Lms 19.1 : Hayalet Geminin Kaptanı

avatar
1897 20

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 19.1 : Hayalet Geminin Kaptanı


Çevirmen : Clumsy-nim



Heykel dönüşümünü kullanan Weed, Liç Korsan Deorol görünümüne bürünmüştü. Liç büyüleri, sağlık ve mana çekme kabiliyetleri konusunda bazı sınırlamalar olsa da yüksek rütbeli bir ölümsüzdü. Ağzını her açışında hayalet denizcileri titretiyordu.

 

“Öfkenizi yatıştırın lütfen.”

 

“Yalvarırım beni ayak bileğime taş bağlayarak denize atmayın.”

 

“Bu sular köpekbalığı dolu. Kaptan, yeter ki beni köpekbalıklarına yem etmeyin, bana ne emrederseniz yaparım.”

 

“Sadece 2 dişim kaldı… Onları da çekmezsiniz muhakkak, değil mi? Yoksa beni de İkinci Kaptan gibi dişsiz mi kılacaksınız?”

 

Mürettebat böylesine çaresizken Weed’in bu fırsatı kaçırması mümkün değildi. Omuzlarını gururla kaldırarak, “Sizin gözünüzde ben kimim?” diye sordu.

 

“Bu geminin sahibi, 7 denizin hükümdarı ve bizim Efendimizsiniz!”

 

Dehşet simgesine dönmüş hayalet gemiciler ellerini ovuşturuyor, övgülerini şarkıya döküyordu. Dizlerinin üzerine çöküyor ve Weed’in önünde eğiliyorlardı.

 

Güçlünün karşısında zayıf, zayıfın karşısında güçlü görünmek Weed’in tipik bir özelliğiydi.

 

“Huhuhu!”

 

“Kellkellkell!”  Weed’in denizcileri öylece vakit geçirirken Pale’in grubu güvertede keşifteydi.

 

“Kayalıklardan hiç uzaklaşmıyoruz, bu gemi hareket ediyor mu ki?”

 

“Gerçekten çok yavaş.”

 

Hayalet Gemi oldum olası yavaştı.

 

Weed demircilik yeteneğiyle bazı dokunuşlarda bulunsa da gemi, eski bir pas yığınıydı. Ve bu orta boy gemide müsaade edilen maksimum yolcu sayısı yalnızca 70ti!

 

Pale’in grubu ve Geomchiler buna rağmen gemiye doluşmuştu; ağırlıkları gereği de gemi sulara iyice batmıştı ve kımıldayamıyordu. Zaten Geomchiler 12 kişilik asansörlere maksimum 8i sığışabilen insanlardı.

 

“Dalgalar cidden güçlü ve rüzgar da gitmek istediğimiz yerin aksi yönünde esiyor!”

 

Güçlü rüzgarlar, büyük dalgalar, gemiyi çizen kayalıklar, dümene dolanan yosunlar ve tüm talihsizlikleri çeken Hayalet Gemi!

 

**Kuhiiing**

 

Ölülerin hayaletlerinin toplaştığı noktadan yükselen ürpertici seslerle korku saçan bir gemi olduğu kesindi. Yolculuk esnasında her türlü kötü şey yaşanıyordu.

 

Hayalet Gemi daireler çiziyor ve Weed ile hayalet gemicilerin sohbet sesleriyle “Ben Deorol’um!” nidaları işitiliyordu.

 

“Azılı Korsan Deorol! Önce zenginlerden çalar, sonra da merhamet etmeden fakirlerin, kadınların ve hatta çocukların bile neyi var neyi yoksa ellerinden alır!”

 

“Kuheheheh!” Weed gururlu bir kahkaha patlattı.

 

Sol gözünün olması gereken yerde bir göz bandı vardı, kafasına da kırmızı bir bandana takmıştı. Kulaklarının olması gereken yerlerdeyse birer delik vardı ve o deliklerden bir çift küpe sarkıyordu.

 

**Palang Palang**

 

Küpeler birer gümüş paradan yapılmıştı ve her rüzgar esişinde şıngırtı sesleri yükseliyordu.

 

“Hakiki korsanlar böyle giyinir işte.”

 

Bir Liç ve korsanlar arasındaki romantizm bu şekildeydi! Pale ve grubuysa Weed’den uzak durmaya çalışıyordu. Giyim kuşamı, grubun en genci olan Surka’ya bile itici geliyordu.

 

****

 

Denizde geçen on iki sıkıcı günün sonuna gelinmişti.

 

Hayalet Geminin hızı nedeniyle yolculuk normalden 3 4 gün uzun sürmüş ama nihayet Neria Denizine ulaşmışlardı.

 

Neria Denizi, Versailles Kıtasının en büyük iç deniziydi. Balıkçı, kaşif ve ticaret gemilerine dek her türden gemi her gün bu deniz üzerinde gidip gelirdi.

 

Hayalet gemideki erzaklar tükeniyordu; Weed ve Zephyr ikilisiyse besin eksikliğini telafi etmek adına balıkçılık yeteneklerinden faydalanıyordu. Weed’in balıkçılık yeteneği orta düzey 4. seviyeydi! Tabii yalnızca nehir, göl veya denizde yükseltebildiği için diğer yeteneklerine nazaran düşüktü. Fakat Neria Denizinde sabah, öğlen, akşam, hepsi de balık vaktiydi.

 

“Büyük bir şey yakaladım!” Weed’in yanındaki Zephyr, bu sözlerle birlikte oltasını kaldırdı. “Oh ho, bu seferki istiridye çıktı. Vaaay, içinde incisi bile var.” Sahiden de bir inci istiridyesi yakalamıştı.

 

Weed bu olayı göz ucuyla izlese de ağzından tek kelime çıkmadı. Zephyr, balıkçılıktaki yeteneğiyle büyük beyaz köpekbalıkları ve küçük balinaları yakalayabiliyor, denizden antika çıkartabiliyordu. Weed ise ancak denizci kaması, uskumru veya şansı yaver giderse kırmızı çipura yakaladığıyla kalıyordu. Bu da hassas gururuna dokunuyordu. Oltasını denizin derinliklerine fırlattıktan bir müddet sonraysa bir balığın yemi kemirişiyle oltası hareketlendi.

 

‘Bu defa büyük bir balık yakaladım galiba.’

 

Denizde, canlılığı ve kuvveti yüksek balıklar yakalanabiliyordu. O balıkları yemek de sağlığın onarılmasına katkı sağlıyordu. Ayrıca pişirilerek yenilmeleri maksimum sağlığı 1 arttırıyordu. Elbette aynı yemeği yemek aynı etkiyi doğuruyordu ama dinlenirken de güçlenilebildiği için çoğu oyuncu dinlenme ve beslenmeyi birlikte gerçekleştirmekten hoşlanırdı.

 

Weed oltasını tüm gücüyle yukarı çekti. “Büyük bir şey geliyor!” Oltaya, ağzı koskoca açılmış bir balık takılmıştı. Aslında balık demek doğru olmazdı, çünkü dokuz bacaklı ve çirkin suratlı bir deniz canavarıydı.  

 

“Kuaaarg!” Canavar, kükreyişiyle Weed’i tehdit etmeye çalışıyordu. Fakat Weed’in Liç görünümü, alev alev yanan gözleri ve hatta küpeleri bile canavarın çırpınmasına mani oluyordu.

 

Acımasızlık konusunda kimse Weed’i geçemezdi. “Epey lezzetli görünüyor!” Diyen Weed, deniz canavarını parçalara ayırarak deniz mahsullü çorbaya kattı. Bilhassa denizde balık tutmak için bir hazırlık yapmadığı düşünülünce fena bir av olmamıştı. Zephyr ise bu sırada insanın taşımakta zorlanacağı irilikte bir ton balığı yakalamıştı.

 

‘Şimdi “Haset başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir” cümlesiyle ne kastettiklerini anlıyorum.’ Diye düşünen Weed, Zephyr’in tuttuğu ton balığını fark etmemiş gibi yapıyordu.

 

“Balıkçılık yeteneğin her zamanki gibi eşsiz.”

 

“Yok canıım.”

 

“Bir sürü değerli şey yakalamışsın galiba…”

 

Çömlekler, eski şişeler ve hatta karınlarında hazineler taşıyan balıklar bile Zephyr’e yakalanmıştı. Kıyasladığınız takdirde onun balıkçılığını avlanmakla bir tutmak mümkündü. Zephyr ileri düzeyde bir balıkçılık yeteneğine sahipti ve kabiliyetlerini en iyi şekilde kullanmak için bundan faydalanıyordu.

 

Yalnızca denizde balık tutarken kullanılabilecek yemler, oltanın ucunda canla başla mücadele ediyordu. Bir balık yakına geldiğinde o yemler(solucan, karides veya yavru ton balıkları) dans edip balığı cezbetmek için gayret veriyordu. Büyük balıklar da kendilerine fazla gelen bu cazibe yüzünden oltayı ısırma arzusuna engel olamıyordu.

 

Zephyr, ileri düzeydeki balıkçılık seviyesiyle yem izleme yeteneğine bile sahipti. Suyun yüzeyine bakarak denizin derinliklerindeki kancayı büyütülmüş haliyle görebiliyordu. Hatta mana kullanarak kancayı yönlendirebiliyor, bu yetenek sayesinde denizi gözleyip hedef alacağı balıkları seçebiliyordu.

 

Yalnızca Kraliyet Yolunda balık tutan ve en büyük başarısı hazineyle dolu bir gemi enkazı bulmak olan bir oyuncuyla ilgili söylentiler dolaşıyordu. Yani balıkçılık göz ardı edilebilecek bir meslek değildi.

 

Zephyr de balıkçılık sayesinde çok sayıda kaliteli besine erişiyor ve yüksek kuvveti, sağlığı ve canlılığını savaşlara katılmak için kullanıyordu. Kalabalık bir canavar sürüsüyle karşılaştığında söz konusu canavarlara karakterlerine uygun yemi göndermek, sonra da onları tek tek sürüden ayırmak bir balıkçının uzmanlık alanıydı.

 

“Balıkçılık, ne kadar derin olduğunu işin içine girince keşfettiğiniz bir iş.” dedi uzun açıklamalardan nefret eden Zephyr.

 

“Büyük oranda şans işi. Benim şans statım 700ün üzerinde, bu yüzden de balık tutmak benim için bu denli kolay.” Weed bir Oymacı olarak Sanat statına sahipti, Zephyr ise bir oymacı olarak Şansa. Bir yandan dayanıklılığı ve canlılığını arttırarak nehirde sakin sakin balık tutmak; işte inanılmaz bir şansa sahip olan Zephyr’in hayatı böyleydi! Avlanırken bile karşısındaki canavarlar sıklıkla ıskalar ve hepsinden çokça ganimet ile ekipman düşerdi!

 

Zephyr, tembel görünmesine rağmen aslında elinden gelenin en iyisini yapmak için gerçekten gayret eden biriydi. Nefret etmenin mümkün olmadığı arsız bir tipti! Oltasını atarken Weed’e bir soru sordu.

 

“Umm... Hyung-nim, Yurin konusunda…”

 

“Hmm?”

 

“Öylesine soruyorum ama Yurin kendisine bir erkek arkadaş bulacak olsaydı ona nasıl biri uyardı sence? Abisi olarak ne düşündüğünü bilmek istedim yalnızca.”

 

Zephyr, bu şekilde pek de merak etmiyormuşçasına Weed’in fikrini sordu.

 

“Yurin’in erkek arkadaşı…” Weed ise bir müddet düşündükten sonra yanıt verdi.

 

“Kibar biri olmalı, kız kardeşime gerçekten değer vermeli.”

 

“Doğru, haklısın.”

 

Weed, bir kızla nasıl ilgilenileceğini kız kardeşiyle ilgilenerek öğrenmişti. Yurin hala gençti fakat hayatının önemli bir periyodunda, dünyadaki yolunda ilerleyebileceği bir noktadaydı. Bir erkekle tanışabilir veya hayatı için hedefler koyabilirdi. Yurtdışında okumak isterse bunu yapabilecek olmalıydı. Bir düş veya aşk uğruna yaşamak; başarılar, başarısızlıklar tatmak, geçmişi yad etmek veya ona dair pişmanlıklar taşımak, hayat böyle bir şeydi.

 

“Bir çift olarak tartışmak mümkün olsa da şiddete başvuran erkekten fayda gelmez.”

 

“Hahaha, tabii ki, tabii ki.”

 

“Ayrıca çıktıkları süreçte kardeşimin eline bir damla su değmesine bile müsaade etmemeli.”

 

“…………”

 

“Eğer o su damlasının izini görecek olursam; işte o gün o çocuğu öldüreceğim gün olur.”

 

“…………”

 

Bunlar, kız kardeşinin zerre kadar bile acı çekmesini istemeyen bir abinin yüreğinden geçenlerdi.

 

****

 

Denizde seyahat eden Hwaryeong’un arkadaşı Bellotte ve diğer kızlar büyük ölçüde yakınlaşmıştı ve sürekli sohbet ediyorlardı. Güneş banyosu yapıyor, güvertede uzanıp hikayelerini paylaşıyorlardı.

 

“Eminim Weed’in tek başına Hayalet Gemiye bindiği an korkutucu olmuştur.”

 

Surka bu manzarayı zihninde canlandırabiliyordu. Fırtına şiddetliydi, gökyüzü karanlığa boğulmuştu ve yağmur dur durak bilmeksizin yağıyordu. Hayalet Gemi yosunlarla kaplanmış ve pek çok yerinden kırılmıştı.

 

“Bir başına ölümsüz denizcilerle dolu bir gemiye çıkmış! Bilirsiniz ya, gerçekten korkutucu bir şey.”

 

Kadınların büyük bir çoğunluğu Surka’nın söylediklerine sempati duyuyordu. Korku filmlerinde görülecek bir sahne gibi, hatta muhtemelen daha da kötü olmalıydı. Kraliyet Yolu forumlarında Hayalet Geminin geçişini gören oyuncuların paylaşımları yer alıyordu. Sessizce geçip giden Hayalet Gemiyle ve göz göze geldikleri anda boğazlarından bir çığlık kaçmasına yol açan kolsuz veya bacaksız ölümsüz denizcilerle ilgili paylaşımlar da vardı.

 

Gece vakti, hele de yapayalnızken bir Hayalet Gemiye binmek inanılmaz bir cesaret istiyor olmalıydı.

 

Hwaryeong dil çıkararak, “Aslına bakarsanız Weed, korku filmindeki kurbandan ziyade…” dedi. Cümlesini tamamlayansa Irene oldu.

 

“Korku filminin canavarı gibi.”

 

Weed, Hayalet Gemi ve mürettebatını sömürebiliyor oluşuyla kızları ürpertiyordu. Ve an itibarıyla ‘Aslan Kükreyişi’ yeteneğini kullanışını işitebiliyorlardı.

 

“Çalışma vakti!” Denizdeyken dinlenmekten başka bir işiniz olmayacağını düşünebilirdiniz fakat bununla büyük bir hata ederdiniz.

 

Güneş doğudan doğarken yalnızca anlık bir boşlukları oluyordu. Ölümsüz denizcilerin işlerini yapabilmesi için geri kalan herkes güverteye yayılmış durumdaydı.

 

Denizciler, geminin yan tarafından ağları indiriyordu. “Denizin doğanın deposu olduğu söylenebilir; yiyecek almaya gerek bırakmaz.” Yemekler için balık yakalanması gerekiyor ve Weed’in emrini verişiyle tüm ölümsüz denizciler delice işlerine koşturuyordu.

 

Weed, orkların, karanlık elflerin veya ölümsüzlerin komutasını üstlendiğinde güçlü ve karizma dolu bir komutana dönüşüyordu. Korkunç canavarların (ve Weed’in) bile gerçekten korktuğu birileri oluyordu.

 

Weed’in ömrü boyunca asla unutamadığı o korkutucu kişi de ev sahibiydi, E-V-S-A-H-İ-B-İ.

 

‘Kuhuk!’

 

Kirada yaşadıkları sıralarda her ay gerginlikten ağzı kururdu.

 

Ev sahibi orada mı değil mi diye etrafı gözlediği zamanlar olurdu. Duvarlar küfle kaplansa, su ısıtıcısı bozulsa veya ışıklar sönse bile tek bir şikayet duyulmazdı. Ev sahibi pek konuşmazdı.

 

“Evi boşaltacak mısınız?” Her nedense kendine ait bir ev aldıktan sonra gerçek olamayacak bir kabus görmüştü. O kabusta evini aldıktan sonra eski ev sahibi karşısına geçmişti.

 

“Madem daha iyi bir eve taşındınız, öyleyse bana her ay fazladan 20000 won ödeyeceksiniz!” Ve Weed, rüyasında bile yalvarmaya başlamıştı.

 

“Yalnızca birkaç güncük daha... Bir yerden beklediğim bir para var ama henüz elime geçmedi. Gelecek ay vaktinde ödeyeceğim vallahi.” Hiç şüphesiz ki Weed’i uysallaştırabilecek tek varlık, ev sahibiydi.

 

Weed, güverteden çivit mavisi denizi izliyordu.

 

Göze çarpan adaların sayısı artmış ve civardan ticaret gemileriyle yelkenliler geçmeye başlamıştı.

 

“Her neyse, Neria’ya vardık!” Yavaş ve döküntü Hayalet Gemi, Geomchilerin ağırlığına, güçsüz ölümsüz denizcilere ve diğer negatif etkilere rağmen zar zor da olsa hedefe yaklaşmayı başarmıştı.

 

Şans sembolü olan bir yunus göründüğünde Hayalet Gemi bile epey hızlanıyordu. Tabii Hayalet Gemi, yunusların bile hızla geride bıraktığı bir gemiydi. Denizin felaketi adını taşımasına rağmen saçmalık derecesinde yavaş bir tekneden farksızdı.

 

“Bu gidişle denizin ücra köşelerine ilerlemek istiyorsak iki, yo, üç ayımızı harcayacağız demektir!” Neria Denizine vardıktan sonra durumun ciddiyetinin farkına varmışlardı. Tek yelkenli bir gemi bile Hayalet gemiden çok daha hızlı hareket edebilirdi.

 

Yeme ihtiyacı duymamaları sayesinde ölümsüz denizciler için hava hoştu fakat tüm Geomchileri balık tutarak beslemek gerekiyordu. Birkaç gün balık yakalanamadığında herkes açlıktan ölecek kıvama gelebiliyordu. Arada bir yemek ve su aramak için karaya inip adaları keşfetmeleri gerekiyordu.

 

Bir başka problem de Weed’in bir kaptan olarak denizcilikte tecrübesiz olmasıydı. Demircilik yeteneği sayesinde gemiyi onarabiliyor ve heykel yapabiliyordu ama yön bulma yeteneğine sahip değildi. Hangi rotayı izlemesi, nereye yönelmesi gerektiğini kavrayamadığı için de sıklıkla Hayalet Geminin yanlış istikamete ilerlemesi veya okyanus akıntısına kapılması gibi vukuatlar yaşanıyordu.

 

“Ehh, 2-3 saat içerisinde Ipia Adasına varacakmış gibi göründüğümüze göre hazırlanmalıyım herhalde. Ölü Şövalye Van Hawk’ı çağırıyorum!”

 

“Beni mi çağırdınız, Efendim?”

 

“Sana verecek bir işim var. Beni takip et.” Diyen Weed, geminin deposuna inerek işe koyuldu. “İç, iç!” Balıkçılık yeteneğiyle yakaladığı balıklar serin havada muhafaza ediliyordu. Ve Weed, balıklara zorla su içirmeye başlamıştı.

 

**Gurururuk**

 

Ölü Şövalye Van Hawk da ellerini hızlı kullanabilir hale geldiği için balıkları suyla beslemesine yardımcı olabilirdi. Bunu yapmalarının nedeniyse daha ağır ve dolgun balıkların daha pahalıya satılmasıydı.

 

****

 

Ipia Adası tatiller için tercih edilen bir cazibe merkeziydi; sahil, dalgaların ve güneşin tadını çıkaran oyuncularla tıklım tıklım doluydu.

 

“Bazen insana bu tarz bir istirahat lazım oluyor.”

 

“Burası cennet gibi.” İnsanlar cennetteymişçesine dinlenmenin tadını çıkarıyordu.

 

Ipia Adası, Versailles Kıtasının güzelliğiyle ünlü 8 adasından biriydi, dolayısıyla yılın her mevsimi turistlerle dolu olurdu. Adanın bir tablodan çıkma gibi görünen sahil şeridi pansiyonları ve ilgi çekici yemekleri, turistlerin devamlılığını sağlayan ana noktalar arasındaydı. Işıl ışıl güneş ve serin deniz suları! Şöyle bir denize dalar, güneşlenir, kum banyosu yapar, son olarak da gece vakti barbekü partisi eşliğinde biranızı yudumlardınız. Bu aktiviteler günü keyifli ve yaşanılası kılardı ki zindanlardaki daimi çabalarından yorulan insanların Ipia Adasını ziyaret etme sebebi tam da buydu.  

 

İşte bu ada yakınlarında ansızın geniş bir yelkenli belirmişti! Öylesine yıpranmış ve denize açılmaya elverişsiz görünen bir gemiydi ki o yelkenlerle denizin üzerinde gidebildiğine inanmak zordu! Çoğu deniz aracında denizde karşılarına çıkabilecek fırtına ve felaketlerden kaçınabilmek adına bir gemi başı süsü olurdu; yani Freya heykeli, yunus ve deniz ruhu gibi şeyler. Bu yelkenlinin süsüyse tek gözlü, tek kollu ve tek bacaklı bir korsandı.

 

Evet, Weed’in önderliğindeki Hayalet Gemi, Ipia Adasına varmıştı. Ada, Neria Denizinin kenarına yakın bir bölgede, denizin geniş okyanusla buluştuğu noktadaydı, bu nedenle birçok maceraperest ve tüccara ev sahipliği yapıyordu. Hayalet Geminin ufukta göründükten sonra adaya varmasıysa uzun bir zaman almıştı.

 

**Kuhiiing, Kuazizizik**

 

Bunun sebebi, kayalıkların ve deniz yosunlarının temasının gemiyi yavaşlatmasıydı. Hayalet Geminin yelkenleri indirip demir atmasının ardından Weed’in grubu bir kayıkla kıyıya yanaştı.

 

“Her türden balık satılır. Uskumru, turna, kama, somon ve ton balığı! Ne ararsanız var! Kaçırmak istemeyeceğiniz bir fırsat ayağınıza geldi! Çok tazeler, gelin de tadına bakın! Karidesim ve istiridyem de var, hem de yok pahasına satıyorum!”

 

Bu, Weed’in kaçıramayacağı bir iş fırsatıydı. Denizde geçirdiği 12 günde balıkçılık yeteneğini geliştirirken çok sayıda balık da toplamıştı.

 

“Oppa, o bir Liç mi?”

 

“Galiba öyle… Vaay, gerçek bir Liç... Artık Liçler bile satış yapar olmuş.”

 

Weed, kar etmek için görünüşünü bile kullanan biriydi. Adaya gelen hoş görünümlü pek çok kişi varken merak uyandıracak hiç kimse yoktu. Weed ise kurukafa şeklindeki başını öne çıkartarak satış yapıyordu.

 

‘Yüzümle dikkat çekeceğim bugünlerin geleceğini biliyordum. Çünkü görünüşümün öne çıkmamasının nedeni diğer insanlardı.’

 

Zephyr, erkek bakış açısıyla bile çekici biriydi, Pale de modadan anlıyordu. Weed ise Geomchilerle bir ilişki geliştirişinden bu yana kadınlar tarafından uzaklaştırıldığını hissediyordu.

 

Gerçek hayatta, Surka, Irene gibi birlikte avlandığı veya Mapan ve Hwaryeong’un tanıştırdığı veyahut Seoyoon gibi ne tür bir ilişki içerisinde olduğunu bilemediği kişiler haricinde kızlar arasında pek popüler değildi.

 

‘Aynen öyle, erkek dediğin kendisini nasıl isterse öyle sunabilmeli. Gereken tek şey özgüven.’ Weed balıklarını satarken güldükçe kadın kullanıcıların elleri silahlarına gidiyordu.

 

Büyücü sınıfından olup da ölümsüz Liç Weed’i görenlerin aklından ‘Tecrübe!’ kelimesi geçiyordu.

 

‘Gerçekten öğe düşürür mü ki?’ Ölümsüz avlamak büyücü sınıflarına çok daha fazla tecrübe, şöhret ve inanç kazandırırdı; dolayısıyla kadın büyücüler bile Weed’in etrafına toplaşmıştı.

 

Herkes silahlarını çekmek için yanıp tutuşuyordu ama bir canavardan ziyade insan oyuncuya benzediği için tereddüt ediyorlardı. Çünkü isimleri kırmızıya dönerse öldürüleceklerine hiç şüphe yoktu.

 

“Yalnızca iki sardalyamız kaldı. Taze, leziz ve besleyici bu sardalyalar kuzeybatıya uzanan denizden yakalandı. Onları kızartabilir, kaynatabilir, fırınlayabilir, çorbaya katabilir veya tazecikken çiğ çiğ yiyebilirsiniz. Özel bir indirimle tanesi 23 gümüşe gelirken ikisini de almak isterseniz onlara yalnızca 44 gümüşe sahip olabilirsiniz!”

 

Alırsanız büyük bir indirim yakalamış olacak, almazsanız da pişmanlık duyacakmışsınız hissi doğuruyordu. İşte bu his, Weed’in ticaret becerisinin eseriydi. Tüm balıklarını satmayı tamamlayan Weed, sokaklarda yürümeye başladı.

 

‘Muhtemelen şehre ilk defa bir Liç geliyordur.’ Weed ilk olmanın gururunu özgüvenle taşısa da adanın muhafızları onu bir suçluymuş gibi izliyordu.

 

İnsanlar bir ölümsüz görmenin şokunu yaşıyordu. Kıtadaki tüm krallıklarda yasaklı büyüler kullananlardan sakınılırdı. Liçler ruh çağıranların bir üst rütbelileri olarak görüldüğü için Weed de aynı tepkiyle karşılaşıyordu. Oyuncular kendi aralarında fısıldaşıp hayrete düşüyordu.

 

“Gerçekten yüksek seviyeli bir büyücü olmalı.”

 

“Bu bir Ruh Çağıranın ikinci, hatta üçüncü işi falan mı ki?” Weed bir Liç olarak duruşunu koruyor, sessiz kalıyordu. Ardında bıraktığı tek şeyse çürük et ve balık kokusu oluyordu.

 

Pale ve diğerleri daha önce pek çok tatil mekanını ziyaret etmişti. Çünkü avlanma ve seviye yükseltme konularında Weed kadar takıntılı değillerdi.

 

“Burası ziyaret ettiğim en güzel yerlerden biri sanırım. Yaz tatilini Ipia Adasında geçirmenin harika olduğunu duymuştum ve gerçekten doğru söylüyorlarmış.” dedi Surka, kıskançlık içerisinde.

 

Ipia Adasında bir hafta geçirmek ne kadar da hoş olurdu! Deniz mercanlarla doluydu ve adada palmiye tarzı ağaçlarla kaplı ufak bir dağ vardı; manzara bundan daha harika olamazdı.

 

“Çok havalı ya!”

 

Ipia Adasının manzarasından Romuna bile etkilenmişti. Oyun içerisinde gerçek hayatta göremeyeceğiniz/yapamayacağınız bir sürü şeyi tecrübe etme imkanınız vardı; pek çok kişinin Kraliyet Yoluna bağımlı olmasını sağlayan da buydu.

 

Sonsuz bir huzur ve barış içerisinde yaşayabilirdiniz ama işler tehlikeli bir hal de alabilirdi. Çünkü bir maceraya atılabilir, avlanmaya gidebilir, diğer insanlarla yakınlaşabilirdiniz ve kendinizi Kraliyet Yolunun çekici ağına kapılmış halde bulurdunuz.

 

Mesela Morata’daki oyuncu sayısı günbegün artıyor, mevcut oyuncular giderek daha da mutlu oluyordu. Ne zaman Morata’nın bahsi açılsa Hwaryeong ışıl ışıl bir gülümsemeyle, “Bence Weed diğer lordların aksine halkına ve çaylaklara daima saygılı davranıyor.” diyordu. Weed’in gerçek benliğini çözmüş olan Mapan ve Pale gibi kişilerse çıt çıkaramıyordu.

 

‘Nasıl oluyor da hepimiz aynı Weed’le tanışmışken… Hwaryeong onu bizden bu denli farklı görebiliyor?’

 

‘‘Gözü kör olmaktan’ kasıtları bu işte. Bir kere ‘iyi tarafını’ gördüklerinde aksine ikna etmek zor oluyor.’

 

Derken Bellotte bir öneride bulundu. “Sahilde yürüyüş yapmaya ne dersiniz?”

 

“Bana uyar.”

 

“Hadi gidelim!” Ipia Adasının sahili, oyunun en popüler noktalarındandı. Adaya gelip de sahilde yürümemek düşünülemezdi. Pek çok mayolu oyuncu vardı, geri kalanlar da sade deri kıyafetler içerisindeydi. İnsanlar bronzlaşıyor, kum banyosu yapıyor, keyifle istirahat ediyor ve hatta suların tadını çıkartmak adına denize dalıyordu. İşte resmedilmeye değer bu manzaranın içerisinde toplanmış bir kalabalık görünüyordu.

 

Vücut geliştiricilerin kaslarına sahip Geomchiler yüzüyor veya kumlarda uzanıyordu. Sahilde vücutlarıyla gösteriş yapan tüm erkeklerin gururlarını ayaklar altına alıyorlardı.

 

Weed ise Denizcilik/Gemicilik Loncasına katılmıştı.

 

Bu lonca gemi sahibi oyuncular, tüccarlar, balıkçılar ve geçim kaynağı deniz olanlar tarafından kullanılıyordu.

 

Tıpkı diğer loncalar gibi bir eğitmenleri ve mühim yeteneklerin öğretildiği bir eğitim salonları vardı. Loncada öğretilen yetenekler, nasıl demir atılacağı, fırtınada neler yapılacağı, yelkenlerin nasıl kontrol edileceği ve bu tarz diğer gerekli konular üzerineydi.

 

Weed’in ağır ağır gelişi eğitmeni şaşırtmamıştı.

 

“Buraya Denizcilik yeteneklerini edinmek için mi geldin?”

 

“Evet.”

 

“Ne öğrenmek istiyorsun?”

 

“Bir deniz seferini hızlandırmaya yardımı dokunacak ne varsa öğrenmek istiyorum.”

 

“Epey açgözlüymüşsün. Yeterli niteliklere sahip misin?”

 

“Tabii ki.” Denizcilik yeteneği çoğunlukla vücudu çalıştırarak edinilirdi.

 

“Öyleyse beni takip et!” Denizcilik loncası, diğer loncalardan büyüktü.

 

Weed, kürek çekme, yelkenleri kontrol etme ve benzeri yetenekler için eğitmenin öğretilerini dinliyordu. Denizde hızlı ilerleyebilmek için rüzgarı etkin bir şekilde kullanmak gerekliydi. Dolayısıyla yelken kontrolü yeteneği mühimdi. Ne hayalet denizciler ne de ikinci kaptan Nick yelkenleri kontrol etmeyi biliyordu.

 

Hayalet Gemi, hedefine doğru ağır ağır ilerleyen bir gemiydi. E bu süreçte felaketleri peşine taktığı için de Weed’in yelkenleri başarıyla kullanmayı öğrenmesi gerekiyordu.

 

“Gemiler okyanus akıntısının yönüne bağlı olarak farklı tepkiler verirler. Denizin en uç noktalarına yelken açmak istiyorsan akıntıları kullanabilmen ve dümeni ne zaman hızlıca çevireceğini bilmen gerekir. Kıyı kordonlarından ve deniz canlılarından kaçınmak da gerekli bir beceridir.”

 

Weed eğitmenin talimatlarını dinleyerek küçük bir geminin dümenini çevirmeyi öğrendi. Ve dümeni her çevirişinde gemi ağır ağır istediği istikamete döndü.

 

“Yüzmeyi biliyor musun? Denize düşer ve yüzemezsen oracıkta ölür gidersin.” Diyen eğitmen, Weed’i suya iterek yüzme pratiği yaptırdı. Weed köpekleme yüzmede doğuştan uzmandı. Rezervuar denilen sahnede de köpekleme sanatını iyice parlatıyordu.

 

“Tuhaf bir yüzme şekli ama hızlı ve etkili. Yani kaysan ve denize düşsen bile ölmezsin. Artık Denizcilik Yeteneğini öğrenmeye hak kazandığını söyleyebilirim.”

 

*Ding*

 

****

 

-Denizcilik Yeteneği edindiniz-

 

Denizcilik: Seyahatle ilişkili bir yetenek.

Denizde veya nehirde gemi kullanmaya yönelik genel bir yetenek.

Yeteneğin seviyesi yükseldikçe gemileri idare etme becerisi gelişir ve gemi ekstra hareket hızı kazanır.

Fırtına veya sağanakla karşılaşma ihtimali düşer.

Uzun seferler, olağanüstü keşifler veya kötü rüzgarlarda yelken açmak bu yeteneğin gelişim hızını arttırır.

Orta düzeye ulaşıldığında mürettebatın hoşnutsuzluğu bastırılabilir ve sadakatteki düşüş engellenebilir, dolayısıyla uzun seferler için faydalıdır.

Mevcut yetenek seviyesi: Başlangıç Düzeyi 1.

Gemi %3 hız artışı kazandı.

Fırtınalarla karşılaşma ihtimali % 1.5 azaldı.

-Bu yeteneği edinerek 4 Canlılık puanı kazandınız!

- Bu yeteneği edinerek 4 Liderlik puanı kazandınız!

- Bu yeteneği edinerek 3 Çeviklik puanı kazandınız!

- Bu yeteneği edinerek 9 Şans puanı kazandınız!

 

****

 

Denizcilik son derece işe yarar bir yetenekti, hatta adalarda veya deniz kenarındaki şehirlerde başlayan oyuncular için zorunlu olduğu söylenebilirdi. Denizde sıklıkla seyahat etmeden de bu yetenek sayesinde bazı istatistikleri yükseltmek mümkündü.

 

“Harita Okuma yeteneğini de edinmek ister misin?”

 

“Denizde seyahat etmek için gerekli bir şey, yani öğrenmek isterim.” Diyen Weed, deniz haritalarını okumayı da öğrendi. Bu, pusulaya bakarak geminin pozisyonunu bulma ve hızını hesap etmeye yönelik bir yetenekti. Sefer sırasında özel bir keşif gerçekleştirilir veya deniz canlılarıyla yakınlık geliştirilirse yetenekteki artışla birlikte o nokta bildirilirdi. Elbette bunun mümkün olabilmesi için başlangıç düzeyinden yüksek bir seviye gerekliydi. Yine de Weed, bu yeteneği edinerek 3 Bilgelik ve Zeka puanı kazanmıştı.

 

“Gemi inşa etme yeteneğini de edinmek istersen sana öğretebilirim, sendeki el becerisi yeteneğiyle ne zaman istersen öğrenebilirsin.”

 

“Onu da öğreneceğim.”

 

Edinilen her yetenekte yeni puanlar kazanılırdı. Söz konusu yetenek olunca ne kadar çok, o kadar iyiydi. Gemi inşa etme yeteneği de ahşap kullanıp ufak tekneler inşa ederek geliştirilebilirdi ki bu da oymacılık ve el becerisinde ileri düzeye ulaşmış Weed için çocuk oyuncağıydı. Denize açılan gemiler için en mühim şey işlevsellikti. Bunu takiben Weed, eğitmenin gemi inşasıyla ilgili tecrübelerini aktarışını dinledi ve gemi inşası yeteneğini edinen Weed, 5er Canlılık, Kuvvet ve Dayanıklılık kazandı. Ancak on parmağında on marifet olmasına rağmen gemi inşa etme yeteneğini orta veya ileri düzeye yükseltme konusunda kendine güveni yoktu.

 

‘Gemi yapmak çok vakit alıyor.’ Ayrıca yalnızca denizin yakınlarında yapılıp satılabilmeleri gibi bir sınırlama da söz konusuydu. ‘Bu bağlamda oymacılık çok daha iyi.’

 

Weed oymacılığın pozitif bir yanını bulmuştu.

 

****

 

Avlanmak, avlanmak ve daha da sık avlanmak!

 

Seoyoon, kendisine saldıran tüm canavarları öldürüyor ve düşen öğeleri topluyordu. Vahşi savaşçı sınıfı (berserker), canavarlarla karşılaştıkça güçlenirdi. Seoyoon da ne kadar tehlikeli olursa olsun her zindana öylece dalıveren biriydi. Yankı Vadisini, Ruh Sırtını ve Kaktüs Geçidini bir başına temizlemişti. Kuzeydeki avlanma sahalarını ilk keşfeden kişi olmuş ve bu sayede çokça şöhret, tecrübe ve öğe kazanmıştı.

 

Tamamen yüksek seviyeli canavarlardan oluşan bir bölgenin zindanlarında avlanmış, görevler tamamlamıştı.

 

-Yavrum evden kaçtı. Vaktin varsa onu bulabilir misin?

 

Bu göreviyse nehir kenarında karşılaştığı bir geyikten almıştı.

 

Seoyoon, Weed’e arkadaşlık isteği gönderdiği vakit dışında Kraliyet Yolunda tek kelime etmemişti. Ve konuşmayarak bir yetenek edinmişti.

 

****

 

Ruh İletişimi: Hayvanlar, canavarlar, ruhlar ve efsanevi varlıklarla iletişim kurulabilir.

Yalnızca yetenek düzeyinden değil, yakınlık, Karizma ve Cazibeden de büyük ölçüde etkilenir.

Basit selamlaşmalar gerçekleştirilebilir fakat avlanılan canavarlarla iletişim kurulamaz.

 

****

 

Seoyoon, canavar ve hayvanlardan da görev alıyordu. Onun görevleri şehirlerde değil, dağ etekleri gibi ücra noktalarda gerçekleşiyordu.

 

Seoyoon, sırf o geyikten aldığı görev uğruna, yavru geyiği bulabilmek adına birden fazla zindan temizlemişti.

 

Ve neyse ki en sonunda, tam da yem olmasına ramak kalmışken yavruyu kurtarmıştı.

 

-Seni annem mi gönderdi? Teşekkür ederim. Beni kurtarabildiğine göre çok yetenekli olmalısın.

 

Diyen yavru geyik, kendisini kurtarması karşılığında Seoyoon’a kıymetli bir bilgi vermişti.

 

-İnsanların pek sevdiği mücevherlerden oluşan bir kolye var ve şuradaki ormana fırlatılmış durumda. Henüz eline geçiren olmadıysa hala oradadır muhtemelen. O kolyeyi bir kez daha görmek isterim, tabii annemin görmesini de.

 

Hazine görevi, tamamdır! Seoyoon bu düşünceyle kolyenin bulunduğu ormana yönelmişti.

 

Ölüm Vadisi, Seoyoon ve Weed’in bin bir güçlükle seyahat ettiği noktaya pek uzak değildi.

 

‘O hastalanmıştı…Ben de ona pirinç lapası yapmıştım. Tadı güzel miydi merak ediyorum doğrusu.’ Seoyoon o sırada hayatında ilk defa biri için yemek yapıp o kişiyi bizzat besleyerek büyük bir cesaret sergilemişti.

 

Gerginlikten öylesine titriyordu ki lapaya doğru düzgün baharat katmayı becerememişti; yalnızca Weed’i özenle beslemeye odaklanmıştı. Haliyle lapa tuzlu, baharatlı ve acı olmuştu! Ama her şeye rağmen Seoyoon’un gözünde iç açıcı bir andı.

 

‘O sırada mutluydum.’ Weed’le seyahat ederken kendisini yalnız hissetmemiş, hatta kahkaha atmamak için uğraştığı anlar olmuştu.

 

‘Bir de mağaradaki heykel meselesi vardı.’ Weed’in ekstrem bir soğukta birbirine sarılır halde tasvir ettiği sevgi dolu çifti gördüğü anı da anımsıyordu. Fakat Weed’le okulda karşılaşma fırsatı olduğu için onu özlemiyordu.

 

‘Ona destek olabilmek için yeterince güçlenmeliyim.’ Weed’in bir canavar tarafından öldürüldüğünü görmek istemiyordu.

 

Her gün avlanma sahalarında turluyor, canavar avlamaya epey vakit harcıyordu. Zamanında bir vampir tarafından Todeum’a davet edilmişti, Vampir Lordu Tori Ölüm Vadisinde Weed’i davet ettiği sıralarda Seoyoon da onunla birlikteydi.

 

“Güzel hanımefendi, ne zaman isterseniz Todeum’u ziyaret edebilirsiniz.” Diyen Tori, Weed bakmazken Seoyoon’a bir gül vermiş, onu şehrine davet etmişti. Vampir Lordu Tori, oldukça sıradan bir vampirdi. Ne zaman güzel bir kadın görse, “Güzel hanımefendi, bir ihtimal vampir olmayı düşünür müydünüz acaba?” diyerek yakınlaşmaya çalışırdı.

 

*Ding*

 

****

 

-Gizli ırk ‘vampirlik’ seçilebilir hale geldi, bir vampir olmak ister misiniz?

Farklı bir ırka geçiş yaptığınızda o ırkın kendine has kabiliyetlerinden faydalanabilirsiniz.

Lakin ölümün cezası normal tecrübe ve yetenek kaybının 3 katıdır.

Bir vampirin kuşanıp kullanabileceği ekipmanlar konusunda bir kısıtlama mevcuttur.

Vampir ırkının fiziksel kabiliyetleri bir savaşçıyla kıyaslanamayacak derecede iyidir, canlılık oranı ile savaş becerileri harikadır ve büyü kullanabilirler.

Bir vampir olduğunuz takdirde Vampir Kraliçesi veya Vampir Lordu mevkilerine yükselebilirsiniz.

Ancak 7 defa öldürülürseniz veya kalbinize gümüş bir çivi çakılırsa insan olmaya geri dönersiniz.

 

****

 

Seoyoon bu teklifi hiç düşünmeden reddetmişti.

 

Şüpheli insanlara temkinli yaklaşan biri olarak boynunun Tori tarafından ısırılmasını istememişti. Tori’yse Vampir Krallığı Todeum’dan ayrılışının ardından genç kızın peşine takılmıştı.

 

“İyi bir efendi bulman gerektiği kesin.” Seoyoon, Tori’ye gösterdiği muamele konusunda Weed’le hiçbir şekilde kıyaslanamazdı. Onu aşağılamıyor veya dövmüyordu.

 

Hiçbir şey güzeller güzeli Seoyoon’la birlikte avlanan Tori’yi daha mutlu edemezdi. Öncülük ettiği gerçek kan vampirleri bile Seoyoon’la birlikte avlanıp seviye atlamaya başlamıştı.

 

#Günün ikinci bölümünden tekrar merhaba! Kimi bulduysak toplayıp bir gemiye doldurduk geziyoruz. Bu sırada utangaç güzelimizin neler yaptığına da bir göz attık. Bir de Da’in meselesini merak ettim ben. En son bir ilk aşk muhabbeti geçmişti, bir daha da göremedik. Bakalım yakın zamanda iki kızımızdan biriyle ilginç bir vukuat yaşayacak mıyız, daha ne kadar gemi seyahati yapacağız ve yeni görevde bizi neler bekliyor… Cevaplar için okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 32642 Üye Sayısı
  • 333 Seri Sayısı
  • 43319 Bölüm Sayısı


creator
manga tr