgah kurup yemek hazırlıklarına başlamıştı. Avrupa’da bir sürü şey yediği için oradan aldığı malzemelerle bir şeyler yapmak istemişti.

 

Yani kırmızı şarap ve makarna!

 

Özünde Güney Kore ve İtalyan lezzetlerinin birleşimi olacaktı!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32561 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43274 Bölüm Sayısı


creator
manga tr